Reha Erus Reha Erus

Truva Atının Efsanesi ve Nolan'ın 'The Odyssey'i

03.08.2026 Pazartesi | 08:59Son Güncelleme:

Bizim İzmirli Homeros bir yazmış, pir yazmış. Yüzyıllar geçmiş; destanı hâlâ okul kitaplarında, romanlarda, tiyatrolarda ve beyaz perdede modası geçmeyen bir başyapıt olarak varlığını sürdürüyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Gerçekten Odyssey'i hemşehrimiz mi yazdı, yoksa eser birçok kişi tarafından mı kaleme alındı? Bu da hâlâ bir muamma.
Christopher Nolan’ı yakından tanırım. Kendisiyle birkaç kez, bire bir röportaj yapmıştım. Biyografik ve tarihi eserleri sinemaya aktarmayı adeta kendisine görev edinmiştir. Titizlikte üzerine yoktur. Küçücük bir ayrıntı için bile bütün sahneyi defalarca çeker; kusursuzluğu yakaladığı anda rahat bir nefes alır.

Karakterlere göre oyuncularını seçer, hatta prova bile yaptırmaz. The Odyssey'de Truvalı Helen (aslında Spartalıdır ve Argoslu Helen olarak da bilinir) beyaz tenli olması gerekirken, Nolan'ın tercihiyle siyahi bir oyuncu tarafından canlandırıldı. Bu rol için Kenya asıllı Oscar ödüllü Lupita Nyong’o'yu seçmesi sinema dünyasını ve seyirciyi şaşırttı. Belki de Homeros'un aklına gelmeyecek biçimde dolaylı bir ırkçılık eleştirisine gönderme yapmak istemiştir. Homeros'un destanında karakterleri kesin kalıplara hapsetmemesi, sanki Nolan'ın işini kolaylaştırıyor.

Truva Atının Efsanesi ve Nolanın The Odysseyi

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Oscar ödüllü Amerikalı yönetmen ve yapımcı, hiçbir ayrıntıyı kaçırmamak için setlerde cömert davranmasıyla da dikkat çekiyor. Yaklaşık 250 milyon dolara mal olan ve IMAX 70 mm sistemiyle çekilen yapıt, geçtiğimiz 17 Temmuz'da IMAX salonlarında gösterime girdi ve hasılat rekorlarını altüst etti.

Nolan'ın görselliğe olan düşkünlüğü tartışılmaz. Film, adeta bir görüntü şöleni sunuyor.

Filmin konusu, yani Odyssey destanı, İthaka Kralı Odysseus'un Truva Savaşı'nın ardından gemisiyle ülkesi İthaka Adası'na dönüş yolculuğunu anlatıyor. Bu eser, savaşın son günlerini anlatan İlyada destanının adeta devamı niteliğinde. Odysseus'un dönüş yolculuğu tam 10 yıl sürüyor. Bir de Truva'ya gidişini eklerseniz, evinden uzak kaldığı süre 20 yılı buluyor.

Film vizyona girdikten sonra ne kadar seyirciye ulaşacağı ve ne kadar hasılat elde edeceği kadar, gelecek mart ayında düzenlenecek Oscar Ödülleri'nde kaç heykelcik kazanacağı da merak konusu.

The Odyssey'nin oyuncu kadrosu son derece güçlü. Matt Damon, Charlize Theron, Anne Hathaway, Tom Holland, Zendaya, Robert Pattinson, Jon Bernthal ve Lupita Nyong’o bu görkemli yapımın başrollerini paylaşıyor.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Altı ülkede çekilen ve ilk "motor" denildiği günden itibaren 91 günde tamamlanan The Odyssey tam 172 dakika sürüyor. Çekimler sırasında yaklaşık 640 kilometre ham film kullanıldı, 5.300 kostüm hazırlandı. Truva kuşatması sahnelerinde ise 2 bin figüran görev aldı.

Ben ise rahmetli Wolfgang Petersen'in Truva filmini daha çok beğenmiştim. İlyada uyarlamasında Brad Pitt, Eric Bana, Diane Kruger, Orlando Bloom, Sean Bean ve Rose Byrne başrolleri paylaşmıştı.

Ünlü Truva Atı'nın, destanı zenginleştirmek amacıyla tamamen kurgusal olduğu bugün genel kabul görüyor. Yine de bu dev atın bir kopyası, bugün Çanakkale meydanında bütün görkemiyle turistleri karşılıyor.

2004 yılında yönetmen Wolfgang Petersen'le yaptığım röportajda filmin neden Türkiye'de, hatta Truva'da çekilmediğini sormuş ve beni üzen bir yanıt almıştım.

"Türk yetkililerle görüştük. Bize güvenlik garantisi veremedikleri gibi karşımıza büyük mali sorunlar ve yüksek vergiler çıkardılar. Biz de açık hava sahneleri için Malta'yı seçtik."

Truva Atının Efsanesi ve Nolanın The Odysseyi

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Malta'ya gittiğimde oğlum beni, Brad Pitt'in dev panosunun bulunduğu Mellieħa Koyu'na götürdü. Bölge tam anlamıyla turistik bir merkeze dönüşmüş. Biz ise ne büyük bir fırsatı kaçırmışız!

Bir gün Hürriyet Yazı İşleri'nden Fikret Abi (Ercan) aradı.

"Sen Truva ekibiyle röportajlar yaptın. Çanakkale Belediyesi filmde kullanılan Truva Atı'nı almak istiyor. Her türlü şartı kabul edeceklermiş. Bir araştırır mısın?" dedi.

Uzatmayayım… Filmin İtalya basın temsilcisiyle temasa geçtim. İlk görüşmede talebimizi ilettim. Bana, "Bir istek yazısı gönder, ben de film şirketine ileteyim." dedi. Elbette bu iş tek bir telefonla sonuçlanmadı. Günler süren telefon görüşmeleri, yazışmalar ve karşılıklı değerlendirmeler yapıldı. Çanakkale Belediyesi'nin Truva Atı'nı gerçekten istediğini, tüm taşıma ve diğer masrafları üstlenmeye hazır olduğunu anlattım.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Yıllar içinde kurduğum güven ilişkisi ve mesleki bağlantılarım sayesinde talebimiz ciddiyetle ele alındı. Film şirketi yetkilileriyle yaptığım görüşmelerde, Truva Atı'nın Çanakkale'de sergilenmesinin hem filmin mirasına hem de Truva'nın tarihi kimliğine yakışacağını anlatmaya çalıştım. Uzun süren ikna sürecinin sonunda olumlu yanıt geldi.

Birkaç ay sonra Troy filminde kullanılan dev Truva Atı, gerekli izinlerin alınması ve tüm masrafların Türk tarafınca karşılanmasının ardından Çanakkale'ye getirildi. Bugün kentin simgelerinden biri haline gelen bu görkemli eser, her gün binlerce yerli ve yabancı ziyaretçiyi karşılıyor. Yürüttüğüm temaslar ve kurduğum bağlantılar sayesinde bu sürecin olumlu sonuçlanmasına katkı sağlamak, gazetecilik meslek hayatımın en gurur verici ve unutulmaz başarılarından biri oldu.

Ve sonunda Homeros'un ölümsüz destanı, Christopher Nolan'ın imzasıyla yeniden beyaz perdeye taşındı. Günümüz sinemasının dahi yönetmenlerinden Christopher Nolan, The Odyssey ile yine alışılmışın dışına çıkmayı başarıyor. Destansı öyküyü yalnızca beyaz perdeye taşımakla kalmıyor; kendine özgü anlatımı, görsel dili ve sinema anlayışıyla izleyiciye bambaşka bir deneyim sunuyor. Ortaya çıkan sonuç tam anlamıyla görsel bir şölen. Bana göre bu yapım, Oscar yarışında adından en çok söz ettirecek filmlerin başında geliyor. Mart ayında dağıtılacak heykelciklerin önemli bir bölümünün Nolan ve ekibine gitmesi hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Sonuç olarak The Odyssey, son yılların en görkemli yapımlarından biri. Zaten Christopher Nolan'dan başka kimse bu yaratıcı güçle böylesine ihtişamlı bir eser ortaya koyamazdı.

İlginçtir; bu yazıya başlamadan önce 56 yaşındaki yönetmenin Kara Şövalye Yükseliyor filmini izledim. Yazımı bitirdikten sonra ise Oppenheimer'ı seyredeceğim.

Son bir not: Truva Atı'nı tekrar hatırlatayım; büyük ölçüde kurgusal bir unsurdur. Bugüne kadar bu tahta atın varlığını doğrulayacak herhangi bir fiziksel ya da arkeolojik bulguya rastlanmamıştır.