“Nick Murphy” ve/ya “Chet Faker” ile “Hotel Surrender”da bir gece! 

 “Nick Murphy” ve/ya “Chet Faker” ile “Hotel Surrender”da bir gece! 

 “Nick Murphy” ve/ya “Chet Faker” ile “Hotel Surrender”da bir gece! 

“Dünyanın sonu yaklaşırken konservatif birine dönüşmek istemem ama birbirimizle iletişim kurabilmenin yeni yollarını bulmak daha faydalı olabilir. Bana göre, bunlardan biri müzikle yapılabilir…” diyor PSM Loves Summer kapsamında, bu gece İstanbul Zorlu PSM’de -ikinci kez- müzikseverlerle buluşacak olan Nick Murphy ya da nam-ı diğer Chet Faker... Konser öncesi ulaştığımız müzisyenle pandemide yarattığı, ‘Benim yaşam deneyimlerimle birlikte, sürecin kendisinden ortaya çıktı’ dediği son albümü “Hotel Surrender” ve son yıllarda yaşadıklarından müziğine yansıyanları konuştuk! 

Haber devam ediyor
Haberin devamı
Haber devam ediyor
Haberin devamı

“Yüzyıllar boyunca günlük yaşantımızın gözden çıkartılmış tüm maddi atıklarıyla olan ilişkimiz onları aşağılama ve ortadan kaldırma, kendimizden uzaklaştırma üzerine gelişmiş. Atıklarla olan ilişkimiz bu yönüyle yabancılarla ve ötekilerle olan ilişkimize benziyor. Bizim gibi olmayan ve bize benzemeyen şeylerden korkuyor, sözgelimi bir çöpe dönüşmeden önce nasıl kullanıldıklarını tanımlayamadığımız için onların ‘kötü’ olduklarına karar verip kendimizden uzaklaştırmak istiyoruz…

Atıklar kadar uzun yolculuklar yapmış ve bu kadar geniş bir çevreye yayılmış başka hiçbir insan yapımı nesne yok,” diyor ABD’li yazar Brian Thill (İthaki Yayınları, Gökçe Çiçek çevirisi) “Atık” adlı inceleme kitabında. Çok değil, daha bir iki yıl önce, “Dünya’nın yörüngesindeki iki uzay çöpü çarpışmaktan son anda kurtuldu” veya “Uzayda 10 milyon parçalık çöp tehdidi” başlıklı haberleri hatırlıyorsunuzdur.

Yaşadığımız dünyayı çöp yığınına çevirdiğimiz yetmiyormuş gibi, evrende salındığımız her noktaya da insan/lık izimizi bırakmaya ant içmiş gibiyiz! “Bu şekilde, bilgi çağı hepimizi birer dijital istifçiye dönüştürüyor. Yeterince zaman, enerji veya alan ayıramadığımız sanal nesnelere gittikçe daha fazla tutunmaya zorlanıyoruz… Çağımız bize bir şey öğretecekse bu, bir yere atıp arkamızda bıraktığımız her şeyin sonunda bize geri döneceğidir, defalarca ve ziyadesiyle” diyen Thill’e kulak vermekte fayda var!  
 
Gelelim bugünün öznesine ve kulakların pasını silecek olan melodisine; electronica, downtempo, soul ve trip hop türlerinde üretimlerini sürdüren şarkıcı ve söz yazarı Nicholas James Murphy ya da hafızalara kazınan adıyla (mahlası) Chet Faker, PSM Loves Summer kapsamında, 21 Haziran’da (saat 21.30’da), İstanbul Zorlu PSM’de! Müzik hayatına 2012’de piyasaya sürdüğü “Thinking in Textures” ile atılarak müziksever kitlenin gönlünü fetheden Avustralya menşeili Faker, ilk EP’siyle Australian Independent Records Awards ve Rolling Stone Australia Awards gibi prestijli ödüller alarak da dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.

Haber devam ediyor
Haberin devamı
Haber devam ediyor
Haberin devamı

2014’te yayınladığı ilk stüdyo albümü “Built on Glass” ile yükselişini sürdüren Faker, 2019’da “Run Fast Sleep Naked” ve 2020’de “Music for Silence” isimli enstürmantal albümlere imza attı. Bu iki albümü de Nick Murphy adıyla yayınlayan sanatçı, 2020’de Chet Faker’a “Low” isimli single’ı ile iddialı bir geri dönüş gerçekleştirdi.  

Dört yıl süren ‘Nick Murphy’ sakinliğinden faydalanan Chet Faker, 2021’in Temmuz’unda, 10 şarkının bir araya geldiği “Hotel Surrender” albümüyle yeniden sahneleri havalandırdı; ki görünen, hayranları da pek mesut! Bu albümde de, tıpkı 2014’te yayınladığı Built on Glass LP’si gibi, tüm şarkıların yazım sürecini ve yapımcılığını kendi üstleniyor. Burada altını çizmekte fayda var: Faker’ın en önemli özelliğinden biri -kendisinin de hep ifade ettiği gibi- güçlü/büyük bir müzik şirketini arkasına almadan, bağımsız ve internetin geniş kapsama (Arctic Monkeys, Lily Allen gibi) alanlı cazibesiyle kulaktan kulağa yayılması!  

Haber devam ediyor
Haberin devamı
Haber devam ediyor
Haberin devamı

Ezcümle, günümüzde hipster müziği olarak tanımlanan orta tempolu “electronica / indie - pop türünün en değerli isimlerinden biri” olarak adlandırılan Faker, bu gece, ikinci İstanbul buluşmasında yine birbirinden salınımlı şarkılarıyla / performansıyla huzurlarımızda! (İç ses: Faker’e ilham olan, caz tarihinin en önemli trompet ustalarından ABD’li Chet Baker’a da selam olsun!) Hazırsanız, Faker’ın; “Şu anda kendimi kötü hissediyorum / Fakat bu sahip olduğum her şeyin bittiği anlamına gelmiyor…” diye nidalanan “Low” şarkısının sesini biraz açıp, yaklaşınız! 
 
“Müziğimle olumsuzluk yaratmak istemem” 
 
Röportajımızın girişini, “Antroposen Çağı’nın en büyük sorunu atık” diyen Brian Thill’in “Atık” adlı kitabıyla yaptık. İzninizle soruma da bu rotadan devam etmek isterim. ‘Kaygı çağı’ dedikleri günümüz ve iki yılı devirdiğimiz pandemi -Thill’in bize söylemiyle- ‘bize bir şey öğretecekse…’ cümlesinden hareketle, pandemide geçirdiğiniz ve hâlihazırda devam eden süreçte, “yaşam mesainizde” ve “sanat hayatınızda” neleri deneyimlediniz, öğrendiniz veya keşfettiniz? Ve üretimleriniz bundan nasıl etkilendi?  
 
Bence, gezegenimiz çok güzel bir armağan ve doğa hepimiz için çok önemli bir şey. Ben, hava kalitesi yüzünden son zamanlarda bahçe işleriyle ilgilenmeye başladım. Bu yüzden bunca yıl, New York’ta yaşadıktan sonra artık başka bir yere taşınmayı düşünüyorum. Bence, 2020’den önce internette hepimiz sosyal medyayı birbirimize bağlanmak için kullanıyorduk. Bugün ise bambaşka bir boyutta... Başkalarının ne düşündüğünü bilmiyorum ama bana gerçekten birçok şeyin ne kadar gülünç durumda olduğunu gösterdi. Özellikle 2020’den bu yana internette çok fazla zaman geçirdik ve hepimiz çok korktuk. İnternette olanları her şeyin üzerinde tuttuk! Mesela, tüm şöhretli insanlar birtakım şeyler denedi, ama dürüst olmak gerekirse pek bir şey yapamadık.

Haber devam ediyor
Haberin devamı
Haber devam ediyor
Haberin devamı

Tek yaptığımız şey, birbirimizi etiketlemek veya buna benzer durumlardı, yani bir şeylere yardımcı olmak değildi! Bu yeni dijital dünyanın oyuncuları olarak herkes yerlerini almaya çalıştı. Evet, çok eğlenceliydi, hatta havalıydı, yani tüm gün harika kıyafetler giyip, çıkarıp kendimizi ifade etmenin yeni yollarını aradık. Ben böyle hissettim ve sanırım bu yüzden tekrar Chet Faker olarak müzik yapmaya devam ettim.

Elbette kendini ifade etmek önemli bir şey ama bunun yolu bir şeyleri sürekli çevrimiçi paylaşmak değil bence! Dünyanın sonu yaklaşırken konservatif birine dönüşmek istemem ama birbirimizle iletişim kurabilmenin yeni yollarını bulmak daha faydalı olabilir. Bana göre bunlardan biri müzikle yapılabilir. Yenidünya keyifli bir kahveden veya güzel bir günü deneyimlemekten bizi fazlasıyla uzaklaştırıyor. Daha çok kimliklerimizle ilgilendiğimiz bir dünyadansa doğayla veya güneşli bir havayla veya gerçek anlamda birbirimizin veya dünyamızın sorunlarına odaklanmak, bence bizi birbirimize daha da yaklaştırabilir diye düşünüyorum. 
 
 Sizin için “iyi duyguların ustası” veya “yetenek abidesi” gibi tanımlar yapılıyor. 2014’teki İstanbul konserinizi hatırlıyorum; yaklaşık 6 bin kişiyi adeta çılgına çevirmiştiniz! Peki, bu “iyi duyguların ustası”nın hayatında, sahne arkasında neler oluyor? Mesela, şarkılarınızın ilhamı, efsunu nedir? Yaratım serüveninde hislerinizi tariflemenizi istesek ortaya nasıl bir fotoğraf çıkar? 
  
Bilemiyorum, tuhaf olan şu ki kendimi o kadar da mutlu bir insan gibi hissetmiyorum. Ama böyle hissedebilme seçeneğinin bize verildiğini düşünüyorum. Sanırım, ilk önce iyi hissetmeye çalışıyorum, ondan sonra mutluluk da hissettiğim şeylerden biri oluyor. Belki de insanların müziğimde duydukları his de budur.

Gençlik yıllarımda motown türü çok fazla soul müzik dinlediğimde kimisine göre şarkılar çok üzgün kimisine göre de çok neşeliydi. Ben ise daima birçok duyguyu beraberinde hisseden birisi oldum. Üstüne aynı anda hem mutlu hem de üzgün olabilmek bence çok insani bir durum. Zaten karmaşık duygular hissedebiliyorsak bu müziğin gücündendir. Üzgün, korkmuş veya yalnız hissedebilirsin, ama tüm bunlar da hissetmen gereken tek şeyin bu olduğu anlamına gelmez. Bu duyguların içinden sevinç, zafer, mutluluk, takdir ya da minnettarlık duygusuna da ulaşabilirsin.

En azından Chet Faker müziği söz konusu olduğunda odaklandığım şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Ayrıca dünyanın yeterince zorlayıcı olduğu da ortada... Bu yüzden müziğimle daha fazla olumsuzluk yaratmak istemem. Her gün mevcut olan olumsuzluk kadar çok fazla uyumsuzluk da var. Yeteneğin varsa ve onu sadece olumsuzluğu arttırmak için kullanıyorsan, bence bu da bir tür kötülük!

Dünyaya biraz işlevsel şeyler yapmaya çalışmak gibi bir sorumluluğumuz var. Hatta öyle hissetmesen bile. Müzik hakkında düşündüğüm şey tam olarak bu. Bence olumsuz ya da üzgün hissediyorsan, bu olumsuz bir şarkı yazman gerektiği anlamına gelmemeli. Bu enerjiyi, duyguyu bir şeyler yazmak için kullanabilirsin. Böylelikle daha iyi, daha işe yarar bir şeye ulaşabilirsin. Bu da bence insan olmanın gücüdür.  



 
“Kendimi aradığım bir yolculuktu” 
 
Belki de bu sebeple etkili mizahın veya sarkazmın ardında güçlü yaşam deneyimleri yatıyor hep. Acılar belki de yaşamla ilgili daha kapsamlı söz sahibi olmamıza olanak tanıyordur, ne dersiniz? 
 
Kesinlikle! İyi şeylere ulaşmak için kötü şeyler hakkında fikir sahibi olmak zorundasınız. Bazı insanlar karanlıkta kaybolurlar, dolayısıyla negatif müziğin enerjisinde kaybolurlar. Bu arada bunu ben de yaptım zamanında. Uzun süre Nick Murphy müziğiyle bu türden projeler yarattım ve günün sonunda, insanların “gölge müzisyen” olarak adlandırdığı o durumu yaşadım.

Ama bazen bir şeylerin ortaya çıkması için o karanlığa girmeniz gerekiyor. Ya da bazen derinlere inip, rahatsız edici sesler çıkarmanız gerekiyor. Evet, yaşamın oldukça soğuk ve tekinsiz yerleridir buralar ama aynı zamanda karşılığını alıp, zengin materyallere ulaşabileceğiniz yerleridir de… Unutmayın, bu yolculuğun adımlarından yalnızca birisidir. Kısaca şunu söylemeye çalışıyorum; eğer olumsuz bir yerde durursanız, gittiğiniz yerin henüz arasındasınız demektir. Yani durduğunuz yer, yarattığınız şeyden ayrı bir nokta değil, yaratının aynı bölümünün bir parçasıdır aslında. 
 
Gelelim son albümünüze… Pandemide birçok insanın aksine, siz stüdyodan çıkmadınız ve Faker markasının chill beat’leriyle geri döndünüz. Kaydın organik doğasına katkıda bulunan oldukça cesur, bolca yaylı çalgılar ve saksafonla dikkat çeken “Hotel Surrender” albümü ve bir çölde paten üstünde kayarken izlediğimiz klip şarkınız “Feel Good” gibi… Biraz bize bu şarkıların, kliplerin doğuşundan bahseder misiniz?  
 
O kadar uzun bir hikâye ki... 2016’da artık Chet Faker olarak müziği bıraktığımı düşünüyordum. Ardından yaklaşık üç yıl boyunca sabit bir evim olmadı, yalnızca seyahat ettim. Yol haritamı izleyerek olup biteni anlamaya çalıştığım bir yolculuğa çıktım. Aslında bu kendimi aradığım bir yolculuktu. Belki biraz da spiritüel bir yolculuktu. Sanırım müzik ve başarı konusunda her zaman şanslıydım ve son zamanlarda bulamadığım bazı şeyleri gidip bulmam için iyi bir fırsat yaratmıştım. Üç yıl boyunca seyahat ettim ve sonunda 2020’nin başında bir daireye sahip oldum. Bu aynı zamanda yıllardır sahip olduğum ilk daireydi. New York’un aşağı doğu yakasındaki China Town bölgesindeki daireme taşındım. Menajerim burayı bulmama yardım etti ve aynı zamanda küçük bir stüdyoya da sahip olmuştum.

Zaten küçük bir çantam, yani az eşyam vardı. Ve eve girdim, oturdum ve sonunda büyük bir yolculuğa çıkacağımı anladım. Bu arada 2014’te, Avustralya’da yaşadığımdan beri kendi stüdyom olmamıştı ve her gün evden stüdyoma da gitmeye başladım. Güzel tarafı orada müzik yapmaya çalışmıyordum. Hatta müzikle ilgili endişelenmiyordum bile. Yalnızca oraya gidiyor ve vakit geçirdikten sonra eve geri dönüyordum. Tek bir mekâna teslim olmuşçasına adeta bir inanış, bir ayin gibiydi. Sonra hemen ardından pandemi başladı, ironik bir biçimde ve hepimiz hem duruma hem de yaşadığımız yerlere teslim olmak zorunda kaldık.

Böylece “Hotel Surrender” albümü adını bu olaylardan almış oldu. Yani albüm benim yaşam deneyimlerimle birlikte, o sürecin kendisinden ortaya çıktı. Benim için çok yaratıcı bir zaman oldu. Gerçekten mutluydum, çok fazla bilimkurgu filmi izliyordum ve gerçekten de hayat sessizdi, yani garip ama harikaydı. Çok geçmeden aniden babamı kaybettim ve müzik en büyük dayanağım oldu. Müzikle kendimi ifade edebilme gücünü ve deneyimlerimi aktarabilme fırsatını buldum. Sonra belki başka insanlara da ulaşabilir, onlara aktardığım hislerle belki bir nebze yardımcı olabilirim düşüncesi geldi. Böylece yeniden bir Chet Faker albümü ortaya çıkmış oldu.   
 
 “İçinde bulunduğun her an senin ve bunu kullan” 
 
Eylül 2016’da, Facebook sayfanızda bir açıklamanız olmuştu, artık Nick Murphy şarkılarıyla karşımızda olacağınıza dair… Ki bu Faker rönesansını garipseyenler de oldu, kucaklayanlar da! Ama sonra Chet Faker ile devreye giriş yaptınız. Kısaca; ikisi de sizsiniz ama Chet ve Nick dünyasında isim değişikliğinin kaynağı veyahut nedeni nedir? His ve algı dünyanızda mı bir şeyler oluyor? 
 
Bu aslında farklı projeler hakkında düşünme şeklimden kaynaklanıyor. Batman ve Bruce Wayne gibi bir şey diyebiliriz! Biraz farklı bir enerji istedim. Dürüst olmak gerekirse, Chet Faker’a biraz ara vermem gerekiyordu. O türden bir müziği bu kadar uzun süre yapmak gerçekten çok yorucuydu ve bende bir tür PTSD (Travma sonrası stres bozukluğu) yarattı. Bir önceki ‘gölge müzisyen’ cevabımda bahsetmeye çalıştığım buydu. Chet Faker hayranlarının anlamayacağı veya hoşlanmayacağı türde bir müzik tarzı olacağını biliyordum. Hatta bazı insanların Nick Murphy’nin üretimlerini Chet Faker’dan daha az sevdiğini söylemesini komik buldum.

Ama mesele sanırım bu! Demek istediğim farklı bir isim kullanınca hemen “Chet Faker’ı artık sevmiyorum” gibi tepkiler gelmeye başlıyor. Mesela, üretimlerimle birlikte gelişirken daha fazla elektronik müzik dinlediğimi fark ettim. Birçok farklı türü deneyerek kendi sınırlarımı keşfetmek istiyorum ama gerçek şu ki, ajansım da bilet satma kaygısı içinde! (Gülüyor) Şaka bir yana, asla böyle bir şeye dönüşmek istemiyorum. Bu yüzden halen farklı projelerim var ve Nick Murphy müziği üzerinde de çalışmaya devam ediyorum. Öte yandan son albümümü çok seviyorum ve bazı yönlerden Chet Faker müziğinin daha güçlü olduğunu düşünüyorum. Nick Murphy müziğini herkesin anlamayacağını biliyorum ama yine de gidebileceğim yere kadar gitmek niyetindeyim. Elbette rahatsız edici, sevimsiz bir müzik sunmak istemiyorum ama yapmak istediğim şeye de sadık kalmak istiyorum.  
 
Bir önceki İstanbul konserinizde; “Bağımsız bir müzisyenim, dolayısıyla herhangi bir plak şirketinin parçası değilim. Kendi şarkılarımı yazıyor, besteliyor, üretiyor ve kaydediyorum. Şu ana kadar saçma bir kayıt anlaşması imzalamadan bu işi yapabiliyor olmamın sebebi sizin gibi harika insanların bilet alıp müziğime ve bana destek oluyor olmasıdır” demiştiniz. Günümüz şartlarında artık lüks gibi olsa da ‘bağımsız bir müzisyen’ olmanın veya şarkılar üretmenin öncelikli yolu nedir?  
 
İstanbul’daki konserimden bu yana fikirlerim epey gelişti. Büyük sanatçılar doğal olarak arkalarında duran plak şirketleri sebebiyle daha fazla paraya sahipler ve bağımsız sanatçıların bazen yalnızca düşünebildikleri harika fikirleri kolayca uygulayabiliyorlar. Bu yüzden birçok süper ünlü müzisyen, bağımsız müzisyenlerden daha özgün bir yaratıcılığa sahip gibi görünüyor. Çünkü bağımsız müzisyenler sadece faturaları ödemeye çalışıyorlar, dolayısıyla kitlenin beğenisine hitap etme kaygısından riskli denemelerde bulunamıyorlar. Mega veya süperstar’lar risk alabilir. Çünkü bu onlar için gerçekten bir risk değil aslında.

Birçok insan, nereye giderlerse gitsinler onları takip edecek, gözleri üzerlerinde olacak. Bence paylaşmak çok önemli, hatta yaratıcılığın erişilebilecek saf noktalarından biri de bu. Birçok ünlü müzisyen erişeceği noktaya geldiğinde, artık bir şey üretmemeye veya iş birliği içinde olmaya çekiniyor. Aslında ne öneririm derseniz; hepimiz bir gün öleceğiz (gülüyor) ne kadar gülünç bir şey olsa da bence yeni şeyler denemeli ve bunları insanlarla buluşturmalıyız.

Bir kere denedikten sonra zaten devamı geliyor. Özetle bağımsız müzisyenlere önerim şu ki; bağımsız olmanın gücünü kullanmaları! Çünkü bağımsızlığın gücü her şeyin üstesinden gelebilir. Bunun en güçlü yanı ise hiç kimseye ihtiyacının olmaması. İçinde bulunduğun her an senin ve bunu kullan diyebilirim.  



 
“Görüntüden çok fikirlerin kalitesiyle ilgilenmeliyiz” 
 
Geçmişte ebeveynlerimizin bize söylediğinin aksine, bir bakıma denemekten veya hata yapmaktan korkmamalıyız diyebilir miyiz? 
 
Kesinlikle! Sürekli aynı şeyleri kopyalayıp durmaktansa sıradışı şeyler denemek çok daha iyi. Trend olan şeylerin peşinden koşmak farklılık değildir. Ben sürekli aynı şeyleri dinleyip duruyorum. Bazı 720p çözünürlüklü videolarım var mesela ve insanlar sürekli bunun HD olanı var mı diye soruyor. Neden? Bence görüntüden çok fikirlerin kalitesiyle ilgilenmeliyiz. Hata yapmaktan asla korkmamalıyız. Beethoven, Picasso veya favori sanatçını düşünmeyi veya onunla bir şeyleri kıyaslamayı bırakmalısın! Gözlerine, kulaklarına ve tüm hislerine güvenerek bir şeyleri beğenmelisin diye düşünüyorum. ‘Bu renk çok parlak’ veya ‘bu melodi aşırı neşeli’ gibi kendi gözlemimize dayanan beğeniler çok daha anlamlı geliyor bana. Yaratıcılık budur, senin evrenin senindir, bir başkasının evreni de başkasına aittir. Belki de en başta bağımsız bir sanatçı olmanın algısı budur. 
 
Yakın gelecekte, kafanızda ya da masanızda yeni çalışmalar var mı? Müzikseverleri neler bekliyor? 
 
Öncelikle önümdeki bu turu tamamlayacağım. Epey heyecanlıyım, pandemiden sonra ilk turnem olacak çünkü. Hem eski hem yeni şarkıların olduğu eğlenceli konserler planlıyorum. Eylül’de, bir Kuzey Amerika turnem var, bu da oldukça heyecan verici. Yeni şarkılar yazacağım, aslında bu yeni bir şey değil, çünkü daima şarkı yazıyorum. Özetle, müzikle dolu zamanlar beni bekliyor diyebilirim. 
 

 
Bugünlerde size iyi gelen veya dikkatinizi çeken neler var; bir film, müzik, belgesel, kitap veya bir hatıra gibi? 
 
Bilimkurgu türünü çok seviyorum. Son zamanlarda “Station 11” adlı bir diziye merak saldım. Değişik türde kurgulanmış bir pandemi dizisi. Çok fazla yeni müzisyen dinlemem ama Steve Lacy’i çok dinliyorum. Bilmiyorum böyle bir anda sorunca diğerleri aklıma gelmedi (Gülüyor)… 
 
Son olarak bize söylemek ya da paylaşmak istediğiniz bir şey var mı? 
 
İstanbul’a gelmek için sabırsızlanıyorum. Çok keyifli bir konser geçireceğiz. Umarım beni dinleyenler de keyif alır. Konserde görüşmek üzere!