Korkarak değil korunarak yaşama zamanı

Korkarak değil korunarak  yaşama zamanı
Küresel salgına dönüşen koronavirüs ülkemizde de kendini yoğun şekilde gösteriyor. Hepimizin endişeli olduğu bu dönemi, atlatabilmemiz için birlik ve beraberlik içinde kurallara uyarak hareket etmemiz ve uyarılara kulak vermemiz gerekiyor. Bu zor günlerde Hürriyet Bursa olarak iş ve cemiyet hayatının tanınmış isimleriyle koronavirüslü yaşam hakkında kısa sohbetler gerçekleştirdik ve bir yazı dizisi hazırladık. Birlikte başarmak dileğiyle.

RÜYAM KÜÇÜKSÜLEYMANOĞLU: Bursa Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

Covid-19 salgını ile birlikte hem özel yaşamımızda hem de iş yaşamımızda daha öncekilere benzemeyen birçok değişiklik oldu. Başlangıçtaki belirsizliğin verdiği telaş, yerini yeni bir düzene alışıp hızla uyum sağlamaya bıraktı ve ben bu düzeni sevdim. Çok uzun bir aradan sonra ailecek 24 saat bir arada olduk. Gün içerisinde herkes kendi özel alanında kalırken, akşam yemeklerine birlikte oturduk. Bazı akşamlar yıllardır nerede olduğunu bile unuttuğumuz eskilerden kalma video kayıtlarını izledik. Günlük koşuşturmalardan unuttuğumuz anıları hatırladık, çokça güldük bazen de kaybettiklerimiz için hüzünlendik. Bu süreçte telefon rehberimdeki tüm 65 yaş üstü tanıdıklarımı aradım ve aslında çok uzun bir süredir onları ne kadar da ihmal ettiğimin farkına varıp utandım.

ÇALIŞMALARIMA DEVAM ETTİM

Farklı şehir ve ülkelerde olan aile bireyleriyle sürekli iletişim halinde kalarak büyük bir aileye sahip olmanın böyle zor zamanlarda ne kadar kıymetli olduğunu anlayıp şükrettim. Korona günlerinde gün içinde TV kanallarını izlememeye azami gayret gösterdim, bilgi kirliliği ve kafa karışıklığından kurtuldum. Evde kalarak ne kadar çok şey yapabileceğimi gördüm. Yarım kalmış akademik çalışmalar, bir türlü zaman bulup düzeltilemeyen dolaplar, çok vakit aldığı için hep ertelenen yemek tarifleri ile evde canım hiç sıkılmadı. Dinlemek isteyipte fırsatım olmayan birçok konuşmacının online seminerlerini izleyip, webinarlarına katıldım. Gönüllü olarak çalıştığım STK’lar ile online toplantılar aracılığıyla çalışmalarıma devam ettim. Elimden geldiğince, gücüm yettiğince ihtiyacı olanlara dokunmaya gayret ettim.

‘EZBERİMİZ BOZULDU’

Ben bir eğitimciyim. Bu süreçte en büyük ve en hızlı değişikliğin eğitim alanında olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Eğitimdeki ezberlerimiz bozuldu. Hep konuşulan ama çokça uygulanmayan online (çevirimiçi) eğitim ile çok hızlı ve hazırlıksız bir şekilde karşılaştık. Bundan 3 ay önce konuşmadığımız ZOOM, Teams, Hangout, online sınav vb. kavramlar günlük dilimize ve rutinimize yerleşti. Online eğitim sistemini ve bunun öğrenciye, öğretmene, veliye sağladığı kolaylıkları görüp deneyimledik. Bu konudaki eksikliklerimizi sahada görerek geleceğe yönelik planlamaları nasıl yapacağımıza, online eğitime daha çok zaman ve kaynak ayırmamızın gerektiğine kafa yorduk. Şu anda yapılan online eğitimin en ideali olmadığını biliyoruz. Ama başladık ve artık bu yoldan geri dönebilmek mümkün değil. Eksiklerimizi fark edip hızlı bir şekilde bunları kapatmaya yönelik önlemler alarak eğitimin yönünü başka bir yere çevireceğimiz kesin. Akademik bilgi veren okul sistemini sorgulamaya başladık. Akademik bilgi için illa ki okula gitmek gerekli mi sorusunun cevabını düşünmeye başladık. Okulların artık sosyal ve duygusal becerilerin kazandırılması gereken mekanlar olduğu gerçeğini gördük ve bunun için kişisel ve kurumsal bazda neler yapabileceğimizi konuşmaya başladık.

‘SAĞLIKÇILARA SAYGI BORCUMUZ VAR’

Öğretmenlik mesleğinin özveri , sevgi ve dayanışma ile yapılan bir meslek olduğunu bir kez daha gördük. Bir öğretmen için öğrencisine dokunmanın, öğretmenler odasında meslektaşlarıyla sohbetin ne kadar kıymetli, bir öğrenci için okul koridorlarında koşmanın, bahçede arkadaşlarıyla oynamanın, sınıfta tatlı haylazlıklar yapmanın ne kadar keyifli olduğunu fark ettik.
Covid-19 sürecinde hepimiz maddi manevi birçok fedakarlıkta bulundu. Doktor, hemşire, hastabakıcı, temizlik görevlisi tüm sağlık çalışanları ön safta canları pahasına mücadele etti. Hepsine sonsuz saygı borcumuz. Bu sürecin diğer kahramanları ise tüm zor koşullara rağmen görevlerini büyük bir özveri ve tutku ile yapan öğretmenler. Ben de öğretmen yetiştiren biri olarak eğitim sürecini aksatmadıkları, çocuklarımızı uzaktan ama sevgiyle, şefkatla kucaklayan tüm öğretmenlerimize sevgiyle, saygıyla ve minnetle teşekkür ediyorum.

DR. NURHAN ŞAHİNKAYA: Nöroloji Uzmanı

MS hastalığı bağışıklık sistemindeki bozukluk sonucu gelişen bir beyin ve omurilik hastalığıdır. Bağışıklık sisteminin yanlış çalışması sonucunda vücut kendi hücrelerine karşı bir saldırı gelişir. Hedef hücre nöron (sinir hücresi) myelin kılıfıdır. Myelin kılıfında hasarlanma sonucu beyin ve omurilikte çok sayıda plaklar oluşur. Bu hasar beyin ve omuriliğin hangi bölgesinde meydana gelmişse o alanla ilgili belirti ve bulgular görülür. MS genellikle genç yaş hastalığıdır. En sık 20-40 yaşlar arasında görülür. Her iki cinste de görülebilir ancak kadınlarda görülme sıklığı daha fazladır. Her ırk ve coğrafi bölgede görülebilir.

HASTALĞIN BELİRTİLERİ

‘’Genellikle ataklar halinde seyreden bir hastalıktır. Bazı hastalar ataklardan sonra tamamen düzelir. Bir kısmında ise birtakım nörolojik bulgular kalıcı olabilir. Hayatı boyunca tek atak geçiren MS hastalarına da rastlanmaktadır. Nadiren görülen bir grupta ise hastalık başlar ve hiç iyileşme dönemi olmadan ilerleyici seyreder. MS hastalığında atak belirtisi olarak kabul edilen bulgular genellikle 24 saatten daha uzun sürer. Plaklar beyin veya omuriliğin hangi bölgesinde yerleşmişse o bölgeye ait belirtilerden bir veya birkaçı bir arada görülebilir. Uyuşukluk, karıncalanma, iğnelenme, güç kaybı. Güç kaybı vücudun bir tarafındaki kol ve bacakta veya her iki bacakta birden olabilir. Görme kaybı, çift görme, idrar kaçırma ve idrar aciliyeti, konuşma bozukluğu, denge kaybı, bulantı, kusma en sık ve ilk görülen belirtiler arasındadır. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde, yorgunluk, unutkanlık, depressif bulgular, idrar kaçırma veya yetiştirememe problemi tabloya eklenebilir. Belirtilerin sadece birinin olması ve her atakta farklı bir belirtinin olması muhtemel görünümler arasındadır.

Birçok teori ileri sürülmüş ancak yüzde yüz sebep saptanamamıştır. İleri sürülen teoriler arasında bazı kimyasal maddelere maruz kalma, civa, böcek ilaçları, radyasyon teması, bazı viral hastalıklar, vitamin eksiklikleri, allerjik reaksiyonlar düşük de olsa genetik yatkınlık sayılabilir. Hastalık tanısı için ilk adım hastanın detaylı dinlenmesi ve detaylı nörolojik muayenin yapılmasıdır. Bu aşamadan sonra beyin ve omurilik MR incelemesi, uyarılmış potansiyeller, BOS incelemesi ve kan testiyle bazı laboratuvar incelemeleri yapılır. Tüm bu verilerden sonra hastanın MS hastası olup olmadığına karar verilir.

HASTALIĞIN TEDAVİSİ

Tedavi her hastaya göre hastalık belirtilerinin dağılımına ve şiddetine göre seçilir. Mutlaka erken tedavi yapılmalıdır. Bu, ataklar sırasındaki kalıcı hasarın önlenmesi için gereklidir. Atak tedavisi yapıldıktan sonra yine hastaya göre immün sistemi düzenleyici ilaçlar seçilir ve bu tedavi en az beş yıl gibi uzunca bir süre devam ettirilir. Yalnızca tek atak geçiren hastalarda uzun süreli tedavi gerekmeyebilir. Ancak MR daki lezyon yükü ve atağın şiddetine göre tek atak bile olsa minör belirtilerin farkedilmeyebileceği göz önüne alınarak hekim hastayı koruyucu tedaviye alabilir. Koruyucu tedaviler içerisinde en sık kullanılan ilaçlar cilt altı enjeksiyon yoluyla verilen interferonlardır. Günümüzde immün sistemi düzenleyen ilaçların ağızdan alınan formları da vardır. Hastalığın daha seyrek görülen ağır formları için de tedavi seçenekleri vardır. MS tedavileri bağışıklık sistemini baskıladıkları için ciddi risklere neden olabilmektedir. Bu nedenle MS hastalığı tedavisi yakın kontrol altında tutulmalı ve uzman sağlık kuruluşlarında uygulanmalıdır. Covid-19 pandemi dönemini yaşadığımız bu günlerde MS hastalarının bağışıklık sistemlerini güçlü tutmaları ve beslenmelerine dikkat etmeleri gerekir.

DR.MESUT ARSLAN: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Tüm dünyada Covid-19 pandemi dönemini yaşadığımız bu günlerde hepimizin bağışıklık sistemimizi güçlü tutmamız gerekiyor. Bu zor günlerde ishal gibi basite indireceğimiz bir hastalık bile eğer önlem almazsak ölümle sonuçlanabilir. İshaller hijyen koşullarının ve sağlık sisteminin geri olduğu, alt yapının yetersiz olduğu gelişmekte olan ülkelerde yaygın olarak görülmektedir. İshal sulu veya yumuşak sık dışkılamadır. Günde üç veya daha fazla sayıda ve normale göre daha yumuşak veya sulu dışkılama olarak tarif edilir. Ateş veya kusma eşlik edebilir. İshal genel olarak 7 günden daha kısa sürer, İki haftadan daha kısa süren ishal ve kusma ataklarının hepsi akut ishal olarak adlandırılır. Özellikle yeterli sıvı tüketebilen sağlıklı fertlerde hastalık kendini sınırlar ve kendiliğinden iyileşir. Ancak, küçük çocuk ve bebeklerde sakatlık ve ölüme sebebiyet verebilir.

5 YAŞ ALTI ÇOCUKLAR

İshal enfeksiyöz veya enfeksiyöz olmayan sebeplerle meydana gelebilir. Enfeksiyona bağlı ishallere virüs, bakteri, parazit ve mantarlar sebep olur. Çocukluk çağında enfeksiyona bağlı ishallerin çoğu viral sebeplidir. Viral ishal, bu gruptaki infeksiyonların büyük bölümünü kapsar ve özellikle 5 yaş altı çocuklarda en sık sebepdir. Rotaviruslar, dünya genelinde yılda 500 bin, günde yaklaşık 1600 çocuğun ölümünden sorumludur. Ülkemizde yapılan çalışmalarda ise 5 yaş altı çocuklarda görülen ishallerin yüzde 50’sinden rotavirusların sorumlu olduğu görülmüştür.

2 YAŞ ALTINDAKİ ÇOCUKLAR

Rotavirus ishali primer olarak 2 yaş altındaki çocukların akut infeksiyonudur ve sulu dışkılama ve kusma ile karakterizedir. Rotavirus infeksiyonları herhangi bir bulgu vermeden seyredebildiği gibi, ağır ishallere de neden olabilmektedir. Genellikle kusma hastalığın ilk iki gün içinde olur ve ateş görülür. İshal mikrobu, insandan insana özellikle de bir çocuktan diğerine kolaylıkla bulaşabilir. Genellikle, tuvalet temizliğini tam olarak öğrenememiş küçük çocuklar arasında hızla yayılabilir. Çocuklar ve yetişkinler tuvalete gittikten hemen sonra ellerini doğru bir şekilde yıkamalıdır. Yeterli sıvı tedavisi ishallerin ana tedavisini oluşturur. Ağızdan sıvı tedavisi hafif ve orta şiddetteki olgularda yeterli olur, ancak tedavi hastanın sıvı ve elektrolit kaybını karşılayacak şekilde hazırlanmış olan sıvıları kapsamalıdır (ORS). Ağızdan sıvı tedavisinin (ORS) erken uygulanması, daha az hastane yatışına sebep olur. Hafif-orta, hatta ağızdan alabilen ağır sıvı kaybı olgularında bile ağızdan tedavi (ORS) tercih edilmelidir.

ANNE SÜTÜ ALAN ÇOCUKLAR

İshal olan çocuk emzirme dönemindeyse mutlaka anne sütü almalıdır. Anne sütü, ishalden koruyan önemli bir besin kaynağıdır. Anne sütü alan bebekler daha çabuk iyileşmektedir. İshal süresince doğru beslenme çok önemlidir. Bu dönemde yağlı ve lifli yiyecekleri tüketmemek gerekir. Patates ve muz potasyum kaybını önlemek açısından önemli gıdalardır. İshale iyi gelen yiyecekler arasında çorba, haşlama, püre, makarna ve pirinç yer alır. Bunların tüketimi, ishali kesmek için faydalıdır. İshal tedavisinin en önemli kısmı sıvı ve elektrolit kaybını önlemektir. Hijyen şartlarının iyileştirilmesi, insan atıklarının kullanım ve içme suyuna karışmasının engellenmesi ve el yıkamak enfeksiyona bağlı ishali engeller. Sağlıkla kalın...

PROF. DR. REŞİT MISTIK: Enfeksiyon ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı

Normalleşme sürecine geçiş yaptığımız bu günlerde çocuklar ve gençlerde hastalığın ağır görülmesede taşıyıcı olma ihtimali olması nedeniyle gerekli önlemlerin alınması konusunda hassas davranmak gerekiyor’.

KİŞİLERE BULAŞIN ÖNLENMESİ

Koronavirüs salgını sürecinde evden dışarı çıkamayan 20 yaş altı çocuk ve gençleri bekleyen en büyük tehlikenin hareketsizlik. Çocukların, televizyon, bilgisayar, internet ve ders çalışmak için hareketsiz geçirdikleri süre çoğaldı. Çocuk-genç erişkinlerdeki kısıtlamalar sonucunda dışarıdan virüsü eve getirme olasılığı ortadan kalkmış, evdeki ebeveyn veya diğer kişilere bulaşın önlenmesi gibi yararları da olmuştur. Ayrıca, çocuk-genç erişkinlerde kısıtlamaların getirebileceği sorunlar arasında yeme içme düzeninde değişiklik, sosyalleşememe, psikolojik pedagojik sorunlar, hastalık/ ölüm fobisi, acil olmayan diğer sağlık sorunlarının ertelenmesi sonucu daha ciddi hal alması ve rutin aşılama programlarının da aksatılması gibi sorunlar olabilir.

20 yaş altı kişiler sokakta nasıl davranmalıB

Bu süreçte ebeveylerin el hijyeni, sosyal mesafe ve maske kullanımı konusunda çok dikkatli olmaları gerekiyor. Her yaş grubunda olduğu gibi bu yaş grubu da dört kurala uymalı: Hijyen-sanitasyon-maske ve sosyal mesafe. Oksijenin daha çok bulunabildiği park-bahçe gibi ağaçlık yerlerde daha çok bulunulmalı. Yaşına uygun temassız spor veya oyunları tercih etmeli (voleybol, sek sek, saklambaç, uzun atlama, koşu, yürüyüş, beştaş , jimnastik v.b. ) Çocuk güneşin kızgın olduğu saatlerde dışarıya çıkmamalı, çıkarsa da şapka takmalıdır. El hijyeni her aktivitede ve özellikle ortak bir nesneye dokunulduğunda ihmal edilmemeli. Eve dönüşte giysiler değiştirilmeli ve mümkünse duş alınmalıdır.

Yasal Bilgilendirme
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS