Bursa'ya gittiğinizde görmeniz gereken yerler

Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Bursa'ya gittiğinizde görebileceğiniz tarihi, kültürel ve doğal yerleri derledik.



Soğanlı Botanik Parkı

Botanik Park, 400 dönümlük bir alanı kaplamaktadır. Bitkisel araştırma ve bilimsel çalışmalara açık olan Botanik Park, kurulduğu 1998 yılından beri birinci derece SİT alanıdır. Japon Bahçesi, Fransız Bahçesi, İngiliz Bahçesi, gül bahçesi, kaya bahçesi, kokulu bitkiler bahçesi, şekilli bitkiler bahçesi gibi bölümlerin yer aldığı parkta, 150 tür ağaç, 27 çeşit gül, 76 tür çalı, 20 tür örtücü bitki bulunmaktadır. Yine parkın bünyesinde otel ve restoran olarak hizmet veren 17-19 yüzyıl Bursa konaklarının modellendiği bir bölüm yer almaktadır. Koşu ve yürüyüş yolları, spor alanları, bisiklet parkurları, çocuk oyun, otomobil pisti, spor aletleri gibi etkinlik alanlarının yanı sıra Botanik Park’ta bir de suni gölet bulunmaktadır.

Uludağ Milli Parkı
Bursa denince akla gelen ilk simgelerden biri olan ve kentin 36 kilometre güneyinde yer alan, 2 bin 543 metre yüksekliğindeki Uludağ ülkemizin en gözde kış sporları merkezidir. Eşsiz güzellikleri, flora ve faunasının zenginliği ile 1961 yılında Milli Park ilan edilen Uludağ; kış turizminin yanı sıra yaz aylarında da, kampçılık, trekking ve günübirlik piknik etkinliklerine olanak sağlamasıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. Bu özellikleri ile Uludağ, dört mevsim turizme hizmet veren bir doğaya sahiptir. Milli parkın en yüksek noktası Uludağ Tepe’dir (2543 m). Diğer yükseltiler Zirvetepe (2468 m), Kuşaklıkaya (2232 m), Çobankaya (1750 m), Bakacak Tepe (1743 m)'dir. Sarıalan (1621 m), Kirazlıyayla (1505 m), Kadıyayla (1235 m) gibi yaylaları, Nilüfer Çayı’nın kolları olan Dombay Çukuru Dere, Softadere, Derinçay gibi dereleri vardır.
Alaçam Şelalesi ve Kanyonu

Patika yolları, yeşilliği, kanyonu ve şelalesi ile doğaseverler ve dağ sporu ile ilgilenenler için muhteşem bir yerdir Alaçam Köyü. Özellikle dağ yürüyüşü yapmak isteyenler için ideal bir yer olan Alaçam Köyü’nün bitki örtüsü, Uludağ’ın 1800 metresine kadar uzanıyor. Zirve Dağcılık ve Doğa Sporları Kulübü’nün sürekli düzenledikleri dağ yürüyüş gezilerine katılarak Bursa’nın saklı cennet köşelerini gezebilirsiniz.

İznik Ayasofya (Orhan) Camisi

Dünya tarihi açısından önemli bir yapı olan Ayasofya mabedi; ilk olarak MS. 7. yüzyılda Romalılar tarafından inşa edilen Gymnasium üzerine Bizans döneminde bazilika olarak inşa edilmiştir. 11. yüzyıldaki depremden sonra yenilenmiştir. Üç sahanlıdır. Orhan Gazi tarafından İznik'in fethiyle 1331 yılında camiye dönüştürülen yapı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan tarafından yenilenmiştir. 1935 ve 1953 yıllarında yapılan onarımlar sırasında renkli taşlarla bezenmiş taban mozaikleri ve din görevlilerinin törenler esnasında topluca bulundukları, yarım yuvarlak oturma kademeleri ortaya çıkarılmıştır. Bir mezar odası duvarında Hz. İsa freski bulunmaktadır. İznik ilçe merkezinde, Bizans çağında kentin tam ortasında ve iki ana ekseni oluşturan doğu-batı ve kuzey-güney yollarının kesiştiği yerin güneydoğu köşesindedir. Yazılı belgelerde adı ilk kez 11 Ekim 787 günü Patrik Trasios yönetiminde toplanan ve 350 piskoposla çok sayıda keşişin katıldığı Yedinci konsül dolayısıyla anılmaktadır.

Panagia Pontobasilissa Kilisesi (Kemerli Kilise)

Panagia Pontobasilissa ya da beldede tanınan adıyla Kemerli Kilise, duvarlarına resim yapılan ilk kilise olarak bilinmektedir. Kilisenin Panagia Pantobasillissa’ya (Hz. Meryem) adandığı bazı el yazması eserlerde belirtilmektedir. Kilise, doğu-batı doğrultusunda uzanan Yunan haçı şemasına sahiptir. Yapı kullanılmasa da halen ayaktadır. İlk yapının duvar tekniği göz önünde bulundurularak, 13. yüzyıl sonlarında yapıldığı kabul edilmektedir. Hıristiyan âlemi için büyük önem taşıyan bu kilisenin duvarlarında kat kat resimler bulunmaktadır. İlk tabaka freskleri 14. yüzyıl başlarına, ikinci tabaka freskleri ise 18. yüzyıla (1723) tarihlenmektedir. Sütunlarının İskenderiye’den getirildiği rivayet edilir. Yapı dış cephesindeki destek payandaları nedeniyle halk arasında Kemerli Kilise olarak adlandırılmaktadır. Kilisenin duvarlarıyla, kubbesi sağlam durumdadır.

II. Murad Türbesi

Muradiye Türbeleri'nin bulunduğu bahçede yer alan türbenin kapısı üzerinde bulunan kitabede II. Murad’ın 1451 yılında ölümü üzerine vasiyetine uygun olarak oğlu Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırıldığı yazmaktadır. Türbe iki sıra tuğla bir sıra moloz taş dizisi ile inşa edilmiştir. II. Murad’ın vasiyeti üzerine türbenin kubbesinin üzeri açık bırakılmış bu açıklığın altında bulunan mermer lahit’in üzeri toprakla örtülmüştür. Türbede başka mezar bulunmamaktadır. II. Murad Türbesinin doğusunda bulunun pencere kapıya dönüştürülerek bu kısma yeni bir yapı ilave edilmiştir. Kubbeyle örtülü olan bu mekanda II. Murad’ın oğlu Alaaddin, Şehzade Ahmet, Orhan ve kızı Şehzade Hatun‘un sandukaları bulunmaktadır

Mihraplı Park (Hüdavendigar Parkı)

Mihraplı Park 2004 yılında hizmete açılmıştır; 80 bin metrekarelik alana yayılır. Bursa’nın büyük parklarından biri olan Mihraplı Parkı’nın içinde şehitler abidesi, forum alanı, Osmanlı bahçeleri, çocuk oyun alanları, dönüşümlü ve çok amaçlı yeşil alan ve farklı temaların işlendiği bölümler yer alıyor.

Nilüfer Hatun İmareti (İznik Müzesi)

İznik’te Nilüfer Hatun anısına, oğlu I. Murat (1362-1389) tarafından yaptırılan imaret ve zaviye. Günümüzde İznik Müzesi olarak işlev görmektedir. Doğu cephesindeki kapısı üzerinde yer alan 0,48 x 1,51 metrelik mermer yazıt vardır. Yapı, doğu-batı doğrultusunda birbirini izleyen giriş ve ibadet mekanları ile, kuzey ve güneyde giriş mekanına bitişik durumda iki yan kanat ve doğudaki son cemaat yerinden oluşmaktadır. Kare planlı giriş mekanı, üçgen kuşakla geçilen kubbeyle örtülüdür; kubbe ortasında aydınlık feneri tepe penceresi vardır. Kuzey-güney doğrultusundaki dikdörtgen yan kanatlar, aynalı kemerlerle kareye dönüştürülmüştür. Üzerleri kırık üçgen geçişli kubbeyle örtülüdür. Dikdörtgen planlı son cemaat yeri, iki yan kanatların yarı genişliklerine değin açık bırakılmıştır. Yapı bütünüyle kesme taş ve tuğla örme tekniğinin çeşitli kullanımlarıyla ve büyük bir özenle inşa edilmiştir.

Şehzade Mustafa Türbesi

Muradiye’de, II. Murat ve Alaattin türbesinin güneybatısında bulunan türbenin; II. Selim tarafından yaptırılan kapı üzerindeki mermerdeki 0,15 x 0,30 metre boyutlarındaki iki satırlık kitabeden; Kanuni Sultan Süleyman’ın Konya Ovasında boğdurduğu Oğlu Mustafa için yaptırıldığı öğrenilmiştir. Taş ve tuğla malzemenin bir arada kullanıldığı sekizgen gövdeli yapı, sekizgen kasnağa oturan, dıştan kurşunla kaplı bir kubbe ile örtülüdür. Giriş kapısı mermer sövelidir. İçeride beden duvarları 3 metre yükseklikte, beyaz zemin üzerine karanfil ve zambak motifleri ile bezenmiş XVI. yüzyılın en nefis dört köşe çinileri ile kaplıdır. Bu kaplama yüzey kıvrık dallardan oluşmuş bir şeritle çevrilmiştir. Tabanı kare tuğlalarla döşelidir.

Osmangazi Türbesi

Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman Gazi 1258-1324 yılları arasında yaşamıştır. Osmangazi Bursa kuşatması sırasında, vasiyeti üzerine Bursa’nın fethinden sonra “Gümüşlü Kümbet “ olarak bilinen Sainte Elie adlı Bizans manastırının şapeli üzerine inşa edilen türbeye gömülmüştür. 1801 yılında yangınla 1855 depremi ile de tamamen yıkılan türbe Sultan Abdülaziz tarafından eski yapısına sadık kalınarak 1863 yılında bugünkü haline getirilmiştir. Türbenin ortasında bulunan sedef kakmalı ahşap sanduka Osmangazi ye aittir, sandukanın etrafı sedef kakmalı korkuluklarla çevrilmiştir.Abdülaziz’in Bursayı ziyareti sırasında yapılmış kadife üzerine gümüş ve sim ile işlenmiş, Osmangazi’nin şahsiyeti doğumu ve saltanat senesi ile ölümü gibi tarihleri gösteren örtü Sandukanın üzerine örtülmüştür.Türbenin içinde Osmangazi’nin oğlu Alaaddin bey, Eşi Aspurça Hatun ile on iki yakınının sandukaları bulunmaktadır.

İznik Kalesi ve Surları

Bithynia döneminde (M.Ö. 4. yy) inşa edilmeye başlanan surlar, Roma ve Bizans dönemlerindeki yeni eklentilerle günümüzdeki şeklini almıştır. İznik’in çevresini beş kenarlı çokgen şekilde kuşatan surlar yaklaşık 4970 metre uzunluğundadır. Yüksekliği 10-13 metre arasında değişen surlarda, yuvarlak ve kare şeklinde 114 burç vardır. İznik’in iki ana caddesinin kesiştiği noktadan bakıldığında, dört ana kapı görünür.

Koza Han

1492 yılında, II. Bayezıt tarafından İstanbul'daki cami ve medresesine gelir sağlamak amacıyla yaptırılmıştır. Orhan Camii ile Ulu cami arasındaki geniş bir alana kurulmuştur. Çoğunlukla kesme taş, yer yer tuğlanın da kullanıldığı han, iki katlı olup odalarının önü revaktır. Revak kısmı 40 beton kubbeden oluşmaktadır. Üst katta 50, alt katta 45 olmak üzere toplam 95 odası vardır. Üst katta bulunan odaların tamamı ipek ve ipek ürünleri satan dükkanlar olarak kullanılmaktadır. Üst katta güneye açılan bir kapısı ile alt katta Orhan cami tarafına ve kuzeyinde kapalı çarşıya açılan kapıları vardır. Kuzeye açılan büyük taş kapısı firuze çinilerle süslüdür. Avlusunda altı şadırvan olan kubbeli bir mescit bulunmaktadır. Günümüzde Kozahan’ın iç avlusu insanların dinlenebilecekleri kafe ve çay bahçesi olarak düzenlenmiştir. Hanın mimarı Abdül-Ula Bin Pulad Şah, İnşaat ustası da Şuca Bin Karaca’dır. Han-ı Cedid-i Evvel, Simkeş, Beylik, Kervansaray’ı, Cedid-i Amire gibi isimlerle anılan Koza Hanı, eskiden olduğu gibi şimdi de Bursa’nın ipek ve ticaret merkezidir.

Abdal Köprüsü
Bursa köprüleri içinde özgün yapısını oldukça korumuş olarak günümüze ulaşabilen Abdal Köprüsü, Nilüfer çayı üzerinde Abdal Çelebi adındaki bir tüccar tarafından 1669 yılında yaptırılmıştır. Orijinalinde 12 gözlü, 5.20 metre genişliğinde olan Abdal Köprüsü’nün orta kısmında karşılıklı olarak biri kapalı diğeri açık iki nöbetçi noktası vardır. Açık olan nöbetçi noktası alttan beş kornişle desteklenmiş, kapalı bölümünün hemen hemen tümü zaman içinde tahrip olmuştur. Kesme taşlardan yapılan köprünün, genişlikleri 2.60-3.60 metre arasında değişen ayakları, suyun akış yönüne göre dışa çıkık üçgen prizma kalkanlar, ters yönde ise destek duvarlarından oluşmaktadır. Köprünün ortası, su seviyesinden 4.85 metre yüksekliktedir. 1978 yılında taşıt trafiğine kapanmıştır. Abdal Köprüsü'nde yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda, daha önce altı gözlü görülen köprünün on bir gözü ortaya çıkarılmıştır.
Emir Sultan Camisi

Emir Sultan Camisi, Bursa’nın doğusunda Uludağ eteklerindeki bir tepenin üzerinde, 15. yy başında, Yıldırım Bayezıt’ın kızı ve Emir Sultan’ın eşi Hundi Hatun tarafından, Emir Sultan’ın vefatı üzerine yaptırılmıştır. 15.20 x 15.20 metre boyutlarında olan ve duvarları kesme taş ve tuğla ile örülen Cami’nin kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerinde kesme taştan iki minaresi bulunmaktadır. Caminin tek kubbesi sekizgen kasnak üzerine oturmaktadır. Mihrap 17. yy İznik çinileriyle bezenmiştir; ancak zaman içindeki onarımlar sırasında mermer olarak yeniden yapılmış ve iki yanında Korent başlıklı sütunlar bulunmaktadır. Cami avlusuna, batıdaki merdivenlerden çıkıldıktan sonra iki sütun arasındaki kapıdan geçilerek ulaşılır. Birbirlerine ahşap kemerlerle bağlanan on altı adet mermer ayağın taşıdığı revakla çevrelenen avlunun ortasında şadırvan, güneyinde Cami, kuzeyinde Türbe ve ahşap odalar yer almaktadır.

Cem Sultan Türbesi

Fatih Sultan Mehmed’in küçük oğlu olan Cem Sultan, 1481 yılında babasının vefatı ile Bursa'da İmparatorluğunu ilan etmiş, 18 gün hükümdarlık yapmıştır. Adına para bastıran ve abisi II. Beyazid ile aralarında geçen taht kavgaları sonucu; Avrupa'da uzun yıllar sürgün yaşayan Cem Sultan, 1495 yılında İtalya'da ölmüştür. 1499 yılında naaşı Bursa'ya getirilerek Muradiye semtindeki türbeye gömülmüştür. Türbenin duvarlarının alt kısmında, üstü altın yaldızlı firuze ve lacivert çiniler, üst kısımlar kalem işi ile süslenmiştir.

Karagöz Evi Müzesi

Gölge oyununun öncüsü kabul edilen Şeyh Küşteri, Karagöz ve Hacivat’ın hatıraları, Bursa’da sembolleştirilmiştir. Bursa’nın en eski kabristanı olan Çekirge Caddesi’ndeki Yoğurtlu Baba Dergahı’nda bulunduğu düşünülen kabir, 1950 yılında anıt mezara dönüştürülmüştür. Beton, geniş platform üzerindeki sembolik bir perdeye Karagöz ve Hacivat’ın çiniden rölyef heykelleri yaptırılmıştır. Anıtın arkasında temsili üç mezar taşı vardır. Anıt mezarın hemen karşısında yer alan Karagöz Müzesi, geleneksel gölge oyununun yanı sıra, farklı etkinliklerin de yapıldığı bir kültür merkezi özelliğini taşımaktadır. Türkiye’nin tek Karagöz Müzesi olan binada, düzenli olarak Karagöz gösterileri yapılmaktadır. 1997 yılında açılan müzede, Şinasi Çelikkol’un özel koleksiyonundan geleneksel Karagöz figürleri ile çeşitli ülkelerden toplanan kukla ve gölge oyunları figürleriyle Türkmen ve Yörük köylerine ait etnografya eserleri sergilenmektedir.

Cumalıkızık Köyü

Osmanlıların Bursa'da ilk yerleştikleri bölgelerden olan Cumalıkızık, 180'i halen kullanılan, bazılarında ise koruma ve restorasyon çalışmalarının yapıldığı toplam 270 ev ile Osmanlı dönemi konut dokusunu günümüze taşımaktadır. Cumalıkızık yerleşiminin güneydoğusunda, Uludağ eteklerindeki Ihlamurcu mevkiinde, Bizans devrine ait bir kilise kalıntısı 1969 yılında tespit edilmiştir. Kilise kalıntısının yüzeyde rastlanan bazı mimari parçaları Bursa Arkeoloji Müzesi'nde saklanmaktadır. Bursa yakınlarında kurulan Osmanlı Beyliği, kuruluşundan kısa zaman sonra bölgeye hakim olmayı başarmış, 1326 yılında Bursa'yı, 1331 yılında İznik'i fethederek yörede varlığını kesin olarak kabul ettirmiştir. Böylece Osmanlı halkının bu topraklara yerleşerek kentler ve köyler oluşturması sağlanmıştır. Cumalıkızık vakıf köyü olarak kurulmuştur ve bu özelliğini yerleşim dokusu, konut mimarisi ve yaşam biçimine yansıtmıştır. Uludağ’ın kuzeyindeki dik etekler ile vadilerin arasında sıkışıp kalan yöre köylerine, bu konumlarından dolayı ''kızık'' adı verilmiştir. Köylerin birbirlerinden ayrılması için de dereye yakın olanına Derekızık, Fidye verene Fidyekızık ve Kızık köylerinden topluca gidilerek cuma namazı kılınan köye de Cumalıkızık adları verilmiştir. Bursa'nın tarihi alanlarından Hanlar Bölgesi, Sultan Külliyeleri ve Cumalıkızık Köyü'nün, Unesco Dünya Miras Listesine alınmasına yönelik Bursa Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü çalışmalarıyla hazırlanan dosya; 1 Şubat 2013 tarihi itibariyle, UNESCO Dünya Mirası Merkezi Sekreterliği'ne Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla iletilmiştir. UNESCO tarafından Haziran 2014 tarihinde Bursa’nın Hanlar Bölgesi, Sultan Külliyeleri ile birlikte UNESCO Dünya Miras Listesinde yer alması uygun görülmüştür.

Geruş Sinagogu

Sultan II. Selim tarafından 16. yüzyılın başlarında inşa ettirilen sinagog İbranice “kovulmuş” anlamına gelen Geruş adını taşımaktadır. Sultan II. Selim İspanya’dan ayrılmak zorunda kalan Musevileri Osmanlı İmparatorluğu’na kabul etmiş ve iskanlarını sağlamıştır. İlk kafilelerin bir bölümü Bursa’ya yerleştirilmiştir. Musevilerin ibadetlerini özgürce yapmaları için yapılan dikdörtgen planlı sinagog, kesme taştan inşa edilmiştir. İsmi nedeniyle sinagogun bu dinin mensupları açısından ayrı bir önemi vardır. Arap Şükrü Sokağı’nda bulunan Geruş Sinagogu, halen ibadete açıktır.

Irgandı Köprüsü

Boyacı Kulluğu köprüsünün güneyinde bulunmaktadır. Osmanlıların tek arasta köprüsü olan bu taş köprünün, II. Murad devrinde, 1442 yılında, Irgandı Ali oğlu tüccar Hoca Muslihuddin tarafından, Hacı İvaz Paşa’nın vakfiyesinde şahit gösterdiği Abdullah oğlu Timurtaş’a yaptırıldığı sanılmaktadır. Celali ayaklanmalarının ardından, 1640 yılında Bursa’ya gelen Evliya Çelebinin Seyahatname’sinde, köprünün üzerinde 200 dükkanın bulunduğu belirtilmekteyse de; gerçekte köprü üstünde her iki tarafta 16 adet olmak üzere 32 dükkanın yapılmış olduğu, bunlardan kuzeydoğu ucundakilerden birinin mescide ayrıldığı, köprüyü taşıyan tek kemerin iki yanında ahır ve depoların bulunduğu bilinmektedir. Özgün duvarları kagir olarak yapılan Irgandı Köprüsü’nün dükkanlarının çatılarındaki ahşap konstrüksiyon, lök ile sıvanmış ve üstüne kurşun kaplanmıştır; ancak daha sonra 17. yy.'da, kurşunların düşmesinden sonra çatıya kiremit döşenmiştir. Çeşitli kaynaklar, köprü çarşısının iki ucunun büyük demir kapılarla geceleri kapandığı belirtmektedir. 18. yy.'daki bir sel baskınında kısmen yıkılmış,1855 depreminde ise hasar görmüştür.1855'de yıkılan köprü üzerindeki çarşı, 19. yüzyılın ikinci yarısında her biri konutu çağrıştıran irili ufaklı ahşap dükkanların yan yana dizildiği üstü açık bir çarşı haline gelmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında, 1922'de, işgal kuvvetleri Bursa'yı terk ederken dinamitlenerek yıkılan Irgandı köprüsü; 1949'da dükkansız bir şekilde betonarme olarak onarılmıştır. Köprünün restorasyonu konusundaki girişimler 1988 yılında başlamış ve köprünün rekontsrüksiyonu, ikinci restitüsyon aşamasına uygun olarak 2004 yılında tamamlanmıştır.

Sadağ Kanyonu ve Kaplıcaları

Orhaneli İlçesine bağlı ve 6 km batıdaki Sadağı Köyü'nün yakınında kaya kaplıcaları ve kanyon yer almaktadır.

Süleyman Paşa Medresesi

İznik’in merkezindeki medreseyi, Orhan Gazi’nin büyük oğlu “Rumeli Fatihi” sanıyla anılan Şehzade Süleyman yaptırmıştır. Yazıt taşı bulunmayan medresenin kesin yapım tarihi belli değildir; 1335-1359 tarihleri arasında yapıldığı tahmin edilmektedir. Açık avlulu ve (U) planlı medresede, bir dershane ile on bir adet öğrenci hücresi bulunmaktadır. Yapının cephe duvarları moloz taş ve tuğla ile örülmüş, bazı yerlerinde devşirme malzeme kullanılmıştır. Revak duvarları almaşık tekniği ile bir sıra taş, üç sıra tuğla örgülü olup sütunları granit ve mermerdir. Yapı aslına uygun onarılmış ve bugün tarihsel el sanatlarına özgü bir ticaret mekanı olarak düzenlenmiştir.

Bursa Kent Müzesi
Bursa Kent Müzesi, Türkiye'nin ilk kent müzesidir. Bursa Kent Müzesi'nin hedefi, yaklaşık 7000 yıllık geleneksel Anadolu ve Osmanlı kültürünün oluşumu ve gelişimi sürecinde öncü kent kimliğini taşıyan Bursa'da, kentlinin ve turistlerin bu birikimi görerek ve hatta yaşayarak öğrenebileceği bir kent müzesi oluşturmaktır. Bursa Kent Müzesi, konsept bir müze olup, 14 Şubat 2004 tarihinde kapılarını ziyarete açmıştır. Kent müzesinin bulunduğu, Cumhuriyet Dönemi üç yönetim yapısından biri olan Eski Adliye Binası, 1926 yılında Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından yapılmıştır. Bodrum ve 2 kattan ve toplam 2010 metrekare alandan oluşan bina, I. ulusal Mimarlık Dönemi Özelliği taşıyan yapıdır. Bursa Kent Müzesinde, Bursa Kentinin tarihi, coğrafi, kültürel, sosyal, ekonomik, ticari ve turistik yapısına ilişkin bilgi ve belgeler; görsel sunum, obje ve animasyonlarla tanıtılmaktadır. Müzede, Bursa'da yaşamış altı Osmanlı padişahının balmumu heykelleri bulunur. Kentin topografik maketi sayesinde ziyaretçiler; Bursa surları, külliyeler, hanlar, hamamlar, camiler gibi anıt eserler hakkında bilgi sahibi olabilmektedirler. Müzenin bodrum katında yer alan Tarihi Esnaf Sokağı'nda, Bursa'nın geleneksel ticaret hayatı tasvir edilmektedir. "Arabacı, nalbant, saraç, semerci, yemenici, bıçakçı, bakırcı-kalaycı, tenekeci, marangoz, keçeci, sepetçi, şekerci, kebapçı, havlucu" özgün dekor ve canlandırmalar ile tanıtılmaktadır. Tüm katlardaki koridorlar geçici segi mekanı olarak kullanılmakta, değişen temalar müzeyi süreli izlenilir kılmaktadır. Müzenin zemin katında ziyaretçilerin dinlenebileceği bir kafeterya, hediyelik eşya ve satış birimi bulunmaktadır. Birinci katta araştırmacıların yaralanabileceği Bursa belgeliği, küçük ölçekli bir kütüphane, periyodik okuma salonu, dia ve multivizyon gösterileri ile küçük toplantıların yapılabileceği çok amaçlı bir salon ve yönetim birimleri yer almaktadır. Müzenin giriş avlusunda bulunan amfi tiyatro, konser, dinleti gibi etkinlikler yapılmasına olanak sağlamakta, dış mekanda sergi düzenlemeleri yapılmaktadır. Türkiye'de bir ilk olan Bursa Kent Müzesi, 2006 mayıs ayında Portekiz'in Lizbon kentinde düzenlenen Avrupa Müze Forumu'nun ödül töreninde, yılın en iyi üçüncü müzesi ödülüne layık görülmüştür.
Suuçtu Şelalesi

Suuçtu Şelalesi bir fay hattının çökmesi ile oluşmuştur. 38 metre yükseklikten dökülen su, yazın suyunun azalmasına rağmen kış aylarında doldurduğu göleti ile güzel bir manzara sergiler. Gezi alanı ve piknik yeri olarak tercih edilen Suuçtu, etrafını saran kayın ağaçları arasında, serin havası ile tam bir temiz hava deposudur.

İznik Yeşil Cami

İznik ilçe merkezinde olan Cami Osmanlı döneminin ilk vezirlerinden Çandarlı Halil Hayrettin Paşa tarafından yapımına başlatılmış, ölümünden sonra oğlu Ali Paşa tamamlattırmıştır. Camide bulunan iki yazıt, bu durumu kanıtlamaktadır. Ana giriş kapısı üzerinde bulunan 0.57 X 0.51 metre boyutlarındaki birinci yazıtta, Sultan I. Murad 1362-1389 döneminde Ali bin Halil’in izniyle 1378-79 tarihinde inşa ve imar edildiği belirtilmektedir. Son cemaat yeri revakı eksenindeki kapı lentosu üzerinde bulunan 0.57 X 2.87 metre olan ikinci yazıtta ise, yapımına Vezirlerin Meliki Hayrettin Paşa’nın buyruğu ile başlandığı ve 1391-1392 tarihinde tamamlandığı ve mimarının Musa oğlu Hacı olduğu kayıtlıdır. Cami, kuzey-güney genel doğrultusunda kare planlı bir asıl ibadet mekanı ile, doğu-batı doğrultusundaki üç bölümlü son cemaat yerinden oluşmaktadır. 11.00 X 11.00 metre boyutlarında kare planlı asıl ibadet mekanı, dıştan sekizgen kasnağa oturan ve içten üçgen kuşakla geçiş sağlayan bir kubbe ile örtülüdür. Mekanı ikiye ayıran sivri kemerlerden ortada olanı, ötekilerine göre daha geniş ve yüksektir. Yeşil Cami’ye bu adın verilmesinin nedeni olan, görülmeye değer bir güzellikteki minaresi, ana mekanın kuzeybatısında yer alır. Kaidesi ve gövdeye geçişi sağlayan üçgenler mermer kaplamalıdır. Gövdede çini süslemelerinin yanı sıra sırlı tuğla da kullanılmıştır.

Bursa Surları
Bursa Surları doğal kayalıklar üzerine Bursa’nın ilk kurucusu olan Bitinyalılar tarafından yapılmıştır.Osmanlı döneminde özellikle Timur saldırılarından sonra ve arkasında gelen Karamanoğlu Mehmet Bey’in kuşatması sonrası Hacı İvaz Paşa tarafından onarılarak güçlendirilmiştir. Surların toplam uzunluğu 3.38 km’dir. Saltanat Kapısı, Yer Kapı, Fetih Kapısı (Su Kapısı), Zindan Kapı ve Kaplıca Kapısı olarak isimlendirilen beş kapısı; Tophane ve Çakır Hamam arasında toplam 14 burcu vardır. 2005 yılı başlarında Bursa Surları’na ait ilk beş yüz metrelik bölümün restorasyonu ile Saltanat Kapı’ya ait projeler Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylanmış ve uygulama aşaması bu noktadan başlayarak şu an devam etmektedir. Saltanat Kapı: Diğer adı Hisar Kapı’dır. Bir anlamda Osmanlı öncesi Bursa’sının ana kent kapısıdır. Osmanlı Devleti kuruluş döneminde sınırda kalması ve askeri bir işlev üstlenmesi nedeniyle en önemli kapılardan biri olmuştur. Aynı zamanda İpek ve Baharat Yol’una açılan bu yapı yeniden Bursa’nın simgeleri arasına katılmıştır. Restorasyon çerçevesinde, mevcut taşlar korunmuş ve bitki kökleri temizlenerek orijinal doku ile yeni doku arasında uyum sağlanmıştır. Fetih Kapı (Tören Alanı): Bir zamanlar bayramların kutlandığı, şenliklerin düzenlendiği, panayırların düzenlendiği Pınarbaşı Parkı’nın bulunduğu alan günümüzde tören alanı olarak tekrar düzenlenmiştir. Her yıl fetih kutlamalarına ev sahipliği yapan Fetih Kapı’da aslına uygun olarak restore edilmiştir. Yer Kapı: Bursa kalesi’nin beş kapısından biri olan ve Üftade Camisi ve Türbesi yakınında bulunan Yer Kapı (Bab-ı zemin) Bursa’da Kale içinde Helenistik Dönemin ızgara plan anlayışının izlerini günümüze kadar taşıyan iki ana yoldan biri olan Kavaklı Caddesi’nin sonunda yer almaktadır. Kapı’nın sağında Yer Kapı (Kara Ali) Camisi, solunda ise Muallim hane yer almaktadır. Zindan Kapı: Kaplıca Kapısı’ndan güneye doğru uzanan surlar, Zindan Kapı’ya bağlanmaktadır. Her iki tarafında cezaevi kalıntıları olan Zindan Kapı’nın doğusunda fazla hasara uğramadan günümüze ulaşan köşeli burç, Çelebi Sultan Mehmet tarafından 1418 yılında yaptırılmıştır.
Uluabat (Apolyont) Gölü

Uluabat Gölü'nde adalardan en büyüğü olan Nailbey Adası'ndaki Manastır, Bursa ve çevresinde günümüze kadar gelebilen en eski manastırlardan biridir. Uluabat Gölü Uluabatlılar için bir geçim kaynağı olan balıkları ile ünlüdür.

Kırgızlar Türbesi

Türbenin ne zaman kimin veya kimler adına yapılmış olduğu kesin olarak belli değildir. Ancak Osmanlıların İznik’i fetihlerinden öncesine ait bir yapı olduğu sanılmaktadır. İçinde yedi büyük ve bir de çocuk lahdi vardır. Türbe kuzey-güney doğrultusunda, yaklaşık eş boyutlu ve kare planlı iki mekandan oluşmaktadır. Bu iki mekanı birbirine ortak duvarın ortasındaki profili kapı bağlar. Güney mekanı kubbe ile örtülüdür. Bazı bölmelerin yapımında, Bizans döneminden kalma parçalar kullanılmıştır. Kubbeli mekanın üstlük pencerelerinin kenarlarında ve kubbede kalem işi süslemeler vardır. Birkaç kez elden geçmiş ve değişik duvar sitili gösteren eyvan kısmının orijinal bölümleri kaba yontulu üç sıra taşla örülmüştür.

Gölyazı Köyü

Gölyazı Köyü, Uluabat Gölü kıyısında doğa ile tarihin bir arada bulunduğu eşsiz bir güzellik sunar. İlkbaharda yükselen sular nedeni ile gölün içinde kalan ağaçlar, yine bu sularda süzülen ördekler ve Arnavut kaldırımlı dar sokaklar; Antik Çağ'da Apalyont olarak bilinen bu koyun güzelliklerden yalnızca birkaçıdır. Tümüyle sit alanı olan bölge, özellikle Apollan Tapınağı ve Kilisesi ile de bilinir. Gölyazı Köyü, sabahleyin gölde kayıklarla balık avlayan, evlerin önünde ağ diken kadınları, göl kıyısında kurulan mezat yerinde balıkları satan erkekleri ile dikkat çeker.

Dikili Taş (Obelisk)

Asklepiodos’un oğlu L. Cassius Philiscus anısına II. yüzyılda dikilmiştir. Kare prizma bir kaide üzerinde, altta kalın ve üstte doğru düzenli bir biçimde incelerek yükselen, bu görünümüyle bir kama veya meç izlenimi uyandıran anıtın, başlangıçta 6 parça ve 15.5 metre yüksekliğinde olduğu ve ucunda bir “Kuş’’ heykelciğinin bulunduğu öne sürülmektedir. Zamanla en üsteki kuş heykelciği bir nedenle yok olmuştur. Kaidede üçgen prizmatik dikili taşın iki yanında, görülen ayak izleri ve bağlantı yuvaları, bu kısımda bronz heykellerin bulunduğunu işaret etmektedir. Anıtın alt kısmında toprağa gömülü olan bölümde mezarın yer aldığı, zaman zaman yapılan kaçak kazılar tarafından da görülen çukurlarda iri moloz taşlar ve duvar izlerinin bulunması, buranın bir tümülüs mezar odası sitilinde yapılmış olduğunu belgelemektedir. Günümüzde kaidesi üzerinde beş parça halinde 12 metrelik bölümü durmaktadır. Halk arasında “Beştaş” , “Dikilitaş” , “Nişantaşı” olarak adlandırılmıştır.

Ayvaini Mağarası

Mustafakemalpaşa ilçesinin yaklaşık 30 km kuzeybatısında Doğanalan Köyü yakınlarında başlayan mağara 5.5 km sonra Bursa, Ayvaköy civarında sonlanmaktadır. Her iki yönden girişi bulunan Mağara, girişlerinin sarp olması nedeniyle turizme kapalı olmakla beraber profesyonel dağcı ve mağaracılar tarafından tercih edilebilir. İçinden geçen Karadonlu deresi mağara boyunca 60’tan fazla irili ufaklı gölet oluşturmuştur. Her adımda mağarayı süsleyen sarkıtlar, dikitler ve travertenler birer doğa harikasıdır. Doğanalan Köyü Söğütalana yaklaşık 12 km uzaklıktadır. Mağaranın başlangıç kısmına ulaşabilmek için, Doğanalan köyünden kuzeydoğu yönüne giden stabilize yoldan yaklaşık 2 km ilerlemek gerekir.

İpek Han

İvaz Paşa Çarşısı'nın batısında, Pirinç Han'ın güneyindedir. Çelebi Mehmet tarafından Yeşil külliyesine getirmesi amacıyla Mimar Hacı İvaz Paşa'ya yaptırılmıştır. Sultan Hanı, İpek Hanı, Faytoncular Hanı gibi isimlerle anılan Han, 1958 yangınından sonra kesme taş ve tuğla ile yeniden yapılmıştır. Han'ın girişi yeniden yapıldığından orijinal değildir. Cephelerinde ilgi çekici tuğla süslemeler görülmektedir. İki katlı olan Han'ın alt katında 39, üst katında 42 olmak üzere toplam 81 odası vardır.

Kükürtlü Kaplıcaları

Bademli Bahçe Kaynağına bağlı olan bu kaplıcalar, Bursa merkezi ile Çekirge arasında Kükürtlü Bahçesinin arkasındadır. Yedi kaynağı vardır. Kükürtlü ve radyoaktif olan bu sular, banyo ve içme olarak Vakıfbahçe Kaynağı ile aynı özelliklere sahiptir. Ayrıca Kükürtlü suları damar hastalıklarına ve kronik iltihaplı hastalıklara iyi gelmektedir. Kaplıcanın erkekler kısmını Sultan I. Murad Hüdavendigâr, kadınlar kısmını da Sultan II. Bayezid yaptırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde de eklemeler yapılmıştır. Kaplıcalar günümüzde Uludağ Üniversitesi bünyesinde, Atatürk Rehabilitasyon ve Araştırma Merkezi olarak faaliyet göstermektedir. Kükürtlü Kaplıcaları’nda su sıcaklığı 54-84 derece arasında değişmektedir

Eşrefzâde (Eşref-İ Rumi) Cami ve Türbesi

Eşrefzade’nin adını taşıyan yapı topluluğu bugün bir cami, batısında ona bitişik 11 bitişik lahdi kapsayan hazire ile din görevlileri yardım derneği binası ve camiden ayrı kuzeybatıdaki minareden oluşur. Kurtuluş savaşı’nda Yunanlılar tarafından harap edilen cami, 1950 yılında aslına benzer boyutlarda yeniden inşa edilmiştir. Caminin yapım tarihi ile ilgili bilgiler çelişkilidir. Çoğunlukla II.Bayezıt’ın oğullarından Şehinşah’ın eşi Mükrime hatun tarafından 1518 yılında yaptırıldığı kabul edilir. Minaresinin yapı tekniği bakımından İznik’teki Çandarlı Hayrettin Paşa ve Ali Paşa camileriyle benzeştiği belirtir, cami ve türbeyi Eşrefzade’nin ölüm tarihi olan 1469 ile Mükrime Hatun’un ölüm tarihi olan 1518 arasında tarihlendirilir. Caminin batısında avluyu sınırlayan duvarın kuzeybatı köşesinde yer alan minare sekizgen kaideli, pahlı pabuçlu, onikigen gövdeli ve tek şerefelidir. Şerefe altı mukarnas dizileri ve konsollarla, gövde yaklaşık 1. metre aralıklarla dizilen beş sıra çini ile bezenmiştir. Kaide üç sıra tuğla, bir sıra kesme taşla almaşık teknikte örülmüştür. Eşrefzade Camisi’nin batısında yer alan sandukaların 1922 yılında Yunan askerleri tarafından yıkılan türbenin içinde yer aldıkları, türbenin içinde yer aldıkları, türbenin revaklı olduğu, ahşap direkli, saçaklı ve üzerinin örtülü olduğu sanılmaktadır. Ankara’da uzun yıllar bir tekkede görev yapan Eşref zade Addullah Rümi Hacı Bayram’ın Hayrünnisa isimli kızı ile evlenir. Suriye’ye Hama kentine gider. Orada Abdül Kadir Geylanı Hazretlerinin torunlarından Şeyh Hüseyin Hamevi’nin kadirlik tarikatına girer. Burada 40 günlük hücre halveti sonrası İznik’e dönünce Eşrefiye Dergahını kurar. Eşrefoğlu Rumi’nin yüzlerce eser yazdığı, dergahında birçok kıymetli mürid yetiştirdiği bilinmektedir.

Atatürk Kent Ormanı
Bursa'nın en büyük kent parklarından birisi olan Atatürk Kent Ormanı, Odunluk Mahallesi arkasında bulunan 150 hektarlık alanda tam bir doğa cenneti olan yeşil alanda bulunmaktadır. Ziyaretçilerin basit yiyecek içecek ihtiyaçlarını karşılamak üzere büfeler, et satış üniteleri, piknikçiler için 5 noktada bulaşık yıkama yerleri, 6.5 kilometre yürüyüş yolu ve bisiklet yolu, 6 seyir terası, 7'si barbekülü olmak üzere toplam 10 tane yağmur barınağı, 10 kamelya, 2 adet çocuk oyun alanı, tenis masaları ve 2 adet voleybol oyun alanı mevcuttur. Bursalılardan büyük ilgi görmekte olup yaz boyunca her hafta sonu piknikçilerle dolmaktadır.
İznik Gölü

Türkiye'nin beşinci, Marmara Bölgesi'nin en büyük gölüdür. Eski çağda Askania adıyla anılan göl bugünkü adını kıyısındaki İznik ilçesinden alır. Gemlik Körfezinin ortasında bir çukur alan içerisinde yer alır. Yüz ölçümü 298 kilometrekare, denizden yüksekliği 85 metredir. Derinliği kuzeyden güneye doğru artan gölün en derin yeri 65 metredir. Gölün suyu tatlıdır.

Pirinç Han

Pirinç Han, II. Beyazıt tarafından, 1508 yılında, İstanbul'daki cami ve imaretine gelir sağlamak amacıyla yaptırılmıştır. Pirinç Hanın mimarları; Sultan Şah oğlu Yakup Şah bin Sultan Şah ve Abdullah oğlu Ali'dir. 1855 depreminde zarar gören han, uzun süren restorasyon sonrasında 2002 yılında alışveriş merkezi olarak açılmıştır. İki katlı olan Hanın üst katında 40, alt katında 38 olmak üzere 78 odası vardır.

Dündar Evi

Dündar Evi olarak bilinen Hagios Ioannes Rum Kilisesi (Yuannes Kilisesi) Rumların bölgeyi terk etmesi ardından özel mülkiyete geçmiştir. 19. yüzyıl yapısı kilisenin üç katlı batı cephesi günümüzde konut olarak kullanılmaktadır. Ana giriş, kemerli taş bir kapıdandır. Duvarlarında taştan oyma işlemelerle Bizans mimarisine özgü motiflere rastlamak mümkündür. Zeytinbağı’nda Rumlardan kalma yedi kilise,üç manastır ve üç de ayazma (kutsal kaynak) var iken bugün bu kiliselerden sadece üç tanesi ayaktadır. Üç manastırdan da Aya Yani Manastırı kısmen günümüze gelmiştir. Yıkılan kiliselerden biri restore edilerek bugün Zeytinbağı Belediye Binası olarak kullanılmaktadır. Sözü edilen ve geçmişi Bizans’a uzandığı bilinen üç manastırın kalıntısı Trilye’nin dışında bulunmaktadır. Bunlardan ilki kasabanın çıkışında Eşkel köyü yolu üzerindeki Hagios Sergios Manastırıdır. İlk olarak 8. yüzyılda kurulduğu bilinen ve çiftlik olarak kullanılan manastırın yalnızca duvarlarıyla, her birinin ağırlığı 200 kilo gelen görkemli giriş kapıları günümüze ulaşmış durumdadır. İkinci manastır kalıntısı ise kasabanın yaklaşık 5 km. uzağında olan ve halk arasında Ayani Çiftliği olarak bilinen Hagios Ioannes Theologos (Pelekete) Aya Yani Manastırıdır. 709 yılında kurulduğu ve 1922 yılına kadar faaliyet gösterdiği bilinen manastırın günümüze yıkılmış kilisesi ve duvar kalıntıları ulaşmıştır. Üçüncü manastır kalıntısı ise halk arasında Aya Sotiri olarak adlandırılan mevkideki Batheos Rhyakos Soteros Manastırıdır. Büyük ölçüde yıkılmış durumda olan manastırın bazı binaları mülk sahibi tarafından barınak olarak kullanılmaktadır.

Mudanya Mütareke Evi

11 Ekim 1922 tarihinde, TBMM Hükümeti ile İhtilaf Devletleri arasındaki Türk-Yunan savaşına son veren ateşkes anlaşmasının imzalandığı ve işgalci güçlere karşı siyasi alanda zafer kazandığı yerdir. Bursa’ya 30 dakika uzaklıktaki Mudanya sahil yolu üzerinde yer alan, 19. yüzyıl başlarına ait Art Nouveo üsluplu yalı, 1937 yılından beri müze olarak kullanılmaktadır. Müzede Kurtuluş Savaşı ve mütarekeye ait çeşitli doküman, belge ve malzemeler ile döneme ait eşyalar sergilenmektedir. Bodrum ve çatı katının dışında iki katlı olan binanın birinci katında; Türk ve İtilaf devletlerinin çalışma odaları ve mütarekenin yapılıp imza edildiği salon yer almaktadır. İkinci katta ise; Türkiye adına görüşmelere katılan İsmet İnönü ve Asım Gündüz Paşa ile yaverlerinin yatak odaları bulunuyor. Bir hafta süren ateşkes görüşmelerinde İngiltere’yi General Harrington, Fransa’yı General Charpy ile İtalya’yı General Monbelli’nin temsil ettiği görüşmelerin yapıldığı müze binası (anlaşmanın imzalandığı masa takımı ve yazı takımları gibi) dönemin eşyalarıyla birlikte aynen korunmuştur. Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye’nin ilk siyasi başarısına ev sahipliği yapan bu tarihi bina, XIX yüzyıl sonlarında Rus asıllı tüccar Aleksandr Ganyanof tarafından yapılmıştır. Müze ziyaretinin ardından Kültür Bakanlığı tarafından restore edilerek bugün kütüphane olarak hizmet veren Tahir Paşa Konağı, görülmesi gereken mimari yapılardan biridir.

Küreklidere Şelalesi

Şelale; şehrin doğusunda, Ankara Yolu üzerinde bulunan Hamamlıkızık köyü sınırları içindedir. Bir ormanın içinden akan şelale yaz aylarında piknik yapmak isteyenlerin uğrak yeridir. Kış aylarında ise vahşi doğası ile meraklıların akınına uğrar.

İnkaya Çınarı

Adını Osmanlı Devleti'nin ilk köylerinden biri olan İnkaya Köyü'nden almıştır. 600 yıllık tarihi çınar muhteşem görünümü ile dünyaca ünlüdür. Çapı 3, yüksekliği ise 35 m. olan bu anıt ağaç, 13 ana kola sahiptir. Dalların kalınlığı 3-4 metreyi bulan çınar, 9,2 metrelik çevresiyle Türkiye'nin en yaşlı ağaçlarından biridir. İnkaya Çınarı, Bursa'ya yolu düşen yerli ve yabancı turistlerin uğramadan geçmediği önemli bir semboldür.

Kocayayla

Tarihsel bir misyona sahip olan ve yöre halkı tarafından Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında Osman Gazi ve Orhan Gazi'ye ev sahipliği yaptığına inanılan Kocayayla’da özellikle Orhan Gazi’nin Nilüfer Hatunla evlilik düğününün yapıldığına inanılmaktadır. Kocayayla’ya bitişik bir bölgeden başlayarak bütün Bursa ovasını geçen ve şu anda Bursa’nın içme suyunu karşılayan Nilüfer Çayı isminin ilçe halkı tarafından Nilüfer Hatun’a ithaf edildiği bilinmektedir. Yaklaşık 400.000 m2 lik bir alanı ifade eden Kocayayla günümüzde ilçe halkının yanında bütün Bursa’nın en fazla rağbet ettiği piknik alanı durumundadır. Özellikle yaz aylarında bir çok kurum ve derneğin etkinliğine sahne olan Kocayayla aynı gün 25-30 bin kişiyi ağırlayabilmektedir.

Kösehoroz Şelalesi

Mustafakemalpaşa Kösehoroz Köyü yakınlarındaki Değirmendere üzerindedir. Yüksekliği yaklaşık 18 metre olup, suyun düştüğü yerde doğa harikası bir kaya gölet oluşturmuştur. Değirmendere daha sonra, Mustafakemalpaşa Çayı’nın kollarından olan Alev (Kocaçay) Çayı’na dökülür. Derenin isminin kaynağı da Devecikonak yakınlarındaki su değirmenidir.

Aras Şelalesi

Aras Deresi ve Aras Şelalesi Uludağ´ın kar sularını taşıyan ve tam kayalıkların içinden 15 metre yükseklikten düşer.

Mayor Sinagogu

15. yüzyılda İspanya’nın Mayorka Adası’ndan Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan Seferad Yahudileri tarafından inşa edilmiştir. Sinagoga terk ettikleri adanın anısına Mayor adı verilmiştir. Sakarya Caddesi üzerinde bulunan sinagog, dörtgen planlı olup renkli kalem işleri ile bezenmiştir. 1975 yılına kadar ibadete açık bulunan Mayor Sinagog’u, 2004 yılında restore edilerek kültür merkezi olarak hizmet vermeye başlamıştır. İbadet; kış aylarında, daha küçük olduğu için ısınması daha kolay olan Mayor Sinagogu’nda, yaz aylarında ise Geruş Sinagogu’nda yapılıyordu. Tamir ve restorasyon işlemlerine 1998 yılında başlanan sinagog, 2001 yılında ibadete açılmıştır. Mayor Sinagogu'nun etkinliklerinden ve ölü yıkama bölümü halihazırda kullanılmaktadır. 2004 yılından itibaren kültür merkezi olarak hizmet vermektedir.

Geyve Han

Lonca Hanı diye de bilinen Han, Hacı İvaz Paşa tarafından XV. yüzyılda yaptırılıp, Yeşil camiye gelir temin etmek için Sultan I. Mehmet’e hediye edilmiştir. Demirkapı çarşısının içinde bulunmaktadır. İki kapısı bulunan hanın batıdaki kapısının tam karşısında mescit bulunmaktadır. İki katlı olan Hanın alt katında 26, üst katında 30 olmak üzere 56 odası vardır. Han, tuğla ve moloz taş ile inşa edilmiştir.

Celal Bayar Müzesi

Türkiye Cumhuriyeti’nin 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın doğduğu, XIX. yüzyılın mimari özelliklerini yansıtan Gemlik’in kuzeyindeki Umurbey’deki ev, Celal Bayar Müzesi olarak 26 Ağustos 1970 yılında hizmete açılmıştır. Müzenin ve içerisindeki kütüphanenin kuruluşunda Celal Bayar kendi olanaklarını kullanmıştır. Üç katlı ahşap Türk evinin en güzel örneklerinden biri olan bu ev, orijinal ev eşyaları ve aynı dönemden kalma çeşitli tarihi eşyalarla yeniden düzenlenerek bir anı müzesi haline getirilmiştir. Modern bir yapı içerisinde bulunan müzede, Atatürk ile ilgili bir bölüm açılmıştır. Bunun yanı sıra Celal Bayar’ın Kuvay-i Milliye yılları, Galip Hoca dönemi, İktisat vekilliği, İmar ve İskân Bakanlığı, İş Bankası’nın kuruluş çalışmaları ve Atatürk’ün Başvekili (1937-1938) olduğu döneme ait fotoğraflar, anı eşyaları, tablolar sergilenmektedir. Müzenin diğer iki salonunda Celal Bayar´ın Cumhurbaşkanı olduğu dönemde, çeşitli ülkelere ve kuruluşlara yaptığı ziyaretlerde, kendisine takdim edilen nişanlar, madalyalar, yazmalar, silahlar, giysiler, şilt ve plaketler, mobilyalar, aile yadigarları ve imzalı resimleri sergilenmektedir. Müzenin 20.000’in üzerinde kitap, yazma, gazete, süreli yayınlar ve fotoğraf koleksiyonlarından oluşan bir kütüphanesi bulunmaktadır. Bu kütüphane XX. yüzyıl Türkiye’sinin siyasi tarihine ışık tutacak niteliktedir. Celal Bayar Müzesi’nin yanında Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından yaptırılan bir de anıt mezarı bulunmaktadır.

Bursa Atatürk Evi Müzesi

Atatürk Evi Müzesi, 19. yüzyıl sonlarında yapılmış bir köşk olup, Atatürk'ün Bursa'ya 20-24 Ocak 1923'te ikinci gelişlerinde Bursa Belediyesince sahibinden satın alınarak Atatürk'e hediye edilmiştir. 1938'de de, Atatürk tarafından Bursa Belediyesi'ne hibe edilen ve 1968'de Kültür Bakanlığına devredilen bu köşk, 29 Ekim 1973'de, Cumhuriyet'in 50. yılında Müzeye dönüştürülerek ziyarete açılmıştır. 1. katta kabul salonu ile buraya açılan dinlenme odası, 2. katta ise yatak odaları ve çalışma odaları bulunan köşkte, Atatürk'ün burada kaldığı sürede kullandığı eşyalar sergilenmektedir. Köşk, Bursa'daki sivil mimari örneklerinin en önemlilerindendir.

Kumyaka (Başmelekler-Hagios Taxiarchoi) Kilisesi
Bursa'nın Mudanya ilçesinde bulunmaktadır. Bizans İmparatoru IV. Konstantinos Porphyrogenetos döneminde yaptırılmıştır. Kare planlı ana kilisenin üzeri kubbe ile örtülü olup yanlarda beşik tonozlu dört haç kolundan oluşur. Duvarları tuğla ve taş ile örülü bulunan yapının çatısı da tuğla ile örülmüştür.
Saitabat Şelalesi

Şelale, bir kanyondan dökülmektedir. Şelale çevresinde et mangal lokantaları ve büfelerin yer aldığı bu mesire alanı, Bursalılar tarafından yoğun olarak kullanılmaktadır.

Basın Müzesi
Bursa basınının tarihsel süreç içindeki gelişiminin anlatıldığı Basın müzesi, 2007 yılının Mayıs ayında ziyarete açılmıştır. Ataevler Mahallesinde Bursa Gazeteciler Cemiyeti'nin yaptırdığı Basın Kültür Sarayı'nda yer almaktadır. Müze'de yazılı basının köklü geçmişi ve günümüze gelinceye dek geçirdiği aşamaların tarihsel süreç içindeki değişimi gözler önüne serilmektedir. Bursa basın tarihinin izleri Basın Müzesi'nin pano ve galerinde sergilenirken, matbaa, gazete, radyo ve televizyon gibi medya organlarının kullandığı araçlar canlandırmalarla tanıtılmaktadır. Bursa'nın ilk gazetesi Hüdavendigar'ın basıldığı matbaadan günümüze değin değişimin izlendiği Basın Müzesi basın tarihinin izlerini günümüze kadar taşımaktadır.
Fidan Han (Mahmut Paşa Hanı)

Fatih Sultan Mehmet'in Sadrazamı Mahmut Paşa tarafından yaptırılan han, Mahmut Paşa veya Fidan Han olarak da bilinmektedir. İki katlı ve odalarının önü revaklı hanın avlusunda 12 köşeli bir şadırvanın üzerinde 12 köşeli mescit bulunmaktadır. Bursa’nın merkezinde açık çarşı içinde bulunan Han, son yıllarda restorasyonu yapılarak içinde barındırdığı dükkanlarla hizmete açılmıştır. Han'ın avlusu çay bahçesi olarak kullanılmaktadır.

İshak Paşa Camisi ve Külliyesi

İnegöl’de Belediye önü adıyla anılan alandaki cami; İstanbul kuşatması sırasında Osmanlı kuvvetlerinin bir bölümüne komuta eden II. Murat, Fatih Sultan Mehmet ve II. Bayezid dönemlerinde çeşitli üst görevlerde bulunan (Fatih döneminde iki, II. Bayezid döneminde de bir kez sadrazam) bulunan İshak Paşa tarafından yaptırılmıştır. Vakıf kayıtlarında, yapım yılının 873 H. (1468-69) tarihinden önce olduğu anlaşılmaktadır. Yapım özellikleri bakımından, Bursa üslubu adı verilen mimarlık okulunun devamı sayılır. Planı bakımından Bursa’daki Hamza Bey Camisi’ne benzemektedir. Aynı hizada ve büyüklükte olan iki kubbesi ile yanlarda geniş kemerlerle bağlanmış kubbeli ve tonozlu eklentileri vardır. Büyük kubbeler, kabartma üçgen kasnaklara oturtulmuştur. Son cemaat yerinin, yığma ayaklar üzerine oturtulmuş beş küçük kubbesi vardır. Kemerler üç tuğla ve bir taş, ana duvarları düzgün moloz taşı ve iki sıra tuğla ile örülmüştür.

Yenişehir Şemaki Evi Müzesi

Müzeye dönüştürülen Şemaki Evi, XVIII. yüzyılda yapılmış olup, Osmanlı mimari sanatının özgün örneklerindendir. Batı Türkistan’ın Şemaki kasabasından göç ederek Yenişehir’e yerleşen Türkistanlı Şemakizâde ailesi tarafından yaptırılmış olup, evi süsleyen kalem işçiliği ise XIX. yüzyıla aittir. Zamanla yıpranan bu tarihi, geleneksel bina 1991’de Şemaki ailesinin kullandığı biçimde tefriş edilerek müzeye dönüştürülmüştür. Bodrumu olmayan iki katlı evin üst katında yer alan büyük odanın duvarları alçı ve horasan ile sıvanmış olup, dolap kapakları İstanbul Kız Kulesi ile Sarayburnu resimleri ile süslenmiştir. Üst kat döşemesi ahşaptır. Bu bölümde tavanı ahşap bir kemerle ayrılan “sergâh köşkü” bulunmakta olup, burası evin ve komşuların genç kızlarının sohbet ederek el işi işledikleri mekân olarak düzenlenmiştir. Pazartesi hariç diğer günler ziyarete açık olan bu evin en ilginç özelliği, evin yapımında hiç çivi kullanılmamış olmasıdır.

Fransız Kilisesi

Hocaalizade semtinde yer alan ve 19. yüzyılda Fransızlar tarafından yaptırılan kilisenin orijinal ismi Santa Maria Kilisesi’dir. Yapı olarak diğer kiliselere benzemeyen binanın bünyesinde dispanser, yetimhane ve hasta bakım yeri de bulunmaktaydı. Barok tarzındaki kilisenin üst örtüsü ahşap çatılı ve kiremit örtülüdür. Çeşitli dönemlerde onarımdan geçen ve 1970’lerde İtalya’dan gelen ailelerin ibadetine açılan kilise, 2004 yılında restore edilerek kültür merkezine dönüştürülmüştür.

Gökdere Medresesi

II. Bayezid Döneminde Zeyerkzade Paşa Çelebi tarafından yaptırıldığı sanılan Gökdere Medresesi, 1939 tarihinde özel mülkiyete geçmiş ve yıllarca işlevine uygun olmayan işlerde kullanılmıştır. Geçmişte Kadın hapishanesi, Marangozhane, Demirci Dükkanı ve depo olarak da hizmet veren tarihi yapı, 2005 yılında restorasyon geçirerek kültürel etkinliklerde de kullanılmak üzere kente kazandırılmıştır.

İznik Roma Tiyatrosu

Kentin kuzey surlarındaki bazı burçlar tiyatroya ait kesme taşlarla örülmüştür. Kentin savunması için tiyatro feda edilmiştir. Başta sahnesi olmak üzere, oturma basamakları, dış duvarları, kemer ve tonozları onarılmayacak derecede tahrip olmuştur. Geriye kalan bölümler bir müddet yeni kapılarda kullanılmak üzere yerlerinden sökülmeye devam edilmiştir. Metruk kalan tiyatro kalıntılarının üzerine çeşitli evlerde toprak, moloz ve çöplerin atılması sonucu üzerinde 9.5 metre kalınlığında bir tabaka oluşmuştur. Kazılar sonucunda 45 metre doğu batı uzunluğundaki sahne tümü açığa çıkarılmıştır. Cephede 4 adet niş, sahnenin orta noktasına göre simetrik olarak yerleştirilmiştir. Nişlerde ve ara bağlantılarda 20 santimetre kalınlığında beyaz mermerden yapılmış süpürgelik ve 57 santimetre üzerindeki mermer silmenin sınırladığı sahada mermer bir friz sıralı idi. Kazı ile oldukça gün ışığına çıkarılmış ve halende kazı devam etmektedir. Bedri Yalman tarafından yapılan kazılar halen devam etmekte olup, çıkan eserler İznik müzesi tarafından koruma altına alınmıştır.

Balıkpazarı (Yeni) Cami

İnşa kitabesi bulunmayan Caminin, yapılış tarihide kesin olarak bilinmemekle birlikte 1922-23 yıllarında vuku bulan mübadelede Paragia-Pazariotissa kilisesi iken Camiye çevrilmiş ve bugünkü adını almıştır. Daha sonra kuzeydoğu köşesine bir minare inşa edilen Cami, 17 Ağustos 1999 depreminde orta derece hasar görmesi nedeni ile bir süre ibadete kapatılmıştır. Cami, 307 metrekare alan üzerine 240 metrekare olarak, doğu-batı doğrultusunda, dikdörtgen planda yapılmıştır. Orta mekanı bir büyük kubbe ve dört yarım kubbe ile tamamlanmıştır. Tek şerefeli minaresi bulunan Caminin, içeriden merdivenle çıkılan bir mahfili ve avluda bir abdest alma yeri mevcuttur. Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı yapı, gelişmiş kapalı Yunan haçı şemasını yansıtır.

Yıldırım Medresesi

1399 tarihinde Yıldırım Bayezıd tarafından yaptırılmış olup, son defa 1948 yılında onarılmıştır. Medrese dikdörtgen bir iç avluya üç taraftan saran revakların arkasında hücreler ile giriş hacmi ve tam karşına gelen kubbeli büyük bir dershaneden oluşan bir plan şeması yansıtmaktadır. Plan olarak diğer medreselere oranla oldukça uzun bir alan üzerine düzenlenmiştir. Taştan inşa edilmiş, üzeri kubbe ile örtülü giriş hacmi dikdörtgen plan göstermektedir. Sağ ve solunda ikişer adet stalaktitli niş bulunur. Giriş kemerinin iki yanında da sütunceler yer alır. 2.79 metre genişliğindeki basık kemerli kapıdan yine üzeri kubbe ile örtülü revaka,ardından da avluya geçilir.Giriş hacminin yanında ikişer adet dikdörtgen planlı müderris odaları yer alır. Yan revaklar boyunca sağlı, sollu sekizer oda sıralanmıştır. Kuzeydekiler hacim itibarıyla biraz daha büyüktür. Odaların hepsi uzunlamasına tonoz örtülüdür. Birer pencereye sahip odalar revaka kapı ile açılmaktadır. Köşelerde pencereler ikişer adettir. Her odada iki niş ve bir ocak bulunmaktadır. Dershane,önü tümüyle açık 8.65 x 8.86 metre iç ölçüsünde üzeri kubbe ile örtülü büyük bir eyvandır. Kubbenin köşeleri 13 dizi petekle süslüdür. Ayrıca iri bademli bir kuşağı bulunmaktadır. Kubbeler dıştan kurşunla kaplıdır.

Oylat Mağarası

Toplam uzunluğu 665 m olan mağara, iki ana bölümden oluşur. Dar galerilerden oluşan birinci bölüm, girişten çöküntü sonuna kadar olan kısımdır. İçeride dev kazanları ve damlataş havuzları bulunur. İkinci bölüm büyük bir çöküntü salonudur. İri blok ve dev damlataş şekillerinden (sarkıt, dikit ve sütun) oluşmaktadır. Mağara önünde sıcaklık 29ºC, nem %47, girişte sıcaklık 19ºC, nem %55, dar galeride 17ºC, nem %78, çöküntü salonlarında 14ºC, nem %90'dır.

Hünkar Köşkü Müzesi

Hünkar Köşkü Müzesi, Uludağ'ın eteklerinde, Temenyeri'nde, Abdülmecit devrinde av köşkü olması için yapılmıştır. Köşk, 1859 yılında inşa edilmiştir. Abdülaziz ve V. Mehmed (Sultan Reşad) de köşkte konaklamışlardır. Köşke gelenler arasında Mustafa Kemal Atatürk'te bulunmaktadır. Atatürk, resmi ziyaretlerinin de dışında köşkte dört defa konaklamıştır. Mimarisi Fransız ampir üslubunda yapılmış olan köşkün içindeki süslemeler, 19. yüzyıl özelliklerini taşımaktadır. Tavan kalem işi süslemeleri, Bursa seyir panoramasına hakim bahçesi, dönemi yansıtan orijinal eşyaları ve Atatürk Odası ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. İki katlı zarif bir yapıya sahip olan Hünkar Köşk'ünün bahçesinde, cephesi Kütahya Çinileri ile kaplanmış bir çeşme vardır. Sıvanmış duvarları ahşap çatkılı ve ince çıtalarla kaplı olan köşkte, bekçi ve danışma odası ile bir de garaj yer almaktadır. 2003 yılında açılan müze, Atatürk'ün de ziyaret ettiği bir yer olduğu için Atatürk Köşkü ve Cumhuriyet Köşkü olarak da anılmaktadır.

Balabancık (Balabanbey) Kalesi

Gazi Osman Bey, Bilecik, İnegöl, Sakarya ve Yenişehir’den sonra Bursa’ya yönelmeyi planlamıştır. Sarp kayalıklarla çevrili Bursa kalesi kolay alınamayacağı için Osman Gazi, biri kentin doğusundaki tepede, diğeri de kentin batısındaki kaplıcaların yakınında olmak üzere, havale kulesi dediğimiz iki tane gözetleme yeri yapmış ve giriş-çıkışları kontrol ederek kenti ablukaya almıştır. Bunlardan doğudakine Balaban Bey, batıdakine de Gazi Aktimur dizdar, yani kale komutanı, olarak atandığı için bu havale kuleleri onların adlarıyla bilinmektedir. Bunlardan Balabancık hisarı günümüze ulaştığı kadarıyla onarılarak koruma altına alınmıştır. Bursa’nın fethi şenliklerinin Yerkapı’da yapıldığı gibi bazı törenler de Balabancık hisarında yapılmaktadır.

Muradiye Camisi

Kapı kemeri üzerindeki yapım kitabesinden II. Murat tarafından 1425-26 yıllarında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Bursa’da yapılan son sultan camisidir ve daha sonra yapılacak olan anıtsal, çok üniteli sultan camilerinin ilk örneğini oluşturur. Daha önceki camilerden farklı olarak bu caminin iki ana kubbesi eşit yüksekliktedir. Caminin giriş tavanı, ana mekanın duvarlarının alt kısmı; lacivert ve firuze renkli altıgen çinilerle süslüdür. İki minaresinden biri, 1855 depreminde yıkılan minare yeniden yapılmıştır; kuzeybatı köşesindeki eski diğeri yenidir. Mihrap 18. yy başlarında meydana gelen bir yangın sonucu rokoko usulünde yeniden yapılmıştır. Revakın cephesi tuğladan örülmüş geometrik desenlerle ve gök mavisi yıldız biçimindeki çinilerle süslenmiştir. Girişin sağında mavi çiniden iki yıldırım işareti bulunmaktadır. Bunlar II. Murat’ın düşmanlarını yıldırım gibi çarpan bir padişah olduğunun simgeleridir. Kapının sağındaki derviş rozeti de buranın dervişlerin konaklayabilecek bir yer olmasının istendiğini belirtiyor. Caminin içinde bulunan dört dikmenin üzerindeki testere dişini andıran kurşunla doldurulmuş deliklerin caminin inşaatında çalışan işçilerin imzaları olduğu düşünülmektedir.

Merinos Enerji Müzesi

Mustafa Kemal Atatürk’ün açılışını gerçekleştirdiği bir iplik ve kumaş fabrikası olan Merinos Tesisleri sadece Bursa’nın değil, Türkiye’nin de en büyük yatırımlarından biri olmuştur. Bursa’da, 1938’de dokuma fabrikası olarak kurulan Merinos’un bir enerji trafosundan ilham alınarak müzeye dönüştürülen Merinos elektrik santrali; bünyesinde hem Merinos Fabrikasının ihtiyacını karşılayan hem de gerektiğinde Bursa’nın elektrik ihtiyacını karşılayabilecek kapasiteyle donatılan dönemin Alman teknolojisiyle kurulan sistem, bir müze disiplini içinde muhafaza edilmiştir.

Kayıhan Hamamı

Kayan Hamamı 15. yüzyıl başında Vezir Koca Mehmed Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kesme taş ve tuğla ile inşa edilen ve Dülgerler, Ağaççılar, Mehmed Ağa Hamamı olarak da bilinen bina, çifte hamam tipolojisine sahiptir. 18. ve 19. yüzyıllarda çeşitli yangınlar geçirerek tamirat gören hamam, yaklaşık yüz yıl özgün işleviyle değil, depo ve imalathane olarak kullanılmıştır. 2010 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından kiralama yoluyla mülk sahiplerinden on yıllığına devir alınan Kayhan Hamamı restorasyon çalışmalarının ardından sosyo-kültürel amaçlı kullanılacaktır.

Böcek Ayazma Kilisesi

Koimesis Kilisesi’nin doğusundadır. Sokak hizasındaki bir duvar, demir parmaklık ve kapı ile ayrılan bahçedeki Baptisterium’a, batıdan 11 basamaklı merdivenle inilmektedir. Giriş kısmı 2.55 metre yüksekliğinde olup, bir aşritrav ile üstten sınırlanmıştır. Bunun üzerine tuğladan örülmüş bir kemerin sınırladığı alınlık yer almaktadır. Buradan 4.5 m çapında ve 3.8 m yüksekliğinde, yer altında yapılmış, kubbesi tuğladan örülmüş bir odaya girilmektedir. Zeminin taş levhalarla döşeli olduğu, duvarların moloz taş, tuğla ve kireç kum harcı ile almaşık olarak örüldüğü görülmektedir. Sarnıcın mermerden yapılmış 0.88 m uzunluğu, 0.29 m genişliği ve 0.10 m kalınlığındaki kenar taşlarında doğudakinin dış yüzeyinde “Hıristiyan İmparator yüce Kral Michael Kulesi” yazılı Yunanca bir kitabe, iç yüzeyinde de Tevrat’tan alınmış “Her bedene iyi olanı verir. Çünkü, onun lütfu edebidir.” anlamına gelen İbranice bir kitabe kazınmıştır. 6. yy'a ait Bizans dönemine ait olan yapı, başlangıçta vaftizhane olarak inşa edilmiş, daha sonra ayazma olarak kullanılmıştır.

Kaynak: Turkiye Kültür Portalı

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS