Şimdi paylaşma zamanı

Şimdi paylaşma zamanı
Küresel salgına dönüşen koronavirüs ülkemizde de kendini yoğun şekilde gösteriyor. Hepimizin endişeli olduğu bu dönemi, atlatabilmemiz için birlik ve beraberlik içinde kurallara uyarak hareket etmemiz ve uyarılara kulak vermemiz gerekiyor. Bu zor günlerde Hürriyet Bursa olarak iş ve cemiyet hayatının tanınmış isimleriyle koronavirüslü yaşam hakkında kısa sohbetler gerçekleştirdik ve bir yazı dizisi hazırladık. Birlikte başarmak dileğiyle.

NAZLI ZEYNEP ŞAHNAOĞLU: Kurumsal Eğitmen ve Profesyonel Koç

20. yüzyıla damgasını vuran Abraham Maslow, kendi adı ile anılan “Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi” veya “Maslow Piramidi” kuramıyla tanındı ve 1970’teki vefatına kadar verdiği onlarca eserle, hümanistik psikolojisinin üstadı haline geldi. Bir eğitmen olarak beni en etkileyen cümlesi ise şöyle: “Yaşadığımız her an önümüzde iki seçenek vardır; gelişime doğru bir adım atmak ya da güvende hissetmek için bir adım geri kalmak.”

FİZİKSEL AKTİVİTELER DENEYİMLENDİ

İnsan her ne kadar var olanı koruma eğiliminde olsa da pandemi sürecinde pek çok kişi güvende olduğu suları bırakıp gelişime doğru adım atma cesaretini gösterdi ve göstermeye de devam ediyor. Kimileri üniversitelerin açık kaynak derslerine kayıt oldu, kimileri kişisel gelişimi için eğitim platformlarına abone oldu, kimileri ise fiziksel ve ruhsal sağlık bütünlüğü için yoga, pilates gibi fiziksel aktiviteleri online platformlarda deneyimledi.

Bir şaman öğretisi şöyle der:

“Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz.
Nehirler kendi suyunu içemez.
Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez.
Güneş kendisi için ısıtmaz.
Ay kendisi için parlamaz.
Çiçekler kendileri için kokmaz.
Toprak kendisi için doğurmaz.
Rüzgâr kendisi için esmez.
Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.”
Doğanın anayasasında ilk madde şudur:
Her şey birbiri için yaşar.
Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur.

BİLGİYE KOLAYCA ERİŞTİK

Yaşadığımız pandemi sürecinde gördük ki önceden ücret ödeyerek üye olduğumuz eğitim platformları, Türkiye’nin hatta dünyanın önde gelen eğitmenleri, konuşmacıları tüm bilgi kaynaklarını ücretsiz erişime açtı. Hepimiz bilgiye kolayca eriştik, her akşam bir hatta birden fazla canlı yayına katılıp kendimizi geliştirdik; şimdi paylaşım zamanı. Yaşadığımız bu süreci, nadasa bırakılmış toprağın artan verimliliğine benzetiyorum. Şimdi edinilen bilgilerin kullanılması, bereketlendirilmesinin zamanı.

YENİ NORMALDEKİ ALIŞKANLIKLARIMIZ

Online ortamlardan, önlemlerimizi alıp kaldığımız yerden doğada devam etmenin zamanı geldi. Bütünsel sağlık için fiziksel ve ruhsal aktivitelerimizi online platformlardan, bahçelere taşımanın; sosyal medya paylaşımlarından, sosyal mesafe koruyarak çevremizle paylaşmanın zamanı geldi. Pek çok kurum, aktiviteler için yeni dönem hazırlıklarını yapıyor. Elif Dörter’in dediği gibi “Eskiyi terk etmiyoruz aslında; sadece alışkanlıklarımız biraz dönüşecek.” Yeni normaldeki yeni alışkanlıklarımız için tek yapmamız gereken, neleri nasıl yapmamız gerektiğini keşfetmek.

 ELİF GÖRGÜN KAPLAN: KURUMSAL İLETİŞİM UZMANI

Dürüst olmak gerekirse koronavirüsü ilk önce anlamadım. Başlarda bizden uzaklarda bir yerlerdeydi. Sonrasında iş ciddiye binince korktum. İlk aklıma gelen ölüm oldu. Sonra sevdiklerime bir şey olursa, onları kaybedersem diye korktum. Sonra her şey ama her şey değişti. Korkunun ecele faydası olmayacağı bir kez daha ortaya çıktı.

ANLAYIP KABUL ETMEK

Ben kurumsal iletişim uzmanıyım. Bu süreçte evden çalıştım. Gerekli durumlarda tüm tedbirleri alarak ve tüm kurallara uyarak iş yerine de gittim. Bu süreç bize farklı beceriler kazandırdı. Birçok şeyi internet kanalı ile yapabilmeyi deneyimledik. Ben bir farkındalık öğrencisiyim. Bunun ile gurur duyuyorum. Farkındalık demek, adı üstünde fark etmek. Fark edip, anlamak. Anlayıp kabul etmek. Kabul edip beklentiye geçmemek, hayat ile pazarlığı bırakıp, hayatın akışında yol almak demek. Duyguda durmak demek.

ÖNEMLİ BİR DÖNEME TANIKLIK EDİYORUZ

Koronavirüs’ün dünyayı bir farkındalık atölyesine çevirdiğini düşünüyorum. Hepimiz dışarıdaydık. Hatta bir anlamda kaybolmuştuk. Bu süreç bizi kendimize çevirdi. En başta en temel duyguya döndük: Hayatta kalmak. Sonra sevdiklerimizin sağlıklı ve iyi olması… Zihinlerimiz başka işler ile yorgunken ve çoğu zaman da diğer kişileri yargılıyorken, birden sadeleştik ve kendimiz ile ilgilenmeye başladık. Yaşadığımız dünyaya yaptıklarımızı gördük. Kendimize eziyet ettiğimizi fark ettik. Olmaz, nasıl olur? Dediğimiz şeyler oldu. En çok da panik halde koşturduğumuzu fark ettik. Bütün bunlar müthiş bir ilerleme bence. Dünyada önemli bir döneme tanıklık ediyoruz.

HAYATTA HER ŞEY MÜMKÜN

Bu süreçte şimdiye kadar sağlıklı kalmayı başardığım için kendimi kutluyorum. Bütün tedbirlere devam ediyorum. Ben kendi adıma şunu söyleyebilirim: Öncelikle güzel bir detox yaptım. Sonrasında da şekerli ve unlu ürünleri tamamen bıraktım. Bağışıklığımı güçlendirmek için takviye edici gıda kullanıyorum. Korku ve endişelerimi uzaklaştırmak için aromaterapi uyguluyorum. Evde yapılabilecek fiziksel hareketleri yapıyorum. Farklı farklı konularda online eğitimlere katılıyorum. Ve bildiklerini paylaşan insanlara çok teşekkür ediyorum. Evde de sadeleşmeye çalışıyorum. Fazla eşyaları ayırmaya devam ediyorum. Sevdiklerimi daha sık arıyorum. Bütün tedbirlere uymama, bağışıklığımı desteklememe rağmen virüse yakalanabilirim, hayatta her şey mümkün.

BİRBİRİMİZE İHTİYACIMIZ VAR

Böyle bir şey olursa iyileşmek için elimden geleni yaparım. Aklıma türlü türlü senaryolar, korkular, endişeler geliyor, gelmiyor değil. O zaman bu duygularımı durduruyorum. “Aha! seni yakaladım” diyorum. Ve kendimi anlıyorum. Çünkü korkmak çok doğal. “Korkacak ne var ?” diye yargılamıyorum. Evet korkuyorum ve kendimi anlıyorum. Kendime bir bebek gibi yaklaşıyorum. Ne oldu? Neyin var? Korkuyor musun? Üzgün müsün? Kızgın mısın? Kendini iyi hissetmek için neye ihtiyacın var? Kendime en çok sorduğum sorular. Hepimizin güvende olmaya, sevmeye ve sevilmeye yani birbirimize ihtiyacımız var. Artık mevcut şartlarda hayatımızı sürdüreceğimiz açıkça görülüyor. Tedbirli olmak, gerekeni yapmak ve değişikliklere uyum sağlamak bizi hayatta tutacak.

HAKAN OĞUZ: Yeşim Tekstil Kurumsal İletişim Uzmanı

Ne kadar ilginç değil mi? Bunca yıl her türlü teori ve kuramla desteklenen, tüm dünya uygarlığına yön veren ve en büyük güç konumundaki bir sistem; gözle dahi görülemeyen bir virüse yenik düştü. Neredeyse dünyanın tümüne hâkim olan bu sistemin önde gelen temsilcileri başta olmak üzere dünyanın tamamı bu tehdide boyun eğdi. Bazı ülkeler aldıkları radikal önlemlerle tehlikenin ilk dalgasını atlatmış olsalar da şu sıralar olası bir ikinci dalganın kabusunu yaşamaya başladı. Türkiye, söz konusu salgın ilk ortaya çıktığı andan itibaren daha tedbirli davranarak, bu krizle mücadelede gardını almış bir ülke görüntüsü çizdi. Gelinen noktada; iyileşme emareleri kapsamında kademeli bir geçişi öngören ve “yeni normal” diye tabir edilen bir sürecin içindeyiz. Önümüzdeki ayların bizlere neler göstereceğini hep birlikte göreceğiz.

‘ETKİSİ HER ALANDA HİSSEDİLDİ’

Konu ilk gündeme geldiği 11 Mart’tan itibaren herkes gibi ben de günlerce ekrana kilitlendim. Saatler süren yayınları izleyerek konuyu anlamaya ve içselleştirmeye çalıştım. Çünkü bu virüs ve salgın kavramının daha uzun bir süre hayatımızda olacağı belliydi ve gün geçtikçe gündelik hayatımızın her alanında etkisi hissedildi. İlk zamanlarda idrak etmesi de kabullenmesi de zordu. Ancak vaka ve ölüm sayıları arttıkça tablo daha da netleşti ve kendimizi bir anda evlerimizde bulduk. 23 Mart haftasında başlayan yıllık izin kullanma sürecini, firmamızın üretime ara vermesi ile birlikte 30 Mart’ta zorunlu izin takip etti. 11 Mayıs’ta yeniden sahalara dönene kadar evde de olsa işimize yoğunlaşma ve gerekli çalışmaları tamamlama şansı bulduk.

‘İŞ YERİNDE OLMAYI ÖZLEDİK’

Bu süreçte eşim de evden çalıştığı için 6 hafta boyunca çocuğumuzla da birlikte yer yer keyifli, yer yer zorlu günler geçirdik. Zira 6 yaşında bir çocuğu evde oyalamak ve enerjisini atmasını sağlamak, birçok ebeveyn gibi bizim için de son derece yorucuydu. Bu süreçte tüm çalışan anne - babaların önemli bir sınav verdiğini düşünüyorum. Evden çalışmak için gerekli konsantrasyonu sağlamak, ilgili önlemleri alarak alışveriş yapmak, eve alınan ambalajlı yiyecekleri dezenfekte etmek, çocukla ilgilenmek, yemek hazırlamak, evi toparlamak vs oldukça yorucu süreçlerdi. Bu dönemde iş yerinde olmayı özler hale geldik. Evde olduğum süreçte gelen onca olumsuz habere rağmen moralimi yüksek tutmak zorunda hissettiğim günler de oldu. Oysa benim duygularım hiç de o yönde olmadı.

‘YA HEP YA HİÇ’

Sonuçta ortada hiç de normal olmayan ve ne zaman düzeleceğini bilmediğim bir süreç söz konusuydu. Normal zamanlarda dahi her zaman motivasyonumuzu yüksek tutmakta zorlandığımız ve hayatı sorguladığımız bir dünya düzeninde böylesi ekstrem bir dönemde nasıl olur da aynı çizgide kalabilirdik? Eğer yaşanması gereken bir hüzün ya da endişe varsa yaşanmalıydı. Bu süreçte empati yetimizi daha da arttırarak herkesin duygularına saygı duymamız şart. Belki de bu dönemde insan kalabilmenin en önemli koşullarından biri de budur. Bir an önce bu salgın sürecinin sona ermesini diliyorum. Çünkü evimizin sınırlı imkanları ile bedenimi ve ruhumu sınırlı kaynaklarla beslemekten hiç memnun değilim. Mutluluk kırıntılarıyla yetinmek mutlu etmiyor beni. O nedenle hislerimin de yönlendirmesiyle diyorum ki, ya hep ya hiç!

Sinem KARABULUT: BSMMMO Basın & Halkla İlişkiler Sorumlusu

Bulunduğumuz kuşağın bugüne kadar karşılaşmadığı çok farklı bir süreçten geçiyoruz.
İşin sağlık riski ve maddi boyutunu bir tarafa bırakacak olursak; ne paranın, ne malın-mülkün, ne ırkın, ne rengin, ne cinsiyetin, ne inancın, ne yaşın ne de yaşanılan coğrafyanın ayrımı olmaksızın bu küresel virüsten tüm insanlık olarak okkalı bir tokat yedik.

‘ZORUNLU BİR MOLA VERDİK’

Hiçbir ayrım gözetmeksizin yediğimiz bu okkalı tokat; ders almasını bilenler için aslında özümüze dönmemizi sağladı. Evren, adeta zorunlu bir mola verdirtti her birimize... Üretmeden tüketen, azla yetinmeyip hep daha fazlasını isteyen, kendinden başka hiçbir canlıya yaşam hakkı tanımama noktasına gelen insanlığa, “Dur!” dedi. Ve hayatta en önemli şeyin sağlık olduğunu, özgürlüğümüz ile sınayarak hatırlattı hepimize.

YENİ YOL HARİTASI ÇİZDİM

Her şeyi bir kenara bırakacak olursam; üniversite yıllarını da çalışarak geçiren biri olarak ilk defa bu kadar süre evdeyim. Çalışan bir anne olarak, doğum iznimin haricinde ilk kez çocuğumla bu kadar vakit geçiriyorum. Uzun zamandır kendime de ilk defa bu kadar zaman ayırıyorum. Hayatımın olmazsa olmazlarını gözden geçirdiğim bu süreçte; kendime ileriye dönük yeni bir yol haritası çizdim. Sistem tarafından anlamadan robotlaştığımız bu süreçte; kendimi dinlemeye, kabuğuma çekilip nefes almaya ne kadar da çok ihtiyacım varmış meğer bunu anladım.

SAĞLIK VE SEVGİYLE KALIN

Çok güzel bir yazı okumuştum Nil Karaibrahimgil’in kaleminden. İçinde bulunduğumuz bu zorlu süreci, karantina olarak değil de koza olarak görmemiz gerektiğini ifade ediyordu.
Hayata bakışımızı, yaşam tarzımızı sorguladığımız bu süreç bittiğinde inşallah okuduklarımız, dinlediklerimiz, farkına vardıklarımızla kozalarımızdan kanatlanmış olarak çıkabilmeyi ümit ediyorum. Hem kendimizin, hem birbirimizin, hem de dünyamızın kıymetini daha çok bilerek… Sağlık ve sevgiyle kalın.

Yasal Bilgilendirme
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS