Uğur Hakan Hacıoğlu Uğur Hakan Hacıoğlu

Uzun Yolculuklar Tek Bir Adımla Başlar – Şebnem Paker’in Eurovision Yolculuğu

04.11.2020 Çarşamba | 12:12

Başarı her daim kolay yollardan ve hızlıca ulaşılan bir hedef değildir. Her insan hayatında başarılı olmayı, hedeflerini gerçekleştirmeyi arzular. Yeni yazımda sizlere Eurovision yolculuğumuz devam ederken denemekten korkmayıp ikinci kez tekrar sahneye çıktığında bizlere ilk derecemizi armağan eden Şebnem Paker, Levent Çoker ve Grup Etnik’ten bahsedeceğim. Şebnem Paker adına söylemek gerekirse henüz öğrencilik yıllarında bir insanın böylesi bir mücadelenin içerisine nasıl giriştiğine yazımızda sizlerle birlikte tanık olacağız. Tıpkı bu hafta okuduğum “Rüzgarı Dizginleyen Çocuk” kitabının yazarı William Kamkwamba’nın da belirttiği gibi üzere "Başarmak istiyorsan tek yapman gereken denemektir."

Eurovision tarihimize kısaca bir göz atmak gerekirse 1974 yılında ilk kez katılacağımızın netleşmesi sonrasında 1975 yılı Eurovision Şarkı Yarışması’nda ilk defa Semiha Yankı’dan Seninle Bir Dakika ile katılmıştık. İlk hayal kırıklığımız da daha yolun başında oldu. Sadece 3 puan alabildiğimiz yarışma sonrası 1978’e kadar yarışmaya katılmamıştık. Sonrasında da 1997 yılına kadar elle tutulur bir başarı elde edemedik. Puan ve sıralama temel alınırsa o yıla kadar en büyük başarıya ülkemiz adına 1986’da Klips ve Onlar Topluluğu, Halley şarkısı ile imza atmıştı. Yarışma kimi zaman milli bir mesele olmuşken kimi zaman siyasi olarak hakkımızın yendiğini düşündüğümüz bir organizasyon olarak tanımlanıyordu.

Takvim yaprakları 90’lı yılların başına geldiğinde Levent Çoker ile tanışan genç bir kız vardı. Bir araya gelme amaçları birlikte üretim yapmak bunun yanında çalışmalarını yeterli görürlerse de bir albüm çalışması gerçekleştirmekti. Fakat hesapta olmayan ve hiç kimsenin beklemediği hadiseler sonucunda kendilerini bir anda Eurovision’a hazırlanırken buldular.

İlk Eurovision yolculukları 1996 yılında başladı. Sözü Selma Çuhacı, bestesi ise Levent Çoker’e ait olan Beşinci Mevsim ile ilk kez adından söz ettiren ve henüz İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Klasik Gitar Bölümü'nde eğitim gören genç Şebnem Paker yarışmada ancak on ikinci olabilmişti. Şebnem Paker’in o yaşlarda bu şansı yakalama sebebi o yıllarda ülkemizde düzenlenen ulusal finaller sonucunda yarışmaya gidecek isimlerin belirlenmesinden kaynaklanıyordu. Adını duyurmuş büyük sanatçıların yanında genç isimler de ulusal finallere katılma hakkına sahipti. O yıllarda birçok önemli isim ortaya çıkan başarısız sonuçlar ve istedikleri şartların oluşmaması sebebiyle yarışmaya eskisi gibi ilgi göstermiyordu. 90’lı yılların son periyodunda Eurovision’a olan ilgi azalmıştı. Böylesi bir ortamda Şebnem Paker kazandığı on ikinciliğe rağmen bir kez daha bu organizasyonda şansını denemek istiyordu.

1997 yılına gelindiğinde Şebnem Peker bir önceki yarışma göre artık daha tecrübeliydi. Sözleri Mehtap Alnıtemiz, bestesi ise Levent Çoker’e ait olan Dinle ile yola çıkılmasına karar verildi. Şebnem Paker’e Ahmet Koç, Ercan Irmak, Ali Koç, Eylem Pelit, Süleyman Alnıtemiz’den oluşan Grup Etnik, Dublin’de bulunan Point Theatre’de gerçekleşecek gecede eşlik edecekti. Aynı zamanda orkestra şefi olarak Levent Çoker’de onlarla çalışacaktı.

3 Mayıs 1997 gecesi birçok açıdan ilklere sahne oldu. En önemlisi de Şebnem Paker ve Grup Etnik özel bir gecenin ülkemizde yaşanmasına olanak sağladı. Şarkı her ne kadar ülke içinde beğenilse de kimse büyük bir başarının gelebileceğini kestiremiyordu. Ülke jürisinin yanında ilk kez Avusturya, Almanya, İsveç, İsviçre ve Birleşik Krallık olmak üzere televoting uygulaması test edilerek telefon hatları üzerinden halk oylamasına geçilmişti. O yıla kadar yarışma odaklı etnik müzikle alakalı birçok deneme gerçekleştirilmişti. Bunun en önemli örneklerinden biri 1984 yılında Arif Sağ’ın saz çalması gösterilebilir. Ki ulusal final sonrası Avrupa’nın sazdan anlamayacağı düşünülerek yarışmada saz yer almamıştı. Fakat Türkiye o yıl ilk kez etnik müzikle beraber ses renginde farklılığı da Şebnem Paker sayesinde yakalamıştı. Kendi etnik müziğiyle birlikte ses rengi repertuarını kullanarak zenginleştirmeyi çok iyi bilen Yunanistan’dan ilk kez o yıl puan almıştık. Hatta o yıllarda basın bu olayın gerçekleşecek iki ülke arasındaki dostluk adımları için önemli bir dönemeç olduğunu belirtiyordu. Almanya, Bosna-Hersek ve İspanya’dan tam puan alınan gecenin sonunda yarışma tarihinde ilk kez dereceye girmiştik. Gecenin birincisi ise İngiltere adına yarışan Katrina and the Waves grubu olmuştu.

Ertesi gün gazetelerde tarihi başarı büyük puntolarla yerini almış sadece müzik camiası değil medya ve bürokrasi de tüm ilgisiyle olayın içine dahil olmuştu. Oluşan bu ilginin neticesinde Eurovision’a katılım furyası ülkemizde yeniden hareketlenmeye başladı. Aldığı başarı sonrası albüm çalışmalarına başlayan Şebnem Paker aynı zamanda 1998 yılında da yarışmanın ulusal finaline katıldı. Sözleri Zerrin Alporal, müziği ise Levent Çoker’e ait bir çalışma olan Çal önceki iki yılın aksine dereceye giremeyerek ulusal final neticesinde Eurovision’da ülkemizi temsil etme hakkını kaybetti.

Sadelikten yana olup sonrasında eğitim hayatına ve bireysel kariyerine odaklanan Şebnem Paker adım adım daha sakin bir yaşamla beraber müzikten hiç kopmayarak müzikal yaşantısını sürdürmeye devam etti. Dinle ile ülkemize kazandırdığı başarı neticesinde yeni yüzyılda meydana gelecek derece ve başarılar adına önemli bir dönüm noktasını Grup Etnik ve Levent Çoker ile birlikte oluşturdular.

Şebnem Paker kendi bireysel kariyerindeki denemelerinin yanında kendinden önceki denemelerin de üzerine çıkarak sağladığı bu başarı ile bizlere başarı için gösterilen mücadelenin ne kadar önemli olduğunu vurgulamış oldu.

Eurovision maceramızda emeği geçenlere ve deprem sonrası hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ithafen…

Diğer Yazıları

Doğruları Haykırmak Gerek – Ünal Vanii

Günümüzde insanı bekleyen en büyük tehlike aynanın karşısındaki yansımasıdır. İnsan doğadan uzaklaştıkça doğa içindeki düzeni vahşi bulmuş, doğayla ilişkisini sınırlandırdıkça da doğallığını yitirmiştir. Hâlbuki bizleri en çok endişelendiren insanın gittikçe körelen saygı ve anlayış eğilimleri olmalıdır. Şiddetin giderek arttığı dünyamızda vahşileşen maalesef doğa değil insanlar olmuştur.

Devamını Oku 01.04.2021

Dertlerin Arasından Doğan Sevinç; 3 Derdim Var

 Kar yağışının zemini bembeyaz örttüğü bir Mart gününde Ömer Hayyam’ın “Dert içinde sevinci bul da yaşa” dizesini düşünerek bu satırları yazmaya başladım. İnsanın hayatında kendine ait boşluklar bırakmasının çok değerli olduğunu düşünüyorum. O boşluklar sayesinde kendini dinlenmeye, duymaya ve görmeye fırsat tanımalı. Böylesi zorlu şartlarda bunun değerini daha iyi anlıyoruz. Dert çantamızın dolu olduğu şu günlerde dertlerin içinde bana sevinç katan titiz bir çalışmayı dinleme fırsatı yakaladım. İçeriği itibarıyla hem geçmiş dokuyu hem de bugünün gerekliliklerini bir arada bulundurmayı başarabilen bu çalışmanın altında Serap Yağız ve Taner Öngür’ün imzası var. “3 Derdim Var” dert içinde sevinci bulup yaşamak isteyenlere iyi bir istirahat etme şansı veriyor.

Devamını Oku 25.03.2021

Sfenks ve Caz – Louis Armstrong Mısır’da

Bazen bir fotoğraf görürüz ve o fotoğrafın içinde barındırdığı hikayeyi merak ederiz. Joseph Murphy, Bilinçaltının Gücü kitabında “Bilinciniz bir fotoğraf makinesi, bilinçaltınız ise fotoğrafı aktarıp bastığınız hassas bir tabakadır.” diyor. Bu hafta sizlere Louis Armstrong’un Mısır’da çekilen fotoğraflarının perde arkasındaki olayları anlatacağım.

Devamını Oku 19.03.2021
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS