Bağırsak sağlığınız için mutlaka tüketin

Bağırsak sağlığınız için mutlaka tüketin

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarkan Karakan, bağırsak mikrobiyotasının, tıpta 'ikinci beyin' olarak tanımlandığını belirterek, “Bu bakteriler kilo alıp vermemizi sağladığı gibi, obezite, alerji, davranış bozuklukları, anksiyete, depresyon gibi çeşitli nörolojik ya da psikolojik sorunlara sebep olabilmektedir" dedi. Prof. Karakan bağırsak sağlığını korumak için yoğurt ve kefir tüketilmesi gerektiğini söyledi.

Probiyotik Prebiyotik Derneği'nin geleneksel bilimsel etkinliği Ulusal Bağırsak Mikrobiyotası ve Probiyotik Kongresi, 28-31 Ekim tarihleri arasında Antalya'da düzenleniyor. Kongrede, birçok hastalıkta probiyotiklerin faydalı etkileri ile bağırsak mikrobiyotasının, depresyon, panik atak, kaygı bozuklukları, otizm, parkinson hastalığı, alzheimer üzerine etkileri ve probiyotik kullanımının cilt sağlığı üzerine etkileri ile stres kaynaklı cilt lezyonlarını azaltması gibi konulara yer veriliyor.


Tıpta 'ikinci beyin' olarak tanımlanıyor


Bağırsak mikrobiyotasının beyin ve bağırsak arasında karşılıklı ilişki oluşturarak insan sağlığı üzerinde temel ve önemli bir rol oynadığına işaret eden Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Dernek Başkanı Prof. Dr. Tarkan Karakan, bağırsak mikrobiyotasının ikinci beyin olduğunu vurguladı. Bağırsak florası, yeni adıyla mikrobiyotasının tıpta ikinci beyin olarak tanımlanan bakteriler olduğunu belirten Prof. Dr. Karakan, “Bu bakteriler kilo alıp vermemizi sağladığı gibi, obezite, alerji, davranış bozuklukları, anksiyete, depresyon gibi çeşitli nörolojik ya da psikolojik sorunlara sebep olabilmektedir" dedi.


Birçok hastalıkla ilgili ipuçları veriyor


Bağırsak mikrobiyotasının vücudun iç ekosistemi olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarkan Karakan, vücutta deri, ağız, erojen bölge, bağırsaklar gibi farklı bölgelerde mikrobiyota bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Karakan, yapılan araştırmalara göre kardiyovasküler hastalıklar, astım, sık soğukalgınlığı, kanser, çölyak, diyabet, egzama, akne, ürtiker gibi deri rahatsızlıkları, hassas bağırsak sendromu, otizm, sinüzit, bronşit, sinir sistemiyle ilgili hastalıklar, alzheimer, otizm, multipl skleroz, parkinson, migren, depresyon, anksiyete ve otoimmün hastalıklarının da mikrobiyota ile ilgili sorunlarla ilişkili olmasına dair ipuçları verdiğini kaydetti.


Bağışıklık sisteminin temel taşları mikrobiyotaya bağlı


Bağışıklık sisteminin temel taşlarının bağırsak mikrobiyotasına bağlı olduğunu anlatan Prof. Dr. Karakan, “Mikrobiyom dengesi bozulduğunda bağışıklık sistemi tökezlemeye başlar. Bununla birlikte yukarıda saydığımız hastalıklar ve alerjiler bu dengenin bozulmasıyla ortaya çıkmaktadır. Yenidoğan döneminden itibaren, bağırsaklarımız yararlı bakterilerle kaplanıyor. Bunlar bebekleri değişik hastalıklardan koruyor. Ama çevresel faktörlere, kötü beslenme o bakterilerin yaşamasına izin vermeyebiliyor. O zaman hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Çağımızın hastalığı olan alerji ile bağırsağımızda yaşayan bakteriler arasında bağlantı var" diye konuştu.


Ruh sağlığını etkiliyor


Mikrobiyotanın psikolojik etkilerini de değerlendiren Prof. Dr. Karakan, psikiyatrik hastalıklarda bağırsak florasındaki dengesizliğin ciddi bir çalışma konusu olduğunu belirterek, “Özellikle panik atak, anksiyete bozuklukları, depresyon ve şizofrenin altında yatan nedenlerden birinin de bağırsaklardaki bakteri dengesizliği olabileceği yönünde ciddi kanıtlar var. Bağırsaklarımız ve bağırsak bakterilerimiz bazı nörokimyasallar üreterek beynin ruh, hafıza ve öğrenme durumunu etkiliyor. Probiyotik adı verilen bağırsak bakterileri, bağırsak fonksiyonlarını düzenleyerek mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonin hormonu üzerinden ruh sağlığımıza da etki ediyor. Bu nedenle bağırsaklarımız mutluluk kaynağımız olabiliyor" dedi.


Metabolik hastalar nasıl beslenmeli?


Metabolik hastalıkları olanların nasıl beslenmesi gerektiği konusunda bilgi veren Prof. Dr. Karakan, öncelikle trans yağların vücuttan arındırılması gerektiğini söyledi. Araştırmaların sağlıksız yağların insülin direncini tetiklediğini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Karakan, “Taze sebze ve meyvelerden bolca yemenin kanda flavonoid düzeyini artırarak inflamasyondan koruduğu, beslenmenin magnezyumdan yani kuruyemişler ve koyu yeşil yapraklı sebzelerden zengin olmasının, bu hastalık etmenini de kontrol altına alabileceği bir gerçektir" diye konuştu.


Yoğurt ve kefirin önemi


Probiyotikten zengin beslenmek için dikkat edilmesi gerekenleri de anlatan Prof. Dr. Tarkan Karakan, şunları söyledi:


“Türk insanı olarak probiyotik konusuna yabancı değiliz. Annelerimizin yaptığı ev yapımı yoğurtları, kefir gibi probiyotik içeriği zengin doğal ürünleri tüketmek, bağırsaklarımızdaki yararlı bakteri sayısını artıracaktır. Bu da bağırsak iltihaplarına ve diğer hastalıklara karşı vücudumuzu koruyacaktır."

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS