Tolstoy savaş ve askerlik hakkında ne düşünüyor?

  1. Kültür Sanat
  2. Kitap
Tolstoy savaş ve askerlik hakkında ne düşünüyor?
Tolstoy savaş ve askerlik hakkında ne düşünüyor?

"Savaşı yaratan yurtseverlik ve milliyetçiliktir. Dolayısıyla, savaşı yok etmek için önce yurtseverliği ve milliyetçiliği yok etmek gerekmektedir". Günümüzdeki pek çok toplumda çokça insanın tepkisiyle karşılaşacak bu sözlerin sahibi dünya edebiyatının dev ismi Lev Nikolayeviç Tolstoy. Tolstoy, "Savaş ve Askerlik Üzerine" adlı kitabında savaş, askerlik, din, milliyetçilik ve yurtseverlik üzerine düşüncelerini açıklıyor.

Lev Nikolayeviç Tolstoy'un "Savaş ve Askerlik Üzerine" adlı kitabı Epos Yayınları tarafından okura sunuldu. Yayınevi ayrıca, G. A. Cohen'in "Kendinin Sahibi Olmak, Özgürlük ve Eşitlik" ve György Lukács'ın "Tarihsel Roman" adlı incelemesini de yayımladı.

Savaş ve Askerlik Üzerine

Savaş ve Askerlik Üzerine, bir romancı olduğu kadar önemli bir düşünür de olan Tolstoy'un savaş, askerlik, din, milliyetçilik ve yurtseverlik üzerine düşüncelerini açıkladığı makalelerini bir araya getiriyor.

Epos Yayınları'ndan Ö. Aydın Süer'in çevirisiyle çıkan kitaptaki makalelerde Tolstoy, halkı savaşa özendiren milliyetçiliğe ve yurtseverliğe, savaşı tanrı adına meşru göstermesi nedeniyle de dine karşı çıkıyor.

Tolstoy'a göre “Yurtseverlik ve milliyetçilik iyi olamaz. Savaşı yaratan yurtseverlik ve milliyetçiliktir. Dolayısıyla, savaşı yok etmek için önce yurtseverliği ve milliyetçiliği yok etmek gerekmektedir. Yurtseverliği yok edebilmek için, her şeyden önce onun kötülük olduğuna inanmak gerekir ve bunu gerçekleştirmek de çok güçtür. (…) Yurtseverlik ve milliyetçilik iyi olamaz. Neden insanlar bencilliğin iyi olabileceğini söylemiyorlar? Yurtseverlik ve milliyetçiliğin bencillikten ne farkı vardır? (...) Hükûmet ve hükûmete nüfûz eden ve elbette başkalarının emeğiyle yaşayanlar için çalışanlar üzerinde hâkimiyet kurmaya yarayan bir araç gereklidir; bu araç ordudur. Savaşseverler, yani zenginler ve hükûmetler için askerlik somun ekmek gibidir, asker ise somundan kesilmiş bir dilimdir, ölecek olan askerin ve düşmanın onlar için önemi yoktur. Dış düşmanlara karşı savunma, yalnızca bahanedir ... bu tüm hükûmetler için geçerlidir. Bu kişiler, kendi halklarını ve diğer ulusu tahrik etmekte, daha sonra da ulusun refahı ya da savunması için savaş ilânından başka bir çıkış yolu yokmuş görüntüsü vermekte ve bu savaş yine generaller, subaylar, tüccarlar ve genelde de zengin sınıflar için yararlı olmaktadır. Aslına bakılırsa savaş, askerlerin var oluşunun kaçınılmaz sonucudur. Ordu, yalnızca hükûmetlerin kendi emekçi halkı üzerinde hâkimiyet kurmaları için gereklidir.”

Tolstoy bu kitapta yayımlanan makaleleri nedeniyle önce Çar ve Çar'a kölece bağlılıklarını gösterme amacıyla yanıp tutuşan siyasî (asker/sivil) elit tarafından vatan haini ilân edilmiş, sonra da kiliseden aforoz edilmiştir.

Tolstoy'un bu kitaptaki görüşleri hümaniter düşüncenin savaş ve milliyetçilik karşıtı algısında yol gösterici olmuştur.

Kendinin Sahibi Olmak, Özgürlük ve Eşitlik

Adalet nedir? Marksizmin adalet hakkında söyleyecek sözü var mı? Marksistlerin özgürlük ve eşitlik düşüncesi var mıdır? Marksistler neden kapitalist özgürlüğü sadece kapitalizmin hatalarından yararlanarak eleştirirler?

G. A. Cohen'in bu sorulara yanıt aradığı ve Marksistlere de önermelerde bulunduğu çalışması, "Kendinin Sahibi Olmak, Özgürlük ve Eşitlik" Fahri Bakırcı'nın çevirisiyle Epos Yayınları'ndan çıktı.

Kölelik ve feodalizmden bütünüyle farklı olarak kapitalizmle birlikte hem insan bedeninin niteliği hem de insan özgürlüğünün temelleri konusunda çığır açıcı bir döneme girilmiş oldu. Kapitalizmden önce insanın bedeni ve emeği, tam olarak köle sahibine ya da beye/ağaya/aristokrata aitti. Önce köleciler sonra da feodaller, insan bedeni üstündeki kontrolü zor/şiddet aracılığıyla sağlıyordu. Kapitalizmle birlikte zor ortadan kalktı. İnsan, kendi bedeni ve emeği üzerinde “sınırsız” kontrole sahip oldu. İnsanın kendi “varlığı” üzerindeki kontrolü özgürlük olarak adlandırıldı; özgürlük sayısız belgeden oluşan sözleşmelerle kayıt altına alındı. Kapitalizm, insanlar arasında ve insanların mülk edinme süreçlerinde daha önce görülmemiş tarzda bir eşitlik tesis etti. Buna göre: “Bedenî bir varlık olarak hiçbir insan rızası dışında çalıştırılamaz. Hiçbir insan, başka bir insanın rızası olmaksızın onun hayatına müdahale edemez. Hiçbir insan başkasının sırtını kaşımaya zorlanamaz. Her insan, kendi hayatını kendi yaptığı seçimler doğrultusunda yaşama hakkına sahiptir-ancak kimseye bıçak çekemez ve zor kullanamaz; bu en önemli haktır, kişinin kendi üzerinde sahip olduğu haklar... insanın kendinin-sahibi olma düşüncesini oluşturan haklardır.”

Tabiî kapitalizmle ve kapitalizmin maddî hayat içindeki kendinin-sahibi olma “pratikleri”yle eş zamanlı olarak birçok “özgürlük ve özgürleşme” düşüncesi ortaya çıktı. Marksizm de bunlardan biriydi. Ancak yazar kendinin-sahibi olmanın özgürlüğün sağlanmasını güvence altına almadığını/alamayacağını ve Marksistlerin de kuramsal düzeyde yakalanmış oldukları kendinin-sahibi olma düşüncesinden bir an önce kurtulması gerektiğini ileri sürmektedir.

G. A. Cohen bu kitapta, özgürlük-eşitlik ve adaleti zamandan bağımsız olarak ele alıyor.
Liberallerle-sosyal demokratlar, liberallerle-liberteryenler, liberteryenlerle-Marksistler, reel Marksistlerle-Marksistlerin kapitalizm ve özgürlük kavrayışları arasındaki farkları anlatıyor. Yazar “aradaki farklar”ı göstererek Marksistlerin neden liberteryenler gibi düşündüklerini açıklıyor.

Tarihsel Roman

György Lukács, İsmail Doğan'ın çevirisiyle Epos Yayınları'ndan ç ıkan Tarihsel Roman adlı kitabında, tarihsel ruh ve toplumun tümünü tasvir eden büyük edebiyatın etkileşimini inceliyor.

Ünlü bir Marksist kuramcı olan Macar Halk Cumhuriyeti'nde kültür halk komiserliği de üstlenmiş olan György Lukács, kitabını şöyle anlatıyor:

"Doğal olarak mesele bu şekilde ortaya konduğunda problemin, iç, teorik, en soyut diyalektiği bile tarihsel nitelikte ortaya çıkacaktır. Oysa çalışmamın hedefi sadece bu tarihsel diyalektiğin ana çizgilerini işlemekle sınırlıdır. Kısacası, sadece bu tarihsel gelişimin teorik açıdan karakteristik ve vazgeçilmez tipik yönelimlerini, ayrışmalarını ve düğüm noktalarını çözümleme ve inceleme konusu yapıyor. Bu yüzden tarihsel bütünselliğe gayret etmiyor.

Okurlar burada tarihsel drama veya tarihsel romanın gelişimi hakkında bir ders kitabı beklemesin; sadece bu teorik bakış açısından bile temsilî önemi olan yazarların, eserlerin ve akımların tartışıldığını göreceklerdir. Kimi durumlarda çok daha büyük sanatsal öneme sahip eserleri göz ardı etmek gerekmiştir, dolayısıyla salt edebî bakımdan daha az öneme sahip kimi yazarlarla derinlemesine meşgul olmak bu yüzden mümkün ve gerekli olmuştur.

Bu kitap asıl anlamıyla tarihsel bir gelişimi yansıtmıyor, fakat yine de bu tarihsel gelişimin ana çizgisini, içerisinde beliren en önemli meseleleri görünür kılmaya gayret ediyor. İkinci belirleyici yöntem bilimsel açı, iktisadî ve toplumsal gelişim, bunun içerinden gelişen dünya görüşü ve sanatsal formun etkileşiminin incelenmesidir."

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS