Koronavirüs ve biz

Koronavirüs ve biz
Küresel salgına dönüşen koronavirüs ülkemizde de kendini yoğun şekilde gösteriyor. Hepimizin endişeli olduğu bu dönemi, atlatabilmemiz için birlik ve beraberlik içinde kurallara uyarak hareket etmemiz ve uyarılara kulak vermemiz gerekiyor. Bu zor günlerde Hürriyet Bursa olarak iş ve cemiyet hayatının tanınmış isimleriyle koronavirüslü yaşam hakkında kısa sohbetler gerçekleştirdik ve bir yazı dizisi hazırladık. Birlikte başarmak dileğiyle.

 

ARZU KAPROL: MODA TARSARIMCISI

Salgınla mücadele için ben ne yapabilirim? 2020 Yaz koleksiyonumuzun adı “Berrak /Lucid”. Aylar önce koleksiyonu hazırlarken ve koronavirüsü henüz duyulmamışken bu adı tercih etmiştik. Koleksiyonu sadelik ve hafiflik üzerine kurmuş, yeni koleksiyon aracılığıyla her ortamda fazlalıklardan kurtulmayı, nitelikli ve sürdürülebilir bir giyim anlayışını hedeflediğimizi konuşmuştuk.

‘EVLERİMİZE KAPANDIK’

Daha birkaç ay önce “Bize bir şey olmaz. Çin’den çok uzaktayız, gerekli önlemler zaten alınmıştır,” derken hayatımız beklenmedik biçimde bambaşka bir hâle büründü. Evlerimize kapandık, en yakınlarımızla bile aramızdaki fiziksel mesafeyi korumaya başladık. Karantina günlerine kadar adını bile duymadığım “Zoom” programı iş hayatımın merkezine yerleşti. Çocuklarım için yemek yapmak da temel yaratıcılık alanım hâline geldi. Doğum günleri telefon veya bilgisayar ekranlarından kutlanmaya başladı. Dostlarımla her gün yemek tarifi paylaşır oldum.

BİREYSEL KATKIYI DÜŞÜNMEYE BAŞLADIM

Salgının ilk dalgasının getirdiği bu zorunlu değişikliklerin ardından virüsle aramıza zihinsel bir mesafe koyma kararını aldım. Evde yeni bir hayat rutinine alışmaya çalışırken, sahip olduğum bilgi ve tecrübeyle parçası olduğum topluma bireysel olarak nasıl bir katkı sunabileceğimi düşünmeye başladım. Kendi markam için kullandığım teknolojik donanımı ve birikimi daha fazla insana fayda sağlamak üzere nasıl dönüştürebileceğimi kendime sordum.

YEREL MALZEMELERLE ÜRETİMİN ÖNEMİ

Salgınla mücadelenin ön saflarında yer alan sağlık personellerinin en önemli problemlerinden birinin koruyucu kıyafetler olduğunu ve sağlık sisteminin bu alanda yeterli donanıma sahip olmadığını üzülerek izledim. Hastanelerden gelen haberler sayesinde sağlık personellerinin en çok kıyafetlerini değiştirirken virüse maruz kaldıklarını öğrendim. Koruyucu olarak kullanılan malzemelerin çoğunlukla ithal olduğunu duymak ve bıraktıkları karbon izinin dünyamızı bu hâle getiren ana etkenler arasında yer aldığını hatırlamak beni üzüyordu. Yerel malzemelerle üretim yapmanın önemi bir kez daha apaçık ortadaydı. Biz daha çocukken kutladığımız “Yerli Malı Haftası” vardı, hatırlayanlar vardır umarım. Belki hâlâ kutlanıyordur, ama küreselleşmenin ardından adını pek duymaz olduk. Parçası olduğum moda endüstrisinde veya Instagram’ın ışıltılı dünyasında süper modelleri görmeye fazla alıştık. Her şeyin daha büyük, daha parlak, daha göz alıcı, daha kabarık olduğu bu dünya, bütün bu ihtişamına rağmen maalesef sağlık sektöründe çalışanları koruyamıyordu. Halihazırdaki teknik bilgimiz ve altyapımız sayesinde antibakteriyel çözümler sunabilirken, virüslere karşı henüz koruyucu bir tekstil ürünü geliştirebilmiş değiliz. Koleksiyonlarımızda uzun süredir antibakteriyel kumaşlara yer veriyorduk ve bunlar ülkemizin doğal kaynaklarıyla üretiliyordu. Ancak bu kez bir bakteriyle değil, virüsle karşı karşıyayız.

‘KORUYUCU KIYAFET İÇİN KOLLARI SIVADIK’

Tekstil alanında öncü olan, hatırı sayılır bir yatırımın ve teknolojinin olduğu ülkemizde, bu koşullarda neler yapabileceğimizi sektör temsilcileriyle birlikte konuşmaya ve düşünmeye başladık. Tekstil ve sağlık sektörünün liderleriyle bilgi birikimlerimizi paylaşıp, koruyucu kıyafetler üretmek üzere kolları sıvadık. Hedefimiz ülkemizde üretilen ve öncelikli olarak kamu çalışanlarının virüse karşı korunabilmesini sağlayacak bir kumaş üretmek. Bunun sürdürülebilir bir yapıda, birden fazla kullanılabilir yani yıkanabilir olmasını ve antiviral özelliğini uzun kullanımlar sırasında da korumasını sağlamak istiyoruz.

‘GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI BAŞLADI’

Üç tekstil fabrikası, iki üniversite, bir tasarım ofisi, bir biyokimya laboratuvarı, bir hastane ve iki konfeksiyon atölyesinin dahil olduğu araştırma ve geliştirme çalışmaları çoktan başladı. Üreteceğimiz bu yeni türden kumaşın yeterli koruma özelliğini sunması ve kolay giyip çıkarılması sayesinde kamu çalışanlarına büyük bir fayda sağlayacağını umuyoruz. Aldığımız her nefesi vermek zorunda olduğumuzu biliyoruz. Üreteceğimiz bu yeni kumaşla da bizim için canla başla çalışan sağlık personellerinin zorlu iş hayatı koşullarını biraz olsun kolaylaştırabilirsek çok mutlu olacağız. Onların bizim için yaptıklarının karşılığını vermek zorundayız.

CENK DOĞAR: Oyuncu, Sunucu ve Seslendirmen

Yer aldığım etkinliklerde son 5 yıldır inovasyon, değişim, dönüşüm, agility (çeviklik) üzerine konuşmalar yer alıyor. Ekonomistler, pazarlamacılar, teknoloji uzmanları, marka stratejistleri hep bu konulardan bahsediyor. Bütün bu konuşmalar değişen dünya düzeni ve şirketler bazında bu düzene ayak uydurulması gerektiği etrafında toplanıyordu. Hiç kimse bir anda hepimizi evlerine kilitleyecek bir pandemi ihtimalini aklına bile getirmedi. Tarihte örnekleri olmasına rağmen böyle bir şeyi kimse beklemiyordu ve bir anda kendimizi evlerimize kapalı bulduk. Üretim alanında çalışanlar dışında hızlı bir adaptasyon sağlandığını söyleyebilirim. Online ticaret rekor seviyeye çıktı. Mesailerinin 4’te 3’ü zaten toplantıyla geçen beyaz yakalı güruh pek zorlanmadan, hemen evlerinden görüntülü toplantılar yapmaya başladı. Üstelik yol, makyaj, yemek gibi zamanlar ortadan kalktığından verimleri de bir hayli artmış durumda.

‘ESKİ HAYATIMIZA DÖNMEK İSTİYORUZ’

Pandemi, firmaların maliyet optimizasyonu açısından da yeni ufuklar açtı. Ofise gitmeyen çalışanların yakıt masrafları, ofis binalarının aydınlatma, ısıtma/soğutma maliyetleri, yemek ve içecek giderleri sıfırlandı. En önemlisi herkesin ağzından duyduğum ortak cümle şu: “Böyle de olabiliyormuş”. Kuşkusuz göz teması kurarak, birbirimizin varlığını hissederek hayatımızı yaşamak vazgeçmek isteyeceğimiz bir şey değil, olmasın da. En kötüsü buna alışmak olur herhâlde. Hepimiz eski hayatımıza dönmenin umuduyla yaşıyoruz. Umut, inanç insanı hep ayakta tutan, hayata bağlayan şey. Umut etmekten vazgeçmemek gerekiyor. Ancak sadece umut etmek hiçbir şey kazandırmadığından mevcut şartlarda yapılabilecekler üzerine hızlı karar alıp aksiyona geçme ve sürekli revize etme zamanı şimdi.

A’DAN Z’YE İNSAN İLETİŞİMİ

Benim içinde bulunduğum etkinlik ve eğitim sektörü için turizmin alt sektörü denilebilir. Bu sektör A’dan Z’ye insan iletişimine, kişisel temasa, görsele dayalı üstelik bütün bu hizmetleri topluluklara sunuyor. Herkesi evlerine kilitleyip hayatımızla tehdit eden bu virüsün, bırakın kapalı ortamlarda toplantılara katılmayı, kucaklaşıp öpüşmeyi; tokalaşmayı bile hayatımızdan uzunca bir süre çıkardığını varsaydığımızda bu sektörün de 2020 başındaki haline kolay kolay dönemeyeceğini, alternatif yollar aranacağını da öngörmek pek zor değil.
Elbette bu sektörün duracağı manasına gelmiyor. Dijital imkanlar kullanılarak etkinlikler yapılabiliyor, teknik ve teknolojik yatırımlarla daha da kapsamlı bir hale geliyor. Webinar kavramı İngilizce Web ve Seminar kelimelerinden türemiş, internet semineri manasına gelen bir kavram ve bir süredir kullanılan bir yöntem. Ancak Pandemi ile beraber basit internet seminerlerinden çıkıp geniş çaplı kongrelere dönmeye başladı. Bir otelin balo salonunda düzenlenen bir kongreye 3000 kişi katılabilirken, online bir kongreye katılım doğru teknik alt yapı sağlandığında bunun 10-20 katı artabiliyor.

‘ONLINE LEZZET ATÖLYESİ YAPIYORUM’

Tabi bu sektör her zaman çok büyük çaplı işlerden oluşmuyor. Firmaların kendi çalışanlarına yönelik yaptığı iç organizasyonlar da bir yandan devam ediyor, hatta evlerinde kapalı kalan ve her zamankinden daha fazla motivasyona ihtiyacı olan çalışanları için destekleyici yöntem arayışına gidiyorlar. Burada da duruma hemen adapte olabilen motivasyon konuşmacılar ve entertainerlar devreye giriyor. Ben evde yaptığım yeni düzenlemeyle Online Lezzet Atölyesi düzenliyorum, firma çalışanlarıyla aynı anda internet üzerinden sohbet edip yemek yapıyorum. İnsanoğlu adaptasyon yeteneği en gelişmiş canlı olabilir. Mecburiyet söz konusu olunduğunda hayatta kalmanın bir yolunu mutlaka buluyor. Uyum sağlıyor, geliştiriyor ve çevresini de sürüklüyor.

Aslı Elif Tanuğur Samancı: BEE’O Genel Müdürü Gıda Yüksek Mühendisi

Dünyamızın yüzleştiği salgın dolayısıyla bağışıklık sistemimizin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Ben de bu pandemi günlerinde kendi adıma neler yapabileceğimi araştırıyorum. Bu dönemde özellikle propolis başta olmak üzere, diğer arı ürünlerinin de kullanımının arttığını gözlemledik. Anadolu propolisin şifasını tüm dünyaya duyurmaya çalışıyorum. Gerçekleştirdiğimiz proje ve ürünler ile hem insan hayatına hem de doğaya katkı sağlıyoruz.
Arı ürünlerinin en başında gelen propolis; arıların, bitkilerin yaprak, sap ve tomurcuklarından toplandığı, tamamen doğal bir ürün. Antifungal, antiviral, antienflamatuvar ve antitümör etkilere sahip. Solunum yolları hastalıklarından mide-bağırsak rahatsızlıklarına; ağız içi aft, yara ve uçuktan kansere kadar pek çok farklı hastalıkta tedaviye destek olarak kullanılıp olumlu etkiler gözlemlendiği kanıtlanmıştır.

‘DOĞAL PROTEİN İÇERİR’

Polen, dünyadaki “Tek Tam Gıda” olarak tanımlanır. Polenin içeriği fazlasıyla zengindir; lif, fenolik ve flavonoid bileşenler, B1, B2, B3, B5, B6, E, C vitaminleri, potasyum, kalsiyum, magnezyum, çinko, selenyum, demir, bakır, manganez ve fosfor gibi mineraller yer alır. Ek olarak, yaklaşık %20 oranında doğal protein içeriğine de sahiptir. Özellikle mevsim geçişlerinde bağışıklık sisteminin desteklenmesi adına, yetişkinlere günde 2-4 tatlı kaşığı, çocuklara ise günde 1-2 tatlı kaşığı önerilir. Doğrudan kullanılabilir, yiyecek ve içeceklere de katılarak tüketebilir.

DÜZENLİ VE YETERLİ UYUNMALI

Bunların yanında, güçlü bir bağışıklık için beslenme, spor, uyku düzeni de çok önemli. Sağlıklı bir yetişkin günlük yeterli antioksidan alması için, bol taze sebze, meyve, tam tahıllar ve bakliyat tüketmelidir. Sebze ve meyvelere örnek olarak zencefil, zerdeçal, soğan, sarımsak, koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, brokoli) ve kırmızı-mor meyveler (böğürtlen, yaban mersini, çilek) verilebilir. Alkol ve sigaradan uzak durulmalı, düzenli ve yeterli uyunmalı (günde ortalama 7-8 saat), yeterli su tüketilmeli, (günde ortalama 2-2,5 lt.), kişisel hijyene dikkat edilmeli, düzenli fiziksel aktivite yapılmalıdır. Bağışıklık sistemi oksidatif hasara (bedenin normal metabolik faaliyetleri ile ürettiği hücre atıklarına) karşı hassastır ve yüksek fonksiyon gösterebilmesi için korunmaya ihtiyacı vardır. Kalın sağlıcakla.

ÜMİT İŞMEN: SİNPAŞ GYO BURSA SATIŞ PAZARLAMA MÜDÜRÜ

Bundan 6 ay, 1 yıl, 10 yıl sonra nerede olacağız? Bu aralar sevdiklerimin çocuklarımın ailemin geleceğini nelerin beklediğini merak ederek kendi kendime sorular sorup duruyorum. Bu Pandemi sırasında işini kaybedenler, ruhsal ve fiziksel sağlığını kaybedenler, arkadaşlarım ve akrabalarım kısacası bundan sonra bizi ne bekliyor, bu soruların cevaplarının arayışı içerisinde kendimce yorumlarımı paylaşayım.

‘EKONOMİLERİ KÖTÜ VURDU’

Koronavirüs dünya genelinde ekonomileri çok kötü vurdu ve vurmaya devam ediyor. İş yapma alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını, insanların birbirine olan yaklaşımlarını, bakış açılarını değiştiriyor. Aslında bütün bu kafamdaki soruların cevapları fazlasıyla hükümetlerin ve toplumun koronavirüse ve ekonomik sonuçlarına nasıl tepki verdiğine bağlı olarak şekil alacak ve gelişecek. En büyük beklentim, umudum bu krizi toplum bilincini yeniden doğru bir şekilde inşa etmek ve daha iyi, daha insancıl şeyler üretmek için kullanacağız. En büyük korkum ise bunu toplumsal ve küresel güzelleşmek adına bir fırsat olarak değerlendirmek yerine aksine art niyet ve kötülüklerin anası bir yöne kaydırmak.

‘ZİHİNSEL VE FİZİKSEL SAĞLIK’

Durumumuzu ve geleceğimizde neler olabileceğini diğer krizlerin politik ekonomisine bakarak anlayabileceğimizi düşünüyorum. Araştırmam modern ekonominin temellerine odaklanıyor: küresel tedarik zincirleri, ücretler ve verimlilik. Ekonomik dinamiklerin, iklim değişikliği ve çalışanlar arasındaki düşük zihinsel ve fiziksel sağlık gibi zorluklara nasıl katkıda bulunduğuna bakıyorum. Toplumsal olarak adil ve ekolojik olarak sağlam gelecekler inşa edersek çok farklı bir ekonomiye ihtiyacımız olacağını düşünüyorum ve COVID-19 sayesinde bu ihtiyacın bu kadar belirginleştiği kanısındayım.

‘FARKLI VERSİYONLAR BİZİ BEKLİYOR’

Ekonomik açıdan dört olası gelecek aklıma geliyor: barbarlığa geri dönüş (bu en kötü senaryom), sağlam bir devlet kapitalizmi, radikal bir devlet sosyalizmi ve karşılıklı yardım üzerine kurulu büyük bir topluma dönüşüm. Toplum olarak birlik ve beraberlik içinde hareket etmeliyiz kötü bir senaryo yaşamamak adına. Kalın sağlıcakla.

Yasal Bilgilendirme
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS