“Moğollar yaşayan bir müze gibi Anadolu’da dolaşıyor”

“Moğollar yaşayan bir müze gibi Anadolu’da dolaşıyor”

“Bizler 68 kuşağının faaliyette olan az sayıda müzik insanlarındanız. Fakat 50 yıldır öyle çok müzik insanı geldi geçti ki... Kimi aramızdan ayrıldı, kimi ise müziğe devam etmiyor. Biz, onları da temsil etmenin sorumluluğunu taşıyoruz. Ve yıllar içinde, tüm bu arkadaşlarımızla bu macerayı paylaştığımız için kendimizi şanslı hissediyoruz” diyor, 50. yılını kutlayacak olan Moğollar’dan Taner Öngür...

Ortalama bir ömrün yarısından fazlası, dile kolay 50 yıl… Kaç nesil, kaç hikaye, kaç insan, kaç şarkı, kaç yaşam sığar, bir düşününce! “Bir Şey Yapmalı”, “Ölüler Altın Takar mı”, “Issızlığın Ortasında”, “Umut Yolunu Bulur” gibi daha pek çok şarkıyla dimağların ve kulakların pasını silen, Anadolu rock denince akla ilk gelenlerden Moğollar, 50. yaşını kutluyor. Bu çınarlıkta 23 tane 45’lik ve 11 tane stüdyo albümü sığdırdı Moğollar, fonuna da bu coğrafyanın yaşadığı beşeri hallerini… Bu kutlama kapsamında müzikseverler de nasibini alıyor; Cahit Berkay, Taner Öngür, Emrah Karaca, Serhat Ersöz ve Kemal Küçükbakkal’dan oluşan Moğollar ve sürpriz isimlerin teşrif edeceği buluşma 9 Şubat’ta, Zorlu PSM’de.

“İlk beş arkadaş bir araya geldiğimizde, 1967 sonbaharıydı. İlk konserimizi de 6 Aralık’ta, Süreyya Opera Binası’nda verdik. Henüz ‘rock’ diye bir ayrım yoktu. Rock, 68 kuşağının hayatta duruş tarzıydı. Biz de bunlardan etkilenerek muhalif bir duruş edindik. 50 yıl sonra bugün hâlâ aynı duruştayız. Hâlâ aynı muhalif tarzımızla ayakta duruyoruz. Evet, rock 70'lerde ortaya çıkan bir terimdi. Daha önce beat deniliyordu. Beat, rock kuşağının ana tutkusu "özgürlük", "barış" ve "gerçekler"di. Hâlâ da öyle ve bugünkü dünyada insanların en çok ihtiyacı olan kavramlar bunlar…” diyen Moğollar’ın şahsına münhasır müzik insanı Taner Öngür’ü ile 50. yıl şerefine bir röportaj gerçekleştirdik.

“Müzik yalan söylemez anlıyor musun?”

Moğollar’ı her dinlediğimde A. Hamdi Tanpınar’ın; “Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında, yekpare, geniş bir anın, parçalanmaz akışında…” şiirinden dize aklıma geliyor. Hegel’in "zeitgesit" dediği ‘zamanın ruhu’ kavramı adeta Moğollar’ın 50 yılının bugüne vuran ışığı gibi… Ne söylemek istersiniz?

-Ne tesadüf, Tanpınar'ın bu şiirini 2005'te bestelemiş ve kaydını da yapmıştım. Fakat şu ana kadar hiçbir yerde yayınlanmadı. Bundan iki, üç ay önce de bir röportajda, geçen 50 yılla ilgili, Tanpınar’ın bu dizesini hatırlatmıştım. Gerçekten öyle, geriye bakınca zamanlar karışıyor, o zaman “ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında”…

Jimi Hendrix; “Müzik yalan söylemez anlıyor musun? Yanlış yorumlanabileceğini kabul ederim, fakat yalan söylemez” diyor. Bugüne baktığımızda, yaşanan bunca absürtlükler içindeki müzik icralarını ve kafalarının değişimini nasıl görüyorsunuz?

- Jimi Hendrix çok doğru söylüyor; müzikle yalan söylenmesi mümkün değil, zaten hemen anlaşılır. Bugünkü müzik mevzusuna gelince; çok çeşitli, zaten geçmişle bugün arasındaki en büyük fark da bu! Geçmişte - yani 60'lar, 70'ler - hem müzik türlerinde hem de bu müziklerin yapıldığı, dinlendiği mecralarda bu kadar çeşitlilik, hatta bölünmüşlük yoktu. İç iletişimi daha fazla olan, daha homojen bir yapı vardı. Fakat bugün iletişim olanaklarının aşırı çeşitliliği, birbirinin varlığından haberi olmayan çok farklı kültür gruplarının oluşmasını sağladı. Bu iyi mi, kötü mü bilemiyorum; benim takip ettiğim alanlarda çok çok iyi müzisyenler ve müzik grupları var. Hem Türkiye’de hem de yurt dışında çok üretim oluyor, fakat bunlardan haberdar olmak da bir o kadar zor…

“Kırgınlıklar yok pişmanlıklar elbette var”

50 yılın sonunda "gitar ve bağlama" veyahut "Anadolu rock" dendiğinde, akla ilk gelenlerdensiniz. Siz bir devrin sembolü gibi... Kırgınlıklarınız ya da pişmanlıklarınız var mı? Kısaca; 50 yılın sonunda "Z Raporu"nda ne çıkıyor?

- 50 yılın sonunda, yaşadığımız ülkenin şartları malum, ben kendimi bildim bileli bu ülkede, siyasi, ekonomik çalkantılar hep vardı. Genel bir huzursuzluk hep yaşanan bir şey. Fakat bütün bunlara rağmen, Moğollar olarak anlaşıldığımızı ve destek gördüğümüzü söyleyebilirim. Kırgınlıklar yok, pişmanlıklar elbette var. Bazı olanakları daha iyi değerlendirebilirdik veya şu anda yaptığımızdan çok daha iyi müzik yapabilirdik ve bazı konularda da gecikmeyebilirdik diyebilirim…

Bir kitle sizinle hayatın içinde başka algılar ve hisler yaşadı. Peki, ya Moğollar sahneden bakınca dinleyenlerine, fotoğraf nasıl görünüyor?

- Sahneden bakınca; geçen kuşaklar görüyoruz. 1969'da imzaladığımız bir fotoğrafı annesi ve babası ile yeniden imzalatmaya getiren uzun saçlı bir genç geliyor bazen. Bazen de üç kuşak bir arada geliyor konsere. Elbette bu insanı motive eden ve duygulandıran bir durum, ancak bu insanlar, evlerine dönüp, TV’de haberleri izleyince, eski yıllardan bu yana konular hep aynı, hatta bugün daha da vahim. İnsan üzülüyor; "bu ülkenin güzel insanları neden demokratik, özgür ve müreffeh bir hayatı bir türlü yaşayamıyor?" diye.

“Frank Zappa'nın kara mizahı ile idare ediyoruz”

Çoğu insan, ikili ilişkilerde dahi iletişimi beceremezken, sizler grup olarak ses vermeye devam ediyorsunuz, bunun efsunu, sırrı nedir?

- Birlikte, bir arada uzun yıllar bir şeyleri sürdürmek gerçekten zor. Sorunlar olmuyor değil ama bunları mantıklı bir bakışla çözmek de o kadar zor değil. Saygı çok önemli bir kavram, sırlardan birisi de demokratik olabilmek! Herkesin söz hakkı var, herkes eşit ekonomik olanaklara sahip, bu en başından beri böyle ve bunun yerleşmiş bir alışkanlığı var.

Patti Smith; “Kötümser olduğum zamanlarda sanatın anlamını bile sorgular olmuştum. Kimin içindi? Tanrı’yı mı tasvir ediyorduk? Kendi kendimize mi konuşuyorduk? Nihai amacımız neydi? İşlerimizi modern, Met ya da Louvre gibi bir sanat şirkinde kafese koymak mı?” diyor. Sizlerin, 50 yıllık süreçte sorgulama ve evrilme hemhaliniz nasıl oldu?

- Patti Smith kadar kötümser değiliz herhalde, öyle bir durumla karşılaştığımızda, Frank Zappa'nın kara mizahı ile idare ediyoruz. Elbette kendimizi sorguladığımız anlar oluyor. Bazen sahnedeyken de olabiliyor bu; “Ne yapıyoruz biz yahu?!” diye. Fakat müziğin coşkusu bu düşünceleri çabuk uzaklaştırıyor. Tabii ki bizim dünyamız, daha çok kendi ülkemizle ilgili (mecburen). Ben, sanat sirkinde kafeste olmak gibi bir duyguyu hiç yaşamadım. Zaten Moğollar yaşayan bir müze gibi Anadolu’da dolaşıyor.

Geriye baktığınızda, müzikal yolculuğunuzda aklınıza gelen ilk isim kimdir? Ve "vay, bu da varmış" dedirten mevzular neydi?

- Efsane caz müzisyeni İsmet Sıral'ın, ilk yıllarımızdaki provalarımızda, müzikal tüyolar'ın işlediği zamanlarda "vay be, ne güzel oluyor!" dediğimi söyleyebilirim: Sesin tam içine girmek, 4'ün içinde 3'ü çalmak ki salınım ve groove için önemli bir tüyodur. Birbirini dinleyerek bir ses kubbesi oluşturmak gibi şeyler…

“Umut bir denizanası gibidir”

68 kuşağı, müzikle, sanatla dünyanın değişebileceğine inanıyordu. Bugün dünyanın gidişatına baktığımızda sistem karşısında sıkışan insanlar görüyoruz… Bu fotoğraftan bakınca; sizi her sabah yataktan uyandıran nedir?

- Can Yücel'in bir dizesi ile cevaplamaya çalışayım; “Umut bir denizanası gibidir, bir açılır, bir kapanır, bir açılır, bir kapanır”… 68 kuşağı, tam olarak müzikle dünyanın değişebileceğini söylemedi, sadece dünyanın daha iyi bir yer olması gerektiğini söyledi. Ve bir 68 kuşağı üyesi olarak bu iddiayı tekrarlıyorum; insanlık tarihi, yüzyıllardır gelişirken çok sancılar çekti. Hâlâ da çekiyor. Başka bir dünya mümkün, ama bunun için durmadan, yılmadan çalışmak ve mücadele etmek gerekiyor, kolay değil!

Sektörün en büyük ya da ilk sorunu nedir?

- Müzik başka şey, sektör başka bir şey… Sektör; çok satıp, çok kazanma amacıyla çalışır. O yüzden ürettiklerinin üst düzey değil, sıradan şeyler olmasına dikkat eder. Eskiden de birçok şarkı sözü berbattı, yani tam anlamıyla harika değildi. Bugün de öyle, ama tam anlamıyla değil. Genç, bağımsız birçok müzisyen ve grup, harika müzikler yapıyor ve harika sözler yazıyor. Fakat bunun büyük kitlelere ulaşması zor oluyor. Sorun biraz da ana akım medyada, duyurması gerekenler onlar. Tabii ki onlar da ticari kuruluşlar oldukları için sektörle çalışmak zorundalar. Bir kısır döngü, ancak meraklıları, iyi şeyleri takip edip, dinleme yollarını bulabiliyorlar, internet bu anlamda iyi bir olanak.

“Kendimizi şanslı hissediyoruz”

70’lerin sonu müziğe ara verdiniz ve 93’te tekrar sahalara döndüğünüzde, sanki grubun jargonu siyasi olarak daha sertleşmişti. İlk Moğollar daha müzik, hümanist literatürdeyken, ikinci gelişinizle daha sol kadrajdan hemhalle “Bir Şey Yapmalı” diyen bir Moğollar vardı. Bu kırılmayı coğrafyanın dönüşümü mü yaşattı?

- İlk Moğollar’daki yaklaşımla, bugünkü Moğollar’ın yaklaşımı arasında sanıldığı kadar bir fark yok aslında. Hümanistlik hiç vazgeçmediğimiz bir şey. Müzikal titizlik ve kaygılar da artarak sürüyor. Sadece 93 sonrası, ikinci dönemde daha gerçekçiyiz diyebiliriz. Bu yüzden, demokrat, antikapitalist ve antifaşist bir tutumumuz olduğu söylenebilir, tabii ki zamanın getirdiği şeyler...

Son olarak söylemek istediğiniz bir kelam varsa seve seve paylaşmak isteriz?

- Bizler 68 kuşağının faaliyette olan az sayıda müzik insanlarındanız (tabii bunu Cahit Berkay ve kendim için söylüyorum, grubun diğer üyeleri genç sayılır) Erkin Koray, Bülent Ortaçgil, Nejat Yavaşoğulları, MFÖ, Kurtalan Expres ve Mavi Işıklar gibi… Fakat 50 yıldır öyle çok müzik insanı geldi geçti ki! Kimi aramızdan ayrıldı, kimi ise müziğe devam etmiyor. Biz onları da temsil etmenin sorumluluğunu taşıyoruz. Ve yıllar içinde tüm bu arkadaşlarımızla bu macerayı paylaştığımız için kendimizi şanslı hissediyoruz, hepsine sevgiler ve saygılar.

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS