Uğur Hakan Hacıoğlu Uğur Hakan Hacıoğlu

Ezgi Köker: “Müzik hayatın yansıması.”

27.10.2020 Salı | 15:47

Zarifliği ve naifliği, pozitif enerjisi ve berrak sesiyle tanıdığımız Ezgi Köker’in sözü ve müziği kendisine ait olan son çalışması Uyuma İnsan, yakın bir zaman önce dinleyicilerle buluştu. Köker, son çalışmasında bizi günlük yaşamın içerisinde gözden kaçırdıklarımıza dikkat çekmek istiyor. Uyuma İnsan’ın öncesi ve sonrasını Ezgi Köker ile konuştuk.

Merhaba Ezgi Hanım… Müzisyen bir ailenin ferdi olarak İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı‘na henüz 10 yaşındayken başlamıştınız. Kısa bir süre sonra ise İTÜ Türk Mûsıkisi Devlet Konservatuvarı’na geçtiniz. Bu geçişin sebebi nedir?

Ezgi Köker: Türk müziğine olan sevgim ve aşinalığımdan dolayı böyle bir geçiş yaptım. Yaşım çok küçüktü ama ne istediğimden emindim. Yani  Makam (Klasik Türk) Müziğine ve Halk Müziğine  hem kulağım hem kalbim yönlendirdi beni.

Yıllar önce Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği bir etkinlikte söyleşi esnasında müziğe başlarken ilham alınan bir rol model seçmenin önemini vurgulamıştınız. Bu bağlamda müziğe başladığınız ilk yıllarda sizin rol modeliniz kimdi?

E.K.: Çok çeşitli bir kültürün parçalarıyız bundan dolayı genetiğimizde çeşitliliğe alışık. Mutfak kültürümüzden, müzik kültürümüze geniş yelpazelerimiz var. Ben de bu çeşitlilikten nasibimi aldım. Kendime örnek aldığım isimler yıllar içinde çok çeşitlense de, çocukluğumun ilk kahramanı Sezen Aksu’ydu. Besteciliği, şarkıcılığı, özgüveni ve kadınlığından keyif alması… 

2006 yılında Şan Bölümü’nden mezun oldunuz. Eğitim hayatınız boyunca Alaeddin Yavaşça ve Erol Sayan'ın repertuar öğrencisiydiniz. Eğitmenlerinizin müzikal kariyerinize katkılarından bahsetmemiz gerekirse size en büyük katkılarının hangi konuda olduğunu düşünüyorsunuz? 

E.K.: Yine konuyu çeşitliliğe getireceğim. Çünkü Arap kültüründen etkilenişimiz ve bunun müziğimize yansımaları, kendimize has dokulara zarar da verdi. Eğitimim ve sevgili hocalarım en çok bu gibi şeyleri fark etmemi sağladı. Sadelikle, incelikle de derin duygularımı ifade edebileceğimi öğretti. 

Pera Ensemble adlı toplulukla yurtiçinde ve yurtdışında birçok konser verdiniz. Özellikle yurtdışında Türk Müziğine gösterilen ilgiyi konser ve gözlem deneyimlerinize dayanarak ele alırsak nasıl değerlendirirsiniz?

E.K.: Makam müziği, batı müziğinde var olmayan seslerle de şekillendiği için, yurtdışında bir büyüsü var bence. İşte bu yüzden yurt dışında en çok karşılaştığım soru “o sesleri nasıl çıkarabildiğim” oluyor. Sesleri benim çıkarmamdan ziyade, bu seslerin büyüsü ve neden sadece bazı coğrafyalarda kullanıldığı ilgi çekici oluyor. Özellikle yapılan konserlerde kendi kullandıkları gitar, kontrbas gibi enstrümanlarla birlikte de makam müziği yapılıyor olması ayrıca hoşlarına gidiyor sanki.

2012 yılında Sade; Sanat Müziği’nin yanında Halk Müziği çalışmalarını da barındıran bir albümdü. 2014 yılında da İncesaz topluluğuna katıldınız. Geriye dönüp baktığınızda geçen süreçte o yıllarla günümüzü kıyaslarsak kendinizde ne gibi değişiklikler gözlemliyorsunuz?

E.K.: “Sade” benim ilk albümüm. Yıllarca emek verdiğim gönlümün incisi Klasik Türk Müziğine “şükür” albümümdü. 

İncesaz ile olan beraberliğim halen devam ediyor. Başlangıcından beri o kadar  eğitici ki. Hepsi birbirinden değerli müzisyenler, besteciler, nice konser yurt içi ve yurt dışında… Nasıl bir şeyler öğrenmeden devam edebilir ki zaten hayat? Müzik de hayatın yansıması.

Son çalışmanız Uyuma İnsan’a gelirsek… Zaman süregelen değişimleriyle bizi sürekli güncellese de Uyuma İnsan’da sizden yıllarca almaya alıştığımız naiflik, zarafet ve enerjiyi içinde barındıran bir çalışma olmuş. Şarkının ortaya çıkış süreciyle ilgili neler anlatmak istersiniz? Bu şarkının bir hikayesi var mı?

E.K.: Neredeyse 10 yıllık bir şarkı. Hayata bakış açımın biraz fazla pozitif olduğunu söyleyebilirim. O sıralar dünyada ve ülkemizde süregelen bazı değişimlerin, nefret söylemlerinin, ırkçılığın, içsel savaşlarımızın, gerçek savaşların umutla haykırılışı... Barışa, insana ve doğaya bir çağrı.

Önceki çalışmalarınızla karşılaştırırsak Uyuma İnsan’da dinleyiciyi farklı olarak ne anlatmak istediniz? 

E.K.: Müzik ne türde olursa olsun duyguların bir dışa vurumu. Bu şarkıdaki sözler hepimizin içinden geçen cümleler aslında. Ama bazen dönüp kendimize de bakmamız gerekiyor bu temennilerin ortasında ben ne yapıyorum? Kendimle hesaplaşmamı da dinliyorsunuz, size soru sormamı da, yani aramaya ve daha güzele devam edeceğiz. Bu süreç benim için müzikal olarak da devam edecek. “Uyuma İnsan” bir göz kırpış.

Uyuma İnsan’ın söz ve müziği size ait. Ruhsal bir dinlenmenin yanında fikir dünyamızda bazı uyarı ve sorgulamalarla bize hayata dair önemli kesitler sunmakta. Bu anlamda sizi tebrik etmekle birlikte yeni çalışmalarınızı sormak istiyorum. Söz ve müziği size ait olan ufukta dinleyiciyle buluşacak şarkılar var mı?

E.K.: Beni, sizi ve zamanını bekleyen çokça şarkım var. Bunları sizlerle çok geçmeden paylaşmanın hayalini kuruyorum. Önümdeki plan her aya bir şarkı eğer yetişebilirsek. Yetişmezse de olduğu yerden. Pandemi sürecini henüz aşmadığımız için bu süreci üreterek, destek vererek geçirmek istiyorum. Dilerim aynı desteği ben de bulurum.

Röportaj teklifimizi kırmadığınız için size teşekkür ederiz. Son olarak röportajımızın okurlarına ne söylemek istersiniz. 

E.K.: Ben de teşekkür ederim size. Söyleyecek, anlatacak çok sözümüz var birbirimize. Şarkıda da dediğim gibi; bazı seçimler elimizde değil ama bazıları elimizde. Birbirimizi dinleyip anlamaya çalıştığımız bir dünya dilerim hepimize.

Diğer Yazıları

Doğruları Haykırmak Gerek – Ünal Vanii

Günümüzde insanı bekleyen en büyük tehlike aynanın karşısındaki yansımasıdır. İnsan doğadan uzaklaştıkça doğa içindeki düzeni vahşi bulmuş, doğayla ilişkisini sınırlandırdıkça da doğallığını yitirmiştir. Hâlbuki bizleri en çok endişelendiren insanın gittikçe körelen saygı ve anlayış eğilimleri olmalıdır. Şiddetin giderek arttığı dünyamızda vahşileşen maalesef doğa değil insanlar olmuştur.

Devamını Oku 01.04.2021

Dertlerin Arasından Doğan Sevinç; 3 Derdim Var

 Kar yağışının zemini bembeyaz örttüğü bir Mart gününde Ömer Hayyam’ın “Dert içinde sevinci bul da yaşa” dizesini düşünerek bu satırları yazmaya başladım. İnsanın hayatında kendine ait boşluklar bırakmasının çok değerli olduğunu düşünüyorum. O boşluklar sayesinde kendini dinlenmeye, duymaya ve görmeye fırsat tanımalı. Böylesi zorlu şartlarda bunun değerini daha iyi anlıyoruz. Dert çantamızın dolu olduğu şu günlerde dertlerin içinde bana sevinç katan titiz bir çalışmayı dinleme fırsatı yakaladım. İçeriği itibarıyla hem geçmiş dokuyu hem de bugünün gerekliliklerini bir arada bulundurmayı başarabilen bu çalışmanın altında Serap Yağız ve Taner Öngür’ün imzası var. “3 Derdim Var” dert içinde sevinci bulup yaşamak isteyenlere iyi bir istirahat etme şansı veriyor.

Devamını Oku 25.03.2021

Sfenks ve Caz – Louis Armstrong Mısır’da

Bazen bir fotoğraf görürüz ve o fotoğrafın içinde barındırdığı hikayeyi merak ederiz. Joseph Murphy, Bilinçaltının Gücü kitabında “Bilinciniz bir fotoğraf makinesi, bilinçaltınız ise fotoğrafı aktarıp bastığınız hassas bir tabakadır.” diyor. Bu hafta sizlere Louis Armstrong’un Mısır’da çekilen fotoğraflarının perde arkasındaki olayları anlatacağım.

Devamını Oku 19.03.2021
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS