Ayasofya ile ilgili bilmeniz gereken her şey

Mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya Müzesi'nin tarihine, iç ve dış mekanlarına ait bilmeniz gereken her şeyi sizler için derledik.



Ayasofya: Kutsal Bilgelik
Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak tanımlanmıştır. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.
3 kez aynı yerde yeniden inşa edildi
Birinci kilise, İmparator Konstantios (337-361) tarafından 360 yılında yapılmıştır. Üstü ahşap çatı ile örtülü, uzunluğuna gelişen (bazilikal) planlı birinci yapı, İmparator Arkadios’un (395–408) karısı İmparatoriçe Eudoksia ile İstanbul Patriği İoannes Chrysostomos arasında çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, patriğin sürgüne gönderilmesi üzerine 404 yılında çıkan halk ayaklanması sonucunda yakılıp yıkılmıştır. (Bugün patriğin mozaik tasviri, Ayasofya’nın kuzey tymphanon duvarında görülebilmektedir.) Günümüzde ilk kiliseye ait herhangi bir kalıntı bulunmamakla birlikte, müze deposunda bulunan Megale Ekklesia damgalı tuğlaların bu yapıya ait olduğu düşünülmektedir.
İkinci Kilise, İmparator II. Theodosios (408-450) tarafından 415 yılında yeniden inşa ettirilmiştir. Bu yapının, beş nefli, ahşap çatı ile örtülü ve anıtsal bir girişe sahip bazilikal planda olduğu bilinmektedir.
Kilise, İmparator Justinianos’un (527–565) 5. saltanat yılında, aristokrat kesimi temsil eden maviler ile esnaf ve tüccar kesimi temsil eden yeşillerin İmparatorluğa karşı birleşmesi sonucunda çıkan ve tarihte “Nika İsyanı” olarak geçen, büyük halk ayaklanması sırasında 13 Ocak 532 yılında yıkılmıştır.
1935 yılında İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün A. M. Scheinder başkanlığında yapılan kazılarda, bugünkü zeminin yaklaşık 2.00 m altında görülebilen II. yapının Propylon’una (anıtsal giriş kapısı) ait basamaklar, sütun kaideleri ve On İki Havari’yi temsil eden kuzu kabartmaları ile süslü friz parçaları bulunmuştur. Ayrıca anıtsal girişe ait diğer mimari parçalar ise batı kısımdaki bahçede görülebilmektedir.
Günümüz Ayasofya’sı İmparator Justinianos tarafından dönemin iki önemli mimarı olan Miletos’lu (Milet) İsidoros ile Tralles’li (Aydın) Anthemios’a yaptırılmıştır. Tarihçi Prokopios’un aktardığına göre, 23 Şubat 532 yılında başlayan inşa, 5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmış ve kilise 27 Aralık 537 yılında törenle ibadete açılmıştır. Kaynaklarda, Ayasofya’nın açılış günü İmparator Justinianos’un, mabedin içine girip, “Tanrım bana böyle bir ibadet yeri yapabilme fırsatı sağladığın için şükürler olsun” dedikten sonra, Kudüs’teki Hz. Süleyman Mabedi’ni kastederek “Ey Süleyman seni geçtim” diye bağırdığı geçer.
Sütun ve mermerler antik şehirlerden getirildi

İmparator Justinianos Ayasofya’nın daha görkemli ve gösterişli olması için, maiyetindeki tüm eyaletlere haber göndererek, en güzel mimari parçaların Ayasofya’da kullanılması için toplatılmasını emretmiştir. Bu yapıda kullanılan sütun ve mermerler; Aspendos, Ephesos, Baalbek, Tarsus gibi Anadolu ve Suriye’deki antik şehir kalıntılarından getirilmiştir. Yapıdaki beyaz mermerler Marmara Adası’ndan, yeşil somakiler Eğriboz Adası’ndan, pembe mermerler Afyon’dan ve sarı mermerler Kuzey Afrika’dan getirilerek Ayasofya’da kullanılmıştır. Yapının iç kısmında yer alan duvar kaplamalarında; tek blok halinde mermerlerin ikiye bölünerek yan yana getirilmesi ile simetrik şekiller ortaya çıkarılmış ve damarlı renkli mermerlerin iç mekanda kullanılmasıyla dekoratif bir zenginlik oluşturulmuştur. Ayrıca, yapıda Efes Artemis Tapınağı’ndan getirilen sütunların neflerde, Mısır’dan getirilen 8 adet porfir sütununun ise yarım kubbeler altında kullanıldığı bilinmektedir. Yapıda 40 tanesi alt galeride, 64 tanesi ise üst galeride olmak üzere toplam 104 adet sütun bulunmaktadır.

Mozaik süslemeler dikkat çeker
Ayasofya’nın mermer kaplı duvarları dışındaki tüm yüzeyler birbirinden güzel mozaiklerle süslenmiştir. Mozaiklerin yapımında altın, gümüş, cam, pişmiş toprak ve renkli taşlardan oluşan malzemeler kullanılmıştır. Yapıdaki bitkisel ve geometrik mozaikler 6. yüzyıla, tasvirli mozaikler ise ikonaklazma (Tasvir Kırıcılık Dönemi 730- 842) sonrasına tarihlenir.
Ayasofya Doğu Roma Döneminde İmparatorluk Kilisesi olması nedeniyle İmparatorların taç giyme merasimlerinin yapıldığı mekandı. Bu sebeple Ayasofya’da ana mekanın (naos) sağında bulunan, renkli taşlardan yuvarlak ve geçmeli desenli yer döşemesi (omphalion), Doğu Roma İmparatorlarının taç giydiği bölümdür.
İstanbul'un fethi sonrasında camiye çevrildi

Fetihten hemen sonra yapı güçlendirilerek en iyi şekilde korunmuş ve Osmanlı Dönemi ilaveleri ile birlikte cami olarak varlığını sürdürmüştür. Yapıldığı tarihten itibaren çeşitli depremlerden zarar gören yapıya, hem Doğu Roma, hem de Osmanlı döneminde destek amacıyla payandalar yapılmıştır.
Ayasofya’nın kuzeyine, Fatih Sultan Mehmed Dönemi’nde bir medrese yaptırılmış, her dönemde bakım ve onarım çalışmalarından geçmiş, en kapsamlı tamir çalışması Sultan Abdülmecid Dönemi'nde (1839-1861) Fossati tarafından yapılmıştır. Sultan Abdülaziz Döneminde Ayasofya çevresinin yeniden düzenlenme çalışmaları sırasında medrese 1869- 1870 yılları arasında yıktırılmış ve1873- 1874 yılları arasında ise yeniden yaptırılmıştır. 1936 yılında yıkılmış olan Medresenin kalıntıları 1982 yılında yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılmıştır.
Osmanlı Dönemi’nde, 16. ve 17. yüzyıllarda, Ayasofya’nın içine mihraplar, minber, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüsü ve maksureler eklenmiştir.

8 adet hat levhası yerleştirildi
Ayasofya’da, Sultan Abdülmecid Dönemi’nde Hattat Kadıasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılan 7.5 m. çapındaki 8 adet hat levhası ana mekânın duvarlarına yerleştirilmiştir. “Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin” yazılı bu levhalar İslam âleminin en büyük hat levhaları olarak bilinmektedir. Aynı hattat kubbenin ortasına ise Nur Suresi’nin 35. ayetini yazmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve Bakanlar Kurulu kararı ile müzeye çevrilmiş ve 1 Şubat 1935’de müze olarak, yerli ve yabancı ziyaretçilere açılmıştır. 1936 tarihli tapu senedine göre, Ayasofya “57 pafta, 57 ada, 7. parselde Fatih Sultan Mehmed Vakfı adına Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi” adına tapuludur.
Kubbe

İlk yapıldığında basık ve yayvan biçimdeki kubbe, Ağustos 553 ve Aralık 557 yılında meydana gelen depremlerde büyük kubbe ve doğu yarım kubbe çatlamış, 7 Mayıs 558 de ise ana kubbenin doğu kısmı çökmüştür. Kubbenin onarımı yapının baş mimarlarından İsidoros'un yeğeni Genç İsidoros tarafından yapılmıştır. İsidoros kubbeyi dışarıdan payandalarla destekleyen alçak bir kasnak ekleyerek, kırk kaburgayla desteklediği ve kırk pencere ile hafiflettiği kubbenin yüksekliğini de 7 metre arttırmış ve böylece kubbeyi daha hafif ve daha küçük duruma getirerek çözüme ulaşmıştır.
Ayasofya 859 yılında büyük bir yangın, 869 yılında ise bir deprem geçirmiştir. 989 yılının Ekim ayındaki depremde ise binanın büyük kubbesi yıkılarak, yeniden onarılmıştır. 1344 ve 1346 yıllarında meydana gelen depremlerde de kubbenin bir kısmı ile kemerin bazı bölümleri yıkılmış olup yeniden onarımı yapılmıştır.
Osmanlı Döneminde Ayasofya'da Fatih Sultan Mehmed tarafından başlatılan onarım çalışmaları daha sonraki Sultanlar tarafından da devam ettirilmiştir. Ayasofya'daki en önemli onarımlar Sultan Abdulmecid'in emri ile 1847-1849 yılları arasında İsviçreli Fossati Kardeşler tarafından yapılmıştır.

VI. Leon Mozaiği

İmparator Kapısı üzerinde yer alan Pantaktrator İsa tasvirli mozaikte ortada; İsa, arkalıklı bir taht üzerinde oturmakta, sağ eliyle takdis eder durumda, sol eliyle sayfaları açık bir İncil tutmaktadır. İncilin üzerinde Grekçe " Barış Sizinle Olsun. Ben Dünyanın Nuruyum" ibaresi yazılıdır. Sağ tarafta madalyon içerisinde Başmelek Cebrail (Gabriel), sol tarafta ise madalyon içerisinde Hz. Meryem tasvir edilmiştir. İsa'nın ayakları dibinde ona secde eder durumda Doğu Roma İmparatorlarından VI. Leon ( 816- 912) yer almaktadır. Mozaik tasvir 10. yüzyıla tarihlenmektedir.

Sunu Mozaiği

İç narteksin güney yönündeki Vestibül Kapısı üzerinde Ayasofya'nın en önemli figürlü mozaiklerinden biri olan sunu mozaiği bulunmaktadır. Bu mozaik Fossati tarafından Ayasofya'da yapılan onarımlar bitmek üzereyken 1849 yılında ortaya çıkartılmıştır. Simetrik bir düzene sahip olan bu mozaik panonun zemini yine altın varaklı mozaiklerden meydana gelmiş, ortada arkalıksız bir taht üzerinde Hz. Meryem ve başının iki yanındaki madalyonlarda METER ve THEOU yani "Tanrı Anası" olduğunu ifade eden kelimelerin kısaltılmış monogramları bulunmaktadır. Hz. Meryem'in kucağında Çocuk Hz. İsa tasvir edilmiştir. Hz. Meryem'in solunda kentin kurucusu olan İmparator I. Konstantinos, elinde İstanbul kentini temsil eden maket tutmaktadır. İmparator I. Konstantinos'un yanında yukarıdan aşağıya doğru koyu mavi harflerle Grekçe; "Azizler Arasında Büyük İmparator Konstantinos" yazılıdır. Hz. Meryem'in sağında ise İmparator Justinianos, elinde Hz. Meryem ve Hz. İsa'ya takdim ettiği Ayasofya maketini tutmaktadır. Yanında yukarıdan aşağıya doğru koyu mavi harflerle Grekçe; "Hatırası Ünlü İmparator Justinianos" yazmaktadır. Bu mozaikte, İmparator I. Konstantinos ve İmparator Justinianos'un ellerinde tuttukları maketleri Hz. Meryem'e sunmaları ile Hz. Meryem'in, şehrin ve kilisenin koruyucusu olduğu vurgulanmak istenmiştir.
Mozaik pano 10. yüzyıla tarihlenmektedir.

Apsis Mozaiği

Apsis'in çeyrek kubbesinin orta kısmında, Tanrı Anası Hz. Meryem, (Theotokos), üzeri değerli taşlarla süslü ve minderli bir taht üzerinde oturmakta olup kucağında Çocuk Hz. İsa'yı tutmaktadır. Bu mozaik Ayasofya'da İkonaklazma ( Tasvir Kırıcılık) döneminden sonra yapılmış, ilk figüratif tasvirli örneği teşkil etmesi açısından önemlidir. Mozaik tasvir 9. yüzyıla tarihlenmektedir.

Apsisdeki İki Melek

Apsis kemerinin sağında Cebrail (Gabriel), solunda ise Mikail (Mikhael) mozaiği bulunmaktadır. Günümüzde Mikail (Mikhael) tasvirinin sadece kanat ucu ve ayağının bir kısmı görülebilmektedir. Mozaik tasvirler 9. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmektedir.

Kubbedeki Melek Tasvirleri

Pandantifler üzerinde birbirlerine tam eş olmayan dört melek figürü işlenmiştir. Bu melekler cennette Tanrı'nın tahtını koruduğuna inanılan, bir baş ve altı kanattan oluşan, Seraphim betimleridir. Doğuda yer alan melekler mozaikten yapılmış, batıdaki iki melek ise Doğu Roma Döneminde bozulmuş ve fresko olarak yenilenmiştir.
Pandantiflerde yer alan melek figürlerinin yüzleri Osmanlı Dönemi'nde yıldız biçimli madenî bir kapak ile kapatılmıştır. 2009 yılında kubbede yapılan mozaik onarımları sırasında, kuzeydoğudaki melek tasvirinin yüzünü örten kapak açılarak, meleğin yüzü ortaya çıkartılmıştır.

Tympanondaki Patrik Mozaikleri

Yapının kuzey yönündeki tymphanon duvarlarında yarım kemerli nişler içerisinde mozaikten yapılmış Patrik figürlerinden günümüze yalnızca üçü iyi durumda gelebilmiştir.
Birinci nişte, İstanbul Patriği Genç İgnatios, dördüncü nişte İstanbul Patriği Aziz İoannes Khrysostomos ve altıncı nişte Antakya Patriği Aziz İgnatios Theophoros yer almaktadır. Yedinci nişte görülen mozaik parçalarının ise, Athanasios'a ait olduğu düşünülmektedir.
Mozaiklerin kesin yapılış tarihleri bilinmemekle birlikte, 9. - 10. yüzyıla tarihlenmektedirler.

Deisis Kompozisyonu

Güney galerinin batı duvarında Doğu Roma Resim Sanatı'nda Rönesansın başlangıcı olarak kabul edilen Deisis sahnesinin yer aldığı mozaik pano bulunmaktadır. Tasvirde, sağda İoannes Prodromos (Vaftizci Yahya) ile solda Hz. Meryem, ortada ise Pantakrator İsa bulunmaktadır. Mozaikte kıyamet gününde insanlığın affedilmesi için Hz. Meryem ve Hz. Yahya'nın Hz. İsa'ya yakarmaları tasvir edilmiştir. Bu üç figürde Helenistik Dönem Tasvir Sanatı'nın özellikleri yansıtılmaktadır. Deisis panosu, mozaik tekniği ve tasvirin yapılış şekli ile dikkat çekmektedir. Yüzlerdeki canlılık ve renklerin seçimi açısından oldukça başarılıdır. Bu mozaik Doğu Roma Sanatı'nda İlkçağ resim sanatının ana prensiplerinin yansıtıldığı en güzel örneklerden biridir.
Desisis Mozaği'nin tarihlendirilmesinde farklı görüşler ileri sürülmekle birlikte, kabul edilen tarih 13. yüzyıldır.

Komnenos'lar Mozaiği

Mozaik panoda İmparator II. İoannes Komnenos ile eşi Macar asıllı Eirene ve oğulları II. Aleksios yer almaktadır. Kompozisyonun ortasında kucağında Çocuk Hz. İsa ile ayakta duran Hz. Meryem tasvir edilmiştir. İmparatorun baş kısmını çevreleyen yazıda "Romalıların Hükümdarı Porphyrogennetos Komnenos" (porfir salonda doğan) ibaresi yazılı olup, bu ifade İmparator'un, babasının saltanatı sırasında dünyaya geldiğini belirten bir soyluluk işaretidir. İmparatoriçe'nin başının etrafında ise "Dindar Augusta Eirene" yazılıdır. İmparatoriçe Eirene Macar Kralı Laszlo'nun kızı olup, örgülü kızıl saçlı, renkli gözlü, beyaz tenli ve pembe yanakları ile orta Avrupalılara özgü bir tipte gösterilmiştir. Panonun yanında yer alan payenin üzerinde ise, babası tarafından 1122 yılında tahta ortak edilen ve genç yaşta hastalıktan ölen Prens II. Aleksios yer almaktadır. Mozaikte Prensin hastalık yüzünden yüz hatlarının çökmüş ve solgun olduğu görülebilmektedir. Bu mozaik pano imparator ailesinin Ayasofya onarımları için yaptıkları bağışı sembolize etmektedir.
Mozaik pano 12. yüzyıla tarihlenmektedir.

Zoe Mozaiği

Mozaik panoda, İmparator IX. Konstantinos Monomakhos (1042- 1055) ve İmparatoriçe Zoe betimi yer almaktadır. İmparatorun başının üzerinde, "Romalıların İnançlı Hükümdarı, Tanrının İsa'sının Kulu Konstantinos Monomakhos" yazılıdır. İmparatoriçe'nin başının üzerinde ise "Çok Dindar Agusta Zoe" yazılıdır. Ortada bulunan kainatın hâkimi (Pantokrator) Hz. İsa'nın başının iki tarafında ise Jesus Khristos adının kısaltılmış harflerini içeren IC ve XC monogramları bulunmaktadır.Bu mozaik pano imparator ailesinin Ayasofya onarımları için yaptıkları bağışı sembolize etmektedir.
Bu mozaik 11. yüzyıla tarihlenmektedir.

İmparator Mozaiği

Kuzey galerinin güneybatı kısmında İmparator Aleksandros (912-913) mozaiği bulunmaktadır. Mozaik pano yapıdaki diğer mozaikler gibi göz önünde olmayıp kuytu bir köşeye yapılmıştır. Doğu Roma Tarihi'nde silik bir kişiliğe sahip olduğu belirtilen Aleksandros, İmparator kapısı üzerinde secde eder durumda tasvir edilen VI. Leon'un saltanatına ortak ettiği kardeşidir. Bulunduğu yer açısından Ayasofya mozaikleri arasında günümüze en sağlam gelen mozaiklerden biridir.
Bu mozaik 10. yüzyıla tarihlenmektedir.

Papaz Odalarındaki Mozaikler

Papaz odası olarak adlandırılan bu bölümde galeriye açılan kapının alınlığında Deisis kompozisyonunda, Hz. İsa ve Hz. Meryem mozaikleri günümüze tam olarak gelmiş, Vaftizci Yahya (Ioannes) tasviri ise bozulmuş durumdadır. Ayrıca, bu kısımda yer alan 6 yüzyıla tarihlenen geniş dal kıvrımlarından oluşan bezeme motifleri ile diğer figürlü mozaikler arasında yer alan havarilerden; Petrus, Andreas, Lukas, Simon Zeoletes, Peygamber Hezekiel, İmparator I. Konstantinos'un annesi Helena'nın tasvirlerinin olduğu düşünülen mozaikler günümüze tam olarak ulaşmamıştır. Müzenin bu kısmı İkona ve Kilise Eşyaları deposu olarak kullanıldığından ziyaretçiler tarafından görülememektedir.

Sultan Abdülmecid'in Mozaik Tuğrası

Dış narteks ana giriş kapısının sağındaki duvarda Sultan Abdülmecid'in Tuğrası sergilenmektedir. Tuğra, 1847-1849 yıllarında Fossati Kardeşlerin Ayasofya'da yaptığı onarımlar sırasında, Ayasofya'nın dökülmüş olan altın yaldızlı orijinal mozaik tanelerinden, İtalyan Usta N. Lanzoni'ye yaptırılmıştır. Fossati tarafından Sultan Abdülmecid'e hediye edilen tuğra; yuvarlak formlu, altın yaldızlı mozaik tanelerinden (tessera) meydana gelen zemin üzerine, yeşil renkli mozaiklerle işlenmiştir. Mozaik tuğranın dış bordürü lacivert renkli tek sıra mozaik taneleri ile süslüdür. Mozaik tuğra, tasarım açısından Osmanlı Dönemi'ni, kullanılan malzeme açısından ise Doğu Roma Dönemi'ni yansıtması bakımından oldukça önemlidir.

Büyük Hat Levhaları

Ana mekanın duvarlarında asılı olan büyük yuvarlak hat levhaları, Sultan Abdülmecid (1839-1861) döneminde 1847-1849 yılları arasında yapılan onarımlar sırasında dönemin en ünlü hattatlarından Kadıasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılmıştır. 7,5 m. çapındaki yuvarlak hat levhaları, kenevirden yapılmış yeşil zemin üzerine, altın yaldız ile yazılmıştır. Allah (c.c), Hz. Muhammed (s.a.v), Dört Halife; Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ile Hz. Muhammed'in torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin isimlerinin yazılı olduğu levhalar, 8 adettir. Levhaların ahşap askıları hafif ve dayanıklı olması nedeniyle ıhlamur ağacından yapılmıştır.Bu hat levhalarının İslam Dünyası'nın en büyük hat levhalarından olduğu bilinmektedir.

Mihrap Kısmında Bulunan Hat Levhaları
Ayasofya'da, mihrabın sağ duvarında Osmanlı Sultanlarına ait hat levhaları bulunmaktadır. Bunlardan üstten alta doğru
1. hat levhası, Sultan II. Mahmud (1808-1839)
2. hat levhası, Sultan II. Mahmud (1808-1839)
3. hat levhası, Sultan III. Ahmed (1703-1730)
4. hat levhası, Sultan II. Mustafa (1695-1703)
5. hat levhası, Sultan II. Mustafa (1695-1703)
tarafından yazılmıştır.
Mihrabın sol duvarında ise, dönemin ünlü hattatları tarafından yazılmış levhalar bulunmaktadır. Bunlardan Soldaki hat levhası, Hattat Mehmed Esad Yesari (1797) Sağdaki hat levhası, Şeyhülislam Hattat Veliyyüddin Efendi tarafından yazılmıştır.
Mihrap Çevresindeki Çiniler

Mihrabın arkasında, duvarı boydan boya kuşak şeklinde saran kobalt mavisi çini kuşak üzerinde, celi sülüs hat ile Bakara suresinin 255. ayeti "Ayetü'l Kürsi" yazılıdır. Çini kuşağın sonunda kırmızı renkte beyaz konturlu rozet içerisinde "Ketebehu El Fakir Muhammed 1016" yazılıdır.
Mihrabın sağında ve solunda yer alan dehlizler içerisinde çini panolar bulunmaktadır.
Sol taraftaki dehlizde Eski Hünkâr Mahfili'ne ait bitkisel desenli çini pano, 16. yüzyıla tarihlenen İznik çinilerinden oluşmaktadır.
Sağ tarafta bulunan dehlizdeki panoda iki ayrı tasvir yer almaktadır. Bunlardan biri sekiz parçadan oluşan Kâbe tasvirini, diğeri ise Hz. Muhammed'in Türbesini göstermektedir. Burada yer alan çinilerden, 16. ve 17. yüzyılda Türk çini sanatının doruk noktasına ulaştığı anlaşılmaktadır.

Sultan I. Mahmud Kütüphanesi'ndeki Çiniler

Sultan I. Mahmud Kütüphanesi'nde kullanılan çiniler 16- 18. yüzyıllar arasında üretilmiş İznik, Kütahya ve Tekfur Atölyeleri'ne ait en güzel örneklerdendir. Kütüphanenin okuma odası ile kitapların bulunduğu yeri (Hazine-i Kütüb) birleştiren koridorda çiçek, gül karanfil, lale ve servi motiflerinin görüldüğü çini pano bulunmaktadır. Kütüphanenin okuma salonunun doğu duvarında, Sultan I. Mahmud'un somaki mermere resmedilmiş tuğrası, üzerindeki çini frizde "Kelime- Tevhid", üstte ise çivit mavisi zemine beyaz celi- sülüs yazı ile "Besmele, Haşr Suresi 22. ayeti ve 23. ayetinin baş kısmı" ve "Allah'ın güzel isimleri Esma-ül Hüsna" yazılmıştır.

Padişah Türbeleri'ndeki Çiniler

Sultan II. Selim Türbesi'nin içi, 16. yüzyılın en güzel çinileri ile bezenmiştir. Alt pencerelerin üst kısmında, türbeyi çepeçevre saran çini kuşakta, lacivert zemin üzerine beyaz ile Celi-sülüs tarzda "Bakara Suresi" ve "Ayetü'l Kürsi" yazılmıştır.
Giriş kapısının iki yanına, beyaz zemin üzerine mor, kırmızı, yeşil, mavi çiçek desenli çini panolar yerleştirilmiştir. Dikdörtgen çerçeve içine alınmış panoların, beyaz zeminli nişleri, kırmızı, yeşil, mavi şakayıklar, yaprak ve çiçeklerle doldurulmuş, ortadaki lacivert zeminli beyzi madalyon, bahar dallarıyla süslenmiştir. Köşeliklerde ise kırmızı zemin üzerinde çin bulutu motifleri görülmektedir.
16. yüzyılın en güzel çini örneklerinden olan bu panolardan, sol taraftaki çini pano, aslının taklididir. Orijinal çini pano, İstanbul'da diş hekimliği yapan ve Sultan II. Abdülhamid'in de diş hekimi olan, eski eser koleksiyoncusu Albert Sorlin Dorigny tarafından, 1895 yılında, restore edilmek üzere Fransa'ya götürülmüştür. Ancak panonun imitasyonunun yapılarak yerine takıldığı, orijinalinin ise bugün Louvre Müzesi'nin "Arts of Islam" bölümünde 3919/2-265 envanter numarası ile sergilendiği bilinmektedir.
Sultan III. Murad Türbesi'nin iç kısmı 16. yüzyıl İznik çinileri ile süslüdür. Burada bulunan mercan kırmızısı renkteki çiniler, sadece Osmanlı devrinde, İznik Çini atölyesinde bir nesil tarafından üretilmesi bakımından önemli olup, bu çinilerin yapılış sırrı daha sonra bulunamamıştır. Türbenin içerisinde mavi zemin üzerine celi-sülüs hatla "Mülk Suresi 1- 22. Ayeti" yazılıdır. Çini kuşağın altında kalan yüzeyler ise, çeşitli renklerde güller, laleler, sümbüller, karanfiller, zambak yaprakları ve çin bulutları ile süslüdür.
Mimar Davud Ağa'nın eseri olan türbenin dışında renk ve kompozisyon bakımından ilginç bir çini pano bulunmaktadır. Beyaz zemin üzerine, ortada mavi rengin egemen olduğu bir rozet dikkati çekmektedir. Nar çiçekleri, büyük hançer yaprakları, şakayık betimleri bu kompozisyonu tamamlamaktadır.
Sultan III. Mehmed Türbesi'nin içi, 17. yüzyılın başına tarihlenen İznik işi çinilerle süslenmiştir. Türbenin içerisinde mavi zemin üzerine Celi-sülüs hatla "Besmele ve Cum'a Suresi" yazılıdır.

Mihrap

Geleneksel cami mimarisinin başında gelen ve özel bir bölüm teşkil eden mihrap, cami, mescid ve namazgâhlarda yön olarak kıbleye bakan ve namaz esnasında imamın, cemaati arkasına alacak şekilde önünde durduğu girintili, çevresine göre yüksekçe bir bölümdür. Ayasofya Müzesi içerisinde ana mekanın güneydoğusunda yer alan mihrap kısmında, dönem dönem Osmanlı Sultanları tarafından onarım ve eklemeler yapılmıştır.
Ayasofya'nın 19. yüzyılda yenilenen mihrabı; mermerden, içinde bir şemse ile yıldız motiflerinin yer aldığı çokgen planlı nişinin üzeri, yarım kubbeli kavsaranın örttüğü bir örnektir. Kıvrık dallı akantus yapraklı geniş bordürle sınırlanan mihrapta bolca altın yıldız kullanılmış olup üstte gösterişli bir tepeliği bulunmaktadır.
Mihrabın iki yanında Kanuni Sultan Süleyman devrinde yapılan Macaristan seferinde, Budin'in fethi sırasında, Sadrazam İbrahim Paşa tarafından, Macar Kralı I. Matyas'ın saray kilisesinden getirilen şamdanlar bulunmaktadır.

Minber

Minber, camilerde cuma günleri, hatiplerin üzerine çıkarak hutbe okuduğu merdivenli yüksek kürsüdür. Ayasofya'da mihrabın sağında yer alan minber, Sultan III. Murad Döneminde yapılmıştır. Osmanlı dönemi 16. yüzyıl mermer işçiliğinin en güzel örneklerindendir.

Hünkâr Mahfili

Hünkâr Mahfili, padişahların Cuma ve Bayram namazlarını, ayrıca Kandil gecelerinde yatsı namazlarını bulundukları şehrin Selâtin Camilerinde kılmaları nedeniyle, Osmanlı mimarisinde "Hünkâr Mahfili" ya da "Mahfil-i Hümayun" olarak adlandırılan, Padişahların ibadeti için oluşturulmuş, özel mekanlardır.
Ayasofya'da yapılmış olan ilk Hünkâr Mahfili'nin nerede olduğu ve kim tarafından yapıldığına dair kaynaklarda bir bilgiye rastlanmamaktadır. Günümüzde mihrabın solunda yer alan Hünkâr Mahfili, yapıya Sultan Abdülmecid Dönemi'nde 1847-1849 yılları arasında yapılan restorasyonlar sırasında, Fossati Kardeşler tarafından eklenmiştir.
Hünkâr mahfili beş sütun üzerine, altıgen planlı bir kısım ve yine sütunlar üzerine oturan koridordan oluşmaktadır Alt kısmı mermer ajurlu korkuluk levhalı, üstü ise altın yaldızlı ahşap kafeslidir. Mahfilin tavan kısmı bitkisel motifli kalem işi bezeme ile süslenmiştir.

Müezzin Mahfili

Müezzin Mahfili, müezzinin namaz ve diğer ibadetler sırasında üst kısma çıkarak dua okuduğu ve kıble ekseniyle aynı hizadaki bölümdür. Ayasofya'da, III. Murad Dönemi'nde ana mekanın doğusuna büyük Müezzin Mahfili yapılmış, mekanın çok büyük ve cemaatin kalabalık olması nedeniyle, yapı içerisine 4 Müezzin Mahfili daha eklenmiştir.
Ana yapı ile uyum içinde olan Müezzin Mahfilleri, 16. yüzyıl Osmanlı mermer sanat işçiliğinin en güzel örneklerini yansıtmaktadır.

Omphalion

Doğu Roma Dönemi'nde, İmparatorların törenle taç giydikleri yer olan Omphalion, büyük mermer dairenin etrafında değişik renk ve boyutlardaki daireler ile bunların birleştiği kısımlarda opus sectile tarzında bezemenin yapıldığı özel bir bölümdür.

I. Mahmud Kütüphanesi

Yapıdaki en önemli Osmanlı eklentilerinden birisi Sultan I. Mahmud tarafından 1739 yılında yaptırılan yapının güney kısmında iki payanda arasına yaptırılmış olan kütüphanedir. Bu bölüm, okuma salonu ile Hazine-i Kütüb (Kitapların saklandığı yer) ve onları birleştiren koridor ve taşlıktan oluşmakta ve ana mekandan, 6 sütunun taşıdığı altın yaldızlı tunç şebeke ile ayrılmaktadır. Tunç şebeke, çiçek ve kıvrık dallarla süslüdür. Kütüphanenin iki kanatlı kapısı üzerinde "Ya Fettah" yazılı, iki kapı kulpu bulunmaktadır.

Maksureler
Ayasofya, Osmanlı Döneminde sadece dini bir yapı olarak değil, aynı zamanda bir eğitim merkezi olarak da kullanılmıştır. Namaz saatleri dışında, dönemin önemli din ve bilim adamları tarafından, burada halka dini ve ilmi konularda bilgiler verilmiştir. Bunun için, bina içerisinde maksure olarak adlandırılan ahşap bölümler yaptırılmıştır. Ayasofya'da toplam 11 maksure bulunmaktadır.
Mermer Küpler

Yapının içerisinde yan neflerde yer alan iki adet yekpare mermerden yapılmış küpler, Hellenistik Döneme (MÖ 330-30) ait olup, Bergama antik şehrinden getirilmiştir. Sultan III. Murad döneminde Ayasofya'ya getirilen ve ortalama 1250 litre sıvı alabilen bu küplerden, cami döneminde, kandillerde ve bayram namazlarında şerbet dağıtılmaktaydı. Diğer günlerde içerisinde su bulunan küplerin alt kısımlarında bu sebeple musluklar yer almaktadır.

Dilek Sütunu

Yapının kuzeybatı yönünde terleyen sütun ya da dilek sütunu olarak adlandırılan bronz levhalar ile kaplı, ortası oyulmuş bir sütun yer almaktadır. Bazı kaynaklarda, bu sütunun, zaman içerisinde halk arasında kutsallık kazandığı belirtilmektedir. Doğu Roma döneminde insanların iyileşmesine yardımcı olduğu konusunda rivayetler oluşmuş; efsaneye göre, yapının içerisinde şiddetli bir baş ağrısıyla dolaşan İmparator Iustinianos, başını bu sütuna yaslamış ve bir müddet sonra baş ağrısının geçtiğini fark etmiştir. Bu olayın halk arasında duyulması üzerine, sütunun şifa özelliğinin olduğu söylencesi yayılmıştır. Bu nedenle insanlar, parmaklarını sütundaki bu oyuğa sokup, ıslanan parmaklarını, hastalığı hissettikleri yerin üzerine sürdüklerinde iyileşeceklerine inanmışlardır. Başka bir efsanede ise bu ıslaklığın Meryem'in gözyaşları olduğu söylenmektedir.
Osmanlı Dönemi'nde, Ayasofya camiye çevrildiğinde Fatih Sultan Mehmed ve mahiyeti, Hocası Akşemseddin imametinde ilk cuma namazını kılmak için secdeye varmış, ancak, yapının yönü Kâbe'ye dönük olmadığı için namaza bir türlü başlayamamışlardır. Tam o sıra da Hızır Aleyhisselam'ın geldiği ve bu sütundan güç alarak yapının yönünü Kâbe'ye çevirmeye çalıştığı fakat halktan biri tarafından görülmesi üzerine, caminin yönünü çeviremeden kaybolmak zorunda kaldığı söylenir. Günümüzde ise, insanlar sütundaki bu oyuğa soktukları başparmaklarını saat yönünde tam bir tur döndürerek dilek tutmaktadırlar.

Komutan Henricus Dandolo'nun Mezar Taşı

Deisis mozaiğinin karşısında yerde, IV. Haçlı seferini yöneten ve 1205 yılında 70 yaşında İstanbul'da vefat eden, Venedik Doju Komutan Henricus Dandolo'nın mezar taşı bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda mezar ile ilgili hiçbir buluntuya rastlanmamıştır.

Viking Yazısı

Güney galerinin orta kısmında, mermer korkulukların üzerinde Vikinglerden kalma bir yazı bulunmaktadır. 9. yüzyıla ait olduğu tespit edilen bu yazıda , "Halvdan buradaydı" ibaresi yazılıdır. Yazının Doğu Roma Dönemi'nde orduda paralı asker olarak çalışan bir Viking askeri tarafından yazıldığı düşünülmektedir. Savaşçı kişilikleri ile bilinen ve İstanbul'a gelen bir grup Viking, burada İmparatorluğun isteği ile çoğunu kendilerinin oluşturduğu "Varangian" adlı muhafız alayına katılmışlardır. Bu birlik yaklaşık iki yüz yıl İmparatorluğun dört bir yanında, saray adına çetin savaşlara katılarak ün yapmıştır.

İmparator Kapısı

İç narteks bölümünden ana mekana geçişi sağlayan ve 6. yüzyıla tarihlenen kapı, Ayasofya'nın en büyük kapısıdır. 7 m. boyundaki İmparator kapısı, bronz çerçeveli olup, meşe ağacından yapılmıştır. Kanatlarının üzeri tunç levhalarla kaplı olan kapı, yalnız İmparator ve mahiyeti tarafından kullanılırdı. Doğu Roma kaynaklarında, kapının, Nuh'un Gemisi'nin tahtalarından yapılmış olabileceğinin yanı sıra, Yahudilerin kutsal levhalarının saklandığı sandığın tahtası da olabileceği bilgisi geçmektedir.

Güzel Kapı

İç narteksin güneyinde çıkışta yer alan, MÖ 2. yüzyıla tarihlenen bronz kapı, Ayasofya'da devşirme malzeme olarak kullanılan, en eski mimari elemandır. Kabartma şeklinde bitkisel ve geometrik desenler ile süslü olan kapı, İmparator Theophilos (829- 842) tarafından 838 tarihinde, Tarsus'taki Antik Döneme ait bir pagan tapınağından sökülüp, getirilerek, buraya konulmuştur. Doğu Roma Döneminde İmparatorlar büyük merasimlerde "Güzel Kapı" ya da "Vestibül Kapısı" olarak da adlandırılan bu kapıdan iç nartekse girerek, oradan da ana mekana geçmekteydi. Bronz kapı kanatları üzerinde, "Tanrı ve İsa Yardım Etsin" ibaresi ile İmparator Theodisius, İmparator Michael, İmparator Theophilos, İmparatoriçe Theodora ile Michael Niktion kelimeleri ve 838 tarihini temsil eden monogramlar görülmektedir.

Mermer Kapı

Patrikhane görevlilerinin dinsel toplantılarını yaptıkları mekan olan güney galeri, mermer bir kapı ile batı galeriden ayrılmıştır. Kapı, batı galeriden bakıldığında iki ayrı kapı görüntüsü vermekte olup, yüzeyinde panolar içerisinde, bitki, meyve ve balık motifleri bulunmaktadır. Mermer kapının bir tarafının cenneti, diğer tarafının da cehennemi temsil ettiği söylenir. Kapıdan içeriye girildikten sonraki mekan, patrikhane mensuplarının dini toplantılar için kullandıkları, önemli kararları aldıkları ve aynı zamanda Ayasofya'nın İmparatorluk kilisesi olması sebebiyle, devletin din işleri ile ilgili kararlarının da alındığı bir mekan olarak kullanılmıştır. 1166 yılında İmparator Manuel Komnenos Dönemi'nde Synode Meclisi'nin de burada toplandığı bilinmektedir. Toplantı sonucunda alınan kararlar, mermer levhalara yazılarak, dış narteksin duvarına asılmıştır. Günümüzde dış nartekste bulunan bu panolar aslının kopyasıdır.

Sultan II. Selim Türbesi

Sultan II. Selim Türbesi, İstanbul Türbeleri'nin en güzellerinden biri olup, ünlü Türk mimarı Sinan'ın yaptığı 18 türbeden biridir. Sultan henüz hayatta iken Mimar Sinan'a kendisi için Ayasofya'nın yanında bir türbe yapmasını emretmiş, ancak 1574'te öldüğünde türbe henüz bitmemiş olduğundan, türbenin inşasına devam edilerek üç yıl sonra (1577) tamamlanmıştır.
Dışı tamamen mermer kaplı olan yapı sekiz köşelidir. Giriş kapısının iki yanına beyaz zemin üzerine mor, kırmızı, yeşil, mavi çiçek desenli çini panolar yerleştirilmiştir. 16.yüzyılın en güzel çini örneklerinden olan bu panolardan, sol taraftaki çini pano aslının taklididir. İstanbul'da diş hekimliği yapan ve Sultan II. Abdülhamid'in de diş hekimi olan, eski eser koleksiyoncusu Albert Sorlin Dorigny tarafından 1895 yılında restore edilmek üzere Fransa'ya götürülen bu panonun imitasyonunun yapılarak yerine takıldığı, orijinalinin ise bugün Louvre Müzesi'nin "Arts of Islam" bölümünde 3919/2-265 envanter numarası ile sergilendiği bilinmektedir. Türbenin ana giriş kapısı, kündekari tarzında, sedef kakmalı ve geometrik bağa bezemeli olup, ahşap işçiliği açısından seçkin bir örnektir.
Türbede 42 sanduka yer almaktadır. Girişin karşında, Osmanlı tahtında 8 yıl 2 ay 19 gün saltanat sürmüş olan Sultan II Selim yatmaktadır. Padişahın bir yanında oğlu III. Murad'ın annesi olan ve 1585 yılında ölen Nurbanu Sultan, diğer yanında ise kızı ve Piyale Paşa'nın eşi Hacer Güherhan Sultan, onun yanında, diğer kızı Sokullu Mehmet Paşa'nın, daha sonra da Kalaylı Koz Ali Paşa'nın eşi olan İsmihan Sultan yatmaktadır. Kapıdan girişte soldaki iki sandukadan biri, II. Selim'in kızlarından ve Siyavuş Paşa'nın eşi Fatma Sultan'a aittir. II. Selim'in oğulları Süleyman, Osman, Cihangir, Mustafa, Abdullah ve III. Murad'ın oğulları ve kızları da bu türbede gömülüdür .

Sultan III. Murad Türbesi

Sultan III. Murad Türbesi, 1599 yılında Mimar Davud Ağa ve yardımcısı Dalgıç Ahmet Ağa tarafından, III. Murad'ın 1595 yılında ölmesinden 4 yıl sonra, II. Selim ve Şehzadeler Türbesi arasına inşa edilmiştir.
III. Murad Türbesi, altıgen planlı, çift kubbeli, dıştan mermer kaplı ve ön tarafta revaklı bir bölümü bulunan en büyük Osmanlı türbelerinden biridir. Türbe, dıştan sade görünümlü, içte ise 16. yüzyıla tarihlenen mercan kırmızısı renkteki İznik çinilerinin en güzel örnekleri ve kalem işi süslemeleriyle zengin bir görünüme sahiptir. İçte lacivert zemin üzerine beyaz renkle yazılmış celi sülüs çini kuşağı bulunmaktadır.
Türbe içerisinde pencereler üç sıra halinde yapılmıştır, alt sırada kapaklı pencere aralarına ahşap kündekâri dolaplar yerleştirilmiştir. Türbenin kündekâri tarzındaki giriş kapısı, geometrik şekilli sedef kakmalarla süslüdür. Ayrıca, kapının sağ kanadında "Herkes ölümü tadacaktır", sol kanadında ise "O'na döndürüleceksiniz" ile Dalgıç Ahmed Ağa yazılıdır. Türbe içerisinde, Sultan III. Murad, eşi Safiye Sultan, kızları, saray mensubu kadınlar ile Şehzadelere ait 54 sanduka bulunmaktadır.

Sultan III. Mehmed Türbesi

Sultan III. Mehmed Türbesi, padişahın 1603 yılında vefat etmesi üzerine, oğlu Sultan I. Ahmed tarafından 1608 yılında Mimar Dalgıç Ahmed Ağa'ya yaptırılmıştır.
Türbe dıştan mermer kaplı, 8 köşeli ve çift kubbeli olup, ortada büyük bir mekan ve giriş tarafına bitişik iki kısımdan oluşmaktadır. Türbeye girişi sağlayan revaklı kısmın yan taraflarında yıldız, çiçek ve manzara resimleri yapılmış olup, bu özelliği ile dönemin klasik süsleme unsurları dışında bir üslup sergilemektedir. Türbe içinde pencereler üç sıra halinde, alt sırada pencere ve dolapların arası 17. yüzyıl başına ait İznik çinileri ile süslüdür. Alt sıra pencereler üzerinde, lacivert üzerine, beyazla yazılmış çini kuşağı bulunmaktadır. Çini süslemeler dışındaki kısımlar kalem işi süslemeleri ile bezelidir. Yapının iki yanına daha sonraları sultan kızları için bölümler ilave edilmiştir. Türbenin dışında Bab-ı Hümayun Caddesine bakan tarafta tarih kitabesi yazılmıştır. Türbe içerisinde Sultan III. Mehmed, Sultan I. Ahmed'in annesi Handan Sultan, Sultan I. Ahmed'in şehzadeleri ve kızları, Sultan III. Murad'ın kızı Ayşe Sultan ile diğer şehzadelerle birlikte toplam 26 sanduka bulunmaktadır.

Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim Türbesi

Günümüzde Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim Türbesi olarak kullanılan yapı Ayasofya'nın güney batı yönünde en önemli ek yapılarından biri olan, vaftizhane kısmıdır. Yapı dıştan 4 köşe, içten ise sekizgen planlı olup, üstü kasnaksız kubbe ile örtülüdür. Fetihten sonra Ayasofya'nın kandil yağları deposu olarak kullanılmış, daha sonra Sultan I. Mustafa'nın 1639'da aniden ölmesiyle türbeye çevrilmiş, 1648 yılında vefat eden Sultan İbrahim de buraya defnedilmiştir. Türbe içerisinde Sultan I. Mustafa, Sultan İbrahim, Sultan I. Ahmed'in kızları, Sultan IV. Murad'ın kızı Kaya Sultan, Sultan II. Ahmed'in şehzadeleri, kızları ile bazı hanedan mensupları gömülü olup, toplam 19 sanduka bulunmaktadır.

Şehzadeler Türbesi

Kaynaklarda, Şehzadeler Türbesi'nin, Sultan III. Murad'ın annesi Nurbanu Valide Sultan için, Mimar Sinan tarafından 1580'lerin başında yapıldığı, ancak veba salgını nedeniyle ölen genç şehzadelerin buraya gömülmesi nedeniyle Valide Sultan'ın, Sultan II. Selim'in Türbesi'ne gömüldüğünden bahsedilmektedir. Sultan III. Murad Türbesi'ne bitişik olan Şehzadeler Türbesi, kubbeli, dıştan sekizgen, içten dört köşeli, zemini altı köşeli tuğlalarla kaplı, duvarları kesme küfeki taşından, oldukça sade bir görünüme sahiptir. Türbenin ahşap ana giriş kapısı, geçmeli, geometrik şekilli, ahşaptan çıtalarla süslenmiştir. Türbe içerisinde çini ve hat örnekleri bulunmamakla birlikte duvarlarında, 19 yüzyıla ait siyah ve beyaz renklerle yapılmış, bitki motifleri, sepette çiçekler, kurdeleler ile kumaş kıvrımlı kalem işleri ile bezenmiştir.
2006 yılında yapılan onarım çalışmaları kapsamında pencere üstlerindeki kemer alınlıklarında orijinal rumi desenli malakari süslemeler ile birlikte, sandukaların üzerinde 16. yüzyıla ait puşideler, şehzade kaftanları ve Kabe örtüsü parçaları ortaya çıkartılmıştır. Türbe içerisinde Sultan III. Murad'ın 4 şehzadesi ve 1 kızı gömülü olup, toplam 5 sanduka bulunmaktadır.

Sıbyan Mektebi
Ayasofya’nın güneybatı avlusu içerisinde yer alan Sıbyan Mektebi, Sultan I. Mahmud tarafından 1740 yılında yaptırılmıştır. Yapılışından müze dönemine kadar mektep olarak kullanılan yapı, daha sonra müze lojmanı olarak kullanılmıştır.
Daha önceki yıllarda müdüriyet lojmanı olarak düzenlenen Sıbyan Mektebi, Ayasofya Müzesi Müdürlüğünün kararı ile, 2010 yılı Aralık ayında, bakım ve düzenleme çalışmalarının ardından “Ayasofya Araştırma ve Dokümantasyon Birimi ve Sıbyan Mektepleri Fotoğraf ve Sergi Salonu”na dönüştürülmüştür. Ayasofya Müzesi’nin akademik arşivinin yer alacağı merkezde, güncel toplantı ve konferanslar gerçekleştirilmektedir.
Şadırvan

Sultan I. Mahmud tarafından 1740 yılında yaptırılan Ayasofya Şadırvanı, Osmanlı Mimarisi'nin bir şaheseri olup, İstanbul'daki en büyük ve en güzel şadırvanlardan biridir. Mukarnas başlıklı sekiz mermer sütunun ve sekiz kemerin üzerine yerleştirilmiş kubbe ve saçak ile örtülüdür. Kubbenin üzerinde üst kısmı tunçtan lale şeklinde istifli oyularak yazılmış "Allah" ve alt kısmında aynalı olarak "Muhammed" yazısı ile mermer revakın üst ve iç kısmında "Kaside" bulunmaktadır. Şadırvan, 16 dilimli olup, her dilimin ortasında tunç musluklar bulunmaktadır. Muslukların üzerinde yer alan dilimli tunç şebekelerin birleştiği kısmın üstünde, tunçtan lale şeklinde "Biz Her Şeyi Sudan Yarattık" ibaresinin yazılı olduğu alemler vardır.

Muvakkithane

Osmanlı Dönemi'nde halkın namaz vakitlerini öğrenmesi için yapılmış olan 38 adet muvakkithaneden günümüze kadar gelmiş olan 29 âdetinden bir tanesi de Ayasofya'da bulunmaktadır. Sultan Abdülmecid (1839- 1861) zamanında, Ayasofya'nın onarımını yapan Fossatti Kardeşler tarafından, 1853 yılında yapılan yapı, kendi türündeki muvakkithaneler içerisinde en güzel ve en görkemlilerinden biridir.
Yapı kare planlı, kesme taş duvar örgülü olup, giriş kısmı kuzey cephesindendir. Muvakkithane içerisinde, ortada, mermer ayaklı, yekpare mermerden yuvarlak bir masa yer almaktadır. Yapının muvakkithane olarak kullanıldığı dönemde, sarkaç ayarının bozulmaması için masa üzerinde duran saat ile iç kısımdaki saatlerin, dışarıdan bakıldığında herkes tarafından görülebilmesi amacıyla pencereler büyük yapılmıştır.
Cami döneminde muvakkithane içerisinde yer alan büyük ayaklı saatlerin bir kısmı günümüzde müze deposunda korunmaktadır. Yapı günümüzde Müze Ofisi olarak kullanılmaktadır.

Sebiller

Sebil, genellikle camilere bitişik yapılan, özel bir mimarisi olan ve karşılık beklenmeden hayır için içme suyu dağıtılan yapı olup, Ayasofya'da da bu amaçla yapılmış iki sebil bulunmaktadır.
Bunlardan biri, Ayasofya'nın Vestibül Kapısı'ndan avluya çıkıldığında sağda, güneybatısındaki beden duvarına bitişik, ancak ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmeyen, mimari üslubundan dolayı 18. yüzyıla tarihlenen, mermer kaplamalı olan sebildir. Arkasındaki kapıya doğru bir sebilci odası ve odayı çevreleyen dikdörtgen iki penceresi bulunmaktadır. Pencerelerindeki şebekeler ise dökme demirden oymalıdır.
Ayasofya'da Osmanlı Klasik Mimarisi sebil örneğini yansıtan ikinci sebil ise, Sultan İbrahim (1640- 1648) tarafından, Ayasofya'nın dış avlusundaki duvarın güneydoğu köşesine yaptırılmıştır. Üç penceresi olan sebilin pencereleri mermer oymalıdır. Her bir pencerenin alt kısmında su dağıtılması için kemerli bölümler yer almaktadır.

Minareler
Ayasofya camiye çevrildikten hemen sonra, Fatih Sultan Mehmed tarafından, yarım kubbelerden birinin üzerine ahşap bir minare yaptırılmıştır. Bu minare günümüze gelmemiştir. Güneydoğuda bulunan tuğla minare üslup bakımından incelendiğinde Fatih Sultan Mehmed veya II. Bayezıd Dönemine tarihlendirilebilir. Bab-ı Hümayun tarafındaki minarenin, Edirne'deki Selimiye Camisi minarelerine benzerliğinden dolayı II. Selim Dönemi'nde Mimar Sinan tarafından yapılmış olabileceği düşünülmektedir. Güneybatı ve kuzeybatı yönündeki eş minareler ise, Sultan III. Murad zamanında yine Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Yüksekliği 60 m. olan minareler, kalın gövdeli masif çizgileriyle Ayasofya'nın ana yapısını tamamlamaktadırlar. 15, 16. ve 19. yüzyıllarda yapılan onarımlarda minarelere dönemin değişik süslemeleri eklenmiştir.
Payandalar
Ayasofya'nın duvarları, kubbesinin ağırlığı dolayısıyla, hem Doğu Roma Dönemi'nde, hem de Osmanlı Dönemi'nde dışa doğru açılma tehlikesi göstermiştir. Doğu ve batıdaki esksadralarla genişletilmiş olan yarım kubbeler, yan neflerdeki sütünlar, onları birbirine bağlayan kemerler ve tonozlar ile ana kubbenin çeşitli yönlere baskısı karşılanmaya çalışılmış, ancak bunlar yeterli olmamıştır. Önce Doğu Romalılar, ardından da Osmanlılar yapının dışından payandalar yaparak, kubbenin baskısını önlemişlerdir. Mimar Sinan, bu sorunu çözmek için, kubbeyi taşıyan payeler ve yan duvarlar arasındaki boşlukları kemerlerle takviye etmiş, bunun yanı sıra ağır dayanak duvarları yaparak yapıyı destekleme yoluna gitmiştir. Ayrıca Doğu Roma Dönemi'nde yapılmış olan destek duvarları yeniden örülerek, taş muhafazalar içine alınmıştır. Ayasofya'nın 24 adet payandası bulunmaktadır. Payandalardan bir kısmı tamamen Doğu Roma Dönemi'nde, bir kısmı Osmanlı Dönemi'nde yapılmıştır, ayrıca payandaların bir kısmı Doğu Roma Dönemi'nde yapılıp Osmanlı Dönemi'nde müdahale görmüştür. Bu payandalardan 7 tanesi doğuda, 4 tanesi güneyde, 4 tanesi kuzeyde, 5 tanesi batıda ve diğer 4 tanesi de ağırlık kuleleri olarak yapıyı desteklemektedir.
Hazine Binası
Ayasofya'nın kuzeydoğu köşesinde yer alan yuvarlak ve üstü kubbeli yapı Doğu Roma Dönemi'nde kutsal eşyaların saklandığı Hazine Dairesi, Osmanlı Döneminde ise Ayasofya İmarethanesi'nin erzak deposu olarak kullanılmıştır.
İmarethane
Ayasofya İmarethanesi, Sultan I. Mahmud tarafından 1743 yılında Ayasofya'nın kuzeydoğusuna, yoksul ve kimsesizlere yiyecek dağıtmak için yapılmış hayır kurumudur. İmarethanede değişik tarihlerde yapılan onarımlar sırasında, kapıların üzerine onarım kitabeleri yazılmıştır. İmarethanenin Bab-ı Hümayun tarafına bakan büyük merasim kapısı barok üslubun, İstanbul'daki en güzel örneklerindendir. Bu kapı üzerinde Hattat Beşir tarafından yazılmış, 1155 tarihli bir kitabe vardır.
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS