Uğur Hakan Hacıoğlu Uğur Hakan Hacıoğlu

Erkut Taçkın’a Veda; Başlangıç, Almanya Dönemi, Galatasaray Lisesi Konseri

24.12.2020 Perşembe | 13:37

Özgün bir benlik hiç kuşkusuz kendi dışındaki hayatlarda da oldukça derin izler bırakır. Bu izler bir haberin duyulması ile tekrardan zihin içerisinde filizlenerek tozlu raflardan arınıp gün yüzüne çıkmış olur. Peki, özgün benliğiyle, iyi anılarla ve alınan haberlerle tekrardan hatırlanan o isimler bizler için neden önemliydi?

Şüphesiz ki hepsinin birer yolculukları, ürettiklerini insanlara ulaştırma hususunda yaşadıkları tecrübeler vardı. Bir yolculuğun değerini gösteren nereye varılacağı değil nereden yola çıkıldığıdır. Bu haftaki yazımda sizlere bir yolcudan bahsetmek istiyorum. O yolcu gittiği yolda ilk yürüyenlerden biriydi. Yol arkadaşları vardı fakat onların yolculukları hiç kolay olmamıştı.

Erkut Taçkın, sessiz sedasız aramızdan ayrılırken herkesin anılarında yeniden filizlendi. Kimi insanlar hatıralarını anlattı, kimileri kariyerini inceledi, kimileriyse onunla olan fotoğraflarını paylaştı. Ben de sizlere kariyerinin başlangıcını, Almanya dönemini ve Galatasaray Lisesi konserini anlatmak istedim. Tıpkı Louis Ferdinand Celine’nin söylediği gibi; “Herkesin geçip giden zamana ağıt yakma yöntemi farklıdır.”

Erkut Taçkın, asker kökenli bir ailenin denizci yüzbaşısının oğlu olarak 1942 yılında doğdu. İlk ve ortaöğretim sonrası Deniz Harp Okulu’nda eğitimine devam etti. Müzik kariyeri de 1955 yılında Deniz Harp Okulu’ndayken başladı. O yıl Taçkın, Deniz Harp Okulu’nda öğrenciyken okuldaki arkadaşlarıyla birlikte Genç Denizciler topluluğunu kurdu. Erkut Taçkın’ın o yıllardaki müzik algısını değiştiren olayların temelinde babası yatmaktadır.

Babasının askeri görev ve tatbikatlar sebebiyle yurtdışına gittiği zamanlarda dönerken getirdiği Elvis Presley, Bill Haley ve Chuck Berry albümlerinin analizini yapması o yıllarda hem repertuar oluşturup hem de dinledikçe şarkıların sözleri de yazıya dökmesi kariyer başlangıcında onun adına önemli bir etüttü. Üstelik bu analiz çalışmalarını çoğu asker kökenli olan topluluğun diğer üyeleri de yapmaktaydı. Bu çalışmalarının ışığında repertuarın oturtulmasıyla ilk konserlerini 14 Mart 1956 tarihinde Askeri Tıbbiyeliler Balosu’nda gerçekleştirdiler. Konser kadrosunda Güngör Yücel, Ersin Yüce, Erkut Taçkın, Özden Ulugün, Durul Gence ve Erkan Gürsal yer alıyordu.

Amerika ve Avrupa’dan babaları vasıtasıyla ulaştırılan albümlerle birlikte belli bir müzikal çizgi oluşturan grubun niyeti Rock’n Roll yapmaktı. Fakat İstanbul’da giderek daha bilinir hale gelmeleri, lise öğrencilerinin onlara gösterdiği ilgi ve yaptıkları müzik giderek okul idaresini rahatsız etmeye başlamıştı. Bunun başlıca sebebi olarak dönem içerisindeki disiplin şartlarından bahsetmek gerekir.

O yıllarda askeri öğrencilerin bu tip organizasyonlarda yer alması pek hoş karşılanmıyor ve bu tarz davranışlar, okulun disiplinini bozan hareketler olarak değerlendiriliyordu. Bu sebeple Erkut Taçkın ve arkadaşları disipline gönderildi ve okul dışında konser vermeleri yasaklandı. Fakat artık müzikle aradıkları canlılığı yakalayan ve kanları kaynayan gençler bu soruna da hızlı bir çözüm bularak isimlerini değiştirip yola devam ettiler. O dönem itibarıyla Erkan Gürsal, Somer Soyata ismini kullandı. Herkesin isimlerinin değişmesinin yanında topluluk artık Somer Soyata Orkestrası olarak anılmaya başlamıştı.

1959 yılı ve sonrasında topluluğa Gürkan Birgütay katıldı. Asıl kadronun yanında konserlerde eşlik etmesi için çeşitli isimler de zaman zaman topluluk bünyesinde yer aldı. Eray Turgay, Targan Unutmaz ve Vural Cantürk konserlerde eşlik eden isimlerin en önemlilerindendi. 1960’da Durul Gence’nin Ankara’ya gitmesiyle topluluğa Bülent Ateş ve Aykan Karataş katıldı. Sürekli bir hareketlilik içerisinde olan topluluğa son dönemlerde de Yalçın Ateş ve Gökçen Kaynatan katılmıştı.

1962 yılına gelindiğinde Erkut Taçkın önemli bir karar alarak işçi olarak çalışmak için Almanya’ya gitti. Gitmesinin ardında en önemli sebep olarak babasının evlenmesine izin vermeyişinin yattığını ise yıllar sonra söylemişti. Ford fabrikasında sekiz ay çalıştıktan sonra Münih’teki arkadaşlarının da davetiyle içerisinde Alman müzisyenlerin de bulunduğu Black Points’e katıldı. 1966 yılının başına kadar bu toplulukta yer alan Erkut Taçkın o süreçte Durul Gence’nin de Almanya’ya gelmesiyle birlikte onunla birlikte Durul Gence 5 topluluğunun temellerini attı.

Durul Gence 5 topluluğu o dönem medyada Dave Clark beşlisine benzetilmişti. Askerlik sonrası Alpay ve Arkadaşları’ndan ayrılan Durul Gence, Tanju Öğe, Karl Heinz Escher, Joseph Feldauner, Charlie Blessing ve Erkut Taçkın’dan oluşan topluluk 1966 yılının başında Münih’te gece kulüplerinde sahne alıyordu. Treat Her Night, Mr. Tambourine Man, Balla Balla, Wooly Bully, Shame and Scandal, Blue Bayou parçalarının yanında Erkut Taçkın’ın besteleri Come On and Say, Walking The Dog ve Türk müziğinden iki aranjman; Akkoyun, Karakoyun topluluğun repertuarını oluşturuyordu.

Mayıs 1966’da Almanya’dan yurda dönen Erkut Taçkın ve Durul Gence Beşlisi kısa süre içerisinde gece kulüplerinde çalışmaya başladıklarında yaptıkları müzik hakkında şunları söylemişti; Üç Alman ve üç Türk’ten kurulu topluluğumuz genellikle Beat müziği çalmaktadır. Beat müziği bugüne kadar işlenmemiş bir şekilde gençlerin ve kendini genç hisseden insanların davaları ve problemlerini ele alıyor. Tam olarak bir Beat orkestrası olmasak da günün modası gereği bu müziği yapıyoruz.” şeklinde ifade etmişti.

Aynı yılın aynı ayında Galatasaray Lisesi’nde Erkut Taçkın ve Durul Gence Beşlisi, konser salonunda bir konser verdi. Amplifikatörlerinin yüksek sesine rağmen kulak tırmalamayan müzikleri ile kalplere dokunan ve Almanya’daki konserlerinin bir benzeri performansla sahneye çıkan topluluk seyircinin ilgisini çekmişti. 26 şarkılık programlarında Unchained Melody, Hang On Sloopy, Satisfaction, For Your Love, Mr. Tambourine Man, Treat Her Right, Cadillac gibi çeşitli örneklerde şarkılar yer alıyordu.

Erkut Taçkın’ın sesi, dansı ve stiliyle beraber Durul Gence’nin modern davul soloları ve gitarist Fritz’in varyasyonları konserin akılda kalan detaylarındandı. Aynı hafta içerisinde İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın organize ettiği Müzik Şöleni konserinde sahne alan Erkin Koray ve Arkadaşları ise Ring Dang Doo, Satisfaction ve Wooly Bully parçalarıyla dinleyicileri etkilemeyi başarmıştı. Dönemin basınındaki yansımalarına bakarsak her iki topluluk Beat müziğinin başarılı iki temsilcisi olarak bu konserler sonrasında kabul görmeye, adından söz ettirmeye başlamıştı…

Yazımın başında da ifade ettiğim üzere yolculuğun misyon sorumluluğu bu konser sonrasında her iki topluluk için daha da artmıştı. Hiç şüphesiz Erkut Taçkın’da bu sorumluluğun farkındaydı. Kuşağını ve sonrasını etkileyen, çalışmalarıyla müzik tarihimizde önemli bir yeri olan Erkut Taçkın’ı kaybettik. Sanatsal kariyeri itibarıyla o dönemin önemli isimleri birer birer aramızdan ayrılıyor. Aristoteles'in dediği gibi; "Zaman varolmadır." Hala aramızda olan değerli isimlerin vakit geç olmadan kıymetini bilelim...

Erkut Taçkın'a saygı ve özlemle...

Diğer Yazıları

Doğruları Haykırmak Gerek – Ünal Vanii

Günümüzde insanı bekleyen en büyük tehlike aynanın karşısındaki yansımasıdır. İnsan doğadan uzaklaştıkça doğa içindeki düzeni vahşi bulmuş, doğayla ilişkisini sınırlandırdıkça da doğallığını yitirmiştir. Hâlbuki bizleri en çok endişelendiren insanın gittikçe körelen saygı ve anlayış eğilimleri olmalıdır. Şiddetin giderek arttığı dünyamızda vahşileşen maalesef doğa değil insanlar olmuştur.

Devamını Oku 01.04.2021

Dertlerin Arasından Doğan Sevinç; 3 Derdim Var

 Kar yağışının zemini bembeyaz örttüğü bir Mart gününde Ömer Hayyam’ın “Dert içinde sevinci bul da yaşa” dizesini düşünerek bu satırları yazmaya başladım. İnsanın hayatında kendine ait boşluklar bırakmasının çok değerli olduğunu düşünüyorum. O boşluklar sayesinde kendini dinlenmeye, duymaya ve görmeye fırsat tanımalı. Böylesi zorlu şartlarda bunun değerini daha iyi anlıyoruz. Dert çantamızın dolu olduğu şu günlerde dertlerin içinde bana sevinç katan titiz bir çalışmayı dinleme fırsatı yakaladım. İçeriği itibarıyla hem geçmiş dokuyu hem de bugünün gerekliliklerini bir arada bulundurmayı başarabilen bu çalışmanın altında Serap Yağız ve Taner Öngür’ün imzası var. “3 Derdim Var” dert içinde sevinci bulup yaşamak isteyenlere iyi bir istirahat etme şansı veriyor.

Devamını Oku 25.03.2021

Sfenks ve Caz – Louis Armstrong Mısır’da

Bazen bir fotoğraf görürüz ve o fotoğrafın içinde barındırdığı hikayeyi merak ederiz. Joseph Murphy, Bilinçaltının Gücü kitabında “Bilinciniz bir fotoğraf makinesi, bilinçaltınız ise fotoğrafı aktarıp bastığınız hassas bir tabakadır.” diyor. Bu hafta sizlere Louis Armstrong’un Mısır’da çekilen fotoğraflarının perde arkasındaki olayları anlatacağım.

Devamını Oku 19.03.2021
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS