COVID’e karşı aşı zorunlu olabilir mi?

COVID’e karşı aşı zorunlu olabilir mi?
Covid19’a karşı mücadelede akıllarda soru işaretleri var. Bununla ilgili soruları Avukat Damla Öztabak, yanıtladı. Sorular arasında son dönemde insanların aklına en çok takılan ‘Covid’e karşı aşı yaptırmak zorunlu olabilir mi?’ de bulunuyor


COVID-19’un ortaya çıkması ile birlikte hem tıp uzmanlarının, hem de hukukçuların pek çok soru ile karşı karşıya kaldığını söyleyen Avukat Damla Öztabak, insan sağlığının bu denli önemli bir tehdit ile karşı karşıya kalmasının farklı endişeleri beraberinde getirdiğini kaydetti. Öztabak, tıp bilimine olan güvenin sorgulandığı kadar hukuk dünyasında da pek çok endişenin soru olarak gelmeye başladığını aktardı.

90 YAŞINDA KANUNUMUZ VAR

En çok sorulanlardan birisinin insan hakları bağlamında insanoğluna zorla tedavi yapılıp yapılamayacağı olduğunu vurgulayan Öztabak, “Öncelikle bulaşıcı hastalıklara yönelik 90 yaşında bir kanunumuz var. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu. Açıkçası bu kanunun bazı maddelerini algılayabilmek, anlamak dahi zor. Ancak biz, bu soruya bu kanundan yola çıkarak, cevap vermek zorundayız. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’na göre tıbbi tedavide rıza kesinlikle aranan unsurlardandır. Kişinin rızasına bağlı olmaksızın tıbbi tedavi yapılabilmesi için bir kanun hükmü şart. Ancak kanunumuzda bunu düzenleyen bir madde bulunmamaktadır” dedi. İşte Öztabak’ın pandemi sürecinde doğan hukuki durumlara ilişkin tespit ve yorumları...

AŞIYI YAPTIRMAK ZORUNLU MU?

Ardından gündemi en çok meşgul eden bir sorunun aşıya ilişkin olduğunu anımsatan Öztabak, ‘Geliştirilen aşıyı yaptırmak zorunda bırakılabilir miyiz?’ sorusu ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:
“Aşı konusu biraz daha farklı değerlendirilebilir. Geçmişte, çocukluk aşılarını çocuklarına yaptırmak istemeyen ebeveynler tarafından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurularda bulunuldu ve Anayasa Mahkemesi, ‘Ebeveynlerin rızası yoksa çocuklarına zorla aşı yapamazsınız’ şeklinde karar verdi. Ancak bu aşı çok uzun vadede değil de bizi tedavi edecek bir işlevi olacaksa yani bizleri ölümden kurtaracak, yüzde 100 sonuç verecekse durum değişebilir. Ama elbette kişi buna rağmen aşı olmayı reddedebilir. ‘Benim vücut bütünlüğüme dokunamazsınız’ diyebilir. Bu durumda kişiye aşı yine yapılması hukuka uygun değildir.”

ACİLEN DÜZENLEME GEREK

Söz konusu çocuklar olduğunda çocuğun üstün menfaatinin göz önüne alınması gerektiğine işaret eden Öztabak, kişinin çocuğu ile ilgili ret hakkı olmayacağını ifade etti. Zorla aşı yapımına ilişkin kişilerin tercihine bırakılmaması gerekiyorsa, kesinlikle yeni bir kanun maddesine ihtiyaç olduğunu belirten Öztabak, “Çok çeşitli uyuşmazlıklar şu an halen mevcut ve ileride Türkiye çok ciddi tazminatlar ödemek zorunda kalabilir. Acilen bir düzenleme yapılması gerekiyor” dedi.

RIZA ŞART

Covid19 virüsünün sebep olduğu hastalığı tedavi edecek ilaç bulunması durumunda da aynı sorunun ortaya çıkacağını söyleyen Öztabak, “Tıbbi tedavi uygulamaları için rızanın şart olduğunu söylemiştik. İlaç da damar yolu ya da ağız yolu ile vücuda bir madde enjekte edilmektedir. Şu anki kanun hükümleri çerçevesinde ilacı da zorla kullandırmak mümkün değildir. Zorunluluk olgusu doğası gereği özgür bir canlı olan insanı psikolojik olarak olumsuz etkiliyor tabi. Buna bir örnek de maske takmanın zorunlu olduğu açıklandıktan hemen sonra gelen tepkilerdi. Ancak Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 27’nci Maddesi’nde Umumi Hıfzıssıhha Meclislerine salgın hastalıklara ilişkin tedbir alma noktasında yetki verilmiştir. Zorla maske taktırılması da buna örnek bir tedbirdir, tedavi değildir” diye konuştu.

KARANTİNA UYGULAMALARI HUKUKİ

Kanunun 282’nci maddesinde tedbire uymamanın yaptırım düzenlediğini ifade eden Öztabak, ancak karantina uygulamaları için aynı durum olmadığına değindi. İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesi ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 27 ve 82’nci maddelerinin karantina uygulamasının hukuki dayanakları olduğunu belirten Öztabak, “Kanun hükmüne göre bu yetki valiye verilmiştir. İçişleri Bakanlığı’nın böyle bir yetkisi yok. Örneğin; yaşadığı şehir olan İstanbul’u terk edemediği için yaptığı ticari faaliyet gereği maddi kayıp yaşayan bir kişiyi düşünelim. 16 milyon kişinin yaşadığı bir şehirde sokağa çıkma yasağı, şehri terk etme yasağı genelge ile getirilebilecek bir kısıtlama değildir. Seyahat hürriyetini ihlaldir. Bu ancak kanun ile getirilebilecek bir yasaklamadır. Nitekim uluslararası metinler de bizi bu noktada zorlayacaktır. Kanunlarımızda verilen yetki şüpheli durumda olan kişiler ve bölgelere ilişkindir” dedi.

TÜRKİYE YAPTIRIM İLE KARŞI KARŞIYA KALABİLİR

Geçen yıl Pandemi Genelgesi çıktığını anımsatan Öztabak, “Ancak genelgenin hukuki kısmı boş. Üstelik 3 bin 100 TL de sokağa çıkma cezası kesiliyor. Hukuka aykırı olarak kesilen ceza önce Sulh Ceza Mahkemesi’ne ardından Anayasa Mahkemesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gidebilecek bir yaptırım. Sonunda Türkiye yaptırım ile karşı karşıya kalabilir” diye konuştu. KUTU KUTU

HASTALIĞI GEÇİRMİŞ KİŞİDEN ZORLA PLAZMA ALINABİLİR Mİ?

Plazma tedavisine yönelik soruların da çok fazla yöneltildiğine dikkat çeken Öztabak, covid19 virüsü sebebi ile tedaviye ihtiyacı olan kişilere destek amaçlı, daha önce hastalığı geçirmiş ve antikor oluşmuş kişilerden zorla plazma alınacağı söylentisinin uzun bir süre gündemde olduğunu belirterek, bunun gerçekliği olmayan bir duyum olduğunu kaydetti. Zorla plazma almanın, hukuken zorla böbrek almaktan farkı olmayan bir uygulama olacağını anlatan Öztabak, “Ayrıca bu örnek olay tıpkı böbrek bağışı gibi kişiye özgü sınırlanabilir. Yani kişi, benden alınacak plazma A kişisi için kullanılsın diyebilir. Eğer ki kişiye özgü bir sınırlama olmamalı diyorsak, kanuni düzenleme gerekmektedir. Bu konuda vatandaş olarak plazmayı kime vereceğimiz noktasında tasarruf yetkisine şu an sahibiz” dedi.

HEKİM HİZMETTEN ÇEKİLEBİLİR

Covid19’un hekimler ve sağlık çalışanları için de birçok belirsizlik yarattığına işaret eden Öztabak, hekimlerin yaşanan bu zorlu süreçte hizmetten çekilme hakkı olup olamayacağı ya da istifa yasağının gündeme gelip gelemeyeceğinin tartışılan konular arasında yer aldığını kaydetti. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin bu konudaki dayanak olduğunu belirten Öztabak, “Kamuda hizmetten çekilme hakkı sadece şiddet görülmesi halinde gündeme gelebiliyor. Çünkü zorunluluk hali devreye giriyor. Hekim, ‘Ben salgın durumunda çekiliyorum, yaşam tehlikem var, beni zorlayamazsınız.’ diyemez. İtfaiyecinin bu yangın çok büyük deyip, kaçmasına benzer bu durum. Tek istisnası şudur; hekimin yüzde 100 ölüm tehlikesi varsa, hekimi hizmet vermeye zorlayamayız. Zorunluluk hali oluşmuş olur. İstifaya gelince ise, istifa anayasal bir haktır. İstifa edilebilir. Ancak kamuya tekrar işe alınmayabilir hekim” diye konuştu.

BELİRLİ BİR TIBBİ STANDART GELİŞTİRİLEMEDİ

Sağlık Bakanlığı tarafından virüsle savaş noktasında belli bir tedavi sistemi yani algoritmanın geliştirildiğini belirten Öztabak, bu algoritmanın hekimi ne denli koruyacağının merak konusu olduğunu söyledi. Normal şartlarda hekimlerin tıbbi standartlar içerisinde tedavide bulunması gerektiğini dile getiren Öztabak, “Ancak söz konusu durumda sadece algoritma var, belirli bir tıbbi standart geliştirilememiştir. Bu sebeple de hekimlere, ‘Bu tedaviyi neden uyguladın? Bu yerleşmiş bir tedavi şekli değildi’ denemez. Olağanüstü bir durum söz konusu. Zorunluluk hali gündemde. Ayrıca hekimler çok sayıda hasta ile uğraşıyor ve uzmanlık alanı dışında görevler veriliyor. Sağlık çalışanlarının sorumluluklarının hafiflemesi muhtemel. Bu hususta, hekimlerin sorumluluklarını en aza indirebilmek adına hastalara geniş bir aydınlatma yapmasını öneririm” dedi.

 HASTALAR ARASINDA ÖNCELİK NASIL?

Böylesine ekstrem bir dönemde sağlık çalışanlarının da çok büyük stres ve baskı altında olduğunu hatırlatan Öztabak, “Covid19 sebebi ile hastaneye başvuruların çok olması ve devamında hastanelerin dolması neticesinde hastalar arasında öncelik sırası oluşturulması gerekirse ne yapılacağı da tamamen muamma. Yabancı ülkelerde bu konu ile ilgili kanun düzenlemesi yapıldı son dönemlerde. Zaten bunun yapılabilmesi için; kanun olmalı. Anayasa’ya ve İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olmamalı. Ölçülü, orantılı, meşru, demokratik toplum ilkelerine uygun olmalı. Nitekim çok ağır bir yük hekim açısından. Hekim bu uygunluklar sağlanıyorsa, tabi tıbbi bir değerlendirme yaparak, öncelik sırası oluşturabilir” diye konuştu.

HEKİM TEDBİR ALIP GÖREVİNİ İFA ETMELİDİR

Virüsün ilk ortaya çıktığı dönemde hastanelerde tıbbi malzeme yetersizliği şüphesinin herkesi korkuttuğunu anımsatan Öztabak, bu ihtimalin sağlık çalışanları için de risk oluşturduğunu söyledi. Sağlık çalışanlarının maskesi, eldiveni, önlüğü olmasa dahi hekimin yüzde 100 öleceği kesin olmadığı tüm koşullarda tedaviyi gerçekleştirmek zorunda olduğunu ifade eden Öztabak, “Sonuç olarak hasta Covidli mi? Covidsiz mi? Hekime kesin bulaşacak mı? tüm bunlar belirsiz. Hekim olabildiğince tedbir alıp görevini ifa etmelidir” dedi.

COVIDLİ BİRİSİ BAŞKA BİRİNE TÜKÜRÜRSE…

Televizyonda gördüğü bir olayı hatırlatıp, değerlendirme yapan Öztabak, sözlerini şöyle noktaladı:
“Umreden dönen bir vatandaş güvenlik görevlisine tükürdü ve bu kişinin bir ceza alıp almayacağı, uzun süre merak konusu oldu. Aslında AIDS ile ilgili çokça tartışılan bir konu bu. ‘AIDS olduğunu partnerine söylemezse kişi ne olur?’ şeklinde karşımıza çıkıyor soru. Ancak bu benzetmeden farkı covid19 noktasında ispat ve nedensellik bağı kurmak oldukça zor. Gerçekten ispat edebilirsek; yani evet bu kişi bilerek yüzüme tükürdü, öksürdü ve bunu bilinçli olarak virüs bulaştırmak için yaptı ve bulaştı şeklinde nedensellik bağını kurup, kanıtlayabilirsek; olası kast hükümlerine gidebilir. Bu noktada aslında insan sağlığına yönelik tehlike suçunun kanun düzenlemesine ihtiyacımız var.”

Yasal Bilgilendirme
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS