Agnes Obel: “Myopia, bir anlamda kendim için bir terapi biçimi”

Agnes Obel: “Myopia, bir anlamda kendim için bir terapi biçimi”

Agnes Obel: “Myopia, bir anlamda kendim için bir terapi biçimi”

“Euphoria”, “Dark”, “The Rain” ve “Grey's Anatomy” gibi pek çok dizide melodileriyle kulaklarımıza zuhur eden Danimarka menşeili, şarkıcı ve söz yazarı Agnes Obel, bu gece Zorlu PSM’de! Kullandığı enstrüman sayısı artırılmış ve ortaya çıkan melodilerin duygu yoğunluğunun dikkat çektiği dördüncü albümü “Myopia”dan şarkılarla huzurlarımızda olacak “karanlık ve sinematografik şarkıların yaratıcısı” Obel ile bir röportaj gerçekleştirdik…

Haber devam ediyor
Haberin devamı
Haber devam ediyor
Haberin devamı

Soul ve folk türündeki üretimleriyle dikkat çeken şarkıcı, söz yazarı ve piyanist Agnes Obel, (bu gece) 1 Temmuz’da, PSM Loves Summer kapsamında, Zorlu PSM’de… Kendi müziğini 12 yaşında üretmeye başlayan ve 17 yaşında da müzik dünyasına giriş yapan ve bugün müzikal kariyerinde on yılı dolduran Obel, çağdaş müziğin bağımsız ve özgün sanatçıları arasında gösteriliyor. Şubat 2020’de yayınladığı Deutsche Grammophon ve Blue Note etiketli yeni albümü “Myopia”nın öncesi, aynı yıl piyasaya sürülen teklisi “Island of Doom” ile dinleyicileriyle buluşan Obel, dinleyicilerinden olduğu kadar eleştirmenlerden de tam not aldı.

Önceki albümlerinde (Philharmonics, Aventine ve Citizen Of Glass) olduğu gibi “Myopia” için de Berlin’deki stüdyosunda deyim yerindeyse, izolasyona giren Obel, albümün yazma, kayıt ve miksaj aşamalarının tümünü kendi üstleniyor. 2021’de yayınladığı ve Brooklyn’deki canlı performanslarından oluşan bir EP ile Rone remixli “Can't Be” isimli single ile dinleyicilerine seslenen Obel, “her biri birbirinden etkileyici, ruha iyi gelen parçalarla” dolu seçkisiyle ve bu ikinci İstanbul konseriyle karşımızda olacak. “İki deniz arasındaki o güzel yere tekrar gitmeyi o kadar iple çekiyorum ki.

Konser mekanına uyacağını düşündüğümüz özel bir set listesi hazırladık” diyen Obel ile incesinden, ortaya karışık bir röportaj yaptık. Akşam rotamız belli, o vakit yavaştan Agnes Obel dünyasına dalış yapmak için müziğinin sesini açmakta fayda var!




“Gece nasıl hissettiriyor diye soruyorum”

• Fransız yazar George Sand; “Hayatı hem yaşamak hem de çalışmak için çok kısa buluyorum” der ve ekler: “Hepimiz yaşlanmak ve tüm mutluluklarımızın hayal kırıklıklarına dönüştüğünü görmek için yaşıyoruz.” Sand’ın cümlelerinden yola çıkarak pandemide geçirdiğiniz iki yılda ve hâlihazırda devam eden sürecin içinde, “yaşam mesainizde” ve “sanat hayatınızda” neleri deneyimlediniz, keşfettiniz? Süreçte size iyi gelenler ve kötü hissettirenler neler oldu?

Pandemi ve ardından gelen kapanma Avrupa’yı vurduğunda turnedeydik ve hepsi iptal oldu (planlanmış ve tüm 2020’yi kapsayan aylarca sürecek bir turnemiz vardı) biz de eve gittik, ne yapalım! Şahsen benim için kapanmada olmak ya da o hali yaşamak o kadar da büyük bir değişiklik değildi. Çünkü ben albümlerimin hepsini böyle yaptım, izolasyonda ve her gün birçok saati yalnız başıma geçirerek! Bütün hayatım boyunca bunun için eğitilmişim diyebiliriz. Bütün kapanma deneyiminden pozitif bir kazanımım oldu; tekrar canlı müzik çalabildiğimiz için minnettar hissetmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu benim için önemli, çünkü canlı çalmadığım zaman müziğimi başkalarıyla asla yaşayamıyorum ve onu canlı ve gelişir tutmak için bu o kadar önemli ki!

• “Myopia” albümünüz öncesi piyasa sürdüğünüz tekli “Island od Doom”u uyku problemi çektiğiniz günlerde araştırmalarınızdan ilham alarak yazdığınızı söylediniz. Aristoteles’ten bu yana uyku hep merak edilmiş ve benim de uzun zamandır ilgimi çeken konulardan biri. Uykuya dair aklıma ilk gelense; “Uykuya dalanın korkusunu bilir misiniz? Tepeden tırnağa korkar o, altından yer çekildiği ve rüya başladığı için” diyen Nietzsche… Ve Türkiye’den bir şair olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın cümlesi ise durumu özetliyor bence; “Çok da takılmıyorum artık bu uyku konusuna, uyuyunca geçmeyen şeylerin olduğunu anladığımdan bu yana.” “Island od Doom” şarkınızda; “Işıklar söndüğünde, gece nasıl hissettiriyor?” diyorsunuz. Ben de size sormak isterim; “uyku” ve “gece” sizin için en anlam ifade ediyor ya da sizdeki karşılıkları nedir?

Sanırım siz “Broken Sleep” şarkısını düşünüyor olmalısınız, benim için o “Myopia”dan insomnia (uykusuzluk hastalığı) konusunu irdeleyen bir şarkı. Ben uykuyla ölüm arasındaki bağlantının yanı sıra, bu dünyadan uzak ve kendi içinde derinlerde, esrarengiz, uykuda olma halini hep merak etmişimdir. Gizemli bir hal… Şarkıyı yazarken benim de uyku problemlerim vardı ve acaba öyle mi diye düşünüyordum… Sonra uykunun kültürel tarihçesi ve zaman boyunca nasıl anlaşıldığı hakkında okumaya başladım. Bunun yanı sıra, uyku ve uykunun farklı durumları hakkında da bazı yeni araştırmaları okudum ve sanırım bu da kendi uyku sorunlarımdan kurtulmama yardımcı oldu. Belki de onu gizeminden arındırarak rahatladım... “Island of Doom” (Kıyamet Adası) ise babam hakkında bir şarkı. Hayatının son yıllarında depresyondan muzdaripti ve o yıllarda, zihninde ve yalnız yaşadığı dairesinde, kendi “Kıyamet Adası”nı yarattı. Vefat ettiğinden beri, varlığının hala benimle birlikte olduğu hissine kapılıyorum. Özellikle müzik yapmamla ilgili olarak (o da müzik yapıyordu) ve rüyalarımda, bilhassa vefatından sonraki ilk yıllarda neredeyse orada onunla konuşabileceğimi hissediyordum. Şarkıda ona diğer tarafta olmak nasıl bir his, gece nasıl hissettiriyor diye soruyorum?

Haber devam ediyor
Haberin devamı
Haber devam ediyor
Haberin devamı




“Çevremden çok kolay etkileniyorum”

• “Benim için “Myopia”, güven ve şüphe üzerine bir albüm. Kendinize güvenebilir misiniz? Kendi kararlarınıza güvenebilir misiniz?” diye soruyorsunuz. Soruyu size sorarsak, yorumunuz ne olur?

Benim için “Myopia” (dar görüşlülük anlamına da gelebilir), algı ve nasıl miyop olabileceğiyle ilgili bir albüm. Bu albümle birlikte (istediğim) kendi “Myopia” algımı ve eğilimimi araştırarak, kendime şunu soruyorum: “Kendi yargıma ve olaylara ilişkin algıma ne kadar güvenebilirim?” Bunun sadece benimle ilgili bir şey olmadığına inanıyorum, çünkü bugün medya ve bilgi teknolojilerini kullanan herkes için geçerli bir soru bu. Zira bakış açımızı daraltan algoritmalar tarafından yönlendiriliyor oluşumuzu unutmamalı! Kendime güveniyorum, yoksa bu kadar yalnız çalışmazdım, ama kendi miyop evrenine kilitli olmanın potansiyel dezavantajının da farkındayım, çünkü hiç kimse kopuk bir boşluk içinde varolamaz ve yaratamaz. Sanırım, benim yalnız çalışma ihtiyacım çevremden çok kolay etkilenir olmamdan kaynaklanıyor. Bu yüzden kendi sound’umu ve müzikal dilimi geliştirebilmek için yalnız çalışma konusunda oldukça katı olmam gerekti.

Haber devam ediyor
Haberin devamı
Haber devam ediyor
Haberin devamı

• “Myopia” kelime anlamıyla manidar bir seçim olmuş! 2010’dan bu yana sizi dinleyen sade bir müziksever olarak bu albümün bende etkisi, algısı şöyle: Sizin dünyanıza açılan bir pencere gibi. Albümde kullanılan enstrümanların sayısı arttırılmış ve bu müzik aletleriyle ortaya çıkarılan melodiler daha yoğun ve daha derinlerde bir yerlerden sesleniyor gibi; yaylılar ve vokallerle ortaya çıkan ‘organik sentezleyiciler’in etkisi muazzam. Sanki dış dünyada ifade edilemeyen duyguları, algıları açığa çıkarıyor hissi veriyor; anılar, hatıralar, hayaller; bir terapi seansı gibi. Peki, sizin tarafınızda neler yaşandı, yaşanıyor? Kısaca bu defa nasıl bir “Agnes Obel” yolculuğuna çıkıyoruz?

Haber devam ediyor
Haberin devamı
Haber devam ediyor
Haberin devamı

“Myopia”nın bir şekilde yapmam gereken bir albüm olduğunu düşünüyorum. Eğer bu bir anlam ifade ediyorsa. Bazen aşabilmek ve hayatın size kabul ettirdiği bazı deneyimleri anlayabilmek için bir şey yapmanız gerekir. Yani haklısınız, bir anlamda bu kendim için bir terapi biçimi. Tabii ki, başkalarını da ilgilendirdiğini umuyorum. Kapanma başlar başlamaz hemen yeni müzik yapmaya / yazmaya başladım ve “Myopia”dan o kadar farklıydı ki. Benim için çalıştığım yeni parçalar tamamen başka bir uzayda çalışmak gibi, ben yeni parçalara “sky-musik” diyorum, bu arada sky, Danca’da bulutlar demek.




“Kendime dışarıdan bakmakta iyi değilim”

• “Myopia” için; “Sadece algının çarpıklığını temsil edecek bir kelime arıyordum. Bence bilinç hakkında ne kadar çok düşünürseniz gelen ilk soru şudur; algıladığımız şeyin gerçekte ne olduğu ve ne kadar doğru olduğu? Ve bunun hakkında ne kadar çok düşünürseniz, kendi algınıza gerçekten güvenemeyeceğinizi bir o kadar çok da anlarsınız” diyorsunuz! Biraz bu cümlelerinizden yola çıkarak bu albümün, sizdeki karşılığı nedir desem? Ve bugüne kadar ki albümlerinizden farkı nedir?

“Myopia”nın yaptığım en ağır mod-bilge albüm olduğunu düşünüyorum, hiç kimseyle hakkında -gerçekten- konuşmadığım şeylerle uğraşan bir çalışma. Nasıl bir şey çıktığı konusunda gerçekten memnunum ama aynı zamanda süreç bittiğinde ferahladım, rahatladım. Kendi kabusunu hatırlatan, benzeyen sound’lar yapmaya çalışmak ve kendi zihnine güvenememe duygusunu zorlayarak üretmeye çalışmak her zaman hoş değil.

• Chicago merkezli müzik eleştirileri ve yorumları yapan internet sitesi Pitchfork, albümünüzü, “Bir Agnes Obel konseri her zaman uzay - zamanın ve kendi içinde bir yolculuktur” diyor ve ekliyor: “Kendi sisli manzaralarını oluşturan, sizi vokallerin ve piyanonun birbirine bulaştığı sürünen bir sise davet eden hayaletimsi oda müziği deneyleri”. Tarifi o kadar güzel ki! Ve size “melankolinin kraliçesi” diyorlar, ne düşünüyorsunuz? Sahne arkasında ve özel yaşamınızda tüm bunların yansıması veya etkisi nasıl oluyor?

Kendime dışarıdan bakmakta iyi değilim, özellikle müziğim konusunda. Sanki ‘özfarkındalık’ bir şekilde çürütücü hale geliyor / getiriyor gibi hissediyorum. Bu yüzden yapabildiğim kadarıyla bu şeylerden kaçınmaya çalışıyorum. Pek anlamadığınız ve hala bir şekilde aklınızı karıştıran bir şeyle çalışmak oldukça harika ve bir o kadar da sizi şaşırtıyor.

• Bir röportajınızda; “Müzik veya sanatın bir tür empati teknolojisi olduğu fikrini gerçekten seviyorum. Bu, bilirsiniz, bir kitap okuduğunuzda yazarın zihnine adım atmanızın bir yolu” diyorsunuz. Sizce, günümüzün müzik yaratıcıları, müzik dünyası ve müzikseverleri bu empatiyi yeterince yakalayabiliyor ya da yaşayabiliyor mu? Örneğin; yakın bir gelecekte, nasıl bir dünya ve müzik alemi bekliyor bizi, öngörünüz nedir?

Güzel soru. Müziğin daha nev-i şahsına münhasır ve canlı müziğin daha doğaçlama ve daha canlı (konserlerde daha az önceden kaydedilmiş) hale gelmesini umuyorum ki her bir konser sadece orada olan eşsiz bir an haline gel(ebil)sin. Müzik, duyguları bir kişiden diğerine aktarma kabiliyetine sahiptir, böylece duygular komün halinde yaşanır ve siz kendinizi unutabilir ve başkalarıyla şimdide olabilirsiniz. Bu inanılmaz özelliğin daha fazla olması harika olurdu diye düşünüyorum. Ayrıca mükemmellik ve şovmenlik ise daha az odakta olursa harika olur bence.

“Şehrin büyüsünün müziğin içinden çıkacağını umuyorum”

• Bir söyleşinizde diyorsunuz ki: “Kim olduğumuzu hatıralar oluşturuyor. Kaybetmekten en çok korktuğum şeyin bu olduğunu hissediyorum, çünkü kaybedersen anılarını, sen kimsin o zaman? Bu yüzden anıların sesini bulmayı çok merak ettim.” Ben kimim / sen kimsin?! Zor soru! “Kim olduğumuzu hatıralar oluşturuyor” tanımınızdan soruma gelirsem: Geçmişten bugüne kalan ve aslında sizi etkileyen, dönüştüren ne ise; o anı anlatır mısınız?

Sanırım her saniye değişiyoruz, istesek de istemesek de hücrelerimiz ve sinapslarımız (sinir kavşağı) değişiyor. Anılarımızın birçok yönden zihinlerimizin anlatısı veya ana temaları olduğunu düşünüyorum, böylece doğru olsun ya da olmasın (ya da her ikisinden biraz) bu ana temalar, bizim kim olduğumuzu tanımlıyor. Benim için tanımlayıcı hale gelen bir anımın, Claude Debussy’nin “Ayışığı Sonatı” adlı parçasını ilk duyduğum zaman olduğunu düşünüyorum. 10 ya da 11 yaşındaydım ve onu piyanoda öğrenmem gerekiyordu, öğretmenim dışarı çıkıp onu hissetmemi istemişti. Eve geldiğimi, koridordaki taş zemine uzanıp, bu parçayı dinlediğimi hatırlıyorum. Adeta beni uzağa, bir yolculuğa çıkarmıştı, dalgalar gibi, o kadar ki karşı konulmaz...




• Yakın gelecekte masanızda ya da kafanızda bir hayaliniz veya projeniz var mı?

Pandemi esnasında doğan 16 aylık kızımın ilham verdiği, yeni bir albüm üzerinde çalışıyorum. Yol gösterici konsept, Danca’da “gökyüzü müzik” olarak adlandırdığımız, bulutlar gibi süzülen, dalgalı empresyonist müzik.


• Bugünlerde sizi mutlu eden, sabah yataktan tebessümle uyandıran neler var? Bir film, bir şarkı, bir sergi, bir kitap veya bir hatıra/an olabilir?

Son zamanlarda ortaya çıkan beş veya altı saatlik (sanırım) uzun Beatles belgeseli çok ilginç ve bir o kadar da ilham vericiydi. Onların sürecini ve kaydedilenlerin stüdyoda yaşama şekillerini görmeyi çok sevdim. Özellikle davullar (sadece iki mikrofon ve trampet üzerinde bir bez)… Ama belki de onların ne kadar çok sade-basitçe çaldığını ve eğlendiğini görmek güzeldi...

• Ve son olarak İstanbul’daki bu ikinci konseriniz için heyecanla bekleyen müzikseverlere ne söylemek istersiniz?

Evet, bu benim İstanbul’da ikinci çalışım olacak (ilk kez Aralık 2013’te çalmıştım) ve iki deniz arasındaki o güzel yere tekrar gitmeyi o kadar iple çekiyorum ki. Mekana uyacağını düşündüğümüz özel bir set listesi hazırladık. Bir gün öncesinde İstanbul’da serbest bir günümüz olacak, böylece ertesi gün çaldığımızda şehrin büyüsünün müziğin içinden çıkacağını umuyorum