Nâzım’ın cep defterlerinde kavga, aşk ve şiir notları

  1. Kültür Sanat
  2. Kitap
Nâzım’ın cep defterlerinde kavga, aşk ve şiir notları
Nâzım’ın cep defterlerinde kavga, aşk ve şiir notları

Yapı Kredi Yayınları’nın 5 bininci kitabı olan “Nâzım’ın Cep Defterlerinde Kavga, Aşk ve Şiir Notları (1937 - 1942)”, Nâzım Hikmet'in 1937 - 1942 yılları arasında İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa hapishanelerinde tuttuğu 6 cep defterinden yola çıkarak hazırlandı.

Nâzım’ın Cep Defterlerinde Kavga, Aşk ve Şiir Notları (1937 - 1942)

“Nazım’ın Cep Defterlerinde Kavga, Aşk ve Şiir Notları” kitabı, bir grup araştırmacının ve editör olarak Yücel Demirel’in Memet Fuat Arşivi Piraye Koleksiyonu üzerinde birkaç yıllık çalışmasının sonucu oluşturuldu.

Kitap, Nâzım Hikmet'in 1937 - 1942 yılları arasında İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa hapishanelerinde tuttuğu 6 cep defterinden yola çıkarak hazırlandı. Farklı boyutlardaki 6 defter, tıpkıbasımların yanı sıra şairin notlarında yer alan bazen bir tek kelimenin, yarım kalmış bir cümlenin, bir mısranın, adresin ya da rakamların çağrıştırdıkları döneme ait açıklama metinleri de eklenerek 6 kitap haline getirildi. Nâzım Hikmet'in şairliğini, âşık ve mahkûm hallerini gösteren 6 cep defterine ek olarak belge ve fotoğraflar da 7. kitap "Zeyl"de toplandı. Erden Akbulut, Yeşim Bilge, Handan Durgut, Mehmet Ulusel'den oluşan Piraye Koleksiyonu Çalışma Grubu tarafından hazırlanan kitap, şairin 116. doğum yılında okurlarıyla buluştu.

Bir Samuel Beckett Biyografisi

Samuel Beckett biyografi türüne hep kuşkuyla yaklaşmış bir yazardı. Peki dünyayı yadsımış, bir oyununda yazdığı gibi “hayata lanet” etmiş böyle bir yazarın hayatı nasıl anlatılır? James Joyce biyografisiyle tanıdığımız Andrew Gibson, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Samuel Beckett” kitabında bu zorlu işi üstleniyor ve yazarın yaşamını “tarihsel koşullarla sanat arasındaki ince bir akıntıya indirgeyen minimalist bir Beckett biyografisi” sunuyor. Dahası, Beckett’in, temel unsurlarına indirgenmiş, ilk bakışta dış dünyaya ve tarihsel olgulara hiç gönderme yapmayan oyun, öykü ve romanlarında yazarın kendini içinde bulduğu tarihsel bağlamların izlerini saptamak gibi, başta pek çok okurun kaşlarını şüpheyle kaldırmasına neden olabilecek bir işe girişiyor.

Gibson, Beckett’in İrlanda’daki sınıfsal-kültürel arka planını, Paris’te École Normale Supérieure çevresinde geçirdiği yılları, Londra’da İrlandalılığıyla yeniden yüz yüze gelmesini, İkinci Dünya Savaşı arifesindeki Almanya’da tanık olduklarını, savaş boyunca ve sonrasında Fransa’da yaşadıklarını, Soğuk Savaş yıllarında dünyaya nasıl baktığını, bütün bu süreçte uluslararası üne sahip bir yazara dönüşmesini adım adım izliyor ve bütün bu deneyimlerin Beckett’in yazdıklarında nasıl izler bıraktığını araştırıyor.

Bildiğimiz Beckett imgesini zenginleştiren, karmaşıklaştıran, yirminci yüzyılın bu en büyük yazarlarından birinin koyu karanlığının içinde ışığın tamamen eksik olmadığını gösteren özgün ve sıkı örülmüş bir eleştirel biyografi.

Sarsıntı

Thomas Bernhard külliyatı içinde özel bir yeri olan, yazarın erken dönem eserlerinden “Sarsıntı”, yapısal anlamda heterojen sayılabilecek iki farklı tonda yazılmış düzyazıyı birleştiren, dönemi içinde yenilikçi biçemiyle dikkat çeken, insan doğasına ilişkin karanlık, kuraldışı bir anlatı.

Anlatının ilk bölümünde; bir sabah bir doktor ile oğlu nemrut, dağlık Avusturya kırsalında, günlük gezintilerinden birine çıkarlar. Rastladıkları sefalet, delilik ve çetin doğanın vahşiliği ile boğuşan birtakım renkli şahsiyetleri gözlemlerler. İkinci bölümdeyse farklı özgül ağırlıklara sahip meseleleri kendi bakış açısıyla öğüten, delibozuk, paranoyak Prens’in acımasızca akıp giden uzun monoloğuna tanık oluruz.

Thomas Bernhard, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Sarsıntı” ile, varoluşun gizemine, insanın cinnet eşliğinde yürüyen, sağaltılamaz yaban yalnızlığına ilişkin delice hakikatlerle örülen bir söz ustalığı sergileyerek istikrarlı biçimde terbiyesini koruyan Avusturya edebiyatını ormana kaçırıyor.

Güvercinler ve Matmazeller

Demir Özlü’nün “Güvercinler ve Matmazeller” kitabında 2012’de yazarın Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan “Sürgün Küçük Bulutlar” adlı bütün öyküler kitabının dışında kalanlar ve daha sonra yazdığı klasik öyküler bir araya geliyor.

Demir Özlü, anı - deneme ekseninde yazdığı klasik öykülerini “Düş Öyküleri” adıyla dosyalamış, bunlardan kısmını 2011’de “Kendi Evine Varamamak”ta toplamıştı. “Güvercinler ve Matmazeller”deyse, son yıllarda dergilerde çıkan benzeri öykülerini ve 1950’lerin dergilerinde unutulmuş ilk öykülerini de bu kitaba ekledi.

Düş, tutku ve bunaltıdan mürekkep kalem, okurunu Stockholm, Paris, Berlin, Beyoğlu, Fatih, Simav, Ödemiş gibi birbirine uzak yerlerde ve birbirine uzak zamanlarda gezdiriyor.

Dışsal Günlük

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Dışsal Günlük”, 2017 yılında hayata gözlerini yuman Michel Tournier’nin bakışını dışarıya çevirerek mahrem ve içsel olan günlük yazımına karşı geliştirdiği alternatif bir günlük denemesi

Bahçenin geçirdiği dönüşümlerden hava olaylarına, tuhaf karşılaşmalardan aforizma niteliğindeki düşüncelere ve yeni öykü fikirlerine varıncaya dek olguları, insanları, durumları barındıran, Tournier’ye özgü yazınsal çeşitlemeler.

Yeni, ilginç bir kavram: ışık kirliliği. Geceleyin Choisel’in göğüne bakınca Doğuda belli belirsiz bir ışıltıyla parladığı görülüyor. Paris’ın ışıkları. Doğal karanlığın yapay ışıklarla bozuluşu. Kirliliği maddesellikten çıkarmaya yönelik bir şey icat edilmişti zaten daha önce: termik kirlilik. Örneğin bir nehir, atom santralinin temiz ama sıcak su atıklarıyla ısınıyor. Işık kirliliğiyle, kirlenmeyi ruhanileştirme konusunda bir adım daha atmış oluyoruz. Yakında kötülük tamamen manevi bir şey olacak.

Aşk-ı Memnu

Türk romanının klasik eserlerinden “Aşk-ı Memnu”, Yapı Kredi Yayınları’nda. Halit Ziya’nın bu şaheseri, yazarın kaleminden çıktığı şekliyle, dili ve imlası korunarak, Handan İnci tarafından yayına hazırlandı.

Halit Ziya  Uşaklıgil’in Mai ve Siyah’la birlikte ikinci önemli romanı “Aşk- ı Memnu”, görünüşte ölçüsüz ve biraz da maddi çıkara dayalı bir evliliğin ortaya çıkardığı “yasak aşk”ın felaketle sona eren acıklı öyküsüdür.

Boğaziçi ’nde Melih Bey takımı diye tanınmış aileden Firdevs Hanım ’ın genç ve güzel kızı Bihter biraz müreffeh bir hayat sürmek, biraz da hafifmeşrep bir kadın olan annesinin kötü şöhretinden kurtulmak ve ona asla benzememek için iki çocuk sahibi, kırklı yaşlardaki Adnan Bey ’le evlenir. Bihter, Adnan Bey ’in yalısına gelin olarak geldikten bir süre sonra kocası Adnan Bey ’de bulamadığı aşkı, kocasının çapkın yeğeni Behlül’le yaşadığı yasak aşkta bulmayı dener. Ancak bir süre sonra Behlül’ün Bihter ’i yüzüstü bırakarak tekrar Beyoğlu ’ndaki eski sevgilisine dönmesi, ardından da Adnan Bey ’in son derece duygusal kızı, Nihal’le nişanlanmaya kalkmasıyla söz konusu “yasak aşk” bütün yalıda duyulur. Bihter kendi kendisiyle kısa bir mücadeleden sonra annesinden, Behlül’den ve yalıya gelin olarak gelmesini bir türlü hazmedemeyen, babasını kendisinden ayırdığını düşünen Nihal ’den intikam almak üzere intihar eder. Bunun üzerine Behlül kaçar, Nihal tekrar babasına kavuşur, yalının Bihter ’in gelmesiyle bozulan düzeni yeniden sağlanır.

“Aşk-ı Memnu”, geçen yüzyılın başında bir yandan alafranga bir hayata girmekte olan toplumu bu yönüyle tanıtırken, bir yandan da Avrupa ’da görülen ve Batılı romancıların da kullandıkları soyaçekim ve determinizm gibi realizmin gerektirdiği bütün öğeleri başarıyla işlemiş, gözlemleri ve ayrıntılı betimlemeleriyle Türk romanında bir dönüm noktası oluşturmuştur.

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS