Uğur Hakan Hacıoğlu Uğur Hakan Hacıoğlu

“Gitmek ile Kalmak; Cem Karaca’nın Almanya Yılları ve Die Kanaken Albümü”

11.02.2021 Perşembe | 11:51

8 Şubat 2021 itibarıyla aramızdan ayrılışının üzerinden 17 yıl geçen Cem Karaca, 1987 yılında yurda dönüşünün ardından Güneş gazetesi için kaleme aldığı ve yedi bölümden oluşan yazı dizisinin üçüncü bölümünde “Korkunç bir yalnızlıkla baş başaydım.” diyordu. 1979 yılından 1987 yılına kadar ailesinden, oğlundan uzakta kaldığı süreçte hiç şüphesiz bir de onu yıllarca alkışlayan insanların ona sırt çevirmesiyle yüzleşmek durumunda kaldı. Yasaklı yıllarda itibarsızlaştırılmaya çalışılsa da yapıtları ve hatıraları yok edilemedi. Çünkü gitmek ile kalmak arasında kalan Cem Karaca her türlü zorluğun omuzlarında yükünü hissetmesine rağmen Almanya’da da müzikten kopmamıştı. Bugünkü yazımda sizlere Cem Karaca’nın Almanya yıllarını ve “Die Kanaken” albümünü anlatmak istiyorum.

1979 yılında konser için Almanya’ya giden Cem Karaca, 1 Mayıs 1979’da Münih şehrinin Marien alanında yapılan gösteri konserinde çekilen bir fotoğrafının 1981 yılında medyada yer bulmasıyla hem şahsı hem de kariyeri manipüle edilmeye çalışılmıştı. Bu programlı ve bilinçli saldırının sonucunda darbe sonrası başa gelen hükümetin yurda çağırdığı Cem Karaca Almanya’da kalmaya karar vererek yurda dönmemiş ve verilen ek sürelerin sonunda 6 Ocak 1983 tarihinde vatandaşlıktan çıkarılmıştı.

Gitmek ve kalmak arasında sıkışıp kalan Cem Karaca o çağrıya dönmeyerek yalnızlığa sığınmayı seçmişti. Yurdundan, ailesinden ve çok sevdiği oğlundan uzakta karanlık bir sığınma. Fakat askerlik döneminde hayatına giren Anadolu kültürü, öğretileri, sazı ve ozanları ona çok önemli bir olgu katmıştı. Yaşadıklarını, yüzleşmek zorunda olduğu karanlığı her zorluğa rağmen müziğiyle yenip haykıracaktı.

Bu aşamada Cem Karaca’nın müziğinde ve hayatında var olan büyük değişimi iyi analiz etmek için askerlik yıllarına değinmek gerekli. 1965 Kasım'ında Antakya 121. Jandarma Er Eğitim Alayı'nda askerlik görevini sürdürmeye başladığında Anadolu kültürü ve müziğiyle tanışmaya başlayan Cem Karaca bu süreçte aynı zamanda Âşık Mahzuni Şerif ile de tanışmıştı. Askerlik sonrasında sürdürdüğü müzikal çalışmalarına Anadolu sentezini eklemesi de askerlik yıllarına dayanmaktadır.

Askerlik sonrası Apaşlar topluluğuna katılan Cem Karaca yeni topluluğuyla birlikte 1967 yılında Altın Mikrofon yarışmasına katıldı. Yarışma sonrasında dikkatleri üzerine çekmeleriyle birlikte art arda konserleri yurt içinde başlamıştı. Seslerini yurt dışında da duyurmak isteyen topluluk Almanya’ya gitti. Almanya’da ilk üç aylık süreçte WDR radyosunda başarılı bir performans göstermelerinin ardından Mart 1968’de Cem Karaca ve Apaşlar topluluğu Werner Müller Orkestrası ile Almanya’da plak doldurması basında büyük bir ilgiyle takip edildi. İlk plak çalışmasının ardından Ariola stüdyolarında üç yeni plak çalışması daha gerçekleştirildi ve bu çalışmalar İngiltere ve Almanya’da satışa çıktı.

Türkiye’ye döndükten sonra müzikal çalışmalarını Almanya’dan getirdikleri yeni ses ve alet düzeniyle devam eden Cem Karaca ve Apaşlar bir süre sonra tekrardan Almanya’ya giderek Köln şehrinde “Avrupa Köln’de Buluşuyor” etkinliğine katıldılar. Sadece Almanya ile sınırlı kalmayan etkinlikte Avusturya, Belçika ve Hollanda radyolarının da dahil olduğu 19 radyo bu etkinliği yayınlamıştı. O gece “Emrah” şarkısıyla Cem Karaca ve Apaşlar Almanya’da dikkatleri üzerine çekmiş dönemin ünlü Alman gazetesi Angeizer’de bu başarıyı satırlarına taşımış ve topluluktan övgüyle söz etmişti.

Almanya ile ilişkileri Apaşlar döneminde ilerleyen Cem Karaca o yıllarda protest müziğe yönelim hususunda giderek daha belirgin adımlar atmaya başladı. Onu kariyerinde bambaşka bir noktaya getirecek olan bu kararın öncesinde de Apaşlar’ın kurucusu Mehmet Soyarslan ile görüştü. Görüşmenin sonucunda müzikal farklılıkların neticesinde yollar ayrıldı. Bu ayrılık sonrasında Cem Karaca için yeni yolculuklar başlayacak, içindeki protest müzik en sonunda onu tekrardan Almanya’ya taşıyacaktı.

1979 yılında konser için gittiği ve sonrasında da vatandaşlıktan çıkarılmasına kadar devam edecek süreçte Cem Karaca Almanya’ya göç etmiş Türk ailelerin birinci ve ikinci kuşaklarının olduğu bir döneme rast gelmiştir. Bu süreçte Türkiye hasreti, kültürel farklılıklar, çalışma şartları, eşitsizlik gibi problemlerin ağırlığı altında ezilen gurbetçilerin sorunlarını dinleyen Cem Karaca Almanca öğrenmeye başlar ve Türkiye kökenli insanların problemlerini dile getirmek için şarkılar yapmaya karar verir.

Cem Karaca o yıllarda gurbet hayatını ve gurbetçileri benimseyerek onlar gibi yaşamaya onların sorunlarına çözüm bulmaya odaklandı. Bu dönemin ilk meyveleri “Alamanya” ve “Entegrasyon Dedikleri” ve “Alamanya Berbadı” şarkıları olmuştu. O süreçte annesinin tiyatro oyunları için Almanya’ya gelmesiyle annesine olan hasretini bir nebze olsun dindirmeye gayret etse de oğluna olan özlemi asla bitmeyecekti. Bir yanda aile bir yanda ülkesine duyduğu özlem koşulları onun için giderek daha da ağırlaştırıyordu.

1984 yılında Cem Karaca Almanya’da yaşayan Türk müzisyenlerden gitarist Fehiman Uğurdemir, bas gitarist Cengiz Öztunç, klavyelerde Sefa Pekelli ve Betin Güneş –Güneş ayrıca trombon çalmıştır- ve davulda İsmail Tarlan’dan oluşan Kanaklar topluluğuyla “Die Kanaken” albümünü yayınladı. Kanaken, Cem Karaca’nın tek Alman müzik albümü olmuştur. Albümün kaydı Köln’de Studio am Dom’da yapılmıştır. Türk müzisyenler dışında “Beim Kaffee” şarkısında kemanı Clemente Alfredo ve “Çok Yorgunum” şarkısındaki synthesizeri ise Dick Stadtler çalmıştır.

Albümdeki şarkıların genel temasında göçmenlerin problemleri, gurbetçilerin sorunları, iş ve emek üzerine adaletsizliklere vurgu yapılmıştır. Şarkılar Alman kısa öykü yazarı Harry Bösecke tarafından 1984 yılında yazar Martin Burkert ile birlikte hazırladığı “Ab in den Orient Express” adlı tiyatro oyunu için yazılmıştır. Cem Karaca bu tiyatro oyununun hem müziklerini yapmış hem de oynamıştır. Toto Karaca’da bir süre bu oyunda rol almıştır. “Die Kanaken” albümü, tiyatro oyununda yer alan şarkıların yanında “Wilkommen”, “Mein Deutscher Freund” ve “Was Sagst Du” parçaları albüme özel hazırlanmıştır.  Albüm sonrasında da topluluk, Almanya, Hollanda, Danimarka, Doğu Almanya ve Norveç’te konserler vermiştir.

Tüm zorluklara rağmen müzikten kopmadan Almanya’daki yaşantısını sürdürmeye çalışan Cem Karaca gün geçtikçe evden uzakta kalmanın, oğlunu özlemenin hasretiyle giderek daha da içine kapanmaya başlar. Konser için Almanya’ya gelen dostlarıyla görüştüğü zamanlar bile artık ona yetmiyordur. Gitmek ile kalmak arasında kalan hayatını yeniden toparlamanın yolunu geri dönmekle yoluna koyabileceğine karar verir. Fakat geri dönmenin doğurduğu zorluklar yine onun omuzlamak zorunda olacağı sorumluluklar olacaktır.

27 Haziran 1987 tarihinde daha önce Almanya’da çeşitli telefon görüşmeleri ve bağlantılarla hazırlıklarının yapılması sonucunda Turgut Özal’ın yardımıyla Türkiye’ye dönen ve uçaktan iner inmez oğluna sarılarak dönüşünün mutluluğunu yaşayan Cem Karaca, dönüş şekli ve dönmesinde etkisi olan siyasi bağlantılar sebebiyle eski dostları tarafından suçlanır.

Almanya, Cem Karaca’yı çok değiştirmiştir. Düşünce dünyası, görüşleri değişmiş olsa da müziğe olan bağlılığı asla değişmemiştir. Bu sebeple eski dostlarına cevabını yeni şarkılarıyla verir. Yakın arkadaşları Cahit Berkay ve Uğur Dikmen'le bir albüm çalışması yapar. Ruhen, bedenen tekrardan bu topraklardadır. “Yarım Porsiyon Aydınlık” adlı şarkısında, “Hiçbir şey üretemeden sadece eleştirirsiniz” diyerek kırgınlığını dile getirdi. Kırgınlıklarını, üzüntülerini ve üstlendiği tüm sorumlulukların ağırlıklarını şarkılarıyla hafifletmeye gayret gösterir. Son nefesine kadar da şarkılara sığınmaya devam eder.

Cem Karaca 8 Şubat 2004 tarihinde vefat ettiğinde hayatının en keskin dönemeçlerinden biri olan Almanya yılları gibi bir ikilem daha yaşamıştı. Gitmek ile kalmak… Bedeni gitmişti. Şarkıları, gözlüğü, şapkası ve sesi bizlerle kaldı…

Anısına en derin saygıyla…

Diğer Yazıları

Doğruları Haykırmak Gerek – Ünal Vanii

Günümüzde insanı bekleyen en büyük tehlike aynanın karşısındaki yansımasıdır. İnsan doğadan uzaklaştıkça doğa içindeki düzeni vahşi bulmuş, doğayla ilişkisini sınırlandırdıkça da doğallığını yitirmiştir. Hâlbuki bizleri en çok endişelendiren insanın gittikçe körelen saygı ve anlayış eğilimleri olmalıdır. Şiddetin giderek arttığı dünyamızda vahşileşen maalesef doğa değil insanlar olmuştur.

Devamını Oku 01.04.2021

Dertlerin Arasından Doğan Sevinç; 3 Derdim Var

 Kar yağışının zemini bembeyaz örttüğü bir Mart gününde Ömer Hayyam’ın “Dert içinde sevinci bul da yaşa” dizesini düşünerek bu satırları yazmaya başladım. İnsanın hayatında kendine ait boşluklar bırakmasının çok değerli olduğunu düşünüyorum. O boşluklar sayesinde kendini dinlenmeye, duymaya ve görmeye fırsat tanımalı. Böylesi zorlu şartlarda bunun değerini daha iyi anlıyoruz. Dert çantamızın dolu olduğu şu günlerde dertlerin içinde bana sevinç katan titiz bir çalışmayı dinleme fırsatı yakaladım. İçeriği itibarıyla hem geçmiş dokuyu hem de bugünün gerekliliklerini bir arada bulundurmayı başarabilen bu çalışmanın altında Serap Yağız ve Taner Öngür’ün imzası var. “3 Derdim Var” dert içinde sevinci bulup yaşamak isteyenlere iyi bir istirahat etme şansı veriyor.

Devamını Oku 25.03.2021

Sfenks ve Caz – Louis Armstrong Mısır’da

Bazen bir fotoğraf görürüz ve o fotoğrafın içinde barındırdığı hikayeyi merak ederiz. Joseph Murphy, Bilinçaltının Gücü kitabında “Bilinciniz bir fotoğraf makinesi, bilinçaltınız ise fotoğrafı aktarıp bastığınız hassas bir tabakadır.” diyor. Bu hafta sizlere Louis Armstrong’un Mısır’da çekilen fotoğraflarının perde arkasındaki olayları anlatacağım.

Devamını Oku 19.03.2021
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS