İthaki'den Değiştirilmiş Karbon'un ikinci kitabı Düşmüş Melekler

  1. Kültür Sanat
  2. Kitap
İthaki'den Değiştirilmiş Karbon'un ikinci kitabı Düşmüş Melekler
İthaki'den Değiştirilmiş Karbon'un ikinci kitabı Düşmüş Melekler

21. yüzyıl bilimkurgu edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan "Değiştirilmiş Karbon" serisi ve çarpıcı ana karakteri Takeshi Kovacs dizinin ikinci kitabı "Düşmüş Melekler"le geri dönüyor.

İthaki Yayınları, Richard K. Morgan'ın eski bir BM elçisi olan kahramanı Takeshi Kovacs’ın maceralarını anlattığı Değiştirilmiş Karbon serisinin ikinci kitabı Düşmüş Melekler'i de Aslıhan Kuzucan'ın çevirisiyle okurla buluşturuyor. Yayınevinin 13 Nisan'da raflarda yerini alacak diğer kitapları ise şunlar: Isaac Asimov'un ünlü Vakıf Serisi'nden Çiğdem Şafak'ın çevirdiği "İkinci Vakıf", J.R.R Tolkien'in Niran Elçi tarafından çevrilen "Büyük Wootton Demircisi" kitabı, Ayça Güçlüten'in "Disko Topu" romanı ve Nihan Kaya'nın psikanalitik edebiyat eleştirisi ve kadın üzerine incelemesi "Fildişi Kuyu".

Düşmüş Melekler

"Değiştirilmiş Karbon"daki olayların üzerinden otuz sene geçti. Ancak eski bir BM elçisi olan Takeshi Kovacs’ın maceraları hız kesmedi. Pek çok kez kariyer ve kılıf değiştirip yeni bir bedenle bu kez daha büyük olayların ortasında buldu kendini: Kanlı bir ayaklanmayı durdurmak üzere uzak bir gezegenin hükümetince tutulan bir askerdi artık.

Ancak mesele taraf tutmaya geldiğinde ona kimin ödeme yaptığına bakmaksızın Kovacs istediği tarafı seçerdi – yani kendininkini. Haliyle sıradışı bir ekip onu kadim bir uzaylı gemisine yapılacak hazine avı için çağırdığında bu teklife hayır diyemezdi. Kalaşnikoflarını hazırlayıp, görevini yarıda bırakan Kovacs için bu yeni macera tek başına yapamayacağı kadar büyüktü. Ama o istediğini almak için her şeyi yapmaya hazırdı; ölüleri diriltmeye bile.



"Yıldız Gemisi Askerleri" ve "Bitmeyen Savaş" gibi eserlerin izinden giden askeri bilimkurgu / siberpunk türündeki "Düşmüş Melekler", son zamanların en dikkat çeken bilimkurgu - aksiyon romanlarından biri.
“Takeshi Kovasc geri döndü. Morgan, Değiştirilmiş Karbon’da yaratılan dünyayı çok daha ileriye taşıyor.” – Anthony Ryan

“Bilimkurguyla gerilimi birleştirmedeki ustalığıyla türe hak ettiği yeri kazandırmayı başardı.” – Peter F. Hamilton

“Morgan şirketlerin açgözlülüğünü, siyasetin çürümüşlüğünü muazzam bir kurguyla ele alıyor.” – The Times

İkinci Vakıf

1941 yılında, genç bir bilim insanı ve yazar olarak Isaac Asimov, Edward Gibbon’ın yazdığı "Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi"nden etkilenerek çağının çok ötesinde bir destan yazdı: Galaktik İmparatorluk’un çöküşü ve feodalizmin dönüşü, İkinci Galaktik İmparatorluk dönemindeki güvenli ortamdan geçmişe bakan bir bakış açısıyla anlatıldı. İşte bu süreç sonucunda “Tarih tahmin edilebilir mi?”, “Toplum nasıl yönetilmeli?” ya da “İmparatorluklar neden yükselir ve çöker?” gibi soruları sormaktan çekinmeyen destansı "Vakıf Serisi" ortaya çıktı.

Katır, Galaksi’yi fethetmişti, en azından büyük bir kısmını. Birinci Vakıf’ın liderleri ya öldürülmüş ya da taraf değiştirmişti. Ancak İkinci Vakıf’ın varlığı Katır’ı hâlâ huzursuz ediyordu. Sır gibi saklanan Vakıf’ın yeri, Galaksi’deki “Yıldız Sonu”ndaydı; peki ama burası neresiydi? Ya da bu Vakıf gerçekten mevcut muydu? Katır, artık en sadık generali olan ve an itibariyle beyni yıkanmış eski direniş lideri ile zihni hâlâ özgür, hırslı genç Bail Channis’i Vakıf’ın yerini bulmak için görevlendirmişti. Ama arayış içindekiler yalnızca onlar değildi. Seldon’ın planını kendinden büyük pek çok kişiden daha iyi anlayan 14 yaşındaki Arkady Darrell da Vakıf’ın peşindeydi…

Yayımlanış tarihine göre: 3. Kitap
Kronolojiye göre: 5. Kitap

Büyük Wootton Demircisi

Büyük Wootton köyünde, her 24 senede bir iyi çocuklar için ziyafet düzenlenirdi. Bunu kutlamak adına da bu ziyafete davet edilen 24 çocuğu besleyecek bir büyük pasta hazırlanırdı. Pasta çok tatlı ve zengin olurdu, baştan aşağı da şekerli kremayla kaplanırdı. Ama bu pastanın içinde çok ama çok tuhaf malzemeler de kullanılırdı ve bunlardan birini yutan çocuklar Periler Diyarı’nı ziyaret edebilirlerdi…

Tolkien’in, George MacDonald’ın Altın Anahtar’ı için yazmaya başladığı önsöz, bu keyifli masala dönüşmüştür. Yüzüklerin Efendisi'nden neredeyse bir on yıl sonra ve yaratımı ömür boyu süren Silmarillion sona yaklaşırken yazdığı Büyük Wootton Demircisi, Tolkien’in ömrü boyunca edindiği tecrübe ve fikirlerin ürünüdür ve Tolkien hayattayken basılmış son kurgu eseridir.

Şimdi, neredeyse 55 yıl sonra, kendini Perilerin tehlikeli diyarında bulan bir gezginin bu hikâyesi; Tolkien’in ilk taslağı, hikâyenin çıkış noktasına dair notları, alternatif bir son ve Perilerin doğası üzerine yazdığı yayımlanmamış bir makaleyle beraber tekrar okurlarla buluşuyor.

“Bu kitabın akıldan silinmeyen bir etkisi var, ‘derin’ halk öykülerinin ortak bir özelliği. Harikulade ve akılda kalıcı.” Times Educational Supplement

“Bu masalı ne kadar yakından incelerseniz, ardındaki fikrin ihtişamı kendini o kadar gösterecektir; ister yedi yaşında olun ister yetmiş yaşında, okumak isteyeceksiniz.” New Statesman


Disko Topu

“Boşluğa doğru yol alacak hikâyem çok kısa zamanda unutulup gidecektir.
Unutulmamak hayata ait değil zaten.
Ama... Hiç umulmadık insanların da yazılı tarihleri olur bir yerlerde.”

Bu dünyayla aynı dili konuşmayan, aynı pencerelerden bakmayan ve aynı kapılardan geçmeyen, çoğunluğun ezberi dışında kalan yönleriyle, alışılmışın dışında görme biçimleriyle bilinçdışındaki asıl dünyasına körü körüne bağlı bir kadın. Topluma göre ise belki de sadece “öteki”.
“Ben bir hiçtim. Ben her şeydim.
Ne olursam olayım, vardım.
Ben de biri idim.
Tokalaşmak istemediğiniz biri.
Çevrenizi dikkatle taradığınızda bile gözlerinizin görmeyi atladığı biri.
Rağmen biri.”

Çıkmaz sokakların ve mutlu sonla bitmeyen masalların da kahramanları olur. Efendilerle, çiçeklerle, patronlarla, komşularla, dikenlerle, devlerle, Nene’yle, ağaçlarla, susamlı akide şekerleriyle, cücelerle, yoldaşlarla, kardeşlerle dolu bir hayatın içinde o hep kendine ait tek parçanın peşinde: Küçük’ün.
Dünya dönüyor. Disko topu dönüyor. Döndükçe bir şeyler değişiyor. Birileri gidiyor, birileri dönüyor...



Fildişi Kuyu

Nihan Kaya, yaratıcılığın “fildişi kuyu” olduğunu iddia ediyor. Bütün bir psikanalitik düşüncenin panoraması olan "Fildişi Kuyu", farklı türde edebiyat metinlerinin, çeşitli estetik teorilerinin iç dinamiklerini tartışıyor, psikanalitik kuramın edebiyata nasıl ve ne şekilde uygulanabileceğini örneklerle gösteriyor. Genişletilmiş ve gözden geçirilmiş tekrar baskısıyla "Fildişi Kuyu" yeniden okurla buluşuyor.

“Edebiyatçılar tarihte sık sık fildişi kulede olmakla suçlandı. Halbuki edebiyatçı, ‘fildişi kuyu’dan yazıyor. Evet, burası fildişi. Ama dünyaya yukarıdan bakan, hayattan kopuk bir kule değil. Bilakis, ‘dikey hayat’la, yüzeyde olan biten her şeyin deriniyle, iç dinamikleriyle meşgul bir sondaj kuyusu.
Edebiyat da psikoloji de, görünen gerçekliğin altındakilere ulaşmayı amaçlıyorlar. Yazar eserini hazırlarken gündelik hayatla arasına mesafe koymak zorunda; ama hayatın dışından değil, olabildiğince derininden bir çaba bu. Bu yüzden edebiyat ve psikoloji, bize fildişi bir kuyunun içinden sesleniyor, bizi o fildişi kuyunun içine çağırıyorlar.”

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS