Bir özünü bulma yolculuğu: Alice

Bir özünü bulma yolculuğu: Alice

Ömür ATAK AYDIN, Serenay Sarıkaya, Enis Arıkan, Ezgi Mola, Şükrü Özyıldız, İbrahim Selim ve Merve Dizdar’ın rol aldığı “Alice Müzikali”ni yazdı.

Hemen herkesin, çocukluğunda yol arkadaşı olmuşluğu vardır Alice ile. Ünlü İngiliz yazar Lewis Carrol’un kült eseri, çocuk edebiyat kitabı olarak kurgulanmış olsa da aslında derin bir felsefe barındırır içinde. Hayatın temel taşına dair bir felsefe... “İnsan tercihleriyle yaşar.” Çok klişe bir önermedir. Ama bir o kadar da gerçektir.


Atılacak her adımdan önce, sebep - sonuç muhasebesi yapmak tabii ki yaşamı anlamsızlaştırır. O yüzden seçimlerimize bazen yüreğimiz, bazen zihnimiz eşlik eder.


Alice’in yolu da tıpkı bizler gibi tercihleriyle örülür... Pusulası bazen duyguları, bazen mantığıdır. Her seçimi onu farklı bir noktaya götürür. Kimi zaman büyür, kimi zaman eğilip bükülür. Tecrübe ettikçe olgunlaşır. Bakış açısı değişir. Güçlüklerle baş etmeyi öğrenir. Korkularıyla yüzleşir. Cesaretlenir. Ve sonunda neyi istediğinden, neyi istemediğinden emindir.


Peki Alice gerçek hayatındaki tercihlerinde de Harikalar Diyarı’nda olduğu kadar özgür müdür?


Dominant bir anne, kendini sanal dünyaya fazlaca kaptırmış bir baba; sorunlu bir ebeveyn ilişkisi içinde sıkışıp kalmış, dipsiz bir kuyu olan bilinçaltında yolculuğa çıkmış bir genç kızın büyüme hikayesi Alice Müzikali.


Dünya klasiği metin, Aylin Alıveren ve Murat Uyurkulak tarafından sahneye uyarlanmış. İki isim, bu zamansız eseri günümüz dünyası gerçekleriyle, popüler kültürle harmanlamış. Bu yönüyle her yaştan izleyiciye hitap edebilecek bir anlatım olmuş. Sarih cümlelerin içine gömülen alt metni okumak, kişinin kendi iç dünyasına kalmış.



Türkiye standartların üzerinde bir sahne şovu


Zorlu PSM, BKM ve İD İletişim’in ortak yapımı olan müzikalin rejisi Serdar Biliş’e emanet. Proje yapımcısı Nisan Ceren Göknel. Koreografi Beyhan Murphy’e, sahne tasarımı Gamze Kuş’a, ışık tasarımı Cem Yılmazer’e ait.


Dev bir prodüksiyon. Görsel bir şölen. Daha önce Türkiye’de böylesi yapıldı mı bilmiyorum. Kendi adıma sahnede bu denli büyük bir yapım izlemediğimi söyleyebilirim.


3D ve mapping denilen dijital tekniklerle donatılmış görsel öğeler, efektler tam manasıyla büyüleyici bir etki yaratıyor. Hissettiğim ilk şey şaşkınlıktı. Beklediğimden çok daha fazlasıydı.


Bir müzikalin kilit taşı şüphesiz müzikleridir. Alice’in müzikleri, çağdaş Türk müziğinin en önemli bestecilerinden biri, piyanosunu çok sevdiğim bir isim; Tuluğ Tırpan tarafından yapılmış. Tırpan’ın varlığı, yapımın kalitesinin en önemli ipuçlarından.


Dekorun her iki yanında zaman zaman görünen ve temsil boyunca aralıksız çalan orkestra, Tırpan’ın mahsülünü layığıyla ete kemiğe büründürmüş. Fakat, ara ara müziğin sesinin oyuncuların sesini bastırdığını da söylemeden edemeyeceğim.


“Duy Beni” ve “Kuzey Yıldızı” isimli şarkılarda ise Nil Karaibrahimgil imzası var. İkisi de klasik Nil dokunuşlarını yansıtan çalışmalar olmuş.


Dansçıların da emeğine sağlık. Orada da oldukça profesyonel bir ekip var.


Alice’in bu renkli, ışıl ışıl, çılgın dünyası Ayşegül Alev’in sorumluluğundaki kostümlerle taçlanmış.


Kısacası projenin tüm detayları titizlikle düşünülmüş, incelikle işlenmiş. Her ayrıntı için alınteri dökülmüş. Müziklerin içine profesyonelce yerleştirilen teatral öğeler vuruculuğu artırmış. Sonuç olarak dört başı mamur bir yapım çıkmış ortaya. Dünya standartlarında bir yapım. Nitekim salondaki barkolarda, oyuncuların repliklerinin İngilizce tercümeleri vardı.



Beyaz tavşanın tüneline düşen "Alice"


Gelelim oyuncuların performanslarına…


Serenay Sarıkaya’nın yeteneğine dair çok fazla fikir sahibi değildim Alice’i izleyene dek. Sarıkaya müzikalde Şarkılar söylüyor, dans ediyor, ukulele çalıyor, oradan oraya uçuyor. Başrol olmasından mütevellit sahnede en uzun süre onu görüyoruz. Ve her şeyden önce muazzam bir fiziksel dayanıklılık gerektiren Alice rolünün altından layığıyla kalkıyor.


O’nu seyredince azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağına bir kez daha inandım. Serenay Sarıkaya, emeğin, çabanın ve bana kalırsa en çok da disiplinin ürünü. Billur sesinin yanı sıra gerçekten var olduğuna kendimce kanaat getirdiğim oyunculuk yeteneği, böylesine bir azim ile birleşince ortaya bir “Yıldız” çıkmış.


Müzikalin lokomotifi “Beyaz Tavşan” yani Enis Arıkan. Hikayeyi sürüklüyor. Daha iyi bir “Beyaz Tavşan” olamazdı hissi veriyor. Enis Arıkan’ın değeri geç fark edilen yeteneklerden biri olduğunu düşünüyorum. Zira ben kendisini daha Ali Turca olduğu günlerden hatırlıyorum.


“Kupa Kraliçesi” rolünde Ezgi Mola var. Baştan ayağa kırmızılar içinde kırmızı motosiklet üstünde sahneye giriş yaptığı an, salondan büyük bir alkış sesi yükseldi. O sahne, müzikalin enerjisi en yüksek ve en eğlenceli sahnelerinden biriydi. Mola, güçlü enerjisini seyirciye aktaran bir oyuncu. Muzip bakışlarından olsa gerek kendisini dramadan ziyade eğlenceli rollerde izlemeyi daha çok seviyorum. Zannediyorum ki tıpkı Yeşilçam’un unutulmaz karakter oyuncuları gibi Ezgi Mola da yeni kuşağın hafızasında yer edecek isimlerden.


Şükrü Özyıldız… Görünüşüyle Alice’i büyüleyen ancak tavırlarıyla hayal kırıklığına uğratan çılgın “Şapkacı” karakterini son derece iyi yansıtmış. Takip ettiğim kadarıyla geçmişte hayat verdiği ağır başlı rollerden hayli farklı bir karakter Şapkacı. Buna rağmen Özyıldız, bu biraz da pragmatist bir kişilik olan Şapkacı rolünü üzerine dört dörtlük oturtmayı başarmış. Bu arada, kendisinin dans performansına da şapka çıkarılır.


Ben “Siyah Kedi” rolündeki Merve Dizdar’ı da çok başarılı buldum. En beğendiğim performanslardan biri onunkiydi. Ses rengini de çok beğendim.


İbrahim Selim’in görünürlüğü diğer oyunculara nazaran daha az olsa da yer aldığı her sahnede varlığını hissettirdi. Kendisini daha önce Arzu Tramvayı oyununda da izlemiştim. Tiyatronun tozunu yutmuş, üretken her sanatçı gibi o da nazarımda kıymetli biri.


Benim gibi izlediklerinize kafayı yormayı seven, seyrettiklerinde çokça derinlik arayan ve popüler işlere biraz mesafeli yaklaşan biriyseniz dahi sırf etkileyici show’un hatrına Alice’e gitmenizi öneririm. Oyunculardan dansçılara, orkestradan yapımcılara had safhada bir emek harcanmış. Zaten görsellik ve işitsellik konunun fersah fersah ötesinde.


Bildiğim kadarıyla müzikalin turnesi yok. Nisan ayına kadar Zorlu PSM’de 17 gösterim daha var. Ve biletler kısa sürede tükeniyor. İzlemek isteyenlerin biraz erken davranması gerekiyor.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS