Sağlıkla ve bilimle kalın

Sağlıkla ve bilimle kalın
Küresel salgına dönüşen koronavirüs ülkemizde de kendini yoğun şekilde gösteriyor. Hepimizin endişeli olduğu bu dönemi, atlatabilmemiz için birlik ve beraberlik içinde kurallara uyarak hareket etmemiz ve uyarılara kulak vermemiz gerekiyor. Bu zor günlerde Hürriyet Bursa olarak iş ve cemiyet hayatının tanınmış isimleriyle koronavirüslü yaşam hakkında kısa sohbetler gerçekleştirdik ve bir yazı dizisi hazırladık. Birlikte başarmak dileğiyle.

OPR. DR. FATMA AKALP: GÖZ HASTALIKLARI UZMANI

Bilindiği gibi, tüm dünya Aralık 2019 dan bu yana, daha önce hiç tanımadığımız ortak bir düşmanla savaşa girdi. Komplo teorileri anlatan bazı bilim kurgu kitaplarındaki hikayelerin bir gün gerçek olabileceğini maalesef çok acı bir şekilde görmüş olduk. Tüm dünyaya yayılarak pandemi yapan, kitlesel ölümlere sebep olan, uluslararası ticareti, ekonomileri vuran ve insanları evlerine hapse zorlayan koronavirüs isimli bu virüs ile insanoğlunun mücadelesi tüm hızıyla sürerken bugünümüz ve geleceğimiz bu olağanüstü pandemi durumuna göre şekilleniyor.

SOSYAL MESAFE KAVRAMI OLUŞTU

İlk aylarda dünya çapında hızlı ölüm oranları ile karşılaşılırken, hızla organize olan tüm bilim insanları ve sağlıkçılar, bu yeni virüse karşı her geçen gün daha etkin tedavi stratejileri üretmeye başladı. Tüm dünya halkları arasında bireysel ve toplumsal sosyal mesafe kavramı oluşması ile kişisel korunma, hijyen önlemlerinde artış sağlandı. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de, hastalıktan korunmada en etkin yol olan, #evdekal politikası uygulandı. Sağlık ve ekonomik kaygıların arttığı bu dönemde , ülkemiz, dünya geneline bakıldığında bazı Avrupa ülkelerine ve Amerika’ya göre daha hızlı ve etkin önlemlerle salgını yönetebilmektedir. Bu, Sağlık Bakanlığı ve bilim kurulu başta olmak üzere, tüm hekimler, hemşireler, yardımcı sağlık çalışanları, ilaç sanayi, medikal malzeme tedarikçilerinin ortak hızlı reaksiyonu ile sağlanabilmiştir.

‘SAĞLIK ÇALIŞANLARININ ÇABASI’

Günümüze kadar ki süreçte, özel kurumlarda 30-40 hastaya ulaşabilen, devlet kurumlarında 100 hastayı aşan günlük muayene sayılarını yıllardır başarıyla kotaran Türk hekimleri, hemşireler ve yardımcı sağlık personeli, Avrupalı meslektaşlarına kıyasla salgın süresince yüksek tempolu sağlık hizmetine daha hızlı adapte olmuş ve özveri ile çalışmışlardır. İlaç temininde Sağlık Bakanlığı’nın hızlı organizasyonuyla gerek yurtdışından temin, gerek yerli ilaç sanayinin üretimi ile tedavi sürecinde önemli bir sıkıntı yaşanmamıştır. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere, meslektaşlarıma ve tüm sağlık çalışanlarına bu zorlu süreçteki olağanüstü çabaları için minnettarız. Bundan sonraki süreçte de buna cevaben sağlıkta şiddete son verilmesi için toplumsal bilinç kazanılması en büyük dileğimizdir.

‘NORMALLEŞME SÜRECİ’

Mayıs 2020’nin ilk haftası itibariyle resmi bildirilere göre dünya genelinde toplam vaka sayısı 3 milyon 903bin 577 ye ulaşmış, ölüm sayısı 270 bini aştı. Hepimiz için en büyük öncelik olan insan sağlığı halen büyük tehdit altındadır. Öte yandan ülkelerin sınırları kapatması, ticareti durdurması, insanların evlerine kapanması ile üretim ve ekonomide şok etkisi yaratan bir durağanlık oluşmuştur. Ekonomideki stabilitenin önemi hepimizce malum, dolayısıyla ülke ekonomisinin zarar görmemesi için üretim, iş ve sosyal hayattaki normalleşmeye geçiş de elzemdir. Bu olurken unutulmamalıdır ki, virüs hala yüksek oranda risklidir. Dünya çapında birçok merkezde aşı çalışmaları yürütülmektedir. Ancak aşının bulunması, hemen akabinde uygulanabilmesine imkan tanımamaktadır. Öncesinde güvenirliğinin kanıtlanması için aylar gerekmektedir. Diğer taraftan virüs mutasyonlara ve değişimlere uğrayarak karşımıza daha güçlü olarak da çıkabilir. Dolayısıyla “normalleşme süreci’’ salgın öncesi süreçteki ‘’normal’’ ile uzun süre aynı olamayacak gibi görünüyor. Bu yönde bir yanılgıya kapılmak bugüne kadar ki çabaları boşa çıkartabilir ve ikinci dalgaya büyük ölçüde sebebiyet verebilir.

‘GÖSTERİLEN ÇABA BOŞA GİTMEDİ’

"Yeni normal ‘’ tanımının doğru anlaşılması, sosyal mesafenin korunmaya devam etmesi, kişisel hijyen kurallarına tam olarak dikkat edilmesi, işyerlerinde hijyen ve dezenfeksiyona azami olarak uyulması, iş görüşmeleri ve toplantılarının etkin tedavi bulunana kadar online yapılması, sanat ve sosyal etkinliklerin de aynı süre zarfında ertelenmesi, toplu taşımalarda sosyal mesafe, havalandırma ve dezenfeksiyon kurallarına tam olarak uyulması gibi önlemler sayesinde salgınla mücadelede gösterilen çabalar boşa gitmedi. Aldığımız bu önlemler sayesinde daha büyük kayıplara uğramadan iş-sosyal hayatımızı iyileştirme ve normalleştirmeyi başaracağımıza, sağ duyu, milli birlik ve beraberlikle bu büyük mücadeleden de hep beraber en az zararla çıkacağımıza inanıyorum.

‘BÜYÜK SORUMLULUK DÜŞÜYOR’

Ülkemizin ve milletimizin bekasının sağlanması için Türkiye’de yaşayan her bireye ve aktif olan her kuruma büyük sorumluluk düşüyor. Bu salgın bize eğitime, sağlığa, bilim ve teknolojiye yatırım yapmanın önemini tüm gücüyle göstermiştir. Bundan sonraki toplumsal hedeflerimizi şekillendirmede en büyük idealimiz bu yolda ilerlemek olmalıdır.

BAŞAK KEFELİ: UZMAN DİYETİSYEN

Bu zorlu günlerde olağanüstü anlar yaşıyoruz. Çalışırken özlemini duyduğumuz evimizdeyiz. Ancak hayatta denge ne kadar da önemli. Dışarıya özgürce çıkmanın, rutinlerimizin, sarılmanın ne kadar kıymetli olduğunu fark ediyor ve özlüyoruz. Bir diyetisyen, bir anne ve eş olarak süreci nasıl geçirdiğimi anlatmak istiyorum. Karantinanın ilk haftası gerçekten tatil gibi geldi. İkinci haftada fena sayılmaz bir düzensizlik ile geçti ancak 3’üncü hafta itibari ile silkelenme vakti geldiğini hissettim. Uyku, beslenme, ev işleri, çocuk ile geçirilecek kaliteli zaman konularında düzene girmemiz şarttı. Karantinadayken kendi özelimde aldığım en sistematik kararları şu şekilde sıralayabilir.
• Uyku düzenini kurmaya çalış. Gece yarısı 02:00-03:00 uykusu çok kıymetlidir. Melatonin hormonu salgılanır ve vücut yenilenir. Ağırlıklı olarak vakitlice uyumaya çalış. Tabii ki bazı günler geç yatarak yaramazlık yapabilirsin.
• Sabah uyanınca mutlaka pijamalarını çıkar. Kendine çeki düzen ver. Sanki dışarı çıkacakmışsın gibi güzel giyin. Bu kural bana miskinliğimi atmamda çok işe yaradı.
• Fazla vakit geçirmeden mutlaka güzel bir kahvaltı tabağı hazırla. Unutma! Her günü pazar kahvaltısı yapıyormuş gibi geçiremezsin. Bol alternatifli serpme kahvaltı, haftanın bir gününe yani pazar gününe özel olsun.
• Kendine ait bir şişe edin. Sabah şişeni su ile doldur. Gün içinde kendine içmen gereken miktarda suyu hedef olarak koy. Sanırım evde su içmeyi unutan bir tek ben değilimdir. Bu yöntem su tüketimini artırmak için birebir.
• Evin içinde ne kadar hareket edersek edelim açık havada yapılan hareket kadar etkili olmuyor. Dolayısı ile günün içinde herhangi bir 15-20 dakikayı daha yüksek tempoda hareket ederek geçir. Eğer çocuğun varsa hareketli oyun oynanabilir. Tek başınaysan internetteki videolardan yardım alınarak egzersizler yapılabilir. Dans çok iyi bir alternatiftir. Ben kızım ile yakalamaca, kovalamaca oynamayı veya dans etmeyi tercih ediyorum. Evinizde yürüyüş bandı gibi bir spor aleti varsa mutlaka kullanın. Sadece 15 dakika bile kan dolaşımını artırdığı için çok önemli.

‘BESLENME ÇEŞİTLİLİĞİNE DİKKAT EDİN’

• Bu süreçte çoğumuz yemek yapma, hamur mayalama konusunda aslında nasıl bir yeteneğe sahip olduğumuzu keşfettik. İtiraf ediyorum: hayatımda ilk defa evde mayalı ekmek, pide yaptım. Epey yetenekli olduğumu keşfettim. Ancak beslenme çeşitliliğini korumak ve kilo kontrolü sağlamak için mutfak hünerlerimizi sergilerken sakin olalım. Haftanın 1-2 günü kendimize beslenme konusunda yaramazlık yapma hakkı verelim. Onun dışında menü planlarken en doğru yöntem bir gün etli yemek, bir gün zeytinyağlı sebze yemeği yemektir. Yani hayvansal ve bitkisel besin dengesini kurmak çok önemlidir. Özellikle hareketsiz kalanlar için büyük parça et yemeklerini her gün yemek oldukça fazla kalori ve doymuş yağ alımı demektir.
• Canımız tatlı, tuzlu, karışık lezzetleri istiyor. Gün içinde mutfağı bol bol ziyaret edip bir şeyler tırtıklıyoruz. Buna ben de dahil. Kahvemin yanına bi tatlı, çayımın yanına bi tuzlu derken keyif veren şeyleri tüketmek istiyorum. Bu arzumu bastırmak için günlük 2-3 porsiyon meyvemi hiç atlamıyorum. Günde 2 kere kendime ve aileme karışık meyve tabağı hazırlıyorum. Haftada 2 defa güzel içeriğe sahip bol çerez ve meyveli kek yapmaya çalışıyorum. İnternette gördüğüm daha düşük kalorili, yulaflı, meyveli, bol yumurtalı peynirli tatlı, tuzlu alternatifleri pişirip nefsimizi köreltmeye çalışıyorum.
• Belki de evde en önemli mevzu vakit geçirmektir. Yani vakit geçmediği için genelde daha fazla yemek yiyerek vakit doldurmaya çalışıyoruz. Örneğin ben kitap okurken aklıma yemek içmek gelmez. Ancak film izlerken mutlaka bir şeyler atıştırmak isterim. Bu tabii ki kişiden kişiye değişir. Kendinize yemek yemeden geçirebileceğiniz ölü zamanlar bulun. En çok atıştırma istediğiniz saatte uğraşacağınız meşgale yemek yemenizi engelleyecektir. Kısacası ufak detaylar fark yaratıyor. En sıkıldığımız zamanda sağlığımıza ve sevdiklerimizin varlığına şükretmek belki de en büyük dayanağımızdır. Sağlıklı ve özgür güzel günlerde görüşmek dileğiyle.

NESLİHAN ÇINAR: TV SUNUCUSU-SPİKER

Bir gerçeği tamamen sindirmenin zamanı geldi! Kabul edelim artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Covid-19 pandemisi 90 günde bize belki de yıllarca etkisini sürdürecek oldukça özel dersler verdi. Koronavirüsün tüm dünya ülkeleri ile birlikte bizi de etkisi altına almaya başladığı şubat ayından bugüne iddialı reklamların dediği gibi bildiklerimizi neredeyse unutarak bugüne geldik. Biz ülke olarak sarılmayı, öpüşmeyi, birbirimizin sırtına vurmayı, damadı bile geline vura vura uğurlamayı severiz. Artık hayatımızda sosyal mesafe denen bir terimimiz var ve neredeyse ilkokuldaki kol boyu hiza yeni ölçü birimimiz.

‘HAYATI EVE SIĞDIRMAYI ÖĞRENDİK'

Şimdi hiçbir şey bir an önce bu garip salgının tüm dünyadan temizlenmesinden önemli değil. Ayrıca kayıplara, korkulara ve henüz bitmediği gerçeğine rağmen koronanın hayatımıza biraz arınmayı, yeniden anlamlandırmayı, yetinmeyi ve kıymet bilmeyi katmadığını da söyleyemeyiz. Kısa bir panorama olarak düşünürsek korona ile neler değişti hayatımızda diye, karantinalar başladığı dönemde “bu iş bittiğinde en çok kazananlar boşanma avukatları olacak” diyen çok kişinin bahisleri yattı. Belki de birbirine tahammül edemeyen çiftler birlikte geçirdikleri ayrılmaz zamanlarda sanki birbirlerini daha iyi tanıma ya da kendilerini daha iyi ifade etme yöntemleri geliştirdi. Hayatı bakla oda nohut sofaya sığdırmayı öğrendik. Yine de belirtmekte fayda var. İlk 25 gün evde şiddet oranlarında ciddi bir artış gösteren bu ivme aynı hızla da düşüşe geçti.

‘SAYGI DUYMAYI ÖĞRENMELİYİZ’

Biz büyüdükçe kirlenen dünya, tertemiz oldu. Hijyeni herkes kişisel olarak öğrendi ve sanki hepimiz biraz daha renk attık. “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz” cümlesinin ne kadar öngörülü ve bilgece olduğunu anlamak için harika bir fırsat çıktı karşımıza korona sayesinde. Zor şartlar ve hayati tehditler altında çalışan sağlık personeli, inanılmaz gayretleri ile onlara kalkan ellere, minnettarlıkla alkışlamayı öğretti. Kuryeler, belediye hizmetlileri, paket servisçiler, kasiyerler hayatta herkesin bir görevi olduğunu ve bu göreve saygı duyulması gerektiğini hatırlattı.

‘DİJİTAL DÜNYANIN HÜKÜMDARLIĞI’

Anne ve babaların çocukları, çocukların aileleriyle dinlemek, empati kurmak kuşak farkının farkında olmak üzerine gelişmeler yaşandı. Toplumu oluşturan çekirdek kadro yeniden yapılandı bu sayede. Digital dünya kendi hükümranlığını kurdu. Sosyal medya mecralarında yaşanan canlı yayınların izlenme sayıları, bir dönemin televizyon rayting sayıları kadar önemli hale geldi ve herkes eğlendi. İnsanlar birilerini eğlendirmeye, birilerine bildiklerini aktarmaya, kendi korkularını bırakıp başkalarına korkmayın demeye çalıştı.

‘EKONOMİK ZARARLARIMIZ’

Önemli saydığımız birçok şeyin aslında hiç önemi olmadığını, paylaşmadıkça çoğalmadığımızı, özlemenin ne kadar güzel bir duygu olduğunu, birlikteysek bütünlendiğimizi anlamak için ama en önemlisi ne kadar hazırlıksız olduğumuzu fark etmek adına inanılmaz bir ders oldu bu salgın. Büyük hasarlar yok mu? Olmaz mı? Hiçbir şey, artık eskisi gibi olmayacak. Şimdi aldığımız dersler, kişisel hijyen ve sosyal mesafe kuralları ile yeni normalde, eskilerin bildiği güzellikleri yaşama ve yaraları yavaş yavaş sarma zamanı. Ekonominin aldığı büyük zarar konusuna gelince, tüm dünya neredeyse ilk defa bizim ekonomimizle aynı seviyeye gelerek, yıllardır nasıl yaşıyoruz onu anladı. Şimdi onlar düşünsün!

CEMİLE ŞAKİR: İÇ MİMAR

Koronavirüsü sayesinde günlük rutinimiz değişti. Evlere kapandık artık hayata çok daha farklı bir açıdan bakmaya başladık. Virüs, birçoğumuzun hayata bakışını değiştirecek kadar önemli bir olay oldu. Evdekinin, eldekinin kıymetini bildiğimiz, bileceğimiz günlerden geçiyoruz. Bu salgın sürecinde dışarıdaki sevdiklerimle geçirdiğim vaktin ne denli değerli olduğunu farkettim. Bu sürecin yetişkinleri etkilediği kadar çocukları da etkilediğini düşünüyorum.

SÜREÇ KONTROLLÜ GİDİYOR

Şu bir gerçek ki tarihte eşi benzeri görülmemiş tedbirler alındı. Ülke olarak erken alınan tedbirler sayesinde, süreci iyi yönetememiş ülkelerin yaptığı hataları yapmamaya çalıştık.

O yüzden Türkiyedeki pandemi süreci çok kontrollü gidiyor. Doktorlarımıza bu süreçte büyük bir sorumluluk düştü. Çok büyük bir özveri ile canla başla mücadele ediyorlar onlara ne kadar teşekkür etsek az. Çocuklarımın bu süreci sağlıklı ve başarılı bir şekilde atlatabilmeleri için zamanı daha iyi kullanmayı öğreniyorum. Derslerinin takibini sıkı bir şekilde sürdürüp evde yapabileceğimiz sosyal etkinlikler hazırlıyoruz. Böylece onların eğitimine destek verip yardımcı olmaya çalışıyorum tüm anneler gibi. Yaşamla bağımızı koparmadan, kaygı ve korkularımızı kucaklamayı öğrenerek atlatmayı temenni edip ‘EVDE KAL’ diyorum.

Yasal Bilgilendirme
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS