James Joyce’un kızı olmak

James Joyce’un kızı olmak

“Bizi mutsuz eden şu büyük sözler” der, edebiyat dehalarından James Joyce meşhur ‘Ulysses’inde… Joyce büyük sözler söylemiştir de kızı Lucia o yüzden mi bir türlü ‘mutlu’ olamamıştır bilinmez ama ne yazık ki ‘gerçek’te hayat, yazılanlar yahut yaratılanlar gibi tezahür etmiyor. ‘Nereden çıktı şimdi bu?’ derseniz de: Joyce’un kızı Lucia’nın Ocak ayında, (genç yazarlara verilen) Impress Prize ödüllü, ‘Edebiyat dehalarından Joyce’un, yetenekli dansçı kızı Lucia’nın hikâyesi: Aşk, yaratıcılık ve bir dâhinin gölgesinde yaşamak’ alt metinli, İngiliz yazar Annabel Abbs’ın yazdığı ‘Joyce’un Kızı’ kitabından. James Joyce'un kızının Paris'teki yıllarını ve Samuel Beckett, Carl Jung gibi isimlerle ilişkilerini anlatan 'Joyce'un Kızı' adlı kitabın yazarı Annabel Abbs’a merak ettiklerimizi sorduk...

Mevzu, 1920’lerde, Paris’te geçiyor: Yıldızı parlayan ve geleceği görebildiğine inanan, genç dansçı Lucia’nın umutsuzca âşık olduğu genç Samuel Beckett ve sonrasında yardım için gittiği, ‘babasının da bir şizofren olduğunu ve kızına bu hastalığın genetik olarak geçtiğini ileri süren’ psikanalist Carl Jung’la yolunun keşismesi... Özge Onan’ın dilimize çevirdiği roman ‘Hep Kitap’ etiketiyle raflardaki yerini aldı. İngiliz edebiyatı üzerine eğitim gören, Londra ve Sussex’te eşi ve dört çocuğuyla yaşayan ve; ‘Hiçbir zaman bir kitap yazmak gibi bir niyetim olmadı. Yazar olan annemle babam maddi olarak zorluklar yaşayan insanlardı. Ben onların yolundan gitmeyeceğime yemin etmiştim. Ama sonra Lucia Joyce’a denk geldim. Hâlâ bir kitap yazma niyetinde değildim, fakat hayatını ve hayatının ikinci yarısını neden bir akıl hastanesinde geçirdiğini öğrenmek istedim. Cevaplarını biyografisinde bulamadığımda, hikâyesini ortaya çıkararak kurgu halinde sunma zorunluluğu hissettim’ diyen yazar Abbs’la bir röportaj gerçekleştirdik, işte yazıya dökülenler…

Öyle günahlar, kötü hatıralar vardır ki

“Öyle günahlar veya (dünyanın onlara verdiği isimle) kötü hatıralar vardır ki insan onları ruhunun en karanlık köşelerinde saklar, onlar da orada yerleşip beklerler” roman Ulysses’den alıntı ile başlıyor, bu cümlenin sizdeki anlamı nedir?

Bence bu cümle yaptığımız ya da bize yapılan ve düşünmemek için zihnimizin gerisine ittiğimiz şeylerden bahsediyor. Ama tabii, zihnimiz hiçbir şeyi gizleyemediğinden bu tür şeyler bir noktada geri dönüp, bize musallat oluyor.

Siz, Lucia olsaydınız; hayatınızda neyi yapar ya da yapmazdınız? Yazarken ‘üzüldüğünüz ya da çok iyi yapmış’ dediğiniz bölümler hangisiydi?

Onun yerinde olsam; dans etmeye devam ederdim, ama bale hiç esnek olmadığı için, o dalı seçmezdim. Lucia, dans ederken kendi sesini bulmuştu. Dans onun lisanıydı. Dans etmeyi bırakınca, hayatı yerle bir olmaya başladı. Yine onun yerinde olsam; Joyce’un kitaplarına illüstrasyon yapmazdım. Joyce ona yardımcı olmaya çalışıyordu, ama Lucia’nın ondan kopması ve kendi kimliğini oluşturması gerektiğini anlamıyordu. Bence, Lucia önüne çıkan engellere rağmen, çok iyi toparlandı, ama romanın sonunu yazmak çok üzücüydü; onun acısını hissettim. O çok şeye katlanmıştı. Ben de onun gibi iyileşmek için terapiye gereksinim duyardım.

Göz ardı edilen kadın yazarlar olduğunu düşünüyorum

Joyce ile aranızdaki bağ nedir?

Üniversitede Joyce’la ilgili dersler aldım, ama kimse bana kızından bahsetmedi. Sanki kızı bir yerlere gizlenmişti. Joyce’un eserlerini çok severim, bence o bir dâhi, ama bütün dikkat Joyce’un üzerinde olduğu için göz ardı edilen birçok müthiş kadın yazarın da olduğunu düşünüyorum. Sürekli "muhteşem erkek yazarlar"la ilgili bir şeyler okumaktan, duymaktan bıkmıştım. Bence; Lucia, tarih boyunca göz ardı edilen bütün inanılmaz kadınların sembolüdür. 

Joyce ve Lucia size ne ifade ediyor; kitabı yazmadan önce ve yazdıktan sonra düşünceleriniz neydi?

Kitabı yazdıktan sonra Joyce’a da, eşi Nora’ya da sempati beslemez oldum. Hele Nora’ya epeyce kızdım, çünkü kızına yardım etmesi gerekiyordu. Joyce, Lucia’ya yardım etmeyi çok istediğinden, kitabın sonunda yaptıklarını telafi etti; bence yardımının dokunacağını bilse ‘Finneganın Vahı’nı isteyerek feda ederdi. Ama Joyce ve Lucia’yla ilgilenmemin asıl sebeplerinden biri; çok yoğun bir baba-kız ilişkisini temsil etmeleri. Birbirlerine çok bağlıydılar, ama Joyce bunu ancak her şey için çok geç olduğunda fark etmiş gibi.

Yazarlar çok sıkıcı insanlar!

Freud’dan yola çıkarsak; ‘baba’ figürü sizin için ne anlama geliyor? Baba-anne-çocuk kavramalarını, siz hayatınızda nereye koyuyorsunuz?

Babam şairdi, hepimiz şiirin hayattaki en önemli şey olduğuna inanarak büyüdük. Ama yazmak insanı tüketebiliyor ve Joyce ‘Ulysses’i yazarken öyle tükenmişti ki, bazen ailesiyle aylarca konuşamazdı. Yazar bir anne olarak, mümkün olduğunca ‘normal’ olmak, sürekli işimi düşünmemek, işimden bahsetmemek için çok çabalıyorum. Yazarlar çok sıkıcı insanlar! Yazdığımız şeyi saplantı haline getiriyoruz; oysa ki başka kimsenin yazdıklarımızla ilgilenmediğini hatırlamamız lazım. Çocuklarımla iletişim kurarken bunu hatırlamaya çalışıyorum, ama bir keresinde yazmaya öyle dalmıştım ki oğlumu okuldan almayı unuttum!

Bu kitabı yazma fikri nasıl doğdu?

Kitabı Lucia’ya rastladıktan ve kimsenin, onun Beckett ve Calder’la olan ilişkileri hakkında yazmadığını fark ettikten sonra yazmaya başladım. Lucia’nın biyografisi var, ama orada Lucia’nın ve sevgililerinin başına ne geldiği konusunda hiçbir şey yazmıyordu. Ben de bunları kurmacaya, romana dökmeye karar verdim. Lucia’yla ilgilenmek çok hoşuma gitti, aksini düşünemem bile!

Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız

Türkiye yazarlarından Ahmet Hamdi Tanpınar; “Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız” diyor, Lucia’nın hayatından yola çıkarsak sizce?

‘Kurban’ kelimesi hoşuma gitmiyor, ama bence Lucia içinde yaşadığı koşullar sebebiyle kasıtsız olarak kurban haline getirildi ve kaçmayı başaramadı. Hepimiz bir açıdan içinde yaşadığımız koşulların kurbanıyız, ama bazılarımız diğerlerinden daha iyi uyum sağlıyor.

Lucia’nın Beckett’e duyduğu aşkı düşünürsek; sizin için aşk ne demek?

Bence insan yaşlandıkça aşkla ilgili düşünceleri değişiyor. Lucia aşk ve tutku özlemiyle yanıyordu; gençken benim de yandığım gibi! Şimdiyse aşkın, sevginin çok daha istikrarlı bir şey olduğunu düşünüyorum. Aşk/sevgi sadakatle, destekle, iyilik yapmakla ilgili. Lucia’nın ve aslında bütün çocukların ihtiyaç duyduğu tam olarak bu.

Sıradaki proje, kitap nedir?

Bir sonraki kitabım, ‘Lady Chatterley’in Sevgilisi’nin yazarı D. H. Lawrence’la aşk yaşamak için kaçıp, üç çocuğunu terk eden Alman aristokrat bir kadınla ilgili. Asıl Lady Chatterley oydu, ama çocuklarını bir daha hiç görmedi.

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS