Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Yunanistan'a mesaj: Aşılamayacak sorunumuz yok

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Yunanistan'a mesaj: Aşılamayacak sorunumuz yok

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yunanistan'da yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği röportajda, 7 Aralık'ta Atina'ya yapması planlanan ziyaret öncesinde Türk-Yunan ilişkilerine dair soruları yanıtladı. Erdoğan "Bizim, komşumuz Yunanistan’ı bir düşman, bir hasım olarak görme gibi bir tavrımız hiçbir zaman olmadı. Tüm ülkeler gibi bizim de düşmana değil, dosta ihtiyacımız var. Sık sık söylüyorum, başta Yunanistan olmak üzere komşularımızla aşılamayacak hiçbir sorunumuz olmadığı inancındayız. " dedi.

Haberin Devamıadv-arrow
Haberin Devamıadv-arrow

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yarın Türkiye ile Yunanistan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi (YDİK) toplantısının 5’incisine katılmak üzere 6 yıl aradan sonra Atina’ya gidecek. 4’üncüsü 2016 yılında İzmir’de düzenlenen mekanizmanın tekrar aktif edilmesi Türk-Yunan ilişkilerinde bir süredir esen olumlu havanın bir sonucu olarak yorumlanıyor.

İşte Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’ın Kathimerini Gazetesi ile yaptığı röportaj:

SORU: Sayın Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz günlerde Türk-Yunan ilişkilerinde "yeni bir sayfa"dan ve farklılıkları çözecek bir ‘’kazan-kazan’’ formülünden bahsettiniz. Bunu söylerken tam olarak ne kastediyorsunuz?

Yunanistan komşumuzdur ve daima komşu kalacağız. Aynı coğrafyayı, aynı denizi paylaşıyoruz. Aynı havayı soluyoruz. Geçmişimiz itibariyle iç içeyiz. Aramızda henüz çözüme kavuşturamadığımız pek çok mesele bulunuyor, iki ülke olarak bunun farkındayız. Ancak bu sorunların gerginliğe vesile olmasına, Hükümetlerimiz ve halklarımız arasında anlaşmazlıklara yol açmasına izin verip vermemek bizim elimizdedir. İşte ben bu manada ilişkilerimizde “yeni bir sayfa”dan, “kazan-kazan” ilkesinden bahsettim. “Kazan-kazan” anlayışı zaten Türkiye’nin uluslararası ilişkilere, diplomasiye yaklaşımının temelinde yatıyor. Uyuşmazlıklar diyalog yoluyla, suhuletle ele alınır, ortak paydada buluşulur ise, herkes kazançlı çıkar. Yunanistan ile son dönemde, ilişkilerimizi bu anlayış çerçevesinde şekillendirme yönünde gayet iyi bir ivme yakaladık. Uzun süredir işlemeyen ikili mekanizmaları yeniden canlandırdık. Diyalog kanallarımız her seviyede açık ve işliyor. Karşılıklı ziyaret trafiğimiz yoğun. Ülkelerimiz ve bölgemiz açısından önemli pek çok alanda işbirliğimizi karşılıklı güven temelinde geliştirme irademiz mevcut. Şimdi ise her iki tarafın üzerine düşen, bu anlayışı pekiştirmek, kurumsal hale getirmek ve ilerletmektir. Sayın Miçotakis’in de aynı iradeye sahip olduğunu düşünüyorum. 7 Aralık’ta Atina’da imzalamayı umduğumuz Dostane İlişkiler ve İyi Komşuluk konulu Bildirge de söz konusu ortak niyetimizi tüm açıklığıyla kayda geçirecek.

Haberin Devamıadv-arrow
Haberin Devamıadv-arrow

SORU: İki ülke çok gergin bir dönemden geçti, hatta 2020'de askeri çatışmanın eşiğine bile geldiler. Siz ve Başbakan Miçotakis o zaman da iktidardaydınız şimdi de iktidardasınız. Ne değişti? Sayın Miçotakis'i Atina'da gördüğünüzde kendisine ne söyleyeceksiniz?

Ne değişti diye sordunuz. Doğrusunu isterseniz bizim açımızdan bir şey değişmedi. Bizim, komşumuz Yunanistan’ı bir düşman, bir hasım olarak görme gibi bir tavrımız hiçbir zaman olmadı. Tüm ülkeler gibi bizim de düşmana değil, dosta ihtiyacımız var. Sık sık söylüyorum, başta Yunanistan olmak üzere komşularımızla aşılamayacak hiçbir sorunumuz olmadığı inancındayız. Bence son dönemde değişen, Yunanistan tarafının bize yönelik bakış açısını gözden geçirmiş olması, uzatılan dostluk elini asla geri çevirmeyen bir millet olduğumuzu anlamaya başlamasıdır. Halkımızın güvenliğine, toprak bütünlüğümüze, milli çıkarlarımıza göz dikenlere nasıl her zaman tereddüt etmeksizin gerekli tepkiyi veriyorsak, işbirliği ve dostluğun ilerletilmesine de her zaman açığız. Sayın Miçotakis’in bunu anladığını, Yunanistan ile Türkiye arasındaki sorunların aşılması ve ilişkilerin ileriye götürülmesini samimi şekilde arzu ettiğimizi görebildiğine inanıyorum. Ben de kendisinde bizimkine benzer bir yaklaşım gözlemliyorum, bu memnuniyet verici. Sayın Miçotakis’e ne söyleyeceğimi sordunuz. Kendisine şunu söyleyeceğim: Kiryakos, dostum, siz bizi tehdit etmedikçe biz de sizi tehdit etmiyoruz. Gel iki ülke arasındaki güveni sağlamlaştıralım. Ekonomi, ticaret, ulaştırma, enerji, sağlık, teknoloji, eğitim, gençlik, her alanda ikili işbirliğini artıralım. Ülkelerimizdeki tarihi ve kültürel varlıklara karşılıklı olarak gerekli itina ve ihtimamı gösterelim. Ege meseleleri olsun, düzensiz göçle ortak mücadele olsun, Yunanistan’daki Türk azınlığın devam eden sorunları olsun, karşılıklı iyi niyet temelinde diyalog yoluyla çözemeyeceğimiz bir problem yoktur. Her şeyden önce bu yıl iki ülkede yapılan seçimlerde halklarımız her iki hükümete de güçlü bir destek verdi. Bu destekle hem biz hem de Sayın Miçotakis güçlü ve yapıcı adımlar atabilecek konumdayız.

Haberin Devamıadv-arrow
Haberin Devamıadv-arrow

SORU: Türkiye ve Yunanistan'ın kıta sahanlığı konusunu Uluslararası Mahkeme'ye götürme konusunda anlaşabileceklerine inanıyor musunuz? Yakın gelecekte temel sorunlar çözülmemiş olsa bile Ege'deki mevcut "sakin suların" devamını nasıl güvence altına alabiliriz?

Haberin Devamıadv-arrow
Haberin Devamıadv-arrow

Söylediğim gibi, diyalog ve iyi niyet çerçevesinde sorunların çözüleceğine inanıyorum. Tabii burada kıta sahanlığının yanında birbiriyle bağlantılı çözülmesi gereken hava sahası genişliği, uluslararası antlaşmalarla daimî olarak gayriaskerî statüye alınmış adalar, egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş adalar, FIR ve arama-kurtarma sahaları gibi hizmet sahalarının egemenlikle irtibatlandırılması dahil başka sorunlarımız da var. Bunları paket halinde bir bütün olarak ele almalıyız. Meselelere seçici yaklaşıp bazılarını konuşup bazılarını konuşmamak doğru bir yaklaşım değil. Çünkü hepsi birbirleriyle bağlantılı. Uluslararası yargıya gittiğimizde geride hiçbir sorun bırakmamalıyız. Ama her şeyden önce tüm sorunlarımızı cesur bir şekilde konuşmalı, kamuoylarımızı doğru bir şekilde yönlendirmeliyiz.
Burada sorun çözme irademiz son derece belirleyici olacaktır. Bizim bu irademiz güçlüdür. Çevremizde yaşanan anlaşmazlıkların çözülmesi için gösterdiğimiz gayrete ve mesafe alma kabiliyetimize baktığınızda Türkiye’nin meseleleri barışçıl yollarla ortadan kaldırma anlayışını ve potansiyelini görebilirsiniz. Bizim samimiyetimiz ve çağrımız açıktır. Yunanistan’ın da dış müdahalelere kapalı benzer bir yaklaşım ortaya koyması halinde ülkelerimiz için huzurlu bir gelecek inşa etme yolunda, iyi bir başlangıç yapabileceğimize inanıyorum.

Haberin Devamıadv-arrow
Haberin Devamıadv-arrow

SORU: Birden fazla defa "bir gece ansızın gelebiliriz " şeklinde yaptığınız açıklama birçok Yunanlının tehdit edildiğini hissetmesine sebep olmuştu. Onlara bu ifadenin hâlâ geçerli olup olmadığına yönelik ne cevap verirsiniz?

Az önce de belirttiğim üzere, ancak bizi tehdit edenler bizden çekinmelidir. Ülkemizin güvenliğini tehdit eden terör unsurlarına karşı bir gece ansızın geliriz dedik ve gereğini yaptık. Terör yuvalarını başlarına yıktık ve yıkacağız. Toprak bütünlüğümüze, birliğimize ve beraberliğimize el uzatanların bizden göreceği karşılık her zaman bu olmuştur ve bundan sonra da bu değişmeyecektir. Vatanımızı savunmak, milletimizin huzurunu korumak en doğal hakkımızdır ve tüm terör odaklarına karşı da bu hakkımızı sonuna kadar kullanmaya devam edeceğimizden kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Yunanistan ise hasmımız değil, içinde bulunduğumuz ittifakın kıymetli bir üyesi. Ayrıca komşuyuz, komşu olarak kalacağız, birbirimizin haklarına ve hayatî çıkarlarına karşılıklı olarak saygı göstermeliyiz. Bizim dostluk elimizi uzattığımızda ne kadar kucaklayıcı olduğumuzu yüzyıllarca birlikte yaşadığımız Yunan halkı iyi bilir. Bizim kültürümüzdeki hoşgörüyü ve samimiyeti çok yakından tanırlar. Karşılıklı anlayış temelinde ilişkilerimizi ilerletmek ve bu coğrafyada barış içinde yaşamak istiyoruz. Bunu ifade ettiğimizde laf olsun diye söylemediğimizi de defalarca ispat etmiş bir ülkeyiz. Batı medyası bu sözlerimi çarpıtma gayreti içindedir.

SORU: Ege ve Doğu Akdeniz'de enerji rezervlerinin olduğuna inanıyor musunuz? İki ülke kıta sahanlığının sınırlandırılması konusunda anlaşamadıkları takdirde, bu araştırmalar nasıl yapılabilir?

Rezervlerin olup olmaması hususu benim kişisel kanaatimden öte bilimsel araştırmalar sonucunda tespit edilebilen bir husus. Gördüğümüz kadarıyla bu konuda umut verici çalışmalar yapıldı, yapılıyor. Akdeniz ve Ege doğal kaynaklar açısından zengin bir havza. Mevcut uluslararası konjonktürde enerji güvenliğinin sağlanması ve muhafazası stratejik açıdan elzem bir konu haline geldi. Bu manada özellikle Akdeniz’de iş birliği potansiyeli ve imkanları var. Böyle bir iş birliği potansiyelinin değerlendirilmesi hem bölge ülkelerinin enerji güvenliğine hem de siyasi meselelerin çözümüne de katkıda bulunabilir. Diğer taraftan, buradaki potansiyelin siyasi açıdan suiistimal edilmeye çalışılması bu kaynakların kullanılamaması riskini de beraberinde getirir. Biz enerjinin tüm ülkeler ve toplumlar arasında iş birliği ve ortak kazanım unsuru olduğunu düşünüyoruz, uyuşmazlıkları diyalog yoluyla çözmek istiyoruz. İş birliğini tercih ediyoruz ve buna hazırız. Bu nedenle daha önce iki defa kapsayıcı nitelikte Doğu Akdeniz’deki fırsatlar için konferans düzenlenmesini önermiştim. Maalesef, başta AB buna sessiz kaldı. Sessiz kalmak sorunları çözmüyor. Keza, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ada’da kapsamlı çözüme kadar rezervlerin ortak işletimi ve gelir paylaşımını önerdi ve biz de bu öneriyi destekliyoruz. Bölgede başka ülkeler de bu yönde ilerlerken, Ada’daki iki taraf neden iş birliği yapamasın? Ege’de de iş birliği yapabileceğimiz pek çok konu var. Her şey halklarımızın ve sonraki nesillerimizin huzur ve refahı için.

SORU: Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesi Yunanistan'da ve Batı'da pek çok kişiyi şok etti. Neden bu kararı verdiniz? Heybeliada Ruhban Okulu yakın zamanda tekrar açılır mı?

Farklı kültürleri hoşgörü ile sahiplenme temeli üzerine kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nin hem vakıf müesseselerini hem de bunların hak ve hukukunu geleceğe taşıyan bir sistemi etkin şekilde sürdürdüğünü belirtmek istiyorum. Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’ne ait vakıf statüsü bugün de korunmaktadır ve geçerlidir. Fatih Sultan Mehmet Vakfının mülkiyetinde bulunan Ayasofya Camii, ilgili Danıştay kararıyla esasen vakfedilme amacına uygun olarak kullanılmaktadır. Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nin maddi ve manevi yönlerden yapısal bütünlüğünün bozulamayacağı, ikonografik ve her türlü plastik sanat unsurlarının eksiltilemeyeceği ve korunacağı, her vakıf kurumu gibi dokunulmazlık imtiyazına sahip Ayasofya Vakfının hukuki belgesi olan Vakıf Senedinde güvence altına alınmıştır. Bu mümtaz mabedi insanlık tarihinin nadiren göreceği bir titizlik ve saygıyla koruyor, tüm insanlığın bu muhteşem anıttan maddi ve manevi şekilde yararlanmasına olanak sağlıyoruz. Son 570 yıllık uygulama ve koruma çabaları da devletimizin konuya tarihin her katmanında ne kadar titizlik ile yaklaştığının tescilidir. Şimdi ise Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nde Mimar Sinan döneminde yapılan koruma çalışmalarından sonra bütüncül olarak en büyük çalışmayı başlattık. Ayasofya Camii barış ve hoşgörünün sembolü olarak tüm din ve inançtan ziyaretçilere açık olmaya devam edecektir.

Heybeliada Ruhban Okulu’na gelince, Anayasa Mahkememizin 1971 yılında aldığı bir kararla ülkemizdeki tüm özel yüksekokullar devletleştirilmiştir. Bu karar sadece Ruhban Okulunu değil, ülkemizdeki tüm özel yükseköğretim kurumlarını kapsamıştır. Ruhban Okulunun ise devredilebileceği bir resmi yükseköğretim kuruluşunun bulunmaması nedeniyle hukuki temeli kalmamış ve faaliyetleri durmuştur. Esasen günümüzde Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılabilmesi ancak kapsamlı mevzuat değişiklikleri sonucunda mümkün olabilir. Öte yandan, Fener Rum Patrikhanesi de, Ruhban Okulu’nun YÖK mevzuatına tabi olarak bir devlet üniversitesi bünyesinde öğrenime yeniden başlamasına olumlu yaklaşmamıştır.

SORU: Ege'deki göç akımları uzun yıllardır tartışmalı bir konu haline geldi. İki ülke bu sorunla baş etme ve kontrol etme konusunda doğrudan iş birliği yapabilir mi? AB bir rol oynayabilir mi?

Gerek yaşanan siyasi istikrarsızlıklar, gerek farklı kaygılar nedeniyle dünya genelinde göç hareketlerinde ciddi artış gözlemliyoruz. Maalesef, insanların bu arayışlarından çıkar sağlayarak, ciddi gelirler elde eden suç yapıları da hızla artıyor. Bu durum, her zaman söylemiş olduğumuz üzere, devletlerin tek başına üstesinden gelebilecekleri bir mesele değil. Neticede düzensiz göç ortak bir sınamadır ve ortak çabalar gerektirmektedir. Tabiatıyla ülke olarak düzensiz göçle mücadelemize yoğun çabalarımızla devam ediyoruz. Bu konuda AB’nin ülkemize destek olması önem arz etmektedir. Sonuç itibariyle, eşit yük ve sorumluluk paylaşımını öngören, daha kaynakta iken göçü engellemeye yönelik ortak adımlar atılması şart. Bunu sadece Türkiye ve Yunanistan arasındaki iş birliği ya da Ege’deki göç hareketlilikleriyle sınırlandırmamalıyız, tüm uluslararası toplumun dahline ihtiyaç duyulan son derece geniş çaplı bir mücadele gerekli. Biz bu konuda samimi şekilde iş birliğine her zaman açık olduk, olmaya da devam ediyoruz. Kaldı ki göç meselesi savaşlar sona erse bile dünya gündeminden kalkmayacak bir sorun alanı. Küresel iklim değişikliğinin olumsuz sonuçlarından birinin de iklim göçleri olduğu ve gelecekte bunun artacağı öngörüleri mevcut. Dolayısıyla bu soruna kalıcı çözümler, işleyen mekanizmalar üretmek zorundayız. Bütüncül bir yaklaşımla bu konuda kafa yormalı ve sorun çözücü formülleri konuşabilmeliyiz.

SORU: Gazze meselesi ile alakalı Batı'yı ve İsrail'i çok eleştirdiniz. Türkiye aynı zamanda NATO üyesi ve birçok batılı ülkenin stratejik ortağı. Pek çok kişinin sorduğu "Türkiye Batı'ya ait mi?" sorusuna nasıl yanıt verirsiniz?

Türkiye NATO’ya Yunanistan’la birlikte, 71 yıl önce girmiştir. Takdir edersiniz ki Batılı veya Avrupalı olmanın kriteri Avrupa Birliği mensubiyeti değildir. Kaldı ki AB’yle de, 1963 yılına dayanan ilişkileri çerçevesinde, aynı Gümrük Birliği içinde bulunan, adaylık statüsünü taşıyan bir ülkeyiz. Bu doğrultuda Türkiye’nin, demokratik yapısıyla ve savunduğu değerlerle, AB ve NATO üyesi ülkelerle ortak paydası son derece geniştir. BM ve Avrupa Konseyi başta olmak üzere Batılı olarak adlandırılan birçok uluslararası teşkilatın da kurucu üyesidir. Biz, uluslararası ilişkilerde daima hakkaniyetin, adaletin ve vicdanın sesi olageldik. Uluslararası gelişmelerde rehber edindiğimiz bu anlayış doğrultusunda, tarihin doğru tarafında yer almak başlıca hedefimizdir. Türkiye’nin Filistin halkının uğradığı haksızlıklar ve insanlık dışı muamele karşısında ortaya koyduğu tepki ve İsrail’i, uluslararası hukuku, uluslararası insancıl hukuku ve insan hakları hukukunu açıkça ihlal eden eylemleri nedeniyle eleştirmekten kaçınmaması, bu hedefimizin tabii bir gereğidir. Bugün pek çok Batılı ülkenin de giderek benzer tutumlar ortaya koymaya başladıkları da dikkate alındığında, Türkiye’nin Filistin bağlamında, bu şekilde ahlaki bir sorumluluğu yerine getirmesinin, “Batıya ait bulunup bulunmamakla” sorgulanması söz konusu olamaz.

Türkiye’nin yönelim ve aidiyetinin tartışılmasından ziyade, sorgulanması gereken esasen bazı Batılı ülkelerin, kuvvetle savundukları değerleri bazen hiçe sayabilmesidir. Gazze’de yaşanan vahşete sessiz kalınması bunun en canlı örneğidir. Aslında biz Gazze’deki soykırıma karşı çıkarak Batı toplumunun temel değerlerini de savunuyoruz. Gazze’de kundaktaki bebeklerden tutun her yaşta insanın temel hakları çiğneniyor. İnsan haklarının göz göre göre yok edilmesine sessiz kalınması, insanların mülkiyet haklarının hiçe sayılarak evlerine, topraklarına sistematik bir biçimde el konulması, Filistinlilerin geleceklerini tayin haklarının ellerinden alınması Batı medeniyetinin değerlerinin neresinde kalıyor? Hastanelerin bombalanması, okulların, mülteci kamplarının, pazar yerlerinin vurulması ve sivillerin öldürülmesi Batı değerlerine uygun mudur? Gazze’deki insanlara “güneye gidin” deyip oraya yönelenlerin üzerlerine bomba yağdırılması Batı’nın benimsediği bir durum mudur? Şimdi soruyorum, tüm bunlara bile isteye sessiz kalan ülkeler mi yoksa Türkiye mi Batı’ya ait?

Sıradaki Haberadv-arrow
Sıradaki Haberadv-arrow