CHP lideri Kılıçdaroğlu'ndan AYM kararını tanımayan hakimlere sert sözler

Video: CHP lideri Kılıçdaroğlu'ndan AYM kararını tanımayan hakimlere sert sözler
<a class="in-news-link" href="/chp" target="_blank" title="CHP haberleri">CHP</a> Genel Başkanı <a class="in-news-link" href="/kemal-kilicdaroglu" target="_blank" title="Kemal Kılıçdaroğlu haberleri">Kemal Kılıçdaroğlu</a>, Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan ağır ceza mahkemelerini çok ağır ifadelerle hedef aldı. Kılıçdaroğlu, "Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan bazı hakimler, Führer benzeri bir düzenin içinde yer almış durumdadırlar. Biliyorum bunu söyledim diye şimdi hemen fezlekeler düzenlenecek, savcılar harekete geçecek. Geçmezseniz namertsiniz" dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan ağır ceza mahkemelerini çok ağır ifadelerle hedef aldı. Kılıçdaroğlu, "Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan bazı hakimler, Führer benzeri bir düzenin içinde yer almış durumdadırlar. Biliyorum bunu söyledim diye şimdi hemen fezlekeler düzenlenecek, savcılar harekete geçecek. Geçmezseniz namertsiniz" dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Canan Kaftancıoğlu ve il başkanı Cemal Canpolat'ın yarışacağı İstanbul İl Kongresi’nde konuştu. Kılıçdaroğlu'nun konuşması özetle şöyle:

"Bu kongrede bir eksiğimiz var. Hapishanede bir esir, tutsak milletvekili arkadaşımız var. Hiçbir suçu olmamasına rağmen aramızda olmaması demokrasinin ayıbıdır. Biz yürürken o hapishanede kitap yazıyordu; 'Ben yatarken, siz yürürken' diyordu. Evet, kalbimiz Türkiye'nin geleceği için aynı duygularla atıyordu. Birlikte mücadele ettik. Türkiye için mücadele ediyoruz. Gittiğiniz her yerde anlatın; ağzımızdan bir söz çıkıyorsa, bunun tek bir nedeni var, Türkiye'yi büyütmek ve yüceltmek.Enis Berberoğlu başta olmak üzere hiçbir milletvekilinin hapishanede olmasını kabul etmiyoruz. Bu bir demokrasi ayıbıdır.

İstanbul'a ihanet edenleri temizleyeceğiz

İstanbul bütün dünyanın yakından izlediği bir kenttir. İstanbul'un anahtarını bize Fatih Sultan Mehmet teslim etmiştir. Bu nedenle bu anahtarı teslim eden Fatih'e minnet ve şükran borçluyuz.Ve aynen şunları söyledim. 'Geldikleri gibi gidecekler' dedim. Ve geldikleri gibi gönderdi onları. Fatih Sultan Mehmet'ten anahtarı Atatürk aldı. Biz yeri geldiği zaman insan hakları uğruna, demokrasi adına, hukuk uğruna mücadele etmesini biliriz. Çünkü biz kentin anahtarını İstanbul'un anahtarını birilerine teslim etmeyeceğiz. İstanbul'dayız. Görkemli bir kentteyiz. Olağanüstü bir kentteyiz . Dünyanın en büyük metropollerinden birindeyiz. Bu kenti yönetenler 'İstanbul'a ihanet ettik' dediler. İhanet bıçağını çekip alacağım. İstanbul'u yine tarihi görkemli günlerine kavuşturmak bizim boynumuzun borcudur. Herkes şunu çok iyi bilsin; 2019 geliyor, referandumda hangi sonucu elde ettiysek, İBB seçimlerinde daha büyük çoğunluk elde edeceğiz. Biz İstanbul'u onların yaptıklarını yapmak için değil, İstanbul'un tarihini yok etmek için değil, yeniden düze çıkarmak için istiyoruz. Sözümüz söz, İstanbul'a adaleti getireceğiz. İstanbul'a ihanet edenleri temizleyeceğiz. Her birimize İstanbul'da görev yapan ister partili ister partisiz herkesin İstanbul için çalışması lazım. İstanbul bizim İstanbul'umuz. Üzerine titrediğimiz en önemli kentlerden birisi. İstanbul'da yaşanan bir çok sorun bütün Türkiye'de yaşanıyor ve biz bunun mücadelesini sonuna kadar vereceğiz .

Para başka yerlere gidiyor

Evet Türkiye büyük sorunlarla uğraşan bir ülke olabilir. Bizim siyaset anlayışımız bunun laflardan öte her soruna çözüm üretmektir. Halka sorunları anlatmak için değil hem sorunları hem çözümleri anlatmak için gideceğiz. nin bilgiye dayalı söylem, bilgiye dayalı muhalefetle halka gitmesini organize edeceğiz. Sorunları şöyle çözeceğiz diyeceksiniz. Size 'Para var mı' diye soracaklar 'Evet var Türkiye dünyanın en güzel ülkelerinden birisidir ama para yerli yerinde kullanılmıyor. Para başka yerlere gidiyor. Bizim kaynağımızda var imkanımız da var.' diyeceksiniz. Evet var. Bütün mesele para yerli yerinde kullanılmıyor, birilerince götürülüyor.

'Tefeci hükümet' suçlaması

Türkiye'nin temel sorunlarından biri de işsizlik. Yüzde 11.1 büyüme olmuş. İşsize bakıyorsun yerinde duruyuor; emekliye bakıyorsun muhtaç paraya, asgari ücretliye bakıyorsun, geçinemiyor;  çiftçi zarar ediyorum diyor; sanayiciye bakıyorsun rahat değilim diyor. Kim aldı yüzde 11.1'i? Ben size söyleyeyim faizciler, rantiyeci kesim aldı. Bu hükümetin adı tefeci hükümettir, tefecilere hizmet ediyor bu hükümet. Son 15 yılda sadece yurt dışında bir grup faiz lobisine ödedikleri para 179 milyar dolar. Bir avuç tefeciye ödenen para. İşçiye, emekliye, esnafa vermiyorlar ya, işte o paralardan alıyorlar bir grup yurt dışındaki tefeciye ödüyorlar. Peki içeriye de bir gruba ödediler. Son 15 yılda 620 milyar lira. Bu parayı kim aldı? Emekli, memur, esnaf, tüccar, çitçi almadı; işsizler zaten hiç almadı, taşeron işçisi o da almadı. Bir avuç insan aldı. Üstelik bu parayı öderken ev kadını musluğu açtığında 5 çeşit vergi ödedi, çocuğu sabah okula göndermek için elektrik düğmesine bastığında 4 çeşit vergi ödedi. Asgari ücretli vergi ödedi. Zararına mal sattığı halde çiftçiden vergi aldılar. Sanayiciden, tüccardan vergi aldılar. Bu Ankara'daki beyler, onların yandaşları, oğulları, enişteleri, dünürleri gittiler Man Adası'nda şirket kurdurttular ve Türkiye'de vergi vermemek için her türlü dümeni çevirdiler. Bunu da her yerde söyleyin, ev kadınına söyleyin. Beyefendi Man Adası'ndan dolarlar gelir, Man Adası'na dolarlar gider, bu ülkeye vergi vermemek için... O nedenle milli değil, gayri milli bir iktidarla birlikteyiz. Kendi ülkesine vergi ödememek için yurt dışında, Man Adası'nda şirket kuranlar milli de olamazlar, yerli de olamazlar. Onların tek bir adı var, onlar gayri millidir. 

'Asgari ücretliye bunu yeterli görene, haram olsun'

Asgari ücret net 2 bin lira olmalı dedik, şimdi 1.603 lira. Üç çocuklu eşi çalışmayan bir aile düşünün. Eline geçen asgari ücret 1.709 lira. Milyonlarca aile var böyle. Bu aile 1.709 lirayla nasıl geçinir. Ev kirası, elektrik parası, su parası öder, çocuğunu okula gönderiyor. Bu ülkeyi yöneten beyler diyor ki, 'Milletvekili bize yetmiyor, ticaret yapmazsam nasıl geçinirim' diyor. 1.709 lirayla geçinene bunu yeterli görene o para gerçekten haram olsun. 

'Rant düzenini yıkacağız'

Bu ülkede kim üretiyorsa başımızın üstünde yeri var. Ama elinde viski bardağı, bir masa bir sandalye, cebinde dolarları var, götürecek hükümete borç para verip, dünyanın en yüksek faizini alacak. Ankara'daki beyler de onlara para aktaracaklar. Bu düzeni yıkacak, değiştireceğiz. Rantiyeyi yıkacak, rant düzenini yıkacağız.  

'Eğitim sistemini değiştireceğiz, taşımalı eğitimi kaldıracağız'

Eğitim öğretim tamamen değiştireceğiz. Hiçbir anne baba memnun değil. Kendi çocuklarını kobay olarak kullanan ülke, Türkiye devleti ve hükümetidir. Sabah kalkıyorsunuz sınav sistemi, eğitim sistemi, okullar, tabelalar değişmiş.Böyle eğitim sistemi mi olur? Bir ülkeyi yıkmak istiyorsanız işgal etmenize, ambargo uygulamanıza gerek yok. O ülkenin eğitim sistemini değiştirin yeter. Bu hükümetin yaptığı da budur. Bu düzeni değiştireceğiz derken eğitim sistemini de değiştireceğiz. Analitik, düşünce özgürlüğü, hayatı, dünyayı sorgulamayı getireceğiz. Herkes çocuğunu severek ve isteyerek arzu ettiği okula gönderecek. Çocukları anne ve babalarının arzu ettiği okula göndereceğiz. Hiçbir zaman taşımalı eğitim yapmayacağız. Nerede bir çocuk varsa yanında öğretmeni de olacak. 

Anayasa Mahkemesi kararına uymayan ağır cezalara ağır eleştiri

Kuvvetler ayrılığı ilklesini ayağa kaldıran biz olacağız ve kaldıranlara karşı mücadelesini veren biz olacağız.  İflas eden bir yargı sistemiyle karşı karşıyayız. Dünyanın bütün demokrasilerinde kimin suçlu olup olmadığına hakim karar verir. Ama demokrasisi olmayan, siyasi otoritenin bütün gücü elinde topladığı ülkelerde, suçluyu belirleyen siyasi otoritedir. Bugün geldiğimiz noktada suçluyu belirleyen sarayda oturan zevattır. O zat suçluyu belirliyor arkasından savcılar, hakimler devreye giriyor. Biz bunu hak etmiyoruz. 1940'ların Almanyası, 2010'ların Türkiyesi aynı şeyleri yaşıyoruz. 1940'ların Hitler Almanyası'nda hangi koşullar varsa bugün Türkiye'de aynı koşullar vardır. 'Bu düzeni yıkacağız' derken, Hitler Almanyası'nı Almanlar nasıl yıktıysa, direnme hakkımızı kullanarak biz de bu düzeni aynı şekilde yıkacağız. Biz boşuna kilometrelerce yürümedik. 'Efendim ülkede adalet var niye yürüyorsunuz?' Adalet olsa o kadar yolu yürür müydük? Bu ülke için herkes için yürüdük. Herkes için yürüyeceğiz, mücadele edeceğiz. Adalet sıradan bir kavram değildir, adalet soylu bir kavramdır, üzerinde hepimizin titremesi gerekir. Adaletin olmadığı bir yerde devlet, insan hakları, düşünce özgürlüğü olmaz; kaos, kargaşa, kavga, savaş olur. Adalet bunların hepsini engeller. Hitler'in Almanyası'nda onun Adalet Müşaviri vardı. Hans Frank. Dönemin hakimlerine şunu söylüyor: 'Vereceğiniz her kararda önce kendinize şunu sorun. Benim yerimde Führer olsa nasıl karar verirdi?' Ne demek bu? Yani 'Führerin beklentilerine uygun karar verin'. Bugün bazı hakimler, Anayasa Mahkemesi kararını tanımayan bazı hakimler, Führer benzeri bir düzenin içinde yer almış durumdadırlar. Biliyorum bunu söyledim diye şimdi hemen fezlekeler düzenlenecek, savcılar harekete geçecek. Geçmezseniz namertsiniz.

Dün TBMM'de bir kişi, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı üzerine gaz yağı döktü ve 'Geçinemiyorum' diye kendini yaktı. Büyümenin yüzde 11.1 olduğu, 179 milyar dolar faizin dışarıya ödendiği; 620 milyar liranın bir avuç rantiyeye ödendiği bir Türkiye'den söz ediyorum. Bir gencecik vatandaşımız, işçimiz 'geçinemiyorum' diye üzerine akaryakıtı vurup kibriti çakıyor. Gazetelere baktım, acaba birinci sayfada yer alır mı diye, birinci sayfada bile yer almadı. Neden korkudan, baskıdan, 'bunu yaparsak acaba saraydaki zat üzülür mü?' diye. Meclisin önüne gelen kardeşim ben sana söyleyeyim, neden Meclis'in önüne geldin, Meclis'in fonksiyonu zaten büyük ölçüde bitti, git sarayın önünde yak kendini. Belki alevini görür o. Şöyle yorum yapar 'Beni çok seviyor kendisini ateşe verdi'. Bu Ankara'daki beyler geçinemiyorlar. Altlarında arabalar para vermiyorlar, yemek yiyor para vermiyorlar, uçağa biniyor para vermiyorlar. Bunlar Türkiye'den ayrılmış ve kopmuş insanlar. Bizim bildiğimiz Erdoğan, 2002'nin Erdoğan'ı değil. 2002'nin Erdoğan'ı geldi Keçiören'de bir dairede kaldı, 2017'nin Erdoğan'ı sarayda kalıyor. Haram bir yerde kalıyor. akir fukaranın parasıyla, alın teriyle haram bir yerde, üstelik kaçak bir yerde kalıyor. Ben bunu söylediğimde biliyorum, Bremen Mızıkacıları koro halinde saldıracaklar. Saldırmazsanız namertsiniz. Gittiğimiz yol hak yoludur, hukuk yoludur, adalet yoludur, milletin yoludur. Kararlılıkla gideceğiz. Biz mücadelemizde haklıyız. Sonuna kadar direneceğiz. Saydam bir Türkiye'den yanayız. Çıktı konuştular, 'Suriyeliler için 30 milyar dolar harcadık' dediler. Ben de '30 milyar doları kime harcadın? Suriyeliler için harcasan hepsinin evi olurdu, bakıyorum sokaklarda yaşıyorlar'. Nereye gitti bu kadar para. Hala cevabını alamadım. Her kuruşun hesabını veren bir hükümet istiyoruz. Bizim siyaset anlayışımızın gereği her kuruşun hesabını millete vermektir.

Korkunun egemen olduğu bir siyaset anlayışında demokrasi, özgürlük olmaz. Bunun mücadelesini vereceğiz.

'Süleyman Şah Türbesini aynı yere taşıyacağız'

Bir diğer konu Ege Adaları. Bu adalar bize mi ait, Yunanistan'a mı? Ağzımdan çıkan her lafa laf yetiştirir, bu soruya gelince dut yemiş bülbül gibi mübarek. Ya arkadaş bu adalar kimin? Bodrum'a 4 mil uzakta Keçi Adası var. Çipras gitti açıklama yaptı. Bize mi ait, Yunanistan'a mı? Dışişleri Bakanı açıklama yapıyor, 'Bizim zamanımızda hiçbir yer teslim edilmedi'. Ben senin zamanında nelerin nerelere teslim edildiğini çok iyi biliyorum. Senin zamanında sen Süleymanşah Türbesini, üstelik kendi topraklarından kaçırmadın mı? Süleyman Şah Türbesini kaçıran adamdan Osmanlıcı mı olur, tarihe saygı mı olur? Tarihe saygılıyız, görkemli bir tarihimiz var. Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen Balkanlar'a uzanan bir tarihimiz var, buna saygılıyız. Bu saygı birilerinin diline pelesenk olmamalı, tarihimize ihanet noktasına getirmemeli. Bunlar Süleyman Şah Türbesini kaçırarak kendi tarihlerine ihanet ettiler. Size söz veriyorum; 2019'da sözüm söz Süleyman Şah Türbesini aynı yere götüreceğiz ve Türk bayrağını oraya dikeceğiz.

Hakimler korkunun tutsağı olma yolunda hızla ilerliyorlar. Bütün hakim arkadaşlarıma sesleniyorum, hakimin onurunu koruyacak, hukuk devletini savunacak olan sizsiniz. Bu işin eğitimini alan, bu alanda görev yapan sizlersiniz. Siyasi otoritenin baskısı altında kalırsanız Türkiye'yi Hitler dönemine taşırsınız. Direnmek, hukuktan ayrılmamak, adaletten ayrılmamak sizin göreviniz olmalıdır. Sayın Yıldırım Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili diyor ki, 'İlk mahkemenin kararı geçerlidir, dosya oradadır, onlar bütün ayrıntıları biliyorlar'. İlk hüküm geçerliyse Yargıtay'ı, Danıştay'ı da kapat o zaman, Avrurpa İnsan Hakları Mahkemesi'den de çık, saraya taşı talimat versinler, karar versinler. O zaman niye bu kadar mahkeme kuruyorsunuz siz. Adalet anlayışından bu kadar yoksun bir hükümetle karşı karşıyayız. Adaleti sağlamak sizin görevinizdir hakim, savcı kardeşlerim. Sarayın tutsağı olacaksanız çıkın deyin 'Biz saraydan yana karar verecğiz' diye. O zaman biz de bilelim siz nasıl bir karar vereceksiniz. Hem hakimlik gömleğini giyeceksiniz hem de saraya meftun olacaksınız, ikisi bir arada olmaz, bir arada yürümez. O nedenle Hakimler Savcılar Kurulu, gece yarısı hakim değiştirirsen sana kaygı ve kuşkuyla bakarım. Gece yarısı kimden talimat geldi? 'Efendim saraydan talimat geldi'. Saraydan talimat geldiyse sen niye o koltukta oturuyorsun? Sana milletvekilliği sözü mü, başka sözler mi verildi? Sana verilen sözler üzerine karar veriyorsan sen Türkiye Cumhuriyeti'nin hakimi değil, sarayın kulu ve kölesisin. Biz sarayın kulu ve kölesi olanlardan değil, bağımsız ve tarafsız yargıdan yanayız.

Elde delil yok, 'Hapse atacağız'. Niye hapse atıyorsunuz insanları? Gazeteciler, öğretim üyeleri hapiste. Binlerce öğretim üyelerini KHK'larla üniversitelerden attılar. Oysa sevgili peygamberimizin ne güzel bir sözü var, 'Alimin ölümü alemin ölümü gibidir' der. Hz. Ali 'Bana bir kelime öğretenin 40 yıl kölesi olurum' diyor. Peygamberimiz 'İlim Çin'de olsa gidip alın' diyor. Bunlar ne yaptılar? Bütün öğretim üyelerini bir KHK ile üniversiteden attılar. Sonra ne yaptılar pasaportlarına el koydular, eşlerinin ve çocuklarının da pasaportlarına el koydular. Oysa sevgili Peygamberimizin Veda Hutbesi'nde 'Babanın suçunu çocuğa yüklemeyeceksiniz' der. Bunların bu dünyadan haberleri bile yok. Kendi iktidarları için istismar etmeyecekleri hiçbir değer yok. 

'Ortadoğu'ya barışı getirecek parti biziz'

Dış politikada da iflas etmiş durumdayız. Yurtta barış dünyada barış. Herkesle barış içinde yaşayacağız. Niye kavga edelim? Hangi gerekçeyle kavga edelim? Kavgadan hep zarar görüyoruz. Müttefik ilişkilerinde de son derece dikkatli olmamız gerekir. ABD ile müttefiksek, Türkiye'yi güvenlik açısından 3. derecede riskli olarak tanımlayamaz, tanımlamamalı. Müttefiksek bize karşı olmamalı, Ortadoğu'daki terör örgütlerine silah vermemeli. Bu silahlar günü gelir Ortadoğu'daki ülkelere döner. Ortadoğu'da kan dökülmesinden bıkmadınız mı? Herkesin önünde söylüyorum Ortadoğu'ya barışı getirecek olan parti biziz.

CHP'lilere uyarı

Bazen CHP tabanında 'Biz' değil, 'Ben' mücadelesinin yapıldığını görüyorum. Bu bizim tarihimize ve geleneklerimize aykırıdır. Bunu CHP'nin içinde belli çevrelere aşılayan 12 Eylül darbe hukukudur. Bütün CHP'lilere söylüyorum, eğer bir kişi 'Ben ne olacağım' diye düşünüyorsa, hemen derhal CHP'den ayrılsın. Bunu şunun için söylüyorum, CHP'li olmak demek bir dava adamı olmak demektir. Sıradan bir parti kimliği değildir bu. Çünkü CHP avukatların bürolarında bir dilekçeyle kurulmadı. CHP'nin tarihi savaş meydanlarında yazılmıştır. Demokrasiyi savunmak, kadın erkek eşitliğini savunmak, çağdaş eğitim ve üniversitelerin bilim üretmesini sağlamak, bilim insanlarını yüceltmek bizim temel görevimizdir. 'Ben yapacağım, ben bilirim o yapamaz' diyorsan buradan gideceksin. Demokrasi kavgası vereceğiz. Bir bedel ödenecekse vatandaş değil, önce biz ödeyeceğiz.

'Kimlik, inanç, yaşam tarzı üzerine siyaset vatan hainliğidir'

Dava adamı olarak üç şeye dikkat edeceğiz. Bir hiç kimsenin kimliğini, inancını, yaşam tarzını siyasete alet etmeyeceğiz. Kim bu üç konu üzerine siyasetini inşa ederse açık ve net söylüyorum, onun adı vatan hainidir. Vatandaşı kamplaştırarak siyaset yapılamaz. Yapıyorlar bu siyaseti ve toplumu bundan çekip çıkarmak gerekir. Onun için 2019'a hep birlikte hazırlanacağız. 2019 sıradan bir seçim değil. Önümüzde iki seçenek var: Demokrasiden yana olanlar ve diktatörlükten yana olanlar. Hangi görüşten olursa olsun demokrasiden yana olan bütün güçlerin ortak ses çıkarması lazım. Demokrasiyi bir kurtaralım ondan sonra oturur konuşuruz. Demokrasiyi savunmak bu ülkenin çocuklarına namus borcudur. Otoriter rejimi savunmak Türkiye'yi karanlığa götürür." 

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS