Adli makinenin işleyişi Peder Bey'in Yargısı'nda

Adli makinenin işleyişi Peder Bey'in Yargısı'nda

Yargıç Kemal Şahin, "Kararlar Mezarlığı"na yenilerini ekleyen ve adaletsizlik üreten "adli makine"yi, temel hak ve özgürlüklerin ihlalini "Peder Bey'in Yargısı" adlı kitabında anlatıyor. Şahin'in kitabı Tekin Yayınevi'nden çıktı.

Tekin Yayınevi Kemal Şahin'in "Peder Bey'in Yargısı", Simla Yerlikaya'nın "Şehirler Düşerken - IŞİD Saldırıları, Yıkım ve Göç", Alisa Ganieva'nın "Bayram Dağı", Kurtul Gülenç'in "Marksizmde Ahlak Tartışmaları - Adalet, Özgürlük, Mutluluk" ve Andrew M. Sharp'ın "Postmodern Çağda Ortodoks Hristiyanlar ve İslamiyet" kitaplarını okurla buluşturdu.

Peder Bey'in Yargısı

Açlık sınırında yaşayan, temel ihtiyaçlarını karşılayamayan, sosyal devletten nasibini alamayan ve kentlerin belli yoksul kesimlerinde yoğunlaşan insanların bilinçli bir şekilde salt mülkiyete yönelik suç işledikleri bir olgudur.

Bu, sürekli adaletsizlik üreten bir toplumsal yapıda, varlığını sürdürme ihtiyacını derinden hissedenlerin, toplumsal yapıya karşı itirazı ya da isyanı mıdır?
Ya da yoksul ve yoksun bırakılmış varlıksız sınıfın, zengin ve varlıklı sınıftan öç alma duygusu mudur?

Kemal Şahin, Peder Bey'in Yargısı'nda bu ülkenin yurttaşları olduğu halde hak, hukuk, hakkaniyet, adalet, özgürlük, eşitlik ve demokrasiden istisna edilenleri, her gün "Kararlar Mezarlığı"na yenilerini ekleyen ve adaletsizlik üreten "adli makine"yi, temel hak ve özgürlüklerin ihlalini gözler önüne seriyor. 

Devleti yönetenlerin topluma adalet borcu olduğunu söyleyerek, insanlığımızı kaybetmemek için Peder Bey'in Yargısı'na "müdahale" ediyor, gerçek bir yargının inşası için asıl müdahale ve talebin yurttaşlardan gelmesi gerektiğini vurguluyor.

Şehirler Düşerken

Birçok kişi IŞİD'in adını 10 Haziran 2014'te Musul'un düşmesiyle duydu. Oysa o güne gelene kadar yaşanan birçok gelişme bize olayların hiç de hayra gitmediğini göstermişti.

IŞİD bir gecede ortaya çıkmadı. Irak'ın en büyük ikinci şehri olan Musul'u alabilecek kapasiteye de bir anda gelmedi. Örgütün dünyayı sarsacak derecede güçlü bir çıkışı Irak'ta yapmasını ve bu topraklarda güçlenmesini sağlayan nedenler ise ne mezhep farklılığı ne de Ortadoğu'nun kanlı tarihiydi.

Irak'ta şehirlerin birbiri ardına IŞİD'in eline düşmesiyle beraber binlerce sivil de çaresiz, yaşadıkları yerleri terk etmeye başladı. Bu dev göç dalgasının sonuçları ise siviller için felaket oldu. Özellikle IŞİD kontrolündeki kentlerin Sünni olmayan dinî ve mezhepsel azınlıkları için yaşananların anlamı açıktı:

Kıyım!

2014 yılında IŞİD'in Musul'u alması ile beraber Irak benzeri az görülür bir vahşete teslim oldu. Örgüt, Irak'ta ve Suriye'de binlerce masum insanı akıl almaz yöntemlerle katletti, kadınları köleleştirip pazarlarda sattı, kültürel mirası yerle bir eti. Felluce, Musul, Tikrit ve Ramadi gibi şehirler birer birer örgütün eline düşerken, bu kentlerde yaşayan Ezidiler, Kürtler, Hristiyanlar, Türkmenler, Şii ve Sünni gruplar için kâbus gibi günler başladı. Mezopotamya'nın kadim halkları yerlerinden edildiler, kıyıma uğradılar.

Saldırıların ardından IŞİD'e karşı topyekûn savaş da başlamış oldu. Sadece Ortadoğu ülkeleri değil, ABD ve Avrupa devletleri de kısa sürede bu savaşa müdahil oldular.

2011 yılından bu yana Erbil'de yaşayan gazeteci Simla Yerlikaya, Şehirler Düşerken: IŞİD Saldırıları, Yıkım ve Göç'te IŞİD'in nasıl güçlendiğini, işgal ettiği topraklarda yaşanan dev göç dalgasını, bölgenin kaderini değiştirecek dinamikleri yerinden gözlemler ve röportajlarla anlatıyor ve direnen bütün halkların sesi oluyor.

Bayram Dağı

Bir yanda Rus hükümeti, öbür yanda İslamcı mücahitler. Bütün bunların ortasında günlük yaşamını sürdürmeye çalışan Dağıstan halkı. Bütün bu bulanıklık içinde yönünü tayin etmeye çalışan Şamil'in hepimize tanıdık gelecek hikâyesi.

Aile baskısı mı, koca baskısı mı? Şer cephesi devlet yapıları mı, kılıcından kan damlayan mücahitler mi? Bütün rejimlerin ilk önce ve her zaman kadınlarla uğraştığının vesikasıdır bu roman. Ganieva anlattıkça daha çok dinlemek istiyorsunuz.

Çağdaş Dağıstan ve Rus edebiyatına atılmış sağlam bir halat olan Bayram Dağı'nı okurken, aynı zamanda Rus klasiklerinin o eşsiz tadını alacaksınız!

Rus hükümetinin Kafkasya'nın Müslüman bölgelerini Rusya'dan ayırmak üzere bir set inşa etmeye başlayacağına dair söylentilerle hayatın her alanında kendisini hissettiren değişiklikler arasında, gittikçe dindarlaşan ve uzak düştüğü çevresiyle, özlemini çektiği hayat arasında kalan genç bir adam; Şamil. Bir yakası dini gelenekler ve siyasi baskılarla sarılmış, diğer yakası elinde kalan özgürlük kırıntılarına sıkı sıkı tutunan Dağıstan halkı. Alisa Ganieva, Bayram Dağı'nda genç bir kadının gözleriyle Dağıstan'ın köylerinde, sokaklarında, evlerinde gördüklerini Şamil'in hikâyesi etrafında yalın bir gerçeklik ve ustalıkla aktarıyor. Trajik ve karanlık bir süreci tam da o karanlığı yararcasına umursamaz ve ironik bir edayla seslendiriyor.

2008 yılında Gorki Edebiyat Ödülü'nü alan ve Bayram Dağı'yla da Rusya'nın en önemli edebiyat ödüllerine aday gösterilen Ganieva, bu eserinde kadınları anlatıyor; anneleri, eşleri, kumaları, kız evlatları, şarkıcıları. Hiçbir kadını susturmadan, bastırmadan, neşelerini ve kederlerini göz ardı etmeden…

"Ganieva'nın yazdıklarında bir çeşit sihir var... Bu hikâyeyi de, okuru Dağıstanlıların korkuları ve hayal kırıklıklarıyla yüzleştirerek olayların ortasına çeken bir bilinç akışı tekniğiyle anlatıyor."- Lauren Smart, Dallas Observer

"Muhteşem bir eser… İslam'ın yükselişi, Sovyet sonrası Rusya'nın kaderi ve çok az bilinen bir halkın gelenekleriyle ilgili kusursuz bir hikâye." - The Modern Novel

Marksizmde Ahlak Tartışmaları

İnsanların temel haklarını göz ardı eden bir sistemin ahlakı var mıdır?

Marx için kapitalist toplumda burjuva sınıfı ve işçi sınıfı olmak üzere iki temel sınıf vardır.

İki sınıfın çıkarları, arzuları ve ilgileri farklı olduğundan bu sınıfların ahlaki sistemleri, inançları ve değer yargıları da farklı olabilir.
Kapitalist sistemde yaşayanlar arasında gerçekleşen değiş tokuş burjuva sınıfı açısından son derece adilken, işçi sınıfı açısından hiç de adil değildir.
Eğer ahlakın kaynağında maddi koşullar ve ekonomik düzenlemeler var ise, Marx'a göre evrensel ahlak yasalarından, mutlak değerlerden, ezeli-ebedi ahlak sistemlerinden söz etmek olanaksızdır.

Marksizmde Ahlak Tartışmaları belirli bir geleneğin ahlaka ilişkin fikirlerinin tartışılmasını, etik ve siyaset felsefesiyle bağlantılı olarak felsefi bakışın derinleştirilmesini amaçlamaktadır.

Marx'ın kapitalizm eleştirisi ahlaki bir eleştiri midir?

Eğer öyleyse, eleştirinin ahlaki boyutu ile Marx'ın sosyal bilimsel sistemi bir arada, uyum içinde nasıl yürümüştür? Başka bir ifadeyle, Marx'ın bilimsel sistemiyle uyumlu bir ahlak teorisinden söz edilebilir mi? Eğer söz edilebilirse, bu teorinin temel bileşenleri ve kavram öbekleri (örn. adalet, eşitlik, mutluluk, özgürlük vb.) neler olabilir?

Kapitalizm, insanların temel haklarını göz ardı ettiği için mi aşılmalıdır, yoksa insani özgürleşmenin asla tam anlamıyla yaşanamayacağı bir sistem olduğu için mi? Post-kapitalist toplum tasarımı hakkaniyet ilkesine mi dayanmaktadır? Bu tasarımın inşasında özgürlük kavramının yeri ve önemi nedir?

Marksizmde Ahlak Tartışmaları isimli bu kitapta bu ve benzeri sorulara yanıt aranmaktadır. Böylelikle bir yandan Marx'ın kendi metinlerinin çağdaş düşünürlerce hangi argümanlar aracılığıyla değerlendirildiği gösterilmekte, diğer yandan günümüzde felsefenin keyfilikten sıyrılarak "iyi yaşam" talebinin yeniden canlandırılmasının ve bu çerçevede çağımızdaki problemlere etik ve politik düzeyde ışık tutabilmenin olanağı açığa çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Postmodern Çağda Ortodoks Hristiyanlar ve İslamiyet

Hedefimiz, ilk olarak birbirimizi daha iyi anlamak ve bu sayede birbirimizi kabul etmek, sonra da birbirimize saygı duymaktır. Hristiyanlığı anlamak isteyen Müslümanlar ve İslamiyeti anlamak isteyen Hristiyanların bu karşılaşmalarında baskın olması gereken ruh hali tam olarak budur: Ötekine saygı, kendimize saygı ve Tanrı'ya saygı.

Rasyonalite modern hayatın her alanına nüfuz edip el attığı membaı kurutunca, insanlar sığınacak bir liman olarak yine dini buldular karşılarında. Ancak din, bu sefer, modernite öncesinden farklı olarak, bütünlüklü, tutarlı, hayatın her alanını düzenleyen bir kimlikten ziyade, parçalı, başka zeminlerde başka şekiller alan, ideolojilerin rengine boyanan, çelişkili, hatta akışkan bir durum olarak tecrübe edilmeye başlandı. Kendi dini anlayışımızı muhafaza ederken, komşu dinlerle nasıl bir ilişki kuracaktık?

Kitap Ortodoks Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki ilişkileri, iki din arasındaki farklılıkları, onları birbiriyle anmamızı sağlayan benzerlikleri tarihsel zemine oturtarak tartışıyor. Her iki dinin mensuplarının olası bir işbirliğine yahut işbirliği çağrılarına bakışını, bu işbirliği çağrısının altındaki muhtemel sebepleri gerçekçi bir gözle önümüze koyuyor.

Özellikle 11 Eylül saldırısından sonra Müslümanların tamamını suçlayıcı, ayrımcı yaklaşımlara karşı terörün dini olmayacağını ısrarla vurguluyor.

Dinler küreselleşmeye ve teknolojinin getirdiklerine mi karşıdır yoksa bu değişikliklerle gelen yozlaşmaya mı?

Hiçbir şeyin elle tutulamadığı bu postmodern çağda dinlerin birliği devrimci bir kalkışma sağlayabilecek midir?

Dünyanın kocaman bir McDonalds haline gelmesinin önünde dinler durabilecek midir?

Andrew M. Sharp Ortodoks Hristiyanlarla Müslümanların tarihsel alışverişini ve birlikteliklerini ön plana alarak, bu genel sorulara da cevap arıyor.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS