Hayat kadar gerçek, hayat kadar sıra dışı 10 biyografik film

Kimi kapalı kapılar ardında kötülüğü besledi, kimi ise güzelliği. İçlerinde milyonların hayallerini yıkan da vardı, onun gibilerin söndürdüğü umut ışığını yeniden alevlendiren de. Cesaretle, azimle verdikleri adalet mücadelesi nice kalbe dokundu, ilham kaynağı oldu. Yaşamlarına sığdırdıkları hikayeler öylesine sıra dışıydı ki onları dünya tanıdı. İşte, hayatları filmlere konu olan o insanlara dair en ilginç 10 biyografik yapım...



Çete (El Clan) 2015
Geleneksel bir yapıya sahip 5 çocuklu orta sınıf bir aile evi aynı zamanda insan kaçırma ve cinayetlerle iç içe olabilir mi? 1980'lerde Arjantin'de yaşanan Puccio Çetesi olayına göre evet. İstihbarat servisinde çalışan Arquimedes Puccio cunta hükümetinin sona ermesiyle işsiz kalır ama ‘mesleki’ alışkanlıklarından kurtulamaz. Kirli işlerine ailesini de bulaştırır. Gün gelir, bu evin karanlık bodrumunda yaşananlar gün yüzüne çıkar. Dramatik yapısı ve temposuyla başarıyı yakalayan film, diktatörlüğün artıklarına ayna tutup kötülük kavramını sorgulayan Pablo Trapero’ya Venedik’te en iyi yönetmen ödülünü kazandırdı.
Vivian Maier'in Peşinde (Finding Vivian Maier) 2013
1951 yılında Fransa'dan ABD’ye göçen bir çocuk bakıcısıydı Vivian Maier. Tam 40 yıl boyunca dadılık yaptı nice çocuğa. Onu diğer meslektaşlarından farklı kılan bir tutkusu vardı. Boş zamanlarında fotoğraf makinesini eline alır, sokaklarda hayatı fotoğraflardı. Her biri belge niteliğinde binlerce kare çekti. Yıllar yılı kimseyle paylaşmadığı o gömülü hazine bir gün tesadüf eseri ortaya çıkarıldığında, dünya ölümünden sonra keşfedilen bir sanatçıyla daha tanışacaktı. Bu belgesel o fotoğrafların keşif sürecini anlatırken Maier'in gizemli hayatının da peşine düşüyor.
Lion (2016)
Daha küçücük bir çocukken bir tren vagonunda uyuyakaldığında hayatının baştan sona değişeceğinden habersizdi Hintli Saroo. Evinden kilometrelerce uzakta gözlerini açtığında anlamadığı bir dil konuşuluyordu. Türlü maceraların sonunda Avustralyalı bir çifte evlatlık verildi. Şanslıydı, çünkü derisinin rengini umursamayan bir ailede sevgiyle büyütüldü. Yıllar geçse de o ne annesini ne de ağabeyini unutabildi. Doğduğu yerin adını dahi hatırlamasa da ailesini bulma arzusundan hiç vazgeçmedi. Gücünü, benzerine nadir rastlanacak bu hayat hikayesinden alan film, odak sorununa ve eksikliklerine rağmen, final sahnesiyle kalpleri fethetmeyi başarıyor.
Armstrong Yalanı (The Armstrong Lie) 2013

O, zorlu yaşam mücadelesi ve azmiyle nice insanın ilham kaynağı, genç bisiklet tutkunlarının örnek aldığı bir sporcuydu. Kanseri yendi. Sadece 2 yıl sonra bisiklete dönüp rekor üstüne rekor kırdı. Tam 7 kez üst üste Tour de France şampiyonu oldu. Çünkü onun için “kaybetmek ölüm demek”ti. Oysa ki dünyanın gıpta ettiği ünlü bisikletçi Lance Armstrong koca bir yalandan ibaretti. Onu, 2008’den 2011’e kadar gözlemleyen bu belgesel, spor tarihinin en büyük sahtekarının öyküsünü sürükleyici bir dil ve kurguyla anlatıyor.
Bir Şarkının Peşinde (Searching for Sugar Man) 2012
70'li yılların başında Detroitli amatör bir müzisyendi Sixto Rodriguez. Kısa süreli kariyeri boyunca sadece 2 albüm kaydedebilmiş, onları da pek satamamıştı. Ama gün geldi, bu sıradan aile babası bir yerlerde efsaneye dönüştü. Üstelik kendisinin dahi haberi olmadan… Peki, bu nasıl mümkün olabildi? Rodriguez'in insanı hayrete düşüren inanılmaz şöhret hikayesi, yıllar sonra Oscar, BAFTA ve Sundance başta olmak üzere birçok festivalden ödüllerle dönen bir filme dönüştü. Zamanında –bir kıta hariç- kimsenin dinlemediği o şarkıları şimdi dünya dinliyor.
Babam İçin (In the Name of the Father) 1993
Film, İngiltere’de terör örgütü IRA ile mücadele adına insan haklarının ihlal edildiği 70’lerin politik atmosferinde yaşanan gerçek bir olayı perdeye taşıyor. Daha özgür bir hayat hayaliyle Londra’nın yolunu tutan İrlandalı genç Gerry Conlon, 1974 Guildford pub saldırısından sorumlu tutularak tutuklanır. Üstelik ona yardım ve yataklık etmekle suçlanan babası da hapse atılır. Yıllar süren adalet mücadelesi geri dönüşü olmayan ağır bedeller ödenerek sonuçlanır. Yaşadıklarını bizzat kaleme alan Gerry Conlon’un kitabından uyarlanan film, Daniel Day-Lewis ve Emma Thompson gibi iki güçlü oyuncunun rol aldığı bol ödüllü sert bir yapım.
Ben, Tonya (I, Tonya) 2017
Bir kariyer üstün başarılarla dopdolu olabilecekken, nasıl el birliği ile mahvedilir? Bu sorunun yanıtı mağdur kahramanımız Tonya Harding’in asab bozan gerçek hayat hikayesinde saklı. Varoşlardan gelip buz pateninde dünya yıldızı olmaya çabalayan hırslı, bir o kadar da aykırı bir sporcudur Tonya. Travmatik anne ve eş ilişkisinin yanında, Amerikan halkının önyargılarıyla da boğuşur. 1994 yılında aynı dalda yarıştığı en büyük rakibi Nancy Kerrigan'ın başına gelenler, Tonya’nın da parlak kariyerini geri dönülmez bir yola sokacaktır. Peki nasıl?
Memphis’in Batısı (West of Memphis) 2012
1993 yılında Arkansas'ta 8 yaşında üç erkek çocuk işkence edilerek öldürüldü. Katil zanlıları 17 yaşındaki Jessie Misskelley, 18 yaşındaki Damien Echols ve 16 yaşındaki Jason Baldwin tutuklandı. Damien ve Jason’un suçlamaları reddetmelerine rağmen zihinsel algılama güçlüğü olan Jessie’nin cinayetleri itiraf etmesi işleri geri dönülmez bir yola soktu. Bir anda kamuoyunun ve medyanın hedef tahtasına oturttuğu 'Memphis Üçlüsü' müebbet ve ölüm cezalarına çarptırıldı. Ancak onların masum olduğuna inanan hatırı sayılır bir kitle vardı. Bu belgesel, mahkumiyetin 18 yıl süren evresindeki kritik dönemeçleri akıcı bir polisiye anlatım diliyle gözler önüne seriyor.
Sınırsızlar Kulübü (Dallas Buyers Club) 2013
Dallas’ta yaşayan AIDS hastası Ron Woodroof'a 1985 yılında 30 gün ömür biçildi. ABD’de yasal onaylı kullanabileceği tek ilaç olan AZT'ye başlayan Ron hızla ölümün eşiğine sürüklendiği gerçeğiyle yüzleşti. Ülkesinde satışı yasak olan doğal ilaçların peşinde düştü. Bu, çevresindeki birçok hasta için de umut ışığı demekti. "Dallas Buyers Club" olarak bilinen oluşumun doğmasını sağlayan Ron, ölümle olduğu kadar ilaç şirketleriyle de savaştı. Amerika'daki kronikleşmiş toplumsal sorunlara da değinerek sıra dışı bir mücadeleyi anlatan filmin ana karakteri Oscar’lı Matthew McConaughey kariyerinin en güçlü performansını ortaya koyuyor.
Erin Brockovich (2000)
10 / 10
Hayat kadar gerçek, hayat kadar sıra dışı 10 biyografik film
Başından 2 evlilik geçmiş, 3 çocuklu, genç ve seksi bir kadındır Erin Brockovich. Başarısız sonuçlanan bir iş görüşmesinin ardından geçirdiği trafik kazası sonrası yolu bir hukuk bürosuna düştüğünde, hayatı Erin’in bile hayal edemeyeceği bir noktaya evrilir. Dava dosyalarından birinde tesadüf eseri fark ettiği garipliğin peşine düşen Erin, hiçbir hukuk bilgisi olmamasına rağmen nice deneyimli avukata taş çıkarır. Dev bir şirketi karşısına alıp haksızlığa uğrayanların sesi olur. Bugün hala ABD’de önemli çevre davaları için araştırmalar yapan bir isim olan Erin Brockovich’i filmde canlandıran oyuncu Oscar’lık performansıyla Julia Roberts.
{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS