Siyamend Kaçmaz Siyamend Kaçmaz

Putin, müzakere niyetinde olmasa beş saat masada kalmazdı

03.12.2025 Çarşamba | 09:40Son Güncelleme:

Dün gece Moskova’nın çok önemli misafirleri vardı. Kremlin’in ışıkları geç saatlere kadar açıktı. ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile iş insanı ve aynı zamanda damadı Jared Kushner, Ukrayna müzakereleri için Rusya Devlet Başkanı ile masaya oturdu. Görüşme gece yarısı bitti ve yaklaşık beş saat sürdü.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Öncelikle şunu söyleyerek başlayayım: Rusya Devlet Başkanı’nı bugüne kadar aldığı kararları, yaptığı açıklamaları ve gerçekleştirdiği toplantıları yaklaşık yirmi yıldır yakından izleyen bir gazeteci olarak rahatlıkla ifade edebilirim ki Putin, çözüm istemeseydi dün akşamki toplantı on dakikada biterdi. Beş saat süren görüşme, müzakere etme iradesinin en net göstergesi olarak görülebilir. Şimdi size dün akşamki görüşmeden gözlemlerimi aktarırken bunu aklınızın bir kenarında tutarak yazdıklarımı okumanızı istiyorum.

Öncelikle Rusya, süreci en başından beri kapalı kapılar ardında yürütmeyi tercih ediyor. Hatta Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, bu yaklaşımı daha önce “megafon diplomasisi tercih etmiyoruz” sözleriyle açıklamıştı. Nitekim dün geceki toplantının sonucunu da Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuriy Uşakov yine oldukça üstü kapalı bir ustalıkla aktardı. Uşakov, ABD heyetinin kendilerine dört yeni belge getirdiğini, bunlar üzerinde detaylı biçimde konuştuklarını; bazı maddelerin Rusya için kabul edilebilir olduğunu ve hatta bazıları üzerinde uzlaşı sağlandığını, bazı maddelerin ise kabul edilme ihtimalinin bulunmadığını sakin bir dille ifade etti.

Her ne kadar dünkü toplantının sonuçlarını Uşakov üstü kapalı biçimde aktarmış olsa da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, VTB’nin “Rusya Çağırıyor” yatırım forumu çıkışında gazetecilere yaptığı açıklamada Rusya’nın tavrını, Witkoff ve Kushner görüşmesi öncesi zaten kamuoyuyla paylaşmıştı. Putin’in sözleri, ABD heyetinin masaya ne getireceğini bildiğini ve buna göre önceden yanıt verdiğini açıkça gösteriyordu. Çünkü yaptığı açıklamalar, neredeyse toplantı sonrası dile getirilmesi beklenen başlıkların önceden özetlenmiş hâli gibiydi.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Kremlin’e göre Avrupa'nın denklemdeki rolü

Özellikle son iki üç haftadır ortada dolaşan ABD planına Avrupa’dan gelen müdahaleler, Rusya’nın hoşnutsuzluğunu belirgin biçimde artırmış durumda. Putin, bu değişiklik önerilerinin çözüme giden yolun önünü kesen bariyerler oluşturduğunu, Avrupa’nın çözümden yana davranmadığını; aksine süreci uzatmaya çalıştığını dün akşamki açıklamalarında açıkça vurguladı. Ayrıca Rusya’nın Avrupa ile savaşmak gibi bir niyetinin olmadığını ancak böyle bir adımın Avrupa’dan gelmesi ve çatışmayı başlatan tarafın Avrupa olması hâlinde buna hemen hazır olduklarını da keskin bir dille ifade etti. Karadeniz’de artan tansiyonun da bu yaklaşımın bir parçası olduğunu ima eden Rusya Devlet Başkanı, gerekirse Ukrayna’nın Karadeniz’e çıkışını engelleyebileceklerinin altını çizerek bu bölgedeki eylemlerde parmağı olduğunu düşündüğü üçüncü ülkelere de üstü kapalı bir mesaj gönderdi.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Yazımın girişinde de belirttiğim gibi, Putin her ne kadar ABD ile müzakerelere devam etme arzusunu toplantının uzun sürmesiyle ortaya koymuş olsa da kendisini bu sürecin dışına itildiğini düşünen ve süreci şekillendirmek isteyen Avrupa’nın gelişmeleri olumlu değil, olumsuz yönde etkilemeye çalıştığını düşünüyor. Hele ki akıllarda İstanbul’da yalnızca imzaya kalan anlaşmayı engelleyen eski İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un yaptıkları varken, Rusya Avrupa’nın bu konuda yapıcı değil, yıkıcı davrandığı düşüncesinde ısrarlı.

Daha önce de yazmıştım: Rusya Devlet Başkanı’ndan bir şey almak istiyorsanız bunu ancak ikna ederek alabilirsiniz; baskı kurarak ya da sopa göstererek değil... ABD bu gerçeği artık anlamış durumda ve süreci bu yöntemle ilerletmeye çalışıyor. Buna karşılık Avrupa hâlâ uyguladığı on dokuz yaptırım paketinin ardından yirmincisini tartışıyor.

Eğer bu yöntem işe yarasaydı bugün 20. yaptırım paketini konuşmak zorunda kalmazlardı; ilk beş pakette zaten sonuç almış olurlardı. Ancak beş değil, on değil, on beş değil, yirminci paketi görüşüyorlar ve bu yöntemden hâlâ sonuç bekliyorlarsa bu ciddi bir yanılgı. Aynı şeyleri tekrarlayarak farklı bir sonuç çıkmayacağı ortadayken Avrupa’nın bu ısrarını anlamlandırmak mümkün değil.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Bence biraz da Putin, dünkü ABD heyetiyle görüşme öncesinde Avrupa’nın ABD’nin ortaya koyduğu barış planı üzerinde yaptığı değişikliklerle süreci etkilemeye çalıştığını ve bu müdahalelerin çözüm yolunu tıkadığını bildiği için o sert açıklamaları yaptı. Bir anlamda, “Daha görüşmeden sizin benimle ne konuşacağınızı biliyorum; Rusya’nın tavrı budur” mesajını özellikle Avrupa’ya verdi. ABD ile Kremlin’de süren beş saatlik görüşme ise Rusya’nın Trump yönetiminin çözüm arayışını takdir ettiğinin ve ciddiyetle karşıladığının bir göstergesi olarak okudum ben. Nitekim Putin, dünkü konuşmasının satır aralarında, Avrupa’nın sahadaki gerçekliği ve günümüz koşullarını doğru okuyup masaya oturmak istemesi hâlinde Rusya’nın buna hazır olduğu mesajını da açıkça verdi.

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Sonuç olarak Avrupa Birliği, sorunun taraflarından biri olan Rusya ile konuşmama tutumunu değiştirmediği sürece bugün tartıştığı yirminci yaptırım paketi değil, ellinci paket bile Kremlin’in tutumunu değiştirmeyecek.

Ancak Avrupa da tıpkı ABD gibi Putin ile masaya oturup konuşmaya başladığı anda bu kısır döngünün kırılabileceğini ve bazı şeylerin değişmeye başladığını görecektir. Dün akşamki toplantı her ne kadar somut bir sonuç üretmemiş olsa da Rusya’nın hâlâ konuşmaktan yana olduğunu ve çözülmez denilen başlıklarda bile müzakereye açık olduğunu gösterdi.

Dün akşam Trump, bir futbol maçı ve stat örneği vererek şu cümleyi kurdu: “Bir futbol maçını düşünün; her ay bu maçı izleyen stattaki seyircilerin yarısı kadar insanın öldüğünü görüyoruz. Bu kabul edilebilir bir şey değil.” Trump'ın verdiği stat benzetmesinden yola çıkarak anlatacak olursak: Avrupa Birliği şu anda devam eden maçı masa başında manipüle ederek sadece maçın uzamasını sağlıyor; oyun sık sık duruyor ve her seferinde maçın sonuna yeni uzatma dakikaları ekleniyor. Artık dünya bu maçı izlemekten yoruldu. Maç hangi sonuçla biterse bitsin herkesin ortak düşüncesi aynı: Yeter ki bu maçın son düdüğü bir an önce çalsın.