Amacımız önce kitaplarımızı bir araya getirip bir söz söylemek

Amacımız önce kitaplarımızı bir araya getirip bir söz söylemek

19 yayıncının bir araya gelerek gerçekleştirdiği Kadıköy Kitap Buluşması, okurların ilgisini toplamayı başardı. Kadıköylü yayıncılarla hem buluşmayı hem de yayıncılığın sorunlarını konuştuk.

Kadıköylü 19 yayıncı bir araya gelerek “Kadıköy Kitap Buluşması”nı düzenledi. 11-18 Kasım tarihleri arasında süren bu buluşmada Kadıköylü butik yayıncılar birbirinden değerli eserlerini %30 indirimle okurlarla buluşturdu. Biz buluşmaya biraz geç kaldık. Yine de yayınevleri sahipleri ile Kadıköy Kitap Buluşması ve yayıncılığın sorunları üzerine konuştuk.


Paraşüt Kitap Yayın Yönetmeni Eda Doğançay, 160. Kilometre Yayın Yönetmeni Ömer Şişman, Raskol’un Baltası Yayın Yönetmeni Burak Fidan, Tefrika Yayınları Yayın Yönetmeni Önder Yetişen ve Sırtlan Kitap Yayın Yönetmeni Emre Yavuz sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Onlara huzurunuzda bir kez daha teşekkür ederek sizi röportajımızla baş başa bırakıyorum.


Kadıköy Kitap Buluşması fikri nasıl ortaya çıktı?


Eda Doğançay: Biz sadece çocuk kitapları yayımlayan bir yayıneviyiz. Yedi ay önce kurulduk. Butik bir yayıneviyiz, bu yıl İstanbul Kitap Fuarı’na katılmadık. Ancak şehirde böyle bir hava varken, herkes kitaplara ve yayıncılık dünyasına bu kadar ilgi gösterirken bunun dışında kalmayalım dedik ve fikir böylece çıkmış oldu. Sonra bunu yalnız yapamayız dedik ve diğer yayınevleriyle iletişime geçtik. Ardından bir araya gelip bu buluşmayı tasarladık.


İlk olarak kiminle irtibata geçtiniz?


Eda Doğançay: Önce Metropolis Kitap ile konuştuk ve ondan sonra her iki yayınevi kendi tanıdığı Kadıköylü yayıncılarla iletişime geçti ve böylece 19 yayınevini bir araya getirdik. Bir diğer amacımız da yayıncılığın zor bir dönemden geçtiği bugünlerde yayınevleriyle dayanışarak birlikte neler yapabileceğimizi konuşmaktı.



Bu buluşma fikrini nasıl buldunuz?


Ömer Şişman: 160. Kilometre’de 7 yıldır şiir yayıncılığı yapıyoruz. İstanbul Kitap Fuarı’na 2016’da katıldık ancak pek memnun kalmadık. Nasıl birinci nesil kahvecilerin yerini ikinci, üçüncü nesil kahveciler aldıysa, bu fuar gibi daha büyük organizasyonların yerlerini böyle küçük, dinamik organizasyonların alması gerektiğine inanıyoruz. Ve şehirle daha barışık, insanların düzayak kitaplarımızla buluşabileceği bir yapılanma olması gerektiğini düşünüyoruz. Olumlu buluyoruz ancak daha fazlası da yapılabilir diye düşünüyoruz.


Eda Doğançay: Toplamda 19 yayınevinin katıldığı küçük bir buluşma ama aslında sembolik bir anlamı var. Çünkü bu buluşmaya katılan bütün yayınevlerinin kendine özgü seçkileri var ve herkes kendi iyi bildiği, uzman olduğu alanın kitaplarını basıyor. Sadece öykü, sadece şiir, sadece müzik kitapları basan yayınevleri var. Herkesin uzmanlık alanını ortaya koyarak güçlerini birleştirdiği bir buluşma bu. Bundan sonra daha fazla yayınevinin katıldığı daha büyük bir buluşmaya evrilmesini arzu ediyoruz.


Kadıköy Kitap Günleri vardı daha önce. Bu yıl yapılamıyor. Peki Haydarpaşa Garı’ndaki bu etkinlik ne kadar önemliydi Kadıköylü yayıncılar için?


Burak Fidan: Kadıköy Kitap Günleri bizim için çok önemliydi. Buradan biz belki Kadıköy Belediyesi’ne gideceğiz organizasyonlar için vesaire, orası bizim için harika bir referans.


Haydarpaşa’daki etkinlik bu yıl neden yapılamıyor?


Emre Yavuz: Fuar yapılmamasının belediye ile bir alakası yok. Ben görüştüm, hatta birkaç defa gidip konuştum. Tadilat sebebiyle bu sene açmadılar fuar için orayı ama başka yer de tahsis etmediler. Tadilattan sonra, aktif hale geldikten sonra tekrar kitap fuarı yapılacak mı bilemiyorum.


Önder Yetişen: Biz de bir süre önce Kadıköy Belediyesi ile görüştük. Geçen sene alanı kiralamış ve bu bedeli yayıncılara yansıtmamışlardı. Kadıköy Belediyesi için bu organizasyon önemli bir referans bence. Alternatif olarak nerede yapabiliriz diye bir görüşmemiz oldu ve onlardan Bostancı Gösteri Merkezi gibi bir tavsiye geldi.


Bostancı Gösteri Merkezi’nde neden yapılmadı?


Önder Yetişen: Biz hayır demedik ama onlar da, “Bostancı Gösteri Merkezi’nde olsun” demediler. Yani orayı bir fikir olarak sundular. Bir sonuç çıkmadı. Diğer yandan iyi niyetliler ama aslında onlara da yapılan baskılar nedeniyle kendi inisiyatiflerini kullanamıyorlar pek. Büyük fuarların bir geleneği vardır: İstanbul Kitap Fuarı gibi fuarlarda yeriniz bir sonraki sene için size opsiyonludur ama Kadıköy’de öyle değildi. Onlar büyük bir yayınevini 3. peronun en arkasına koyabiliyorlardı. Buna gerekçe olarak ise “Onların okuru zaten oraya gidecek, giderken diğer yayınevlerini de görsünler diye homojen bir dağılım yaratmak istiyoruz” demişlerdi. Bu durum birçok büyük yayınevinden tepki topluyor doğal olarak...


Büyük yayıncılar biraz daha fazla görünür olmak mı istiyor?


Emre Yavuz: Bütün fuarı gezdirmek istiyorsan en büyük yayıncıyı en arkaya koyacaksın. Zaten ona gidecekler insanlar. Böylece bütün fuarı gezmiş olacaklar. Ya da kura usulü yaparsın. Kadıköy Plak Günleri’nde yanlış bilmiyorsam, belediye bütün katılımcılar topluyor, kura çekiyorlar, kim ne çıkarsa bahtına o standı kabul etmek zorunda.


Ömer Şişman: Haydarpaşa, İstanbul Kitap Fuarı gibi değildi, kompakttı. Herkes her standı dolaşıyordu zaten.


Önder Yetişen: Yurtdışındaki fuarlarda genelde telif alışverişi yapılır. Türkiye’de ise perakende satış yapılıyor ve fuarlar yayınevleri için birer sıcak para alanı. Okurun daha kıyı köşe noktalara ulaşana kadar ayırdığı bütçeyi tüketmese de seyrelttiğini ve daha seçici davranmaya başladığını bilirler. Oradan alacağı üç kitap yerine bir kitap almayı tercih etmesi hesap ettikleri cironun üçte bir düşmesi anlamına gelecektir ki bunu istemezler.



Peki yeni salonlar?


Emre Yavuz: Yeni salonlar açılmasının nedeni artık çok yayınevi var, biz buraya sığmıyoruz değil. Büyük yayınevleri neredeyse her salona stand açıyorlar zaten. Diğerleri de o salonlara mecbur kalıyor. Diyelim altı tane salon var. Aslında 6 ya da 7 salon mevcut yayıncıları gayet kapsar ve 12 salona ihtiyaç olmaz. Ama X yayınevi ve her salonda stand açıyor ve yer işgal ediyor.


Size göre bunun önüne nasıl geçilebilir?


Emre Yavuz: Fuarın yarısını on tane yayınevi kaplıyor. Geri kalan yayınevleri arkalara kalıyor. Her yayıncıya tek stand verilmeli. Her salona stand açmak zaten haksız rekabet. Parası olanın daha çok para kazanmak için daha çok yer işgal ediyor. Ancak butik yayıncıların kendilerini gösterebilecekleri yegane alanlar da kitap fuarlarıdır aslında. Dünyada bu böyle. Yani dünyadaki kitap fuarlarında satış olmuyor ama bir sürü butik yayıncı stand açıp kendi kitaplarını dünyaya tanıtıyor. Telif satmaya, almaya çalışıyor. Türkiye’de böyle olmadığı için TÜYAP ya da GNR’de yer almayı düşünmüyorum.


Benim aklıma şöyle güzel bir şey gelmişti. Bir salon; 8 olur, 10 olur hiç fark etmez. Çizgi roman yayıncılarını bir salonda topla. İlgiyi oraya bir çek. Aynı salonda minik bir çizgi roman alanı olsun. Orada ayrı bir hareket olsun. İsteyen imza günü yapsın, etkinlik yapsın. Yine bir başka salonu çocuk kitaplarına ayır. Hatta onlara iki salon birden ayır. Sonra büyük yayıncı çizgi romanlarını burada, ana kitaplarını büyük salonlarda sergilesin. En fazla üç stand verilsin. Butik yayınevleri için de iyi bir seçenek bu. Kimse bizden fikir almıyor. Yayıncılarla bir toplantı yapın. Her sene fuardan önce topla bütün yayıncıları, gelebilen gelsin. De ki şurada bir toplantı var, gelin fikirlerinizi sunun. Biz de size şartları sunalım. Katılan katılmayan vesaire… Bir sesimizi duysunlar yani ne oluyor, ne bitiyor. Küme düşme hattında neler oluyor bir görmeleri gerekiyor yani.


Kadıköy Kitap Buluşması fuarlara alternatif yaratmayı mı amaçlıyor?


Eda Doğançay: Bu kendi organizasyonumuz ve TÜYAP’a karşı gibi bir durum söz konusu değil. Ancak her yayınevinin ortak karar verdiği daha eşit bir yapı var burada.


Önder Yetişen: TÜYAP bizim karşı durmak istediğimiz bir organizasyon değil. Mevcut durumu bizi dışında bırakıyor diyebiliriz sadece. Çünkü bazı yayınevi neredeyse 100 yıldır kültür hayatımıza katkıda bulunuyor. Belki bir çoğumuzun yayıncı olmasına sebep oluyor. Ama biz burada diyoruz ki birinin 50 çeşit, birinin 20 çeşit, birinin 5 çeşit kitabı olabilir ama ortak alan eşit paylaştırılmak zorunda. Aynı zihniyetle yaptığımız bir şey değil aslında. Diğer yandan ben sanmıyorum ki hiçbir yayıncı arkadaşımın Kadıköy Kitap Buluşması’ndan çok ciddi bir gelir beklentisi oluşmuş olsun. Kendi adıma benzer sorunlarla uğraşan birçok insanı tanımak için böyle bir etkinliğin içinde bulundum. Yayıncılık hayatında perakende sisteminin tekliğiyle ve zorluklarıyla baş etmeye çalışan yayıncılarız. O anlamda çok değerli buluyorum bu organizasyonu. Kadıköy İstanbul’un önemli semtlerinden biri. Okur kitlesi açısından da bunu Haydarpaşa Garı’nda düzenlenen Kadıköy Kitap Günleri’nde hepimiz tecrübe ettik. Demografik açıdan kültür hayatı için değerli bir semtteyiz.


Eda Doğançay: Kadıköylü butik yayıncıların yan yana durduğu ve okurlarla buluştuğu başka bir buluşma daha önce olmadı ve bu okur açısından da önemli. Hiçbir fuarda muhtemelen bu kitaplar yan yana durmayacak. Hem bir dayanışmanın çemberi hem de bizim de butik yayıncılar olarak kitaplarımızı okurlarla buluşturabileceğimiz bir alan. İlerde belki de daha da büyüyebilecek bir alan.



Kadıköy Kitap Buluşması’na okurların ilgisi, tepkisi nasıl oldu? Beklentilerinize yanıt verdi mi?


Ömer Şişman: Sosyal medyada paylaşıldı. Olumlu tepkiler aldı. İşte gideceğiz mutlaka, bu kitapları görmek istiyoruz diyen okurlarımız oldu. Ama gelip yerinde gözlemlemedik gün boyu.


Emre Yavuz: 15 senelik deneyimlerime dayanarak söyleyeyim; o sosyal medyada mutlaka geliyoruz diyen insanların yüzde 80’i uğramaz bile. Çok yanıltıcı oluyor sosyal medya. Çok yaşadım bunu. Umarım gelmişlerdir hepsi. Yüzde 50’si gelse çok büyük bir rakam ama yüzde 20’yi bulduğumuz an seviniyoruz biz genelde. Sosyal medyada beklediğimin çok üstünde bir paylaşım gördüm. Sürekli bizi de etiketledikleri için düşüyor önüme. Ben hiçbir şey yapamıyorum, koşturamıyorum yani ama bir akıyor oradan bir veri. O paylaşımın karşılığı ne kadar alındı, onu 6:45’e sormak lazım.


Eda Doğançay: Çok yeni bir etkinlik olduğu için bir anda herkesin akın etmesini beklemedik. Ama çok olumlu dönüşler aldık. Bu etkinliği ilkbaharda da görmek istediklerini ifade eden okurlar oldu. Bizim amacımız öncelikle kitaplarımızı bir araya getirip bir söz söylemekti. Okurlarımız da sesimizi duydu. Umarız önümüzdeki dönemde başka buluşmalar da organize edebiliriz.


6:45: Hafta sonu, özellikle Pazar sırf fuar için gelenler vardı. Sadece böyle fuar kitaplarını toplayıp gidenler oluyor. Hafta içi de hiç fena değildi. Ama biz asıl ilgiyi bu hafta sonu için bekliyoruz.


Ana akım medyada Kadıköy Kitap Buluşması pek yer bulamadı. Bu neden kaynaklandı? Biraz gölgede mi kaldı?


Eda Doğançay: Biz aslında çok kısa bir sürede organize olduk. O yüzden de neredeyse fuar başladığında fuarı duyurmaya başladık. Onun da bir etkisi vardır. Keşke daha önce duyurmaya başlayabilseydik. Bu da bizim amatörlüğümüzden kaynaklanan bir durum. Çok yayılamadıysa sebebi budur.


Emre Yavuz: Tabii daha fazla yayılabilirdi ama buraya enerjimi veremedim. İşleri toparlayıp ilk defa bugün geldim ben. Seneye daha fazla organize olup, daha fazla noktayı işin içine katmak istiyoruz. Şu an iki noktada yapılıyor. Belki Kadıköy’ün dışına bile taşınabilir ilerde. Belli noktalarda, atıyorum Beyoğlu’nda bir tane nokta olur, Beşiktaş’ta bir tane nokta olur, Kadıköy’de bir tane nokta olur. Kadıköy Kitap Günleri olmaktan çıkar, İstanbul Alternatif Kitap Günleri olur.


Ömer Şişman: Ortak bir alanda da buluşulabilir belki.


Emre Yavuz: Semt bazlı olursa daha keyifli olur. Tabii tartışılacak şeyler bunlar. Semt günleri dersin, herkes kendi semtindeki kitapçıdan kitap alır. Semt kitapçısında imza günleri düzenledik ama ilgi olmuyor. Yazarı çizeri götürüyorsun, 25 kişi geliyor. TÜYAP’a götürüyorsun aynı adamı, geliyor 250 kişi. Bostancı’dan kalkıp TÜYAP’a giden adam var. Kardeşim ben sana yapıyorum imza günü, sen oraya neden gelmiyorsun? Kitap kitapçıdan alınır.


Yayıncılığın ne gibi zorlukları var?


Önder Yetişen: Kendi adıma cevap verirsem ben, bazı mesleklerin duygusal yanının çok ağır bastığına inananlardanım. Örnek vermek gerekirse; öğretmenlik, imamlık, yazarlık, yayıncılık… Hepsinde insanlara sunulan bir ideoloji var. Ve burada eğer öncelikli kaygınız ticaret olursa o zaman şikayet ettiğiniz şeyin bir parçası olmuş olursunuz. Çünkü siz insanların veya içinde yaşadığınız toplumun hatta çocuklarınızın iyiliğini, geleceğini değil, kendi çıkarınızı düşünmüş oluyorsunuz. Bu kısa vadede size iyi bir gelecek sağlayabilir ancak uzun vadede içinde yaşadığınız topluma kötü bir tohum bırakmaktır. Memleket kanunudur bu; hem faydalı olmaya çalışıp hem de istikrarlı olmayı başarmak zordur.


Eda Doğançay: Aslında yayıncıya sorunlarını sorduğunuzda bu saatler sürecek bir tartışmaya dönüşebilir. Evet sorunlarımız var ama sürekli şikayet etmenin ötesinde bizim de bununla ilgili proaktif bir şeyler yapmamız gerekir. Çünkü şikayet edilecek şey her zaman bulunuyor. Butik yayıncılık yapmak her zaman zor fakat bunu nasıl daha yapılabilir hale getirebiliriz, nasıl daha fazla kitabımızı okurla buluşturabiliriz, bunun üzerine kafa yormak daha önemli gibi geliyor bana. Hem yayıncılar kendi sorunlarını tartışsın ve buradan beraber başka çözüm önerileriyle gelelim ve bir yandan da kitaplarımız daha görünür olsun, daha fazla insana ulaşsın. Amaç bu diye düşünüyorum.


Okurlar kitap fiyatlarının yüksek olmasından şikayet ediyor ama yayıncı da pek kazanmıyor sanırım?


Emre Yavuz: Yayıncı en az kazanandır her zaman. En çok kazanan son satıcıdır.


Önder Yetişen: Perakendeciler ve tedarikçilerin çoğunun ticari anlayışı sebebiyle plan yapamıyorsunuz. Sözleşmeler yapıyorsunuz ancak sözleşme her iki tarafın haklarını korumuyor. Bir tarafın isteklerini dayatan bir sözleşmeler oluyor. Siz bunlarla uğraşırken okurun algısı tüm pahalılığın sebebinin siz olduğunuz yönünde. Böyle olması da çok normal çünkü üretici olarak sizi görüyor. Bunları okura yansıtamazsınız. Okurun derdi de değildir muhtemelen.



Peki özel bir sözleşme öneremiyor musunuz?


Emre Yavuz: İmzalamıyorlar.


Kadıköylü yayınevleri okuruna ne vadediyor?


Ömer Şişman: 2000’lerin şiirde öncü yayıneviyiz. Çöl savaşçısıyız. Ekim 2011’de “Şiir direnirse kazanacak” sloganıyla yola koyulduk. Bugüne dek 82 kitap yayımladık. Bu kitapların büyük kısmı ilk baskıydı. Yanı sıra, Mustafa Irgat, Sami Baydar, Seyhan Erözçelik, Ahmet Güntan’ın toplu kitaplarını yayımladık/yayımlıyoruz. Dolayısıyla okurla aramızda klasik yayınevi-okur ilişkisinin ötesinde bir bağ var. Şiir yayımlamaya başladığımızda şiir yayıncılığı uzun zamandır büyük yayınevlerinde vitrin süsü olmaktan öteye gidemiyordu. Şiire odaklanmış bir yayınevi yoktu, bu makûs talih pek değişecek gibi de değildi. Bu eksikliği yakından tecrübe ettik. Bugün herhangi bir büyük yayınevi göğsünü gere gere bir İkinci Yeni şairini basabilir sözgelimi, günün şiirine hiç bulaşmaz ve hiç risk almış olmaz. Ama bir de o şairin kitabını ilk basan yayınevi vardır. Açık Oturum’dur, Dost’tur, Yeditepe’dir, şudur budur, işte künyede görürsünüz adını. Edebiyatın, şiirin taşıyıcısı bu yayınevleridir. Atalarımız olurlar. Özellikle ilk yıllarımızda dağıtım sorunları yaşadık. Dağıtımcıların şiir kitaplarına bakışı, kitapçıların ayırdığı raf belli. Hatta o küçük rafın çoğunlukla nasıl baştan savma dizildiği de. Böyle buluşmalarda kitaplarımızın yan yana etraflıca sergilenmesi, mücadelemizin görünmesi bizim için önemli.


Eda Doğançay: Biz Paraşüt Kitap olarak sadece çocuk kitapları yayınlıyoruz. Eşitlik, ekolojik farkındalık, dayanışma, farklılık gibi kavramlarını ön plana çıkaran ve çocukların eleştirel ve yaratıcı düşüncelerini geliştirmesini sağlayan, bunun yanında da felsefi zemin hazırlayacak kitaplara odaklanıyoruz. Kitaplarımızın yanında çocuklar için felsefe etkinlikleri düzenliyoruz. Ben aynı zamanda çocuklar için felsefe eğitmeniyim. Çeşitli okullar ve kitabevlerinde de bu yönde etkinlikler düzenliyoruz. Hepimiz çok emek veriyoruz ve bunun sonucunda da kitaplarımızın okunduğunu görmek istiyoruz. Bu buluşmanın o açıdan önemli olduğunu düşünüyorum.


Önder Yetişen: Tefrika Yayınları olarak birçok alanda kendimizce iyi olduğunu düşündüğümüz, ağırlıklı olarak çeviri ve çocuk kitapları yayımlıyoruz. En başından beri yayınevi olarak sadelik ve basitlik kaygısı taşıyoruz. Kadıköy Kitap Günleri az önce şikayet ettiğimiz şeylere kendimizce bir çözüm. Kendi adımıza iyi yaptığımız şeyin üretmek olduğunu düşünüyoruz. Pazarlama başka bir beceri gerektiriyor. Kadıköy Kitap Buluşması’nın amacı sadece kitaplarımızı okurlara indirimli sunmak değil, yayıncıların bir araya gelmesi beni daha fazla ilgilendiriyor. Hepimiz farklı tecrübeler yaşıyoruz. Bunları birbirimizle paylaşarak çözümler üretebileceğimizi düşünüyorum. Bunu değerlendirmek ise okurların kararı. Bu anlamda bu etkinlik ve başka etkinlikler, okurların da dahil olabileceği etkinlikler olabilecektir diye düşünüyorum. Şikayet ettiğimiz şeylere karşı bir araya gelerek daha geniş bir çapta, arkadaşlarımızın da desteği ve üretimiyle katkı sağlayabileceğimizi düşünüyorum.


Kitap buluşmaları kapsamında sadece satış mı var?


Eda Doğançay: Paraşüt Kitap’ın iki yazarı ve Minty Kitap’tan Büşra’yla birlikte, bu buluşmanın ruhuna uygun olarak kolektif bir imza günü düzenledik. Özge Akkaya, Kuzey Ormanında Bir Gece’yi, Alp Gökalp, Bir Şans Ver’i, Büşra Tarçalır da Zor Balık kitabını imzaladı. Başka bir etkinlik olmadı. Ama bir sonrakine söyleşilerin ve atölyelerin de olduğu bir buluşma hayal ediyoruz.



Herhalde bir sonraki buluşmada bu etkinliklerin sayısı biraz daha fazla olacaktır?


Emre Yavuz: Dediğim gibi Türk çizerlerle çalışmayı öncelik olarak belirlediğim için bir sonrakine bir veya iki çizerle etkinlik çok rahat ayarlanır. Bu sene biraz hızlı oldu ve bir sürü şeyle çakıştı. Doğru düzgün ilgi gösteremedim. Sonraki daha derli toplu, planlı programlı gider. Hepimiz için deneyim yani


Sabit fiyat konusunda neler düşünüyorsunuz?


Emre Yavuz: Sabit fiyattan önce sabit indirim politikasının hayata geçmesi gerekiyor. İnternet sitelerinin hepsi farklı farklı indirimlerle bizi zorda bırakıyor. Bizden ekstra indirim talep ediyorlar. Önceliğimiz internet sitelerinde sabit bir indirim. Çünkü o yüksek indirimler kitapçıları da öldürüyor. Zaten o yüzden semt kitapçıları açılamıyor. Sabit indirim olduğu zaman kitap fiyatları da düşer. Ayrıca kitapta dağıtım indirimi sabitlenmeli. Kimse dağıtımcıya belli orandan yüksek indirim verememeli ve dağıtımcı da talep edememeli ki adil şartlarda yarışalım. Bu iki şeyin sabitlenmesi gerekiyor.


Önder Yetişen: Aslında yasal olarak böyle. Hatta yakın zamanda bununla ilgili bir dava da açıldı, bir sonuç alınamadı ancak aslında bana uygulanan iskonto neyse sana da onun uygulanması gerekir.


Emre Yavuz: Burada meslek birliğinin işin içine girmesi gerekiyor. Biz bireysel olarak gidip şikayette bulunduğumuz zaman bu karşılık bulmaz. Yayıncılar Birliği ve Yayıncılar Federasyonu’nun gidip bu sorunu çözmesi gerekiyor. Kimse dağıtımcıya yüksek indirimle kitap veremez, cezası var, şu kadar dense. İnternet indirimi için de aynı. Bunun yapılması herkesi kurtarır. Büyük yayınevlerini de kurtarır. Uzun vadede onlar da daha fazla kar elde etmeye başlayacaklar.


Burak Fidan: Biz şöyle düşündük bir ara; Raskol’un Baltası yılda 15 kitap yayınlıyor, 160. Kilometre 30 kitap yayınlıyor, Tefrika Yayınları 40 kitap diyelim. Dağıtımcı konuşmaya gittiğinde senden para kazanıp kazanamayacağını anlıyor ve idare ediyor seni. Ancak bir marka altında birleşip yılda 150-200 kitapla karşılarına çıksak o zaman daha güçlü çıkabiliriz gibime geliyor.


Önder Yetişen: Ben bunu deneyimlemiş biri olarak söylüyorum, kitap adedinin dağıtımcı nazarında hiçbir önemi yok. Ben bir dönem fazla kitaplar karşılarına çıkıp konuştum ve beni geçiştirdiler. Ancak bir kitabımız ilk haftasında bin 500 adet satınca kendileri arayıp siz bizimle neden çalışmıyorsunuz diye sordular. Daha bir hafta önce görüştüğüm dağıtımcılar… Kendi kooperatifimizi kurmalıyız.


Eda Doğançay: Tek başına karşılaşılan zorlukları aslında birlikte hareket edersek daha kolay çözebileceğimizi düşünüyorum.


{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS