İran’da barış imzalarının atılmasının ardından ABD Başkanı Donald Trump, ilk fırsatta rotasını Avrupa’ya ve NATO’ya çevireceğinin sinyallerini vermeye başladı.
Rusya, İran’ın Hürmüz Boğazı hamlesini gölgede bırakmamak için petrol fiyatlarının hızla yükseldiği bir dönemde önüne çıkan büyük fırsatı bilinçli biçimde sonuna kadar kullanmıyor. Peki, bu tutumu nasıl okumak gerekir?
Rusya’nın İran konusundaki tavrını belirsiz ve sesiz bulanlar, aslında Ortadoğu’daki diplomasi satrancını doğru okuyamayanlardan oluşuyor. Çünkü yaşanan gelişmeler dikkatle incelendiğinde, İran denkleminde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in rolünün ne kadar ağır olduğu; satır aralarında, attığı diplomatik adımlarda ve verdiği mesajlarda kolayca görülebilir. Nitekim Donald Trump’ın krizin ilk günlerindeki söylemleri ile Putin’le pazartesi akşamı yaptığı telefon görüşmesinin ardından kullandığı ifadeler arasındaki ton farkı da bunun en dikkat çekici göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Son dönemde Türkiye, Rusya dış politikasında ve dış ticaretinde ayrıcalıklı ve stratejik bir konuma yerleşmiş durumda. Moskova, bu gerçeği yalnızca diplomatik söylemle değil, attığı somut adımlarla da ortaya koyuyor. Bunun en çarpıcı göstergesi ise çok hassas bir dönemden geçilirken Ankara’ya yapılan büyükelçi ataması oldu.
Rusya-Ukrayna cephesinde çatışmalar sürerken, diplomasi sahnesinde sessiz ama derin bir yeniden şekillenme yaşanıyor. Avrupa cephesindeki çatlak belirginleşirken, Washington ile Moskova arasındaki temasların sıklaşması ve başlangıçta en sert biçimde karşı çıkan aktörlerin dahi Rus sporcuların uluslararası müsabakalara dönüşünü açıkça dillendirmesi, barışa doğru mesafenin giderek yaklaştığını işaret ediyor. Yakın bir tarihte İstanbul'da AB-Rusya normalleşme masası da kurulursa şaşırmayın.
Rus turisti çekme yarışı bu yıl her zamankinden daha erken başladı. Pazarda lider konumda bulunan Türkiye, erken pazarlama stratejisiyle 2026 turizm sezonuna güçlü bir giriş yaptı. Rusya’nın kalbi Moskova’da gerçekleştirilen Türkiye tanıtımları ve Rus turistlere sunulan yeni ürünler, yılın hemen başında sahaya inilmesiyle Türkiye’yi bölgedeki rakip ülkelerin bir adım daha önüne taşıdı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı ile yıllardır en sert kriz başlıklarından biri olan dondurulan Rus varlıklarını öyle güçlü bir şekilde oyuna soktu ki, bu hamleye kimse "Yok" diyemedi. Kremlin, fiilen erişemediği bu kaynaklara akıl almaz bir manevra ile diplomatik bir kimlik kazandırarak onları uluslararası denklemin ve müzakere masasının aktif bir unsuru haline getirdi.
Türkiye ile Rusya arasındaki ticarette Türkiye’nin ihracat payını artırma hedefi konuşulurken, gündem çoğu zaman tarım, yaş sebze-meyve, turizm ve tekstil gibi geleneksel sektörlere odaklanıyor. Oysa bu başlıkların gölgesinde, sessiz ama derinden ilerleyen, potansiyelinin henüz yüzde birine dahi ulaşmamış bir sektör dikkat çekiyor. Rusya pazarında açık biçimde talep gören, adeta “gel” çağrısı yapılan bu alan; uzun yıllar Türkiye’nin ithalatçı konumunda bulunduğu ancak bugün ihracatçı kimliğiyle öne çıkmaya başladığı tıbbi cihaz sektörü.