Koronavirüs salgınının psikososyal etkileri

Koronavirüs salgınının psikososyal etkileri

Konuyla ilgili Psikiyatrist ve Psikoterapist Dr. Adnan Çoban, merak edilenleri sizler için anlattı.

Korona salgını biyolojik etkileri kadar psikolojik ve davranışsal sorunlara da sebep olmaktadır. Bulaşan sadece virüs değil aynı zamanda toplumsal travmanın yarattığı aşırı fobik reaksiyonlar, depresyon, panik, paranoya gibi ruhsal sorunlar ve bencillik, dürtüsellik, saldırganlık, damgalama gibi yıkıcı davranışlardır. İnsanlar olağanüstü durumlarda nezaket, sağduyu, empati, yardımlaşma gibi ahlaki değerlerini geçici olarak kaybederler ve sadece kendisini düşünen bencil bir varlığa dönüşürler. O yüzden salgınların yaratmış olduğu psikoloji virüsten çok daha hızlı bir şekilde yayılır ve hatta virüsle karşılaşma riski olmayan insanları bile etkiler. Bir manada viral pandemi bir pandemik psikolojiyi de beraberinde getirir.


Salgınların yarattığı psikolojilerin başında ölüm korkusu gelir. Viral salgınlar tıpkı deprem, sel, tsunami, yangın türü doğal afetler gibi direk insan hayatına kast ettikleri için bir büyük ruhsal travma etkisi yaratırlar. Hatta bazı açılardan doğal afetlerin bile önüne geçeler. Doğal afetlerin birçoğu çok kısa sürede yıkımını gerçekleştirir ve biter. Örneğin birçok insanın ölümüne sebep olan Marmara depremi 45 saniye sürmüştür ki bu bile bir deprem için uzun bir süre olarak kabul edilmiştir. Halbuki Koronavirüs gibi viral salgınlar aylarca devam eder. O yüzden örseleyici etkileri çok daha şiddetli ve derin olur.


Corona virüs salgının yarattığı en önemli psikolojik tablo Akut Stres Reaksiyonudur. Akut Stres Reaksiyonu bir canlının kendisinin ya da yakınının ölümcül bir olaya maruz kalması ya da maruz kalanlara tanık olması sonrasında yaşamış olduğu çaresizlik, güvensizlik, yoğun korku ve endişe halidir. İnsanın normal şartlarda zihninde bastırabildiği ya da kontrol edebildiği ölüm korkusu salgın gibi kaotik durumlarda şiddetlenir ve kontrol edilemez hale gelir. Ölüm korkusunun uzantısı olarak da uykusuzluk, kâbus görme, sürekli virüsle ilgili görüntülerin ve felaket senaryolarının gelmesi, hastalığın kendisine ya da yakınlarına bulaşacağı konusunda endişe duyulması, kolay irkilme, çabuk sinirlenme, gelecek konusunda plan yapamama, ümitsizlik, yalnızlaşma, yabancılaşma, aşırı kaçınma şikayetleri belirir. Bu tepki genelde 3 ila 30 gün arasında sürer ve kendiliğinden geçer. Ancak bazıları kronikleşir ve Travma Sonrası Stres Bozukluğuna (TSSB) dönüşür. İlerleyen süreçlerde de buna depresyon ve madde bağımlılığı eklenir.


Akut stres döneminde insanlarda kontrolsüz birtakım davranışlar görülebilir. Bunlardan biri irkilme reaksiyonudur. İrkilme reaksiyonu kişinin kendisini korumak için yaptığı refleksif davranışlardır. Örneğin depremde insanların camdan aşağı atlaması bir irkilme reaksiyonudur. Corona salgınında bu kendisini marketlere hücum etme, rafları boşaltma, tuvalet kağıdı, sabun, deterjan, dezenfektan, eldiven, maske gibi temizlik malzemelerini stok yapma gibi istifleme davranışıyla gösterir.


Salgının yarattığı davranışlardan biri de ölüm korkusunun sebep olduğu saldırganlık ve bencilliktir. Konya’da bir Güney Kore’linin Çinli zannedilip dövüldüğü trajikomik olay sadece bir cehalet göstergesi değil ölüm korkusunun yarattığı bir saldırganlık örneğidir. Korkan ve bencilleşen insan kendisi için risk teşkil eden insanı yok edip kendisini garanti altına almak ister.


Salgınlarda görülen bir diğer önemli sorun da damgalamadır. Tarihte yaşanmış olan veba ve kolera gibi büyük salgınlar insanlık için bir kollektif travmadır. O yüzden insanlar salgın gibi afetlerden çok korkmuşlar, hastaları dışlamışlar hatta yok etmeye çalışmışlardır. Koronavirüs salgınının da böyle bir damgalamaya sebep olduğunu söyleyebiliriz. Damgalama kişilerin enfeksiyondan daha da korkmalarına ve hastalığı gizlemelerine sebep olmaktadır. Birçok kişinin bu yüzden hastalıklarını son ana kadar gizlediklerini ve sağlık kuruluşlarına son raddeye kadar baş vurmadıklarını biliyoruz. Halbuki erken başvurular hem kişinin kendisini hem de bulaştırabileceği insanları korumak adına en hayatî tedbirdir.


Salgınlarda inkâr, bastırma, devalüe etme ve kadercilik gibi savunma mekanizmaları sıklıkla görülür. Bu savunma mekanizmalarının arkasında ortaya çıkan korkuyu ve kaygıyı azaltma amacı yatar. Bu amaçla kişiler durumu görmezden gelirler ya da inkâr ederler. “Abartıldığı kadar değil.” deyip olayı devalüe edenlere yani küçümseyenlere, yaşamış oldukları çaresizliğe ve ümitsizliğe tevekkül maskesini giydirenlere sıkça rastlanmaktadır. Bu kadercilik mantığı kişileri önlem almaktan ve mücadele etmekten alıkoyarak salgının daha da şiddetlenmesine sebep olur.


Salgınlar muhakeme ve karar mekanizmalarını bozarak gerçek dışı inanışlara da sebep olurlar. Örneğin corona virüsün güçlü devletler tarafından yayılmış bir komplo olduğu inancı toplumda geniş bir taban bulabilmektedir. Bu komplo teorileri de aslında bu olayın birilerinin kontrolünde olduğuna ve birgün bitirileceğine inanma ihtiyacından kaynaklanır. Bu bir manada kendini rahatlatma arayışıdır. Ancak bunlar tıpkı virüs gibi dalga dalga yayılarak bütün dünyayı etkisi altına alan ve rasyonel çözümlerden hızla uzaklaştıran çarpık mantık ürünleridir.


Rasyonel olmakla rasyonalize etmek aynı şeyler değildir


Salgın karşısında rasyonel olmakla salgını rasyonalize etmek aynı şey değildir. Rasyonalize etmek tehdit karşısında acziyete düşüp kendini rahatlatmak adına birtakım işlevsel olmayan düşünceler üretmektir. Yani bir manada kendini avutma ve kandırma eğilimidir. Örneğin “Bize bir şey olmaz. Kaderde ne varsa onu göreceğiz. Bizim genetiğimiz dirençlidir. Bizi Allah korur. Korkunun ecele faydası yok, bir gün nasılsa öleceğiz, ölüme çare yok…” gibi düşünceler rasyonalize etmeye örnektir. Rasyonel olmak ise gerçeği olduğu gibi kabul edip ona göre göre davranmaktır. Geldiğimiz noktada gerçek şudur: Corona virüs dünya tarihinde görülmüş en hızlı yayılma potansiyeli olan ölümcül bir virüstür.


Ancak bu yakalanan herkesin öleceği anlamına gelmemektedir. Yaşlılarda, bağışıklık sistemi zayıf ve kronik hastalığı olan bireylerde ölüm riski daha yüksek. Ancak bu risk grubundakilerinin de tamamının öleceği anlamına gelmez Eğer virüsün etkileri başlar başlamaz tıbbî müdahale yapılabilirse bu gruptaki bireyler de kurtulabilmektedir. İtalya’da ölümlerin fazla olmasının sebebi önlemlerin geç alınması ve tıbbî bakımın yeterli olmamasıdır. Bu gerçek karşısında bize düşen ise bütün önlemlere uymaktır. Korkmamak ya da kaygılanmamak mümkün değildir. Ancak korkumuz mantığımızın önüne geçerse korunmamız tehlikeye düşmektedir. Yapılması gereken korkarak da olsa korunmaktır.
Bir diğer önemli tutum hatası da aşırı korumacı, kontrolcü ve kaygılı davranmaktır. Bu gibi durumlarda stres cevabı, dolayısıyla kortizol hormonu artar. Artan kortizol hormonu direk etkiyle ya da diyabet, hipertansiyon gibi hastalıkları şiddetlendirme yoluyla bağışıklık sistemini zayıflatır. Bu da corona virüse olan dayanıklılığı azaltır.


Salgınlarda gördüğümüz yaygın bir davranış da rasyonel çözümlerden uzaklaşılıp sosyal medya aracılığıyla yayılan birtakım mitlere çok çabuk kanılmasıdır. Kulaktan dolma, bilimsel olmayan söylemler ve bilgi kirliliği insanlarda çok büyük korkuya sebep olabiliyor. O yüzden insanların yetkili mercilerce sık sık bilgilendirilmesi gerekir. Önlemlerin tekrar edilmesi, Corona virüs salgınının rasyonel boyutlarının sürekli zikredilmesi ve insanların morallerinin yüksek tutulması başarıya gitmek açısından son derece önemlidir.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS