Bir ebeveyn kabusu olarak David Bowie

Bir ebeveyn kabusu olarak David Bowie

David derler bu genç adam sahnede kadın kıyafetleri giyiyor, şarkılarında dünyanın yok olacağını haykırıyor ve gençleri özgür olmaya, isyan etmeye ve cinsiyetleri dahil dayatılmış tüm kalıpların dışına çıkmaya çağırıyordu...

Kerem Pamuk 


Rock’n roll’un geçtiğimiz yüzyılın ortasından beri büründüğü değişik formlarla, kuşaklardır ebeveynlerin başına açtığı belaları bilmem saymaya gerek var mı? Ailelerin, otoriteye isyan eden, tüm dünyayı kendilerine has barışçı tavırlarıyla birlikte değişime davet eden, tabuları yıkıp, cinsel özgürlükten dem vuran çiçek çocuklardan çektiği yetmezmiş gibi bahtsız ana babalar, hippilerin hemen ardından bir de David Robert Jones ve glam rock garabetine çattılar. Üstelik bu genç adam, zaman içinde alıştıkları uzun saçlı diğer tehlikelerden çok daha beterdi ve kendinden sonra gelecek pek çok nesili etkileyecek kadar güçlüydü.


Bu büyük bir tehlikenin kaynağı, soluk beyaz İngiliz teni ve incecik vücudu değildi. David derler bu genç adam sahnede kadın kıyafetleri giyiyor, şarkılarında dünyanın yok olacağını haykırıyor ve gençleri özgür olmaya, isyan etmeye ve cinsiyetleri dahil dayatılmış tüm kalıpların dışına çıkmaya çağırıyordu. Kalıplarımızı zorlayarak, kızlarımızın erkeklerle öpüşmesi bir yere kadar kabul edilebilir bir şeydi ama bu kadarı da artık fazla oluyordu. Erkeklerle öpüşen erkekler, yüksek topuklu, simli, pullu, taytlı parıldayan genç oğlanlar ve erkek gibi davranan kızlar. 60’lardan beri ailelerimizin ahlaki sınırları tartışılıyordu ve sürekli bombardıman altındaydı ama hala kendimizi ayırt edici sınırlarımız vardı. Fakat baş belası David Bowie ve havarilerinden sonra bu sınırlar her geçen gün biraz daha muğlaklaştı.  


David Bowie'nin Türkçe isimli 'Yaşasın' şarkısının hikayesi


Ama ben değişmezsem ben olamam ki


İşte dünya David Bowie’yi 1968 – 1976 yılları arası Major Tom’dan, Ziggy Stardust’a, Aladddin Sane’den ince beyaz Dük’e yarattığı her yeni karakteri önce zirveye çıkarıp daha sonra gözünü kırpmadan öldüren, vurdumduymaz, çokça parıltılı ama kendince neşeliyken bile depresif, Wilde, Rimbaud, Baudelaire,Nietzsche ve çokça Genet katkılı bir yarı uzaylı olarak tanıdı. Kendi yarattığı ve geniş kitleleri peşine taktığı müzik janrlarını terk etmekten, yeni maceralarda yeni zirveler aramaktan hiç bir zaman çekinmedi. Zira 30 yaşından fazla yaşamak yaratıcılığa zararlıydı ve bu şiar belki kapağı sansürlü Diamond Dogs’un iki albüm sonrası Brian Eno yoldaşı ile bambaşka bir Bowie’nin, bu sefer en Alman’ından “ein Berliner” Bowie’nin o güzelim üçlemesi ile dünyayı yerinden oynatmasını sağladı. Bir noktada uzun süre duramıyordu Bowie, muhtemelen hiç Ortaçgil dinlememiştir ama sanırım “Benimle oynar mısın” albümünde onu adreslemeden belki de ortaya söylerek onun gibilere söylediği “ama ben değişmezsem ben olamam ki” kulağına çalınsa tatsız bir çocukluk macerasından yadigar Van kedisi gözleri ışıldıyacaktı.


En iyi 10 David Bowie filmi


Hoşçakal yıldız adam


70’lerin başındaki Bowie ile sonundaki Bowie arasında ne kadar farklıysa, 80’ler, 90’lar ve 2000’lerde de o kadar bukalemundu hazretleri. Tin Machine’e ses olmaktan, düetler dönemi Under Pressure ve Dancing in Street’e, Lost Highway’in en bilek kesen sesi I’m Deranged’den (Müslüm Gürses yorumu tam da bu noktada ayrı bir saygı duruşunu hak ediyor), Tilda Swinton’lı The Stars (are out tonight)’a kadar defalarca biz fani dünyayıları şaşırttı. Ne de olsa Prestij’in fötr şapkaları uzay zamanda seyahat ettiren bay Tesla’sıydı o ve yıllar önce bize açık açık söylediği gibi gökyüzünde bekleyen, aklımızı başımızdan almaya gelen bir yıldız adamdı.  


Yerli Ziggy Stardust ya da Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar


David Bowe’nin ölümünün ardından sosyal , görsel, işitsel ve yazılı tüm bilinen medyalarda dünya pop kültürü ve müzik tarihinin en büyük efsanelerinden biri olarak kabul edilen bu adamın, yaşadığımız coğrafyadaki etkilerinin dünyanın geri kalanına (bilhassa batısına) kıyasla ne kadar az olduğunu kabul etmeliyiz. Üstelik de en etkili olduğu dönemde. Elbette bunda rock’n roll sahnemizin en başından beri oldukça ataerkil olmasının payı büyük. Anadolu rock’u azımsamıyorum elbette, Bizim de ebeveyn kabusu olmuş ikonlarımız oldu ama hepsinin başka sosyo kültürel ve hatta politik meramları vardı.



 


Yerli rock’n roll figürlerimizin bildiğimiz kadarıyla (varsa da pek çaktırmadılar bize) cinsellik, kuşak çatışması ve değişim ile ilgili Bowie’ye benzer bir isyanları olmadı. Bir kişi hariç. Bambaşka bir müzikal disiplinden gelen bu genç adam yani bizim Ziggy Stardust’ımız Mars’tan gelen örümcekler yerine “gökyüzünde yalnız gezen yıldızlara” şarkılarını söyledi desek yeridir. Her zaman olduğu gibi cinsel kimliklerin özgürleşmesi konusunda kendi rock’n roll’umuzu gene kendimize özgü bir tarzda çaldık söyledik.  Bizim Paşamız, İngiliz’in “duke”una nazaran çok daha kibar, naif ve hatta biraz da arabesque idi ama sahnedeki tavır ve duruşla belli ki kardeştiler hele bu sahne orta doğunun hemen az batısındaki bu güzel sahne ise Londra’ya kıyasla ne kadar cesur olmak gerekli bilmem söylemeye gerek var mı?


Büyüyünce pop idolü olmak istiyorum


Şimdi bize kalan ara ara Todd Haynes’in “Velvet Goldmine”ını izlemek. Öğretmenin sorduğu “Büyüyence ne olmak istiyorsunuz?” sorusuna, sınıftaki çocukların standart cevaplarının ardından, “pop idolü olmak istiyorum” diyen yıldız çocuğu anımsayıp gülümsemek.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS