Covid-19 ve normalleşme

Covid-19 ve normalleşme
Küresel salgına dönüşen koronavirüs ülkemizde de kendini yoğun şekilde gösteriyor. Hepimizin endişeli olduğu bu dönemi, atlatabilmemiz için birlik ve beraberlik içinde kurallara uyarak hareket etmemiz ve uyarılara kulak vermemiz gerekiyor. Bu zor günlerde Hürriyet Bursa olarak iş ve cemiyet hayatının tanınmış isimleriyle koronavirüslü yaşam hakkında kısa sohbetler gerçekleştirdik ve bir yazı dizisi hazırladık. Birlikte başarmak dileğiyle.

OP. DR. TAYFUN AÇIKGÖZ: ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ UZMANI

Türkiye’de 11 Mart’ta ilk kez tespit edilen koronavirüs vakası üzerinden yaklaşık 2 ay süre geçmesinin ardından, geldiğimiz noktada salgının yatay seyre geçmeye başladığını görüyoruz. Durum böyle olunca yetkililer tarafından normalleşme planı ve normalleşme takvimi açıklanmaya başlandı. Herkes hayatımızı kısıtlayan bu salgının bir an önce bitmesini istiyor. COVID-19 hastalarının yanı sıra diğer hastalıklarla boğuşan hastalar da mağdur durumda. İnsanlar geçim derdi ile birlikte sosyal ve ruhsal sıkıntılarla uğraşıyorlar. İşte bu gerekçelerle salgın nedeniyle konulan kısıtlamaların kalkması ve eski duruma geri dönülmesi yönünde büyük bir beklenti var. Hepimiz salgının ve onun getirdiği kısıtlamaların bir an önce sona ermesini arzu ediyoruz. Elbette normalleşme ya da yeniden açılma olarak da yasakların, sınırlamaların gevşetilmesi beklentisi var. İster istemez bu durum hayatın normalleşmesi ile ilgili bir çok tartışmayı da beraberinde getiriyor.

‘HENÜZ SONA ERMİŞ DEĞİL’

Öncelikle hayatın normalleşmesinden ne anlıyoruz? Bilim insanlarının ortak kanısı, dünyadaki günlük yaşamın salgından önceki haline çok hızlı bir şekilde geri dönemeyeceği yönünde olduğunu belirtmek isterim. Şunu ciddiyetle vurgulamam gerekir ki; virüs ile imtihanımız sürüyor. COVID-19 tehlikesi henüz sona ermiş değil! Hala etkisi devam eden, ölümcül bir tehlike olduğunu unutmamalıyız. Şu anda hasta sayısında aşağıya doğru bir eğri yaşanıyor olsa da bizden önce salgınla karşılaşan ülkelerde olduğu gibi yeniden bir yaygınlaşma olabileceğini dikkate almalıyız.

‘ÇOK DİKKATLİ OLMALIYIZ’

COVID-19 salgının 2020 sonuna kadar sürebileceğini, mevcut viral hastalığın yayılabilceği ve sonbaharın başında ikinci bir dalganın gelebileceği öngörülmekte. Bu nedenle halen çok dikkatli olmamız gerekiyor. Bununla birlikte hem kendi hayatını tehlikeye atan ve hem de çevresindeki insanların hayatını tehlikeye atan düşüncesiz ve sorumsuz kişilerle karşılaşabiliriz. Daha ilk günden fiziksel mesafeyi ihlal edenleri, maskesini takmayan veya sanki bir aksesuarmış gibi çenesine indiren kişiler var aramızda.

‘KURALLARA UYALIM’

Aslında sağlık önlemlerinin etkin uygulanabilmesi halkın ve sağlık çalışanlarının doğru ve bilimsel bilgilerle bilgilendirilmesiyle mümkün. Normalleşme dönemi ancak hepimizin etkin bir biçimde alınan önlemleri desteklemesi ve kurallara uymasıyla başarılı olabilir.

‘ETKİN YOL HASTALIĞA YAKALANMAMAK’

Öncelikle kendimizi, ailemizi, büyüklerimizi ve çevremizdekileri düşünerek, temkinimizi kaybetmeden alınan önlemlere uygun olarak hareket etmemiz gerekiyor. Şunu asla unutmamalıyız, ne kadar çok insan yakın temasta bulunursa virüsün bulaşma ihtimali o kadar artıyor. Hijyenik önlemlere ve bağışıklık konusundaki önerilere dikkat etmemiz gerektiğinin önemini de hatırlatmak isterim.

SAĞLIK ÇALIŞANLARINA TEŞEKKÜR

En büyük risk gruplarından biri de sağlık çalışanları. Covid-19 sağlık çalışanlarını toplumdan çok daha fazla etkilemektedir. Bu savaşta en ön cephede yer alan hastanelerimizin, doktorlarımızın ve sağlık çalışanlarımızın görevlerini rahatlıkla icra etmelerinin sağlanması hepimiz için son derece önem taşıyor. En büyük dileğimiz, elbirliğiyle bu zor dönemi en kısa sürede atlatmak. Bu süreçte özveriyle, gece gündüz demeden, var güçleriyle sağlık hizmeti sunan tüm sağlık mensuplarına teşekkür ve minnet borçlu olduğumuzu unutmayalım.

DR. BUKET GÖKPINAR: İÇ HASTALIKLARI UZMANI

Diyabetli hastalarda enfeksiyon hastalıklarına yatkınlık sağlıklı bireylerden daha yüksek olduğunu belirtmek isterim. Yüksek kan şekeri seviyesi ve insülin direncinin bağışıklığı olumsuz etkilediği bilinmekte. Yeni tip koronavirüs enfeksiyonu hepimizin birlikte tanık olduğumuz, bilinmezlerle dolu bir süreç oldu ve bu enfeksiyon bir süre daha yaşantımıza eşlik edecek gibi görünüyor. Her yaştan insanın Covid-19 enfeksiyon riski bulunmasına rağmen, bazı bireylerin yüksek risk grubuna dahil edildiğini gördük.

DİYABET HASTALARI

Şu ana kadar gözlemlerimiz, hastalığın yaşlı ve kronik hastalığı olan bireylerde daha ağır seyrettiği yönünde. Yüksek risk olarak değerlendirilen gruplardan biri de diyabet hastaları. Yapılan çalışmalar diyabetli hastalarda Covid -19 enfeksiyonunun daha ağır seyrettiğini, yoğun bakıma yatma ya da ölüm riskinin de daha yüksek olduğunu gösteriyor.

ENFEKSİYON RİSKİNİ AZALTMAK

Diğer taraftan hastanın diyabet tedavisi doğru yapılıyorsa Covid -19 enfeksiyonunu ağır geçirme riski diğer hastalarla benzerlik gösteriyor. Bu nedenle enfeksiyon riskini azaltmak ve olası enfeksiyon durumunda hastalığın seyrini daha iyi yönetebilmek için herkese önerilen tedbirlerin yanı sıra, diyabetli hastaların bu süreçte daha dikkatli olması. Uzmanların önerilerine uyulması büyük önem taşıyor.
Salgın sürecinde diyabetli hastalarda komplikasyonların önlenmesi için 8 öneri:
Sıkı kan şekeri takibi.
Yeterli sıvı alınması.
İlaçlara erişimin sağlanması.
İlaçların düzenli ve hekiminizin önerilerine uygun alımının sağlanması.
Diyet düzenlemelerine uyulması.
Hasta ve hasta yakınlarının hastalığın seyri ve gelişebilecek komplikasyonlarla ilgili bilgilendirilmesi.
Olası olumsuz durumlar için ilgili branş hekimleri ile iletişimin sağlanması büyük önem taşımaktadır.

DR. EBRU ÖZTEPE YAVAŞÇI: PSİKİYATRİ UZMANI

Covid-19 salgınının psikiyatrik tablolara yol açması ve var olan psikiyatrik tabloların kötüleşmesine yol açıyor. Psikiyatri polikliniğine şu dönemde başvuran kişilerin tanılarına baktığımızda sıklıkla anksiyete bozuklukları, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk ve uykusuzluk olduğunu görmekteyiz. Bunlar son dönemde yaşadığımız salgınla ilişkili.

‘KORKU SALGININA’ DÖNÜŞMÜŞTÜR

Yıllar önce Maslow insanların ihtiyaçlarını hiyerarşik bir düzende tanımlamıştır. Bu ihtiyaçlar hiyerarşisinde güvenlik ihtiyacı ve fizyolojik ihtiyaçlar temel olanlardır. Ruhsal açıdan covid-19 salgınına baktığımızda gördüğümüz en büyük sorun belirsizliktir. Salgının içerdiği belirsizlikler ve bu temel ihtiyaçlar üzerine etkileri nedeniyle “korku salgınına” dönüşmüştür.

Obsesif (takıntı)-kompulsif bozukluk: Bu salgın, okb hastalarındaki belirtilerin ve aldıkları önlemlerin aşırı derecede artmasına sebep oldu. Aslında bizim önerimiz bu kişilerinde temizlik ve korunma önlemlerine tam kararında uymasıdır. Aşırı temizlik yapılmasına bağlı olarak atopik dermatit, kuru ve çatlamış cilt oluşabilir. Bu durumda cildin bütünlüğünün bozulması ve kişiyi enfeksiyonlara karşı korumasız hale getirmesi aslında kaçmak istedikleri sonucun gerçekleşmesiyle son bulabilir.

Depresyon: Depresyon isteksizlik, hayattan zevk alamama ve yoğun umutsuzluk gibi negatif hisleri kapsayan bir duygudurum bozukluğudur. Bu salgının taşıdığı belirsizlikler, çaresizlik hissi, sebep olacağı düşünülen kayıplar ve sosyal izolasyon, depresyonu tetikleyebilir. Uyku veya yeme düzenindeki değişiklikler, alkol, tütün veya diğer ilaçların artan kullanımı tabloya eşlik edebilir.

Uykusuzluk: Koronavirüs salgını ile mücadele ettiğimiz şu günlerde karşılaştığımız diğer bir durumda uyku düzenindeki bozukluk. Bağışıklık sisteminin hücreleri uyku sırasında çoğalma, yenilenme ve iyileşme özelliğine sahiptir. Bu hücrelerin yenilendiği en iyi zaman ise gece uykusudur.

DEFNE TAHTAKIRAN: ECZACI

Korona hayatımıza girdiğinde ilk değiştirdiği şey sağlık bilinci oldu. Hepimiz hijyene dikkat etmenin ve sosyal mesafeyi korumamızın bulaşıcı hastalıklarda ne kadar önemli olduğunu öğrendik. Geçmiş yıllarda hasta hasta işe giden, bulaştırır mıyım diye endişe etmeyen bizler basit bir gribin bile çığrından çıkınca neler yapabileceğini öğrendik. Sağlığımıza dikkat etmenin sadece kendimize değil topluma da bir borcumuz olduğunu fark ettik.

7’DEN 70’E HEPİMİZ GÖRDÜK

El yıkamak avucumuzda sabunu iki tur döndürmek değilmiş. El yıkamak gibi çok basit gözüken şeylerin önemi ve gerçekte doğrusunun nasıl olması gerektiğini 7’den 70’e hepimiz anladık. Salgının ilk günlerinde maskeler, dezenfektanlar tükendi. Tüm meslektaşlarım gibi bende alkol, oksijenli su ve uçucu yağları karıştırıp dezenfektan hazırladım. İnanıyorum ki uzun bir dönem maskesiz, eldivensiz ve dezenfektansız bir yaşamımız olmayacak.

SAĞLIKLI OLMAK, SAĞLIKLI KALMAK

Sağlıklı olmak, sağlıklı kalmak için sadece el yıkma ve maske kullanımı yeterli değil, D vitamini başta olmak üzere kan değerlerimiz, beslenme alışkanlığımız, uyku düzenimiz, psikolojimiz hepsinin bütün olarak önemini iyice anladık. Daha sağlıklı bir yaşam için son birkaç yıldır doğal ürünlere yönelimin artması, eğitimlerini aldığım tamamlayıcı tıp ve doğal yöntemler ile ilgili eğitimlerim sonucu doğal ve zararlı kimyasal içermeyen ürünlere eskisine göre çok daha fazla yönelim olduğunu düşünüyorum.

‘GEÇMESİNİ BEKLİYORUZ’

Mesleki gözlemlerim dışında ailece bu kadar yakın bu kadar iç içe başka ne zaman bir araya geliriz bilmiyorum o yüzden tadını çıkarmak lazım. Şikayet etmeden, moralleri bozmadan sabırla bu dönemin geçeceğini ama sonrasında hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını düşünürek bekliyoruz.

Yasal Bilgilendirme
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
 
LG
MD
SM
XS