Ümit Aktan’ı farklı kılan yalnızca bilgi birikimi değildi. Yayın öncesi hazırlığı, kelimelere gösterdiği titizlik, öğrencilerine verdiği diksiyon ve ifade dersleri, onu adeta bir “sınıf hocası” gibi gösterdi. Öğretim üyeliğinde öğrencilerine her zaman şunu telkin ederdi:
“Düzgün konuşmak, düzgün yaşamanın bir yansımasıdır.”
Meslek hayatında ciddiyetinin yanında ince mizahını da korurdu. Maç sonrası dost sohbetlerinde, “Ben anlatırken siz yoruluyorsunuz ya, spikerlik iki kişilik iş” diyerek kahkaha attırırdı.
Türk spor basınının kaybettiği ünlü spiker ve TV yorumcusu sevgili Ümit Aktan ile geçmişte pek çok anımız olmuştur. Deplasmanlarına sık sık beraber giderdik. O anlatır, ben yazardım. İnanılmaz bir futbol bilgisi vardı. Ayrıca müthiş bir ezberi de bulunurdu. Anlatacağı maçtan önce oturur, oyuncuların adlarını ve oynadıkları mevkileri beyaz bir sayfaya kroki şeklinde yerleştirirdi. Böylece rahat ederdi. Mikrofonun önüne geçtiğinde engin bilgisiyle seyirciye veya dinleyiciye heyecan aktarır, adeta onları maça hazırlardı.
Ümit Aktan, kulübede görevini tamamladıktan sonra normal hayatına döner ve verilecek yeni anlatım görevine hazırlanırdı. O dönemde TRT’nin şimdiki gibi çok fazla spikeri yoktu. Çark, üç beş deneyimli isim arasında dönerdi. Bir de yurt dışı maçları olurdu. Avrupa Kulüpler Şampiyonası, Kupa Galipleri Kupası, ayrıca o dönemin üçüncü kupası olan Fuar Şehirleri Kupası vardı ve İzmir’in Göztepe takımı burada söz sahibiydi. Tabii milli maçlar da oynanırdı.
28 Ekim 1979’da Malta–Türkiye Avrupa Futbol Şampiyonası elemeleri için bu adaya gittik. Ümit Aktan ile aynı odada kalıyorduk. Maça gittiğimizde sahanın toprak olduğunu gördük. Üstelik santra dairesinin içinde bir de mazgal vardı. Yöneticilerimiz itiraz etti ama nafile. Ümit Aktan, radyodan maçı anlatacağı kulübeyi ararken görevliler bizi yerin altına, mahzen gibi bir yere götürdüler. Koca loş bir alanda yalnızca bir mikrofon ve bir sandalye vardı. Yani saha görüntüsü yoktu.
Ben, Ümit adına adeta çıldırırken o soğukkanlıydı:
— “Reha, şöyle yapacağız. Sen soyunma odasının penceresinden maçı izle, birkaç dakikada bir gel, gelişmeleri bana anlat; ben hallederim. Ama gol olursa oradan ‘Gooool!’ diye bağır ve kimin attığını çabuk söyle,” dedi.
Hatırladığım kadarıyla Mustafa Denizli ilk golü atmıştı. Koşarak pozisyonu kendisine aktardım, o da heyecanını katarak tüm ayrıntılarıyla anlatmıştı. Neyse, maçı 2-1 kazandık. Ben karşılaşmayı gazeteme yazdırırken Ümit de otobüse gitti. İşim bitip, gazetecileri otele götürecek otobüse vardığımda, bana eliyle “yanıma gel” işareti yaptı.
— “Hayırdır?” dedim.
— “Çaktırma, bir grup Maltalı taraftar tribün önünde Türk bayrağını yırtıp çamura attı’’. Hemen Federasyon Başkanı Cemal Saltık’ı olay yerine götür ve fotoğraf çektir” uyarısında bulundu.
Ertesi gün olay Milliyet Sporun manşetindeydi. Başkan Saltık, yırtık bayrağımızı yerden alıp öpüyordu. Ümit Aktan sayesinde diğer meslektaşlarıma haber atlatmıştım.
Ünlü spiker ile yolumuz arada bir Roma’da kesişir, hasret giderirdik. TRT’den ayrıldı, başka kanallarda çalıştı. Spor ve magazin programları yaptı. Bazılarını izlerdim. O da benim gibi Ege’ye yerleşmişti. Ama bir araya gelmeye kısmet olmadı.
Son dönemine dek metin yazarlığı, program sunuculuğu ve yorumculukla dolu bir kariyer sürdürdü. Yaratıcılığı, çalışkanlığı ve nezaketiyle birçok kişiye örnek oldu.
Geçen gün sevgili Faik Gürses’ten vefat haberini aldım. Kalbine yenilmişti.
Ümit Aktan, artık aramızda değil. Ama sesi hâlâ tribünlerde yankılanıyor, disiplini meslektaşlarında, zarafeti öğrencilerinde yaşayacak. Türk sporunun altın sayfalarında adı daima var olacak.
Top koştu, Ümit Aktan anlattı… Ve futbol sessiz kaldı.
Ümit Aktan’ı farklı kılan yalnızca bilgi birikimi değildi. Yayın öncesi hazırlığı, kelimelere gösterdiği titizlik, öğrencilerine verdiği diksiyon ve ifade dersleri, onu adeta bir “sınıf hocası” gibi gösterdi. Öğretim üyeliğinde öğrencilerine her zaman şunu telkin ederdi:
“Düzgün konuşmak, düzgün yaşamanın bir yansımasıdır.”
Meslek hayatında ciddiyetinin yanında ince mizahını da korurdu. Maç sonrası dost sohbetlerinde, “Ben anlatırken siz yoruluyorsunuz ya, spikerlik iki kişilik iş” diyerek kahkaha attırırdı.
Türk spor basınının kaybettiği ünlü spiker ve TV yorumcusu sevgili Ümit Aktan ile geçmişte pek çok anımız olmuştur. Deplasmanlarına sık sık beraber giderdik. O anlatır, ben yazardım. İnanılmaz bir futbol bilgisi vardı. Ayrıca müthiş bir ezberi de bulunurdu. Anlatacağı maçtan önce oturur, oyuncuların adlarını ve oynadıkları mevkileri beyaz bir sayfaya kroki şeklinde yerleştirirdi. Böylece rahat ederdi. Mikrofonun önüne geçtiğinde engin bilgisiyle seyirciye veya dinleyiciye heyecan aktarır, adeta onları maça hazırlardı.
Ümit Aktan, kulübede görevini tamamladıktan sonra normal hayatına döner ve verilecek yeni anlatım görevine hazırlanırdı. O dönemde TRT’nin şimdiki gibi çok fazla spikeri yoktu. Çark, üç beş deneyimli isim arasında dönerdi. Bir de yurt dışı maçları olurdu. Avrupa Kulüpler Şampiyonası, Kupa Galipleri Kupası, ayrıca o dönemin üçüncü kupası olan Fuar Şehirleri Kupası vardı ve İzmir’in Göztepe takımı burada söz sahibiydi. Tabii milli maçlar da oynanırdı.
28 Ekim 1979’da Malta–Türkiye Avrupa Futbol Şampiyonası elemeleri için bu adaya gittik. Ümit Aktan ile aynı odada kalıyorduk. Maça gittiğimizde sahanın toprak olduğunu gördük. Üstelik santra dairesinin içinde bir de mazgal vardı. Yöneticilerimiz itiraz etti ama nafile. Ümit Aktan, radyodan maçı anlatacağı kulübeyi ararken görevliler bizi yerin altına, mahzen gibi bir yere götürdüler. Koca loş bir alanda yalnızca bir mikrofon ve bir sandalye vardı. Yani saha görüntüsü yoktu.
Ben, Ümit adına adeta çıldırırken o soğukkanlıydı:
— “Reha, şöyle yapacağız. Sen soyunma odasının penceresinden maçı izle, birkaç dakikada bir gel, gelişmeleri bana anlat; ben hallederim. Ama gol olursa oradan ‘Gooool!’ diye bağır ve kimin attığını çabuk söyle,” dedi.
Hatırladığım kadarıyla Mustafa Denizli ilk golü atmıştı. Koşarak pozisyonu kendisine aktardım, o da heyecanını katarak tüm ayrıntılarıyla anlatmıştı. Neyse, maçı 2-1 kazandık. Ben karşılaşmayı gazeteme yazdırırken Ümit de otobüse gitti. İşim bitip, gazetecileri otele götürecek otobüse vardığımda, bana eliyle “yanıma gel” işareti yaptı.
— “Hayırdır?” dedim.
— “Çaktırma, bir grup Maltalı taraftar tribün önünde Türk bayrağını yırtıp çamura attı’’. Hemen Federasyon Başkanı Cemal Saltık’ı olay yerine götür ve fotoğraf çektir” uyarısında bulundu.
Ertesi gün olay Milliyet Sporun manşetindeydi. Başkan Saltık, yırtık bayrağımızı yerden alıp öpüyordu. Ümit Aktan sayesinde diğer meslektaşlarıma haber atlatmıştım.
Ünlü spiker ile yolumuz arada bir Roma’da kesişir, hasret giderirdik. TRT’den ayrıldı, başka kanallarda çalıştı. Spor ve magazin programları yaptı. Bazılarını izlerdim. O da benim gibi Ege’ye yerleşmişti. Ama bir araya gelmeye kısmet olmadı.
Son dönemine dek metin yazarlığı, program sunuculuğu ve yorumculukla dolu bir kariyer sürdürdü. Yaratıcılığı, çalışkanlığı ve nezaketiyle birçok kişiye örnek oldu.
Geçen gün sevgili Faik Gürses’ten vefat haberini aldım. Kalbine yenilmişti.
Ümit Aktan, artık aramızda değil. Ama sesi hâlâ tribünlerde yankılanıyor, disiplini meslektaşlarında, zarafeti öğrencilerinde yaşayacak. Türk sporunun altın sayfalarında adı daima var olacak.
Top koştu, Ümit Aktan anlattı… Ve futbol sessiz kaldı.