Uğur Hakan Hacıoğlu Uğur Hakan Hacıoğlu

Hakan Başar: “Benim için müzik, bir yaşam biçimi, özgür davranabilme, kendimi ifade edebilme şekli.”

03.12.2020 Perşembe | 13:26

Hayat yolculuğunun başlangıcı sonrası kısa bir zaman içerisinde sanat kariyeri de başlayan birçok isim tarihimizde yer alıyor. Bu insanların küçük yaşlarda sanat yahut müzik kariyerinin başlamasında ailenin ilgisi elbette çok önemlidir. Bunun yanında yetenek ve bireysel alaka da son derece önemlidir. Plan yapmak, disiplinli olmak illa ki araştırmak…

Hakan Başar, müzikal kariyerinde emin adımlarla yoluna devam eden genç bir müzisyenimiz. Yeterli derecede olgunluk, iyi derece tahlil etme ve mutlak meraka ve disipline sahip. Hakan Başar ile kariyerinin başlangıcını, yurtiçi ve yurtdışı konserlerini, albüm ve kayıt çalışmalarını ve en önemlisi planlarını konuştuk. Tıpkı Umberto Eco’nun dediği gibi; “Gerçekten bir plan varsa, başarısızlığa uğramak söz konusu değildir.”

Sizin için müzikle iç içe doğmuş demek oldukça doğru bir tanım olur. Elbette babanızın da müzisyen olması önemli bir husus… Peki, başlangıç noktasında 88 tuşla tanışmanız nasıl meydana geldi?

 Bu tanımlamayı biraz açmak gerekirse; anlatılanlara göre daha eski dönemlerde -tabii ki tarih öncesi değil- genelde ilkokulda mandolin ile müziğe başlanırmış. Babam Fahrettin Hakan Başar bu evrelerden geçip uzun yıllar içerisinde kendi sevdiği ve beğendiği tarzlar ile müzik ve orkestra anlayışını geliştirerek commercial anlamda kendi müzik ekolünü oluşturmuş.

Repertuvar ve birlikte çaldığı müzisyen seçimleri bu sistemi oluşturmasında en önemli faktörler. İstikrarın başarıyı getireceğine inandığı için uzun süreli çalışabilme adına, seçimler genelde genç ve yetenekli müzisyenlerden yapılmış. Pek çoğunu ben de tanıyorum, çoğu ülkenin çok iyi tanıdığı müzisyenler. Bu kervana katılan en son kişi oldum ve bu benim için büyük bir şans. Bundan sonraki müzik yolculuğumda da mümkün olduğunca babamı yanımda görmek en büyük dileğim.

 88 tuşla buluşmamız gerçekten olmaması gereken bir olay neticesinde gerçekleşti. Babamın orkestrasının bir programı öncesi, uçağın kalkmasına saatler kala klavyecinin gelemeyeceğini söylemesi ve son anda hiç tanımadıkları ve ne katkı yapacağı meçhul biriyle yola çıkmaları babamı olduğu kadar beni de çok üzmüştü. Bu olaydan birkaç gün sonra evimizin kapısında bir piyano dersi ilanı gördük.

Hem bize yakın hem de Moskova Devlet Konservatuarı'ndan bir isimdi. Hemen kendisine ulaştık. Ertesi günü de ders başladı. Piyanom olmadığı için etraftan bulunan keyboardlarla çalışıyordum. Birkaç ders sonra hocanın şehir dışına taşınması bizi kendi çözümlerimizi bulmaya yöneltti. Yeni bir arayışla fazla vakit kaybetmeden kendi işimize baktık. Bu arada güzel bir gelişme oldu ve bugün hala evdeki çalışmalarımı yaptığım elektro piyano alındı. Artık 88 tuş, imkanlar dahilindeki tüm ağırlığıyla ellerimin altındaydı.

Aslında yaşanan talihsizliğin bir daha tekrarlanmaması adına babanızın sizi piyanoya alıştırmasıyla profesyonel müzik kariyeriniz de başlamış oldu. Hayatın içinde bu tarz kriz anlarının fırsata dönüşmesine bu durumun güzel bir örnek oluşturduğunu düşünüyorum. İlk dönemlerde psikolojik olarak kendinizi konserlere nasıl hazırlıyordunuz?

 Bu olumsuzluğu çok kısa sürede giderip yeni bir başlangıç yapabilme adına çok çalıştık. Tabii ki piyanonun başına oturur oturmaz hemen çalmaya başlamadım ama fazla vakit kaybetmeden çok hızlı yol aldığımı söyleyebiliriz. Kendi çalışma sistemimizi kendimiz oluşturup çok değerli müfredatlarla düzenli çalışarak ve her zaman müzik dinleyerek öğrenmeye çalıştım. Çok deneme ve çok az yanılma, süreci kısalttı. Kısa bir süre sonra babamın bana yardımcı olmak üzere aktif müzik hayatını bırakması da gelişimimin hızlanmasında önemli rol oynadı. Benim adıma en avantajlı durum babamın bıraktığı yerin benim için başlangıç noktası olması.

 Babam neredeyse gece gündüz hiç uyumuyor, hem okul derslerime hem de müzik çalışmalarıma yardım ediyordu. Belki çok sonra çalışabileceğim kitaplar bile çoktan araştırılmış ve listelenmişti. Bir yandan da caz piyanistlerinin CD'lerinden arşiv oluşturuyorduk. Bana düşen ise en hızlı şekilde planlananları hayata geçirebilmekti.

Bu konuda yıpranmamam için tüm ön çalışmalar yapılıyordu. Teknik çalışmalarıyla enstrüman hakimiyetini yavaş yavaş sağlamaya başladıktan sonra bunları uygulamak için orkestra repertuvarı çok uygun bir platformdu. Bu olağanüstü geniş international repertuvarın tüm orijinal piyano notaları temin edildi. Sonrasında bu denli profesyonel bir orkestrada ben de yer almaya başladım.

Bu düzen hem orkestra sounduna büyük katkı yaptı hem de benim gelişimimi olumlu yönde etkiledi. 10 yaşlarında Nothing's Gonna Change My Love For You, Fresh, You Are The Sunshine Of My Life, Give Me The Night, How Deep Is Your Love, Can't Take My Eyes, Copacabana,To Love Somebody, I Say A Little Prayer For You vb. parçaları çalıyordum. Her şeyden önemlisi mükemmel bir iş çıkarmak için hangi detaylara dikkat etmem gerektiğini de öğreniyordum.

 Yaşımdan dolayı, ilk zamanlar beni psikolojik olarak hazırlamak da babamın sorumluluğunu aldığı ve her zaman moralimi yüksek tutmaya çalışarak gerçekleştirdiği bir durum. Örneğin birlikte maça gidip köfte ekmek yemek, bahçede basketbol oynamak, fast food siparişleri, esnaf lokantasında kuru fasulye pilav, iskender kebap, Spor ayakkabı alınması, konser ve evdeki etüdlerimdeki ilerlemeleri destekleyen primlerdi. Buradaki ensemble, müziğe de olumlu yansıyordu.

 

İlk konserinize geri dönersek… Her müzisyen için ilk konserin önemli bir eşik olduğu kanaatindeyim. İlk konserinize çıkacağınız zaman kendinizi hazır hissediyor muydunuz?

 İlk konserim Pera Müzik Festivali'nde ancak ilk büyük konser Akbank Sanat Genç Yetenek Konseri ile tamamen dolu bir salonda gerçekleşti. Sosyal medyada çok fazla ilgi ve destek görmeme rağmen doğrusu bu kadar ilgi ve alakayı sanırım hiç kimse beklemiyordu. 2017'de gerçekleşen bu konserin ardından 21. İzmir-Avrupa Caz Festivali, 24. İstanbul Caz Festivali Tanıtım Gecesi, Ahmet Ertegün’ü Anma Gecesi, Zorlu PSM Caz Festivali, 21. Ankara Caz Festivali, 24. İstanbul Caz Festivali, 27. Akbank Caz Festivali konserleri gerçekleşti.

Konserler arasındaki süreci de çok iyi değerlendirmeye çalıştım ve bu konserler benim için prestijli basamaklar olmaya devam etti. İlk konserimden itibaren her konsere o anki müzikal seviyeme göre en iyi şekilde hazırlanmaya çalışıyordum. Çünkü sizin için o salona gelenler hayal kırıklığına uğramamalı. Repertuvar seçimlerimiz de her zaman dinleyenle en hızlı buluşabilecek, asla sıkılmaya meydan vermeyecek şekilde yapılıyordu.

Piyano; antrenman, disiplin ve düzen seven bir enstrüman… Bu sebeple de hayatın dinamiklerini iyi programlamak gerekiyor. Çok genç yaşlardan itibaren müzikal kariyerinize başlamanıza rağmen yolunuzda sağlam adımlarla ilerliyorsunuz.  Tüm bunların içerisinde sizin için müzik ne ifade ediyor?

 Düzenli ve disiplinli etütler, yeteneğinizin daha hızlı ortaya çıkabilmesi için olmazsa olmaz şartlar. Bunun için de doğru planlama ve programlama çok önemli. Babamın okul, müzik ve spor kültürleri ile beni hazırladığını farklı mecralarda da anlatmıştım. Şöyle ki; bu süreçte devlet okuluna da devam ettiğim için piyano etütlerini de okuldaki derslerden biri gibi kabul edip ona göre çalıştım.

Ayrıca dediğiniz gibi hayatın dinamiklerini de iyi programlamanız gerekiyor. İlk zamanlar enstrümanı tanımak ve hakim olabilmek adına daha çok teknik çalışmalarla geçtiğinden daha zor, özellikle de benim için biraz sıkıcı oldu. Okula gitmeden bile sabah 06:00'da kalkıp rutin etütlerimin ilk bölümünü yapıyordum. Zaman içinde her şey gelişti ve değişti. Ancak bu çalışmaların önemini bugün daha iyi anlıyorum. İstediklerinizi yapabilmek için enstrümanınızla yeterince tanışmalısınız. Böylelikle çok zor gibi görünen şeyler sizin için çok kolay olabilir.

Örneklemek gerekirse yeterli teknik çalışmadıysanız istediklerinizi çalamazsınız ve çok zorlanıp acı çekersiniz. Oscar Peterson, Richard Bona, Niels Hanning Orsted Pedersen, Bireli Lagrene, Sylvain Luc, Dave Weckle vb. dinlerseniz bu dediğim çok net olarak anlaşılabilir. Tabii bu teknik, geliştirdiğiniz müzikalitenizle birlikte daha değerli bir hale geliyor.

 Çalışmalarımı müzikal anlamda sergileyebilmem adına bulduğum uygulama alanları yani konserler, adımları netleştirdi. Yurtiçi konserlerini London Jazz Festival açılış konserine kadar taşıyabildim. Aslında çok daha fazlası olabilirdi ama başta salgın süreci olmak üzere planlarımızı aksatan birkaç faktör oldu. Bu şartlar sağlanmış olsaydı şu an Jazz at Lincoln Center, Dizzy's Club, SF Jazz Center, Jazz Vienna, Montreux Jazz Festival vb. çalmış olurdum.

 Benim için müzik, özellikle de caz neredeyse her şey. Bir yaşam biçimi, özgür davranabilme, kendimi ifade edebilme şekli. Bu sebepten ortaokulu bitirdikten sonra ailemin de onayı ile bir seçim yaptım ve Sn. Sabahattin Özbakır'ın da desteğiyle Pera Güzel Sanatlar Lisesi'ne başladım.

Michel Petrucciani, Bill Evans, Oscar Peterson, Miles Davis, George Benson gibi dünya çapında tanınmış sanatçıları kendinize örnek aldığınızı biliyorum. Türkiye’de çalışmalarını takip ettiğiniz ve ilgi gösterdiğiniz sanatçılar var mı?

 Saydığınız isimleri dinlemeyi çok seviyorum. Örnek aldığım ve hedeflediğim en önemli özellik o seviyelerde çalabilmek. Bunun için elimden gelen tüm gayreti gösteriyorum.

 Türkiye'de kimseyi takip etmiyorum ama sevdiğim müzisyenler var. Kerem Görsev ve Ferit Odman bunların başında geliyor.

Türkiye’deki ilgi ve takip noktasında İzzet Öz ile yolunuzun kesişmesinin bir etkisi oldu mu? Kendisi size neler kattı?

 Pera Güzel Sanatlar Lisesi'ne girişim, İBB Kent Orkestrasına iki kere konuk olduğum konserlerin haricinde İzzet ağabey ile de tanışmamızı sağlayıp bana destek olan Sonat Çerçioğlu'na da buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

 2017'deki konserler sırasında İzzet Öz, Nezih Yeşilnil, Alkan Başar ve babamdan oluşan kadroyla prova ve konserlere gidiyorduk ve en çok eğlendiğim, çok güldüğüm dönem olmuştu. En çok konser de bu dönemde oldu. İzzet Öz tüm konserlerde, stüdyo kayıtlarında, Martin Hummel'ı karşılamada yani müzik adına her yerde vardı. "İyi ki tanıştım." dediğim insanlardan biri.

Dizzy Gillespie ve Louis Armstrong gibi önemli müzisyenlerin yolu ülkemizden geçmiş, Eartha Kitt ise ilk yıllarında müzikal çalışmalarıyla ülkemiz sahnelerinde boy göstermişti. Güncel caz müziğimizin bulunduğu noktada geçmiş yıllardaki bu temas ve dokuların izlerinin halen müziğimizde bulunduğunu söyleyebilir miyiz? Ayrıca bu doku ve temasın sizin çalışmalarınızda olduğunu düşünüyor musunuz? Düşüncelerinizi merak ediyorum.

 Dizzy ve Armstrong çok önemli isimler. Dizzy Gillespie bepop tarzının ilk isimlerinden. Ancak bugün için ülkemizde ve dünyada farklı ekoller örnek alınıyor. Bunların başında da Miles Davis, Thelonious Monk, John Coltrane, Bill Evans geliyor. Benim için olağanüstü bir şans da Türkiye'nin dünya çapındaki en önemli müzisyenlerinden biri İmer Demirer ile tanışmış olmam. Hatta bununla da kalmayıp albümde If You Never Come To Me adlı parçayı birlikte seslendirmiş olmamız.

8 Şubat 2018'de İmer Demirer, Ferit Odman, Engin Recepoğulları ve Kağan Yıldız ile iki parça kaydedilmek üzere stüdyoda toplanıldı. İmer ağabey "Ben Hakan'la Duo If You Never Come To Me çalacağım." dedi. Kısa bir tariften sonra hiç provasız bir kerede çaldık. Tabii ki şu anki performansımda olmak isterdim ama edindiğim tecrübe inanılmaz. Bu arada trompetçiler üzerinden ilerlersek İmer ağabeyin en sevdiği trompetçileri Woody Shaw, Miles Davis, Clifford Brown, Freddie Hubbard vb. olarak sıralayabiliriz.

Martin Hummel’in sizinle iletişim kurması ve sonrasında da Türkiye’ye gelerek tanışmanızla birlikte kariyeriniz başka bir noktaya evrildi. Yurtiçi çalışma ve konserlerin yanında yurtdışı faaliyetleri de başladı. Önce "On Top Of The Roof" albümünüz çıktı sonra Londra konseri gerçekleşti. Albüm sürecinden bahseder misiniz? Yurt dışı konserlerinde oradaki caz müziğe dair izlenimleriniz neler oldu? Konserlerinize gösterilen ilgiden memnun kaldınız mı?

 Her şey adeta bir film gibi cereyan etti ama gerçekti. "Araştırma" en önemli çalışma metodlarımızın belki de en başında geliyordu. Bu sayede önce music label sonra da artist management ve booking çözümleri yurtdışından geldi. Ubuntu Music kurucusu Martin Hummel'ın eşiyle birlikte benim için ülkemize hatta evimize kadar gelip konuk olması ilk yurt dışı bağlantım oluyordu. Bu bağlantı önce On Top Of The Roof albümümü sonrasında London Jazz Festival'i beraberinde getirdi.

 2017 konserleri sonrası gerçekleşen stüdyo kayıtları, benim müzikal durumumu görmek ve profesyonel müzisyenlerle çalarak tecrübe kazanmam için planlandı. İzzet Öz’ün ve Babajim Stüdyoları’nın desteğiyle 2018 Şubat ayında başlayan kayıtlar Kasım ayında tamamlandı. Ferit Odman, İmer Demirer, Halil Çağlar Serin, Kağan Yıldız ve Voyage adlı parça albümde yer almamasına rağmen Engin Recepoğulları ile birlikte çalma şansı buldum.

Kayıtlar, çekilen videolar vasıtasıyla sosyal medyada yer aldı ve bunun neticesinde biz Martin Hummel ile tanışıp ve Ubuntu Music ile anlaştık. 18 Ekim 2019’da albüm tüm dünyada çıktı. Lansman ise 22 Ekim’de Pera Güzel Sanatlar Sahnesi’nde oldu. Albümün ikinci konseri ise benim ilk yurt dışı deneyimim olan London Jazz Festival açılış konseri ile oldu.

Bu konser bir cuma günü yani yoğun bir iş gününde öğlen saatlerinde olmasına rağmen tamamen dolu Pizza Express Jazz Club Soho'da ve son derece coşkulu bir dinleyici önünde gerçekleşti. Hatta 60-70 yaşlarında bir hanımefendi "Buraya tesadüfen gelmedik, seninle ilgili tüm bilgilere sahibiz, o yüzden buradayız." dedi.

 Gran Canaria, Madrid ve olası Kanada konserleri ve görüşmeleri yapılan diğer yurt dışı konserleri salgın dolayısıyla gerçekleşmeyince genel bir izlenim sahibi olamadım.

Yurtiçi ve yurtdışında çeşitli konserler düzenlediniz. Kimi zaman trio, kimi zaman orkestra… Bir anda hayatlarımızda pandemi süreci sonrasında bazı zorunlu değişiklikler meydana geldi. Bu süreci nasıl değerlendirdiniz?

 Beklenmedik bir anda tüm dünyayı etkisi altına alan salgın maalesef olumsuz etkileri de beraberinde getirdi.

 Salgın sürecinde dışarı da çıkamadığım için kendimi tamamen müziğe verdim. Neredeyse müzik dışındaki her şey ile bağlantınız kesilince çok daha verimli bir şekilde müziğe odaklanabiliyorsunuz. Her şeyi çok iyi anlayıp, dinleyip ve uygulamaya çalıştığım bir dönem oldu ve halen devam ediyor.

Süreci yaptığınız analiz ve repertuar zenginleştirme çalışmalarıyla faydalı bir şekilde değerlendirdiğinizi görüyorum. Jimmy Haslip, Will Kennedy ve Martin Hummel ile birlikte çalıştınız.

 Pandemi sürecinde Miles Davis, John Coltrane, Kenny Dorham, Lee Morgan, Wayne Shorter, Freddie Hubbard, Ornette Coleman vb. besteleri üzerinde analizler yaparak farklı düşünüşler kazandığımı söyleyebilirim. George Benson, Pat Martino, Wes Montgomery, Bireli Lagrene vb. caz gitaristlerini de dinledim. Bu konuda şöyle düşünüyorum; her zaman kendinizi yenilemelisiniz, yoksa sizi yenilerler.

 2018 yılını boş geçirmemek için yapılan stüdyo kayıtlarının yanı sıra müziğe karşı dikkatimin dağılmaması, moral motivasyon ve beni gündemde tutabilecek değişik formüller de aranıyordu. Bunlardan birinde videosunu izlediğim, Pixel adlı parçada defalarca dinlediğim Yellow Jackets'dan Jimmy Haslip (bas) ve Will Kennedy (davul) ile temasa geçildi ve olumlu yanıt alındı.

Onların soundunu en iyi hissedebileceğimiz parça ise albümde de yer alan Hub Art'tı.  2019'da biten davul ve bas kayıtlarından sonra Halil İbrahim Işık piyano kaydı, Erim Arkman mix ve masteringi ile parça son haline ulaştı. Sonrasında ise Martin Hummel ve Ubuntu Music bu kaydı değerlendirmek istedi ve Hub Art Special Edition Single, 16 Ekim 2020'de tüm dünyaya sunuldu.

Albüme sadece yurtiçinde değil yurtdışında da özel bir ilgi olduğunu görüyorum. Caz dinleyicileri albümler konusunda oldukça titizdir. Albüme gelen yorumlar nasıl?

 Yurt içinde çok samimi ve güzel yorumlar oldu. Bunları sosyal medyada da fazlasıyla gördük. Yaşım da benim için önemli avantajlardan biriydi. 13-14 yaşlarında kayıtların yapılarak 15 yaşında worldwide özellikli bir caz albümü çıkması ülkemizde bir ilk. Yurt dışı konserleri salgın dolayısıyla etkilendiğinden bu olumsuzluk albümün yurt dışı tanıtımına da yansıdı. Sadece Londra konserinde bile albüme ilgi fazlasıyla vardı. Albüm All About Jazz, London Jazz News, Jazzed gibi yayınlarda yer alıp Amerika, Kanada ve İngitere'deki pek çok caz radyoda çalındı. Yurt içinde ise sayısız article ve röportaj yapıldı.   

Geleceğe dair planlara değinmemiz gerekirse… Yakın gelecekteki program ve hedefleriniz neler?

 Yakın gelecekteki en önemli şey önce bu pandeminin bitmesi, ona göre geleceğimiz şekillenecek. Tekrar sahnede çalmak ve şartlar sağlanabilirse ikinci albüm.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Son olarak röportajımızın okurlarına ne söylemek istersiniz?  

 Ben çok teşekkür ederim. Söyleyebileceğim tek şey; sevdiğiniz işi yapmaktan asla vazgeçmeyin ya da sevdiğiniz şeyi bulmaya çalışın.

Diğer Yazıları

Ta Uzak Yollardan; Akdeniz’e kıyısı olan Manolis Angelopoulos

 Her hayat bir yolculuk gibi… Yolcunun güzergâhı, yolculuk şekli, yol arkadaşları değişse de hepsi nihai sonuç olarak varılması gereken noktaya varıyor. Zorlukların eksik olmadığı hayat yolculuğunda Manolis Angelopulos geride önemli izler bıraktı. Sesiyle, etnik kimliğiyle, o döneme kadar yaşadığı topraklarda kabul gören yapının önce dışında kalıp sonrasında da içinde sivrilmesiyle iz bıraktı. Bıraktığı iz hala Akdeniz’in kıyılarını dolaşıyor. Sesi kendine yeni bir ülke sınırı çizdi. Mısır’dan, ta uzak yollardan kalkan şarkısıyla önce Yunanistan’a sonra Türkiye’ye ulaştı. Bu hafta sizlere Angelopulos’un Doğu’daki izleriyle şarkılar üzerinden kurduğu temasları anlatacağım.

Devamını Oku 25.02.2021

“Gitmek ile Kalmak; Cem Karaca’nın Almanya Yılları ve Die Kanaken Albümü”

8 Şubat 2021 itibarıyla aramızdan ayrılışının üzerinden 17 yıl geçen Cem Karaca, 1987 yılında yurda dönüşünün ardından Güneş gazetesi için kaleme aldığı ve yedi bölümden oluşan yazı dizisinin üçüncü bölümünde “Korkunç bir yalnızlıkla baş başaydım.” diyordu. 1979 yılından 1987 yılına kadar ailesinden, oğlundan uzakta kaldığı süreçte hiç şüphesiz bir de onu yıllarca alkışlayan insanların ona sırt çevirmesiyle yüzleşmek durumunda kaldı. Yasaklı yıllarda itibarsızlaştırılmaya çalışılsa da yapıtları ve hatıraları yok edilemedi. Çünkü gitmek ile kalmak arasında kalan Cem Karaca her türlü zorluğun omuzlarında yükünü hissetmesine rağmen Almanya’da da müzikten kopmamıştı. Bugünkü yazımda sizlere Cem Karaca’nın Almanya yıllarını ve “Die Kanaken” albümünü anlatmak istiyorum.

Devamını Oku 11.02.2021

“Özgürlük İçin; David Hasselhoff”

1982 yılında ilk yayınlandığı tarihten sonra sadece dünyada değil ülkemizde de ilgiyle takip edilen Kara Şimşek dizisi tek kanallı dönemin unutulmayan dizilerinden biriydi. Michael Knight, Dr. Bonnie, Binbaşı Devon, Cornelius ve April… Geçmişin derinliklerinde kalan bu roller arasında hiç şüphesiz akıllı otomobil KITT ile olan ortaklığı sebebiyle Michael Knight sıyrılıyordu. Bugün size dizideki rolüyle hafızalarda yer eden David Hasselhoff’tan bahsedeceğim.

Devamını Oku 04.02.2021
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS