Yapmamız gereken kendimizi bilmek

Yapmamız gereken  kendimizi bilmek
Küresel salgına dönüşen koronavirüs ülkemizde de kendini yoğun şekilde gösteriyor. Hepimizin endişeli olduğu bu dönemi, atlatabilmemiz için birlik ve beraberlik içinde kurallara uyarak hareket etmemiz ve uyarılara kulak vermemiz gerekiyor. Bu zor günlerde Hürriyet Bursa olarak iş ve cemiyet hayatının tanınmış isimleriyle koronavirüslü yaşam hakkında kısa sohbetler gerçekleştirdik ve bir yazı dizisi hazırladık. Birlikte başarmak dileğiyle.

ELİF EPİRİ: Bir Başka Tiyatro Oyuncusu

Kendisinin efendisi olmayan hiç kimse özgür olamıyor. Doğuyoruz, büyüyoruz, büyürken içinde yaşadığımız toplumun doğru ve yanlış dediklerini aynan kabul edip, hayata adımlarımızı yavaş yavaş atıyoruz. Sonra başlıyoruz en iyi şekilde yaşamak için savaş vermeye. Kimimiz para, kimimiz koltuk, kimimiz etiket için nice savaşlar veriyoruz. Yaşamın evrensel amacı bunlar oluyor ve tüm oyunlar bunun üzerine kuruluyor. Birini elde ettin mi, diğeri tükeniyor. Haydi yenisine!.. Doymuyoruz, çünkü herkes doymayınca ‘doymamamız’ gerektiğini doğru kabul ediyoruz.

‘HEPİMİZİN BİR ROLÜ VAR’

Yaşadığımız dünya hayatı senaryosunda hepimizin bir rolü vardı (kendi kendimize yönetmenlik yapamadık). Esas yapmamız gereken, ‘Kendini Bilmek’ olmalıydı ama bilemedik... Ve, senarist bize kocaman bir hediye gönderdi; Koronavirüs. Bu hediye, özünde ‘kendini bilmek isteyenler’ için müthiş bir hediye oldu... Hediyenin adı ‘zaman’ idi... Bu zaman kendine dönmek, kendini bulmak, kendin ile önce arkadaş sonra gerçek dost olabilmek için harika bir zaman dilimi... Tüm dostlarıma ve kendime bu hediyeyi en güzel şekilde değerlendirmeyi diliyorum.

‘EPİKTETOS’UN ÖĞRETİLERİNİ OKUDUM’

Bu karantina günlerinde Epiktetos’un 2000 yıl önce yazdığı öğretileri okudum, bugünün medeni bir tasavvuf sohbeti gibiydi sanki. Asırlardan beri gelen doğru bilgi tek; Tüm yolculuğun kendimizden kendimize aktığını ve ‘büyük sırrın’ bu olduğunu anlatıyor. Bu özel günlerde huzur içinde ve korkmadan evde kalmanızı diliyorum ve size yazacağım küçücük bir kıssadan hisse ile hepinize sevgilerimi sunuyorum.

BİLGE İLE SITMA

‘Bir bilge çölde yürürken sıtma virüsü ile karşılaşmış, sormuş sıtmaya nereye gittiğini. Sıtma, Bağdat’a gittiğini ve orada 500 kişiyi öldüreceğini söylemiş. 1 ay geçmiş, bilge ile sıtma dönüş yolunda tekrar karşılaşmışlar. Sıtma demiş ki; 4500 kişi öldü, bilge sormuş ‘hani 500 kişi ölecekti. Sıtma demiş ki; 500 kişi sıtmadan, 4000 kişi korkudan öldü.’

A. MELISSA ANGELICA YILDIRAN: NLP & Kişisel Gelişim Uzmanı

Geçtiğimiz 6 ay, Mindfulness ve Sanat Projesi’nin bir ayağı olan Atina’da yaşadım. Korona salgını nedeniyle bir gecede şehir paniğe kapılmış, sabah bambaşka bir Atina’ya uyanmıştım. Sokaklar kaos ve ne yapacağını bilmeyen insanlarla dolu, her an ölümlerin arttığı gerçeğini yönetme kaygısı etrafı sarmış bir ülke. 17 Mart’ta son uçakla döndüm. Henüz projelerim bitmemiş olmasına rağmen, covid-19 salgını nedeniyle tüm sınırlar kapanmadan ülkeye girebildim. Fransa ve Belçika üzerinden Türkiye’ye dönemeyenlerle aynı uçaktaydım. Hepimize doldurmamız için birer form verdiler. Karantinaya alınma korkumu ve paniğimi anlatamam.

EVREN BİZİM ADIMIZA PLAN YAPTI

Döndüğüm gece doğum günümdü. Yenilikler ve hayallerimin gerçekleşmesi umudunun verdiği mükemmel hissi anlatamam. Yayın evimle yeni projelendirdiğimiz kitabım için oldukça heyecanlıydım. Henüz işin ciddiyetinin farkında değilim tabii. İstanbul’u o kadar özlemiştim ki, sevdiklerim bir yanda, en çok da erkek arkadaşım burnumda tütüyordu! Bolca plan yaptım kendime ve geldiğim günden bugüne kadar hiç sokağa çıkamadım. Bazen evren senin adına kararlar verebiliyor değil mi?

‘SÜREKLİ KABUS GÖRÜYORUM’

Bu zaman zarfı içerisinde hayatım boyunca hiç görmediğim kadar kabus gördüğüm pek kimseyle paylaşmadığım bir gerçek. Her sabah bende iz bırakan bir başka ütopik rüya ile uyanıyorum. Doluyorum, doluyorum ve yine kendi içime taşıyorum. Uykuya dalabildiğim her an Dante’nin cehennemine gidip her uyandığımda oradan yeniden dönüyorum sanki.
En yakınlarımın evlerinde karantina sürecinde neler yaşadığını görmek de pek kolay değil. Korkularıyla nasıl yüzleştiklerini fark etmek, ilişkilerin geldiği noktayı gözlemlemek, ekonominin aldığı son hal, herkesin patlama noktasına geliyor olması. Benim de herkes gibi karanlıklara derinlemesine daldığım, hatta saplandığım oluyor. “Bundan sonra ne olacak” diyorum. “Yaşamlarımız nereye evriliyor, neye dönüşüyor!”

‘HEPİMİZ İÇSEL BİR SAVAŞ YAŞIYORUZ’

Beklemek gerektiğinin farkında olsam da sabırsız yapım gereği bazen umut ediyorum ama çıkış bulamıyorum. Hayatım boyunca hep kendi karanlıklarımdan kendim çıktım ama yine de hani olur ya çaresiz hissettiğin anlarda birinin, bir şeyin elini tutmasını ve o karanlık odadan çıkartmasını istersin ama olmaz. Ağlayıp sızlanamıyorum, hakkım yokmuş gibi geliyor, herkes kendi içinde aynı durumda. Ekonomik zorlukların yanı sıra, bir yerde bu herkes için içsel bir savaş. Bu nedenle içinde bulunduğumuz bu duygu dünyası içerisinde oradan oraya savrulurken uzanıp ışığı açmak mecburiyetimiz var. Önce kendin için ışığı yakacaksın ki, sevdiklerine de ışık olabilesin. Üretmek lazım, tükenmeden üretmek. Kimsenin pembe masallara inanma lüksü yok. Her birimizin yeni oluşan korkuları, zaten var olan karanlık odaları, kendine ait görünmeyen zindanları, zihninde konuşan binlerce benliği var ve her insanın savaş sanatı farklı, biliyorum ama bulunduğun yerden başka bir yere hareket etmene izin vermiyor evren, bu da net. “Bulunduğun yerde yeni bir alan yarat yapabiliyorsan” diyor.

‘ÜRETEREK PAYLAŞMAYA KARARLIYIM’

Durumun beni cendereye aldığını hissettiğim bu süre zarfında yaratmaya, üretmeye verdim kendimi. İçimde biriktirdiğim bunca korkuyu bulunduğu yerden çıkartmak, içimde yarattığım zindanları aydınlatmak mecburiyetindeyim. “Bunu hep birlikte “biz” olarak nasıl yapabiliriz” diye sorduğumda zihnimde yanıtı belirdi “Madem yapabildiğim şey insanların yaşamına dokunmak, o zaman üretmeliyim ki bana iyi gelen şeyler diğerlerine de iyi gelebilsin, belki bir ışık yanar”. Hayalim ürettiğim atölyelerin hem bana, hem başkalarına iyi gelmesi. Aslında böyle zamanlarda elini bir başkasına uzatmak bile cesaret istiyor. İnsanlar kendi içinde bulunan karanlığa teslim olmaya o kadar müsait ki. Bunu her ne kadar bilsem de üretmeye ve paylaşmaya devam ediyorum. Evren dönüşürken üreterek paylaşmaya kararlıyım.

 EKREM SAĞEL: Lüks Tüketim ve Marka Danışmanı

Bir günde neler değişiyormuş dünyaca tanık olduk. Bir anda özgürlükler kısıtlandı. Duvarlar örüldü, herkes evinde. İşlerin büyük bir çoğunluğu yavaşladı. Seyahatler, eğlenceler, keyifli alışverişler, açık havada gezintiler, spor salonlarında spor yapmak şu an için askıya alındı. Kehanetler, gelecek öngörüleri havalarda uçuşuyor. “Felaket zamanlarının bilimsel değeri vardır. Depremden sonra jeoloji öğreniriz” der Emerson. Salgın sürecinde de, koronavirüs uzmanı olduk. Ve tüm bunların neticesinde ‘neredeyse’ herkesin dilinde bir kavram oluştu. “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”

‘BAKIŞ AÇILARI DEĞİŞTİ’

Sosyal mecralarda yazıları postları okudukça, ülkemiz insanının duruma farklı bir açıdan baktığını, değerlendirdiğini görüyorum. Bu kavram, her durumda olduğu gibi, yaşam tarzımıza, bakış açılarına, beklentilere, hayat tecrübesine, vizyonuna göre farklı algılanabiliyor. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak durumuna inanmıyorum demek, olası gerçekleri ne yazık ki değiştirmiyor. Fazlaca iyimserlik içeriyor. Biraz dar bakış açısı.! Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak kavramını biraz kırpalım. “Birçok şey eskisi gibi olmayacak” diyelim. Bu iki kavram da globaldir ve bu salgın (ki sürekli mutasyon geçirdiği için) başka versiyonlarda devam edecek ve birçok şeyi değiştirecek.! Dünya genelinde.

MESAFELER HAYATIMIZA GİRDİ

Güvenli mesafe uzaklığı uyulması gereken zorunlu bir kural olarak karşımıza çıktı. İki insan, üç insan, dört insan ve artan sayıda insanların arasında olması gereken sağlık mesafesi. Salgından koruyacak olası mesafe. Dünyanın her yerinde uygulanacak. Bu durum kısaca ne demek? Bir daha, sevgilinizle, arkadaşınız yada arkadaşlarınızla, insanlarla yan yana, dip dibe sinema, tiyatro izleyemeyeceksiniz.! Sinemaların, tiyatroların konseptleri değişecek.
Bir daha dip dibe, yan yana, futbol, basketbol, voleybol, tenis, atletizm gibi spor müsabakalarını tribünden izleyemeyeceksiniz.! Bir daha dip dibe, diskoya gidip eğlenemeyeceksiniz.! Bir daha yan yana, restoranlarda şirket yemekleri, aile yemekleri yiyemeyeceksiniz, doğum günü kutlayamayacaksınız.!

‘GERÇEKLERİ KAVRAMAMIZ LAZIM’

Bir dahaları genelleyip düşündükçe, maddeler uzar gider mi? Evet gider.!
Peki o zaman birçok şey nasıl eskisi gibi olacak.? Olumlu ya da olumsuz, pozitif ya da negatif, iyimser ya da karamsar olma durumu değil. Enseyi karatmak değil. Gerçekçi olma mecburiyeti var. Gerçekçi.! Neyin değişmesi ve neyin değişmemesi gerektiğini bilerek, neyin değiştiğini ve neyin önemli olduğuna karar verme sürecindeyiz. İyi değerlendirelim. Gelecek ile ilgili bilinçli planlar yapın. Lütfen.! Sağlıklı günlere...


ERAY ŞOHOĞLU: İŞ İNSANI

Yazıma ‘Evde Kal’ diyerek ve bilimin ışığında gece gündüz demeden insanoğlu için çalışan tüm sağlık görevlilerinin ve diğer tüm hizmet sektöründeki emekçilerimize şükranlarımı sunarak başlamak istiyorum. Evet, çok zorlu bir süreçten, insanoğlunun yakın tarihte tanık olmadığı bir süreçten geçiyoruz. Bu salgın belki ilahi bir şekilde belki de insanoğlu tarafından vuku buldu lakin bir amacı olduğu kesin. Hayatta tesadüflere inanmayan ve her karanlığın da bir aydınlığı olduğuna inanan biri olarak bu süreci dikkatle takip ediyorum. Salgın günlerinde biz evdeyken doğanın bile kendini yenilediğini ve bir şeylerin değiştiğini elbet fark etmişsinizdir.


‘İNSAN OLMANIN ÖNEMİNİ FARKETTİK’

Bizlere dayatılan sosyo-ekonomik sistemin çarklarında koşuştururken insan olduğumuzu unutup nasıl bir tüketim toplumu haline geldiğimizi ve insan olmanın önemini unuttuğumuzu komşuluğun önemini, gönülden bir selamın sıcaklığını fark etmişsinizdir elbet. Demem odur ki bu sancılı süreçte bile güzel şeyler oluyor ve elbirliği ile bu süreci de aşacağız. Lakin sonrasında olacak olanlar bir kriz değil başkalaşım olacak. Tecrübe edindiklerimiz ile yeni bir dünya düzenine evrileceğiz. Üyesi olduğum ve aktif görev aldığım birçok sivil toplum kuruluşunda gerçekleştirdiğimiz sanal toplantılar da mevcut düzeni ve sonrasındaki başkalışımı görüşüyoruz. Tüm toplantıların çıktısı ise “Bilim Teknoloji ve Değişen Dünya” temaları oluyor.

SEVDİKLERİMİZE ZAMAN AYIRACAĞIZ

Bir turizmci gözüyle sektörel öngörülerimi paylaşmam gerekirse, havalar ısınıyor, elbet yaz gelecek ama bu yaz sezonu eskisi gibi olmayacak. Tüketim alışkanlarımız, bu süreçte edindiğimiz tecrübelerimiz neticesinde değişecek. Plajlar da, beach clublerda iğne atsanız yere düşmeyecek kalabalıklar olmayacak, hava yolları karlarına kar katmak amacıyla bir uçağa ne kadar insan sıkıştırabileceklerini bir kenara bırakmak zorunda kalacaklar, büyük konaklama tesisleri hizmet politikalarını değiştirmek zorunda kalacaklar ve insanlar sosyal mesafenin daha çok korunduğu ama samimiyetinde daha rahat kurulabileceği butik işletmelere yönelecekler. Daha birçok değişim gerçekleşecek ama özünde insan olacak. Kendimize ve sevdiklerimize daha kaliteli zaman ayıracağız.

BU KADAR LÜKSÜMÜZ OLMAYACAK

Bu süreçte lütfen evde kalalım. Bir daha evde bu kadar kalacak lüksümüz olmayacak çünkü yeni düzen için çok daha fazla çalışmamız gerekecek. Yazımı çok sevdiğim ve saygı duyduğum sayın Salim Kadıbeşegil’in kitabından bir alıntı ile bitirmek istiyorum.
“Kaliteli yaşamak isterken, yeryüzünü yaşanmaz hale getirmişiz. İnsan olmanın erdemlerinden uzaklaşmışız. Hayvanların duygularını ‘kıskanır’ yaşamlarını özenle tasarlamalarına ‘öykünür’ hale gelmişiz.”

Yasal Bilgilendirme
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS