Telefonu iyi kapatmak da vedalaşma sayılır mı?

Vedasız ölümlerin ardından insan bazen böyle düşünüyor. Karşı taraftan cevap alamayacak olduğu için de “en son an”a dair kendi kendine anlamlar bulmaya çalışıyor. Sanırım karşılaşılmayan bir şey ile karşılaşınca çok konuşan zihnin bir kandırmacası bu. Yapman gerekenleri hep biliyorsun ama işte hep yapamıyorsun sonra da yapamamış oluşunla karşı karşıya geldiğinde durumu kabul etmekten başka çaren kalmıyor. Oysa tek bir cevap var. Fırsatın varken yapman gerekeni yapman gerekiyor. Çünkü sonra fırsat kaçıyor.

***

Mart’ın ikinci haftasında Ankara’ya gitmiştim. Her Ankara seyahatimde olduğu gibi ilk iş babaanneme uğrayıp onu görecektim. Beraber içtiğimiz o sade Türk kahvelerinden birini içecek sonra da karşılıklı sohbet ederken falımızı kapatacaktık. Ben İstanbul’u anlatacaktım, o da Ankara’yı anlatacaktı. Yine havanın gelgitinden, son günlerde neler yapmakta olduğundan, balkondaki çiçeklerinden, hangilerinin yeni açtığından bahsedecekti. Yani havadan sudan bahsedecektik ilk olarak, sonra da eskilere gidecektik. Beraber geçirdiğimiz yazlık günlerini özleyecektik. Sonra babaannem kendi çocukluğundan bazı anılarını anlatacak, o anıları tutup benim çocukluğumla bağlayacak, “sen de benim gibi küçükken şöyle yapmasını çok severdin” diyerek kahve fincanlarının olduğu sehpaya doğru uzanacaktı. Soğumuş fincanı tabağından ayıracaktı ve evirip çevirip gördüklerini anlatmaya başlayacaktı. “Yol var, haneye gün doğmuş, başına talih kuşu konmuş, büyük bir kavuşma var, kuş var, sana bir yerden güzel bir haber geliyor..” diyerek beni o an hangi ruh halindeysem o ruh halinden daha da yüksek bir ruh haline çıkaracaktı. Sonra benim gitme vaktim gelecekti. Onun da bensiz kalma vakti başlıyor diye canı sıkılacaktı. ‘Yine uğrarım babaanne’ diyecektim. Sarılıp sımsıkı öpecektim. Sonra da kalkıp üzerimi giyip, evden çıkacaktım. Kafamı çevirip pencereye baktığımda da onun bana el salladığını görecektim. Onu görünce ben de hemen elimi kaldırıp ona karşılık verecek, ardından da yürüyüp gidecektim.

Ama olmadı.

Bir gece aniden, hiç beklenmedik bir biçimde, hık diye bu dünyanın ötesindeki dünyalardan birine gidiverdi babaannem.

****

O kadar ilgiliyiz ki kendi ölümsüzlüğümüzle, ancak beklemediğimiz anda yanağımızı sıyırıp geçerse ya da derimizi kesip kanımızı dışarı akıtırsa hatırlıyoruz ölümü ve ölümlü olduğumuzu. Acı çekmek, birden bizi kendimize getiriyor ve bu kendine geliş hali de bana göre luna parktaki ‘Balerin’e binip 5 dakika boyunca aynı yöne döndükten sonra “şimdi düz bir çizgi üzerinde yürü” denilmesine benziyor. O yüzden çoğunlukla ölümler, ayrılıklar ve ani kayıplar karşısında nasıl hissedeceğimizi bilemiyoruz. O yüzden hayatın ortalarında bir yerlerinde sanki insansı bir robotmuşuz gibi birden tüm motor fonksiyonlarımızı istemsiz olarak durduruyoruz. O yüzden isteyip de yap(a)madığımız şeyleri böyle anlarda daha çok düşünmeye başlıyoruz. Sonra bu düşünceler artık istesek de yapamayacağımız şeyleri düşünmeye itiyor bizi ve sonra da farkediyoruz ki her ölüm, insanı kendi ölümlülüğüne daha çok yaklaştırıyor. Her kayıp, sonsuzluğun sonsuz olmadığını insana bir kez daha gösteriyor. Her son, başlangıcın beklenmekte olan belirsiz bir zaman biriminde değil de, tam olarak şu an bulunduğumuz yerde olduğunu yeniden hatırlatıyor. O yüzden bizim de hatırlamaktan başka çaremiz yok.

Bu makalenin başlığı “Telefonu iyi kapatmak da vedalaşma sayılır mı?” çünkü ben babaannemle vedalaşamadım. Onunla, o bu dünyadan ayrılmadan bir hafta önce her zamankinden daha uzun bir süre sohbet etmiş olarak telefonu kapattım. O sohbetin sonunda “seni çok seviyorum” diyerek, onun da “ben de seni” dediğini duyarak. O konuşmanın ardından ne o beni bir hafta sonra göremeyeceğini biliyordu ne de ben onu. Ne o “haftaya görüşürüz”derken dediğinin gerçekte ne anlama geldiğinin farkındaydı ne de ben. O nedenle şimdi düşünmek gerekiyor, “ya bu telefon konuşmamız sonsa? Ya bir sonraki arayışımda telefonum açılmazsa?” diye. O nedenle hiçbir şeyi ertelememek ve yapılması gereken ne ise onu o an yapmak gerekiyor. O nedenle “nasıl olsa vaktim” var diye düşünmemek gerekiyor çünkü vaktin efendisi sen değilsin. O nedenle düşündüğünü düşündüğün an yapacaksın. Her an son anmış gibi sarılacaksın. Sevdiklerinin yanından ayrılırken belki bir daha göremeyebilirim diyerek ayrılacaksın. O yüzden sohbet ederken onların gözlerinin içine bakacaksın ve onlara dünyada bir tek onlar varmış, onlardan başka kimse yokmuş gibi davranacaksın. O yüzden söyleyeceği her kelimeyi daha da dikkatli dinleyip onlara onları sevdiğini her sıradan gibi gözüken anda yeniden hissettireceksin. Çünkü bir daha isteyip de dinleyemeyeceğin, onlarla vakit geçiremeyeceğin anların olacak. İşte tüm o yakın veya uzak olduğu bugünden bilinemeyen gelecek zamanlar için, şu an daha fazla mutlu anı biriktirmeye ihtiyacın var. Çünkü o vakit geldiğinde, gidenin arkasından dünyada geride kalan kişi, sonradan yüke fazla meyilli olabilir. Çünkü zihnin anlayamadığı, algılayamadığı ve kendine nasıl nasihat vereceğini bilemediği konular bunlar. O yüzden düşünmek gerek ve unutmamak gerek:

“Fırsat varken o fırsatı kaçırmayacaksın, yoksa kaçar.”

*** Not ***

Babannem için anneler günü muazzam önem taşırdı. Her yıl, tüm aileyi evinde bir araya toplar, büyük sofralarda son derece lezzetli yemeklerle ağırlar, annelere ufak hediyeler verir, herkese sarılır, öper ve de sonra yine kendi hayatına geri dönerdi. Bu sene ilk defa onsuz kutlayacağız. Bugün şunu düşünüyorum; sanırım bir anne için en büyük hediye onun çocukları ile beraber geçirdiği bu güzel günler, biriktirdiği güzel anılar, beraber kolkola oturduğu o kocaman sofralardır. Şimdi bu ilkbaharda dünyanın ilginç bir evresindeyiz. Belli bir yaşın üzerindeki insanlar evlerinde daha da çok yalnız hissediyor olabilir. Dışarının güneşi, evin içini ısıtmaya yetmiyor olabilir. O nedenle bu anneler gününde anneleri - ama en çok da büyükanneleri - uzaktan sevebileceğiniz en güzel biçimde sevin. Olur mu? Kaçmasın fırsat…

içerikler
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS