Ahlat Ağacı: Uyumsuz, yalnız, şekilsiz

  1. Kültür Sanat
  2. Sinema
Ahlat Ağacı: Uyumsuz, yalnız, şekilsiz

Dönüp dolaşıp geldiği yerde, o kör kuyunun dibinde geniş gövdeli ama kapkaranlık bir gölgeydi. Elindeki kazmayı toprağa vurdu olanca gücüyle. Koca bir taş parçasını çıkarıp attı bir yana. Derinlerdeki su kaynağına ulaşmak değildi asıl niyeti. Uyumsuz yalnızlığıyla birlikte susturamadığı vicdan azabını da yanına alıp gömmekti kendini oracığa. Aynı kuyuda umutsuzca debelenip duran, sonunda da vazgeçen babasının yanına…



Yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da dakikalarca ayakta alkışlandığı Ahlat Ağacı festivalden ödülsüz döndü belki ama, insan ruhunun derinlerine inen karakter yaratımı, görsel hazinesi, fikir dünyasıyla Türk sinema tarihinde çok özel bir yere konumlandı bile. Kış Uykusu’ndan 4 yıl sonra gelen film, yine harikulade bir sinematografi ile uzun sohbetlere dayanan bir metni buluşturuyor. Seyirci 3 saat 8 dakika boyunca Ceylan’ın “tamam” olmayı başaramamış karakterlerinin kusurlu iç dünyalarıyla olduğu kadar, etraflarını saran değer yargılarıyla mücadelesine de tanıklık ediyor. Çanakkale’nin Çan ilçesinde geçen hikaye edebiyat aşığı yeni mezun bir öğretmen adayının kendi gibi öğretmen olan fakat at yarışı bağımlılığı yüzünden itibarını yitirmiş babasıyla çatışmasından besleniyor. Çıkış yolu arayan genç kuşağın taşra yaşamı, toplumsal ikiyüzlülükler, para odaklı çıkar ilişkileri, aidiyet sorunu, kimlik karmaşası, öğrenilmiş çaresizlik gibi kavramlar Ceylan sinemasında hiç karşılaşmadığımız kadar yoğun mizah anlayışı ve hareketli kamera kullanımıyla işleniyor.
Sinan… “Bezelye taneleri gibi birbirine benzeyen bir sürü insan”ın arasında bir ahlat ağacı. Tıpkı babası gibi... 250 liralık borç için kara kara düşünen ‘küçük’ insanların ilçesinde, onların yaşam kültürüne dair “oyuncaklı bir meta roman” yazan ama üzerlerine atom bombası atmayı tahayyül edebilecek kadar da bu insanlardan nefret eden “toy bir gencin çırpınışları” onunki. Yatağının yanı başında duran Albert Camus'nün ''Yabancı'' romanının baş karakteri Meursault gibi eksik kimlikli, ‘saplantılı bir romantik’. Gerçeklikten anladığını yapılandıramıyor, “kim” ve “ne” olduğunu bilmiyor, kayıtsız bir bilinçle toplumun değer yargılarını sorguluyor. Kendine olduğu kadar çevresine de yabancılaşıyor. Her ne kadar büyük laflar etmeyi sevse de öyle büyük hayalleri yok. Çünkü gerçekleştiremeyeceğinin farkında.
“Sınıf öğretmeni olamazsam polis olurum” diyen Sinan’ın tek arzusu parasını denkleştirip romanını bastırmak. Babası gibi olmadığını ona kanıtlamak. İnsanlara tahammül edemeyen birinin yazar olamayacağının bilincinde olsa da… Belediye başkanının tabiriyle “bireysel tarzda genel görünümlü serbest bir çalışma” olan bu kitabı yayınlatmak uğruna, her fırsatta yerdiği babasına benzeyeceğinden, onun gibi bir “kumarbaz”a dönüşeceğinden habersiz. Çevresini dar görüşlü, hoşgörüsüz diye nitelerken, hayranı olduğu yazarı fırsatını bulduğu anda iğneleyecek kadar da kibirli Sinan. Her ne kadar günlük hayatında bilgiç bir tavırla kitabi konuşmaya heveslense de o da diğerleri gibi küfürsüz cümle kuramama alışkanlığından sıyrılamamış bir taşra insanı aslında.
Bireyi yalnızlığa iten, onu ötekileştiren bu buhranlı kimlik problemi Sinan’ın babasında da kendini gösteriyor. Öğretmenlerin el üstünde tutulduğu Anadolu’da kendi kendini değersizleştiren İdris, bir zamanlar topluma örnek bir öğretmen ve aile babasıyken tükenip yolunu kaybediyor. Kumar bağımlılığı yüzünden ailesini borç batağına sürüklüyor. Çocuğunun komşudan borç alınmış sınav harçlığına bile göz dikecek kadar alçalıyor. Ve farkında olmadan bir ‘düşman’ kazanıyor. Kendi öz oğlu “onu eleştirmeyen tek canlı”yı elinden alıyor. Tıpkı oğlu gibi o da kendisini babasına ispat etmek uğruna, su çıkmayacağını bile bile kazdığı kuyuda kendi yalnızlığına hapsoluyor. Oğlu tarafından ne kadar eleştirilirse eleştirilsin kendisinin bir sureti olan Sinan çıkmaya çalıştığı o kuyuya yenilmişlik duygusuyla kendi ayaklarıyla giriyor. Baba-oğul arasındaki sevgiyi de nefreti de barındıran gizli ve derin bağ bu kör kuyunun dibinde anlam buluyor. Bir de cüzdanın bir köşesine iliştirilmiş gazete parçasında…
Kendi kabuğundan çıkmaya cesaret edemeyen Sinan’ın lise yıllarından arkadaşı Hatice de erken yaşta tükenişin bir simgesi. Mutluluğu çok uzaklardaki bir hayal olarak zihnine resmeden, kök saldığı toprağından ayrılmadan da çukurdan çıkabileceğini idrak edemeyen, çaresizliği kabullenip kolaya kaçan taşra gençliğinin bir temsili. Hatice bir yandan aidiyet sorunuyla boğuşurken diğer yandan ‘dudaktaki bir ısırık’ olarak kendini ele veren tutkulu iç dünyasını zapt etmeye çalışıyor.

Elbette her filmin olduğu gibi Ahlat Ağacı’nın da aksayan yönleri var. Gerçeklik duygusundan ödün vermemeye çalışan Nuri Bilge Ceylan yönetimindeki doğal oyuncu performansları ağır diyaloglu sahnelerde sekteye uğruyor. Kimi zaman o ‘alengirli’ sözler karakterlerin üzerinde sırıtıyor. Öne sürülen fikirlerin sahibi söyleyenler değil söyletenler (Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan, Akın Aksu) izlenimi uyandırıyor. Neredeyse tüm karakterlerin yöre ağzıyla konuşmalarına karşın, kendi de bir ‘köy kızı’ olan Bennu Yıldırımlar’ın İstanbul Türkçesi de eğreti duruyor. Kimi devamlılık ve montaj hataları da göze çarpıyor.
Ağaçtaki “yasak elma”yı çalan imamları, “sigara içmek yasaktır” afişinin yanında sigarasını tüttüren kahvehane ahalisi, “sanatsever” belediye başkanı, “zengin” kitaplığı ile dikkat çeken, “iyi müşteri” hatırına kültür sanat sponsorluğuna soyunan kum ocağı işletmecisiyle doğal bir mizah tonu yakalayan, bolca göndermeyi zarifçe içinde saklayan bir film Ahlat Ağacı. Uzun diyalogları çekilir kılan da bu yönü. Özellikle imamlar ile Sinan’ın köyü bir uçtan diğer uca arşınlarken daldıkları dini ve felsefi sohbet filmin en eğlenceli ve en iğneli sahnesi. Film, yakaladığı tempo sayesinde uzun süresini seyirciye hissettirmemeyi de başarıyor. Sonundaysa aynı kuyuda buluşan bir baba-oğulun üzerine düşen ahlat ağacının gölgesi büyüdükçe büyüyor, o şekilsiz kuru dallar tüm toplumun yalnızlığını sarıyor.
7 / 7
Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan

Senaristler: Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan, Akın Aksu

Görüntü Yönetmeni: Gökhan Tiryaki

Oyuncular: Doğu Demirkol, Murat Cemcir, Bennu Yıldırımlar, Hazar Ergüçlü, Serkan Keskin, Tamer Levent, Ahmet Rifat Şungar, Öner Erkan, Akın Aksu

Süre: 188 dk.

IMDB Puanı: 8.8
{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS