Festivalin en dikkat çekici yönlerinden biri, yalnızca dünyaca ünlü sanatçıları Antalya’ya getirmesi değil. Aynı zamanda bu sanatçıların Türkiye’den ayrılırken beraberlerinde bir şehir, bir kültür ve bir misafirperverlik hikâyesi götürmelerini sağlaması. Bir anlamda sahneye çıkan her sanatçı, konser sonrasında gönüllü birer Antalya ve Türkiye elçisine dönüşüyor.
Bu yıl festival kapsamında sahne alan isimlerden biri de Rusya’nın en önemli caz müzisyenlerinden Igor Butman’dı.

Rusya’da caz denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Butman, yalnızca kendi ülkesinde değil, Avrupa’dan Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada tanınan bir sanatçı. Saksofon virtüözü olarak kabul edilen Butman, uzun yıllardır Moskova Caz Orkestrası’nın liderliğini yapıyor. Dünyanın önde gelen caz festivallerinde sahne alan sanatçı, Rus cazının uluslararası alandaki en önemli temsilcilerinden biri olarak adını şimdiden ölümsüzleştirmiş isimler arasında yer alıyor. Moskova ve St. Petersburg'da da caz festivalleri düzenliyor.
Müziğin ötesine geçen tanıtım gücü
Igor Butman, Rusya’da sanat çevrelerinin yanı sıra Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakınlığıyla da bilinen bir isim. Öyle ki, Putin’le birlikte buz hokeyi oynayacak kadar yakın çevresinde yer alıyor.
Antalya’daki konserde Butman’a, Rusya’nın çok iyi tanıdığı bir başka sanatçı olan Sergey Mazayev eşlik etti. Rus rock ve caz sahnesinin önemli figürlerinden biri olan Mazayev, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren büyük popülerlik kazanan Moralny Kodex grubunun solisti olarak tanınıyor. Güçlü sahne hâkimiyeti ve karakteristik sesiyle Rus müzik dünyasının en saygın isimleri arasında yer alıyor.
Akdeniz’den Antalya kıyılarına doğru esen hafif meltemin açık hava sahnesine eşlik ettiği gecede, caz ezgileri gökyüzüne yükselirken seyirciler de unutulması zor bir müzik şölenine tanıklık etti.

Ancak geceyi özel kılan yalnızca müzikal kalite değildi.
Bir gün önce Kenan Doğulu’nun sahnesine sürpriz şekilde çıkarak Türk izleyicileri şaşırtan Butman’ın Türkiye ile kurduğu bağ, konser boyunca sahneye de yansıdı. Türk seyircisine yönelik samimi jestleri dikkat çekerken, bu sıcak atmosfer en çok Antalya’da yaşayan Rusları mutlu etti. Kendi ülkelerinin önemli bir sanatçısının yaşadıkları şehri övmesi, alandaki Rus izleyiciler için ayrı bir gurur kaynağı oldu. Bu yıl 7 milyon Rus turisti ağırlamak isteyen Türk turizmi için de son derece değerli bir tanıtım gecesi yaşandı.
Gecenin sürprizlerinden biri de İzmir Marşı’nın caz düzenlemesi oldu. Rus müzisyenlerin bu eseri çalışarak Antalya’da seslendirmesi, alanda büyük alkış aldı. Ardından “Onun Arabası Var” şarkısının caz yorumuyla sahneye farklı bir renk katıldı. Türkçe sözleri kendi aksanlarıyla seslendirmeye çalışan müzisyenlerin çabası ise seyircinin sempatisini kazandı.
Konser sonunda yaşananlar da gecenin atmosferini özetliyordu. Defalarca alkışlanan sanatçılar kulise çekilmelerine rağmen seyircinin ısrarlı çağrıları üzerine iki kez yeniden sahneye dönmek zorunda kaldı.
Konser sonrasında Igor Butman ve Sergey Mazayev ile sohbet etme fırsatı buldum. Dikkatimi çeken şey, her iki sanatçının da Türkiye hakkında konuşurken bir turistten çok uzun yıllardır burada yaşayan insanlar gibi detaylı gözlemler paylaşmaları oldu.

Özellikle Butman’ın Türkiye sevgisi dikkat çekiciydi.
Yılın önemli bölümünü konserler nedeniyle yurt dışında geçiren sanatçı, Türk mutfağına olan ilgisini büyük bir heyecanla anlattı. En sevdiği yemeklerden birinin fıstıklı kebap olduğunu söylerken yüzündeki samimiyet dikkat çekiyordu. Dubai’de yaşadığı dönemde sık sık gittiği Türk restoranlarından bahsetti. Hatta restoran dolu olduğunda bile kendilerine bir şekilde yer bulunmasının kendisini çok etkilediğini anlattı. Ona göre Türk misafirperverliği sadece Türkiye sınırları içinde değil, dünyanın farklı noktalarındaki Türk işletmelerinde de hissedilebilen bir özellik.
Bu tür sohbetler bana her zaman aynı şeyi düşündürüyor.
Kültürel etkinliklerin etkisi çoğu zaman sahnenin ışıkları söndükten sonra kendini gösteriyor. Bir sanatçının başka bir ülke hakkında anlattıkları, bazen milyonlarca dolarlık tanıtım kampanyalarının sağlayamayacağı bir etki yaratabiliyor.
Bu noktada Akra Jazz Festivali’nin neden önemli olduğunu daha iyi anlamak mümkün.
Bugün dünyada birçok şehir uluslararası sanatçıları ağırlıyor. Ancak çok az sayıda şehir, bu sanatçılarla şehir arasında gerçek ve duygusal bir bağ kurabiliyor. Antalya’nın son yıllarda bunu başardığını görmek çok sevindirici. Sadece deniz, kum ve güneşle değil, artık caz festivaliyle de konuşuluyor.

Bir festivalden daha fazlası
Burada festivalin ev sahibi Haydar Barut’un yaklaşımına da değinmeden geçmemek gerekiyor.
Turizm sektörü çoğu zaman oteller, doluluk oranları ve ekonomik veriler üzerinden değerlendirilir. Oysa ben bir destinasyonun gerçek değerinin ve kalıcılığının, yarattığı kültürel atmosferle ölçüldüğüne inanıyorum. Akra Jazz Festivali boyunca buna bir kez daha tanıklık ettim. Festivalin ev sahibi Haydar Barut, sadece dünyaca ünlü sanatçıları Antalya’ya getirmekle kalmıyor; sanatçıları, gazetecileri, yazarları, yönetmenleri, akademisyenleri ve kendi alanlarında iz bırakan isimleri aynı masa etrafında buluşturarak çok değerli bir iletişim zemini oluşturuyor.
Asıl dikkat çekici olan ise konserlerin ardından yaşanıyor. Sahneden inen sanatçılar, Türkiye’yi farklı alanlarda başarıyla temsil eden isimlerle bire bir sohbet etme fırsatı buluyor. Böylece yabancı sanatçılar, Türkiye’yi sadece bir konser verdikleri ülke olarak değil; kültürü, insanları ve birikimiyle tanıma imkânı yakalıyor. Bana göre bu son derece akıllıca ve stratejik bir yaklaşım. Çünkü bir sanatçı bazen günlerce sürecek resmî programlarda edinemeyeceği bilgi ve izlenimleri, bir akşam yemeği masasındaki samimi sohbetlerde edinebiliyor.

Bu buluşmaların sonunda sadece telefon numaraları değiş tokuş edilmiyor; fikirler, deneyimler ve bakış açıları paylaşılıyor. Antalya’ya gelen sanatçılar bir gecede Türkiye’nin farklı alanlardaki başarılı temsilcileriyle tanışırken, Türkiye de kendisini en doğal ve etkili şekilde anlatma fırsatı buluyor. İşte bir festivali sıradan bir etkinlikten ayıran değer de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Bir konser gecesinin ardından geriye kalan şey sadece güzel melodiler değil. Aynı zamanda Antalya’dan Moskova’ya, Moskova’dan dünyanın farklı şehirlerine uzanan görünmez kültür köprüleri.
Belki de festivalin en büyük başarısı tam olarak burada yatıyor. Müziği yalnızca bir sahne performansı olmaktan çıkarıp insanlar ve ülkeler arasında kalıcı bir diyaloğa ve gönül köprülerine dönüştürebilmesinde.
Festivalin en dikkat çekici yönlerinden biri, yalnızca dünyaca ünlü sanatçıları Antalya’ya getirmesi değil. Aynı zamanda bu sanatçıların Türkiye’den ayrılırken beraberlerinde bir şehir, bir kültür ve bir misafirperverlik hikâyesi götürmelerini sağlaması. Bir anlamda sahneye çıkan her sanatçı, konser sonrasında gönüllü birer Antalya ve Türkiye elçisine dönüşüyor.
Bu yıl festival kapsamında sahne alan isimlerden biri de Rusya’nın en önemli caz müzisyenlerinden Igor Butman’dı.

Rusya’da caz denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Butman, yalnızca kendi ülkesinde değil, Avrupa’dan Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada tanınan bir sanatçı. Saksofon virtüözü olarak kabul edilen Butman, uzun yıllardır Moskova Caz Orkestrası’nın liderliğini yapıyor. Dünyanın önde gelen caz festivallerinde sahne alan sanatçı, Rus cazının uluslararası alandaki en önemli temsilcilerinden biri olarak adını şimdiden ölümsüzleştirmiş isimler arasında yer alıyor. Moskova ve St. Petersburg'da da caz festivalleri düzenliyor.
Müziğin ötesine geçen tanıtım gücü
Igor Butman, Rusya’da sanat çevrelerinin yanı sıra Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakınlığıyla da bilinen bir isim. Öyle ki, Putin’le birlikte buz hokeyi oynayacak kadar yakın çevresinde yer alıyor.
Antalya’daki konserde Butman’a, Rusya’nın çok iyi tanıdığı bir başka sanatçı olan Sergey Mazayev eşlik etti. Rus rock ve caz sahnesinin önemli figürlerinden biri olan Mazayev, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren büyük popülerlik kazanan Moralny Kodex grubunun solisti olarak tanınıyor. Güçlü sahne hâkimiyeti ve karakteristik sesiyle Rus müzik dünyasının en saygın isimleri arasında yer alıyor.
Akdeniz’den Antalya kıyılarına doğru esen hafif meltemin açık hava sahnesine eşlik ettiği gecede, caz ezgileri gökyüzüne yükselirken seyirciler de unutulması zor bir müzik şölenine tanıklık etti.

Ancak geceyi özel kılan yalnızca müzikal kalite değildi.
Bir gün önce Kenan Doğulu’nun sahnesine sürpriz şekilde çıkarak Türk izleyicileri şaşırtan Butman’ın Türkiye ile kurduğu bağ, konser boyunca sahneye de yansıdı. Türk seyircisine yönelik samimi jestleri dikkat çekerken, bu sıcak atmosfer en çok Antalya’da yaşayan Rusları mutlu etti. Kendi ülkelerinin önemli bir sanatçısının yaşadıkları şehri övmesi, alandaki Rus izleyiciler için ayrı bir gurur kaynağı oldu. Bu yıl 7 milyon Rus turisti ağırlamak isteyen Türk turizmi için de son derece değerli bir tanıtım gecesi yaşandı.
Gecenin sürprizlerinden biri de İzmir Marşı’nın caz düzenlemesi oldu. Rus müzisyenlerin bu eseri çalışarak Antalya’da seslendirmesi, alanda büyük alkış aldı. Ardından “Onun Arabası Var” şarkısının caz yorumuyla sahneye farklı bir renk katıldı. Türkçe sözleri kendi aksanlarıyla seslendirmeye çalışan müzisyenlerin çabası ise seyircinin sempatisini kazandı.
Konser sonunda yaşananlar da gecenin atmosferini özetliyordu. Defalarca alkışlanan sanatçılar kulise çekilmelerine rağmen seyircinin ısrarlı çağrıları üzerine iki kez yeniden sahneye dönmek zorunda kaldı.
Konser sonrasında Igor Butman ve Sergey Mazayev ile sohbet etme fırsatı buldum. Dikkatimi çeken şey, her iki sanatçının da Türkiye hakkında konuşurken bir turistten çok uzun yıllardır burada yaşayan insanlar gibi detaylı gözlemler paylaşmaları oldu.

Özellikle Butman’ın Türkiye sevgisi dikkat çekiciydi.
Yılın önemli bölümünü konserler nedeniyle yurt dışında geçiren sanatçı, Türk mutfağına olan ilgisini büyük bir heyecanla anlattı. En sevdiği yemeklerden birinin fıstıklı kebap olduğunu söylerken yüzündeki samimiyet dikkat çekiyordu. Dubai’de yaşadığı dönemde sık sık gittiği Türk restoranlarından bahsetti. Hatta restoran dolu olduğunda bile kendilerine bir şekilde yer bulunmasının kendisini çok etkilediğini anlattı. Ona göre Türk misafirperverliği sadece Türkiye sınırları içinde değil, dünyanın farklı noktalarındaki Türk işletmelerinde de hissedilebilen bir özellik.
Bu tür sohbetler bana her zaman aynı şeyi düşündürüyor.
Kültürel etkinliklerin etkisi çoğu zaman sahnenin ışıkları söndükten sonra kendini gösteriyor. Bir sanatçının başka bir ülke hakkında anlattıkları, bazen milyonlarca dolarlık tanıtım kampanyalarının sağlayamayacağı bir etki yaratabiliyor.
Bu noktada Akra Jazz Festivali’nin neden önemli olduğunu daha iyi anlamak mümkün.
Bugün dünyada birçok şehir uluslararası sanatçıları ağırlıyor. Ancak çok az sayıda şehir, bu sanatçılarla şehir arasında gerçek ve duygusal bir bağ kurabiliyor. Antalya’nın son yıllarda bunu başardığını görmek çok sevindirici. Sadece deniz, kum ve güneşle değil, artık caz festivaliyle de konuşuluyor.

Bir festivalden daha fazlası
Burada festivalin ev sahibi Haydar Barut’un yaklaşımına da değinmeden geçmemek gerekiyor.
Turizm sektörü çoğu zaman oteller, doluluk oranları ve ekonomik veriler üzerinden değerlendirilir. Oysa ben bir destinasyonun gerçek değerinin ve kalıcılığının, yarattığı kültürel atmosferle ölçüldüğüne inanıyorum. Akra Jazz Festivali boyunca buna bir kez daha tanıklık ettim. Festivalin ev sahibi Haydar Barut, sadece dünyaca ünlü sanatçıları Antalya’ya getirmekle kalmıyor; sanatçıları, gazetecileri, yazarları, yönetmenleri, akademisyenleri ve kendi alanlarında iz bırakan isimleri aynı masa etrafında buluşturarak çok değerli bir iletişim zemini oluşturuyor.
Asıl dikkat çekici olan ise konserlerin ardından yaşanıyor. Sahneden inen sanatçılar, Türkiye’yi farklı alanlarda başarıyla temsil eden isimlerle bire bir sohbet etme fırsatı buluyor. Böylece yabancı sanatçılar, Türkiye’yi sadece bir konser verdikleri ülke olarak değil; kültürü, insanları ve birikimiyle tanıma imkânı yakalıyor. Bana göre bu son derece akıllıca ve stratejik bir yaklaşım. Çünkü bir sanatçı bazen günlerce sürecek resmî programlarda edinemeyeceği bilgi ve izlenimleri, bir akşam yemeği masasındaki samimi sohbetlerde edinebiliyor.

Bu buluşmaların sonunda sadece telefon numaraları değiş tokuş edilmiyor; fikirler, deneyimler ve bakış açıları paylaşılıyor. Antalya’ya gelen sanatçılar bir gecede Türkiye’nin farklı alanlardaki başarılı temsilcileriyle tanışırken, Türkiye de kendisini en doğal ve etkili şekilde anlatma fırsatı buluyor. İşte bir festivali sıradan bir etkinlikten ayıran değer de tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Bir konser gecesinin ardından geriye kalan şey sadece güzel melodiler değil. Aynı zamanda Antalya’dan Moskova’ya, Moskova’dan dünyanın farklı şehirlerine uzanan görünmez kültür köprüleri.
Belki de festivalin en büyük başarısı tam olarak burada yatıyor. Müziği yalnızca bir sahne performansı olmaktan çıkarıp insanlar ve ülkeler arasında kalıcı bir diyaloğa ve gönül köprülerine dönüştürebilmesinde.