Fethi Benslama'dan 'Ölüm Siyaseti': 'Daha çok' Müslüman olma refleksi'

Fethi Benslama'dan 'Ölüm Siyaseti': 'Daha çok' Müslüman olma refleksi'

Fransa'nın önde gelen psikanalistlerinden Tunuslu profesör Fethi Benslama, gençleri cihat adına ölüme ve öldürmeye götüren süreci incelediği "Ölüm Siyaseti" adlı kitabında İslam'ın karşılaştığı en büyük tehlikeyi açıklıyor: "Küresel cihat çağında artık alçakgönüllü, dünyadan el ayak çekmiş, tevazuyu öğütleyen İslâm değil; kibirli, Müslümanlığını sergilemekten ve dayatmaktan haz duyan, nefret yüklü bir güç gösterisi içinde Allah'ı kendine bağımlı kılıp, onu tekeline alan bir cihatçı özne başrolde."

Fethi Benslama'nın "Ölüm Siyaseti- Cihatçı 'Üst-Müslümanlar" adlı kitabı Orçun Türkay'ın çevirisiyle 9 Mart'ta İletişim Yayınları'ndan çıkıyor. Yayınevi ayrıca İsmet Akça, Ahmet Bekmen ve Barış Alp Özden'in derlediği "Yeni Türkiye'ye Varan Yol - Neoliberal Hegemonyanın İnşası" adlı incelemeyi; Gaye Boralıoğlu'nun "Dünyadan Aşağı" adlı romanı ve İlyas Barut'un "O Sızı Hep Yoklar" adlı polisiyesini; Sosi Antikacıoğlu'nun 6-7 Eylül'den Türkiye'nin pek çok dönemi ve yerine uzanan anılarını anlattığı "Geçmişimden Sesler ve Renkler"i ve Roberto Esposito'nun topluluğun kökeni ve kaderini kaleme aldığı "Communitas" adlı kitabı Onur Kartal'ın çevirisiyle okurla buluşturuyor.

Ölüm Siyaseti

İletişim Yayınları, Fethi Benslama'nın ses getiren çalışması Ölüm Siyaseti'ni okurlarla buluşturuyor. Benslama, gençleri cihat adına ölüme ve öldürmeye götüren süreci psikoloji ve psikanaliz üzerinden incelerken; din ve siyaset ilişkisine, halifeliğin kaldırılmasının etkilerine, Batı ile girilen ilişki sonrasında ortaya çıkan "daha çok" Müslüman olma refleksine dair somut örnekler üzerinden değerlendirmelerde bulunuyor. Alanının önemli kaynak kitaplarından…

Arka kapaktan:

"Fethi Benslama, bu ses getiren çalışmasında, radikalleşmeye psikoloji, psikanaliz ve tarihsel analizin verileriyle yaklaşıyor. Ölüm Siyaseti: Cihatçı 'Üst-Müslümanlar', gençleri cihat adına ölüme ve öldürmeye sürükleyen süreçleri ele alırken, din-siyaset ilişkisine değinerek, halifeliğin kaldırılmasının yarattığı büyük travmanın ertesinde İslâm'ın bir siyaset ideali olarak dağılışına değiniyor. Yazar, düşman olarak görülen Batı'yla karşılaşmanın yarattığı kırılmayla birlikte, 'daha çok' Müslüman olma, bir 'Üst-Müslüman' olma yarışının ortaya çıkışını ve sonuçlarını somut örnekler ışığında inceliyor.

Benslama'ya göre, küresel cihat çağında artık alçakgönüllü, dünyadan el ayak çekmiş, tevazuyu öğütleyen İslâm değil; kibirli, Müslümanlığını sergilemekten ve dayatmaktan haz duyan, nefret yüklü bir güç gösterisi içinde Allah'ı kendine bağımlı kılıp, onu tekeline alan bir cihatçı özne başrolde ve bu belki de İslâm'ın karşılaştığı en büyük tehlike."

Kitaptan alıntı:

"Geleneksel İslâm'da, şehit, ölmeyi arzulamadan ölümü karşısında bulan bir savaşçıdır. Ölümü başka savaşçılarla mücadelesinin doğasında olan bir tehlike olarak kabul eder ama yaşamak ister: Ölürse, fazladan bir ödül alır. İslâmcılığın yeni şehidi içinse, ölüm mücadele sırasında gerçekleşebilecek bir şey değil, mücadelenin ereğidir. Ölmektir zafer."

"Yeni Türkiye"ye Varan Yol

Yayınevi, İsmet Akça, Ahmet Bekmen ve Barış Alp Özden tarafından hazırlanan "Yeni Türkiye'ye Varan Yol" başlıklı derlemeyi de yayımlıyor. Alanının en önemli isimleri tarafından kaleme alınan makalelerden oluşan çalışma, güvenlik politikalarından kentsel dönüşüme, gelir dağılımından örgütlü işçi hareketlerine, İslâmcı burjuvazinin yükselişinden dış politikaya geniş bir çerçevede AKP'nin stratejilerini incelerken, oluşturulmaya çalışılan siyasal hegemonyayı da gözler önüne getiriyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi, 2002 yılında iktidara geldiği genel seçimin ardından hem iktisadi hem de siyasi olarak hegemonik bir iktidar yapısı kurmaya dönük bir strateji izledi. İktisadi politikalar 1990'lardan itibaren yükselen neoliberal ideolojinin çeşitli varyasyonlarını kullanarak yerleştirilirken AKP'nin siyasi perspektifi de popülist bir siyasetten otoriter bir siyasi davranışa evrilerek biçimlendi - her iki strateji de birbirinden koparak değil kimi zaman beraber kimi zaman birbirinin yerine tedavülde kaldı. "Yeni Türkiye"ye Varan Yol, Türkiye siyasal tarihi içinde, siyasal alandan sosyal güvenlik politikalarına, toplumsal cinsiyet alanından kentsel dönüşüme, gelir dağılımından örgütlü işçi hareketine, İslâmcı burjuvazinin yükselişinden dış politika alanına AKP'nin kullanmayı tercih ettiği araçları ve stratejileri ele alırken, kurulmaya çalışılan siyasal hegemonyanın ulaştığı noktayı da ihmal etmeyen makalelerden oluşuyor.

İsmet Akça, İrfan Aktan, U. Uraz Aydın, Ahmet Bekmen, Mehmet Sinan Birdal, Erbatur Çavuşoğlu, A. Ekber Doğan, M. Görkem Doğan, Yasin Durak, F. Serkan Öngel, Barış Alp Özden, Ece Öztan, Güven Gürkan Öztan, Julia Strutz ve Erdem Yörük'ün katkılarıyla...

Dünyadan Aşağı

İletişim Yayınları, çağdaş Türkçe edebiyatın önde gelen yazarlarından Gaye Boralıoğlu'nun yeni romanı Dünyadan Aşağı'yı edebiyatseverlerle buluşturuyor.

Boralıoğlu, Dünyadan Aşağı'da kendine has bir roman atmosferi yaratırken, kahramanı Hilmi Aydın üzerinden hem babalar ve oğullar, hem de geçmiş ve gelecek arasındaki gerilimi ustalıkla yansıtıyor. Tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz bir roman…

Arka kapaktan:

"Kıpırtılar, yanılgılar, yalanlar. Haliç'te olmayan dalgalar. Tek tek düşen harfler. Döke saça, döne döne dağılan Hilmi Aydın. İnsan dediğin… Yaralı bir hayvandır zaten.

Dünyadan Aşağı, babalar ve oğulları, sesleri ve susuşları, riyakârlığı, şimdiyi ve geçmişi, parantezin içini anlatıyor.
Kaç yalan bir cehennem eder?

Gaye Boralıoğlu, su gibi akan berrak bir dille, seneler sonra dahi konuşulacak yeni bir roman karakteri resmediyor, sıradışı ve yanıbaşımızda."

Kitaptan alıntı:

"Önümde belki bir dakika var, belki bin dakika. Belki bir gün var, belki bin gün... Geride ise yüzlerce hatayla, çok eksiklerle, dile gelmemiş suçlarla, telafi edilmemiş ihmallerle dolu bir hayat. Hangisini, ne ara düzelteceğim? Nereden başlayacağım kendi cennetimin yolunu döşemeye? Zamanla yarıştan galip çıkan var mıdır? Kader, insanın başına gelen değil midir? Bu sonsuz ihtimalli dünyada, Allah katında mükemmel bir düzenek kurmak mümkün müdür? Çok zor... İşim çok zor. En iyisi, çekyatta derin bir uyku."

O Sızı Hep Yoklar

Yayınevi, daha önce Bil Ki Hayat Virâne adlı romanını yayımladığı İlyas Barut'un bu kez O Sızı Hep Yoklar'ını edebiyatseverlerle buluşturuyor. İlyas Barut, O Sızı Hep Yoklar'da Bil Ki Hayat Virâne'den tanıdığımız, sahil kenarında yaşayan, emniyetten malulen emekli polis Nusret Çakmak'ı karanlık sokakların içinden geçen bir cinayetin peşine düşürüken, okurunu soluk soluğa geçen bir polisiye maceranın içine çekiyor.

Arka kapaktan:

"Cinayetle açılan perde, Nusret Çakmak'ın yeni serüveni, bıraktığı yerden. Yerli polisiyenin tütünlü sesi, mağlup ve öfkeli.

O Sızı Hep Yoklar, Bandırma'da, Çanakkale'de geziniyor, karanlık sokakları, merhameti, nedameti, eski defterleri, büyük paraları, küçük hesapları kurcalıyor.

İlyas Barut, ağır akan bir nehir gibi taşrayı, alaturkayı, suç ve cezayı anlatıyor. 'Geçmiş, belli belirsiz hatırladığımız, bazen kafamıza göre tamamladığımız bir rüya galiba."




Geçmişimden Sesler ve Renkler

Sosi Antikacıoğlu'nun hayat hikâyesini anlattığı Geçmişimden Sesler ve Renkler de İletişim Yayınları tarafından yayımlanıyor. 6-7 Eylül'de yaşananlardan Türkiye'deki Ermenilerin nasıl bir hayat sürdüklerine, Trakya'dan Anadolu'ya, Şişli'ye, Büyükada'ya, 1940'lı yıllardan günümüze uzanan geniş bir yelpazede Türkiye'nin farklı dönemlerinin ruhunu anlatan Antikacıoğlu, aynı zamanda hiç pes etmemenin hikâyesini yazıyor.

Arka kapaktan:

"Sosi Antikacıoğlu'nun hayat hikâyesinde, elbette 'Ermeni olmak' var: Kırım hafızasıyla… O hafızayı canlandıran 6-7 Eylül'üyle… Aile soyağacının dallarında gezerek, Türkiye'nin 'baki kalan' Ermenilerinin bölgesel ve sınıfsal olarak farklılaşan hayatlarından kesitlerle... Fakat yalnız o kadar değil. 1940'lardan günümüze… aslında, ailenin hafızası üzerinden, 1910'lara, hatta daha gerisine de uzanarak… Türkiye'nin farklı dönemlerinin havası ve ruhu var. Büyüme tecrübesinden "gönül işleri"ne, hayatın her cephesinden canlı tecrübeler, gözlemler var. Anadolu, Trakya, İstanbul, Şişli, Büyükada, Boğaziçi Üniversitesi var. Bir ailenin serencamı var.

Zaman zaman hüzünlü ama asla mutlu olmaya pes etmeden… Merak ve sevgiyle bakan bir gözle ve ince, hünerli bir dille anlatılmış bir hayat hikâyesi."

Kitaptan alıntı:

"Yakın çevremizdeki insanlar aramıza ayrılık gayrılık koymadılar, bu nedenle kendimizi yabancı hissedeceğimiz batı ülkelerine göç etmedik. On bir yaşımdan itibaren en yakın arkadaşlarımın, can yoldaşlarımın çoğu Türkler oldu. (…) Bundan dolayı her ne kadar değişik şehirler, değişik ülkeler gezip görmeyi sevsem de hiç İstanbul'dan başka yerde yaşama isteğim olmadı. Yakın çevremle sorunum olmadı ama sokaktaki birçok insandan ve medyadan Ermenileri kötüleyen çok söz duydum, hâlâ da duymaktayım. Yeryüzünde tek anavatan olarak bildiğim ülkede adı sıkça küfür olarak kullanılan bir azınlık, bazen de düşman gibi algılanarak yaşamak kolay değil."

Communitas

Çağdaş siyaset felsefesinin önde gelen isimlerinden "biyopolitikçi" Roberto Esposito'nun Communitas'ı İletişim Yayınları tarafından yayımlanıyor. Topluluk fikri ve kavramı üzerine düşünen Esposito; Hobbes, Rousseau, Kant ve Heidegger gibi önemli düşünürlerin metinlerinden de yararlanarak ele aldığı kavramların yapısökümünü ortaya koyarken dünya, siyaset, toplum üzerine yeniden düşünmek için bir yol gösteriyor.

Arka kapaktan:

"Çağdaş siyaset felsefesinin özgün düşünürlerinden, 'biyopolitikçi' Roberto Esposito, topluluk fikrini ve kavramını tartışıyor bu kitapta. Topluluğu, üzerine kurulduğu eksikliklerle ve bizzat toplumsallığa dair bir eksiklikle ilişkisi içinde tartışıyor. Topluluk fikrinin, ufuk açıcı bir yapısökümünü gerçekleştiriyor.
Esposito'nun bu sorgulaması, modern siyaset felsefesinde topluluk üzerine düşünmenin belli başlı kavramsal hatlarını yeniden katediyor. Bu hatların inşasına damga vurmuş büyük düşünürlere özellikle eğiliyor: Korku - ve Hobbes. Suçluluk - ve Rousseau. Yasa - ve Kant. Ekstaz - ve Heidegger. Deneyim - ve Bataille.

Topluluk fikri üzerinden, tümüyle siyaseti, dünyayı, insaniyeti yeniden düşünmeye açılan bir kapı, Communitas."

Kitaptan alıntı:

"Topluluğun özneleri, tıpkı 'bana borçlusun' değil de 'sana borçluyum' dediklerinde olduğu gibi 'bir yükümlülük' etrafında birleşirler. Bu onları kendi kendilerinin mutlak efendileri olmaktan çıkaran; ya da daha doğrusu en asli mülkiyetlerini, yani öznelliklerini (kısmi ya da bütünüyle) kamulaştıran şeydir. (…) Toplulukta özneler bir özdeşleşme ilkesi ya da içinde şeffaf bir iletişim kurabilecekleri veya hiç değilse bu iletişim için gerekli olan içeriği tesis edebilecekleri steril, çevrilmiş bir alan bulmazlar. Bulup bulacakları kendilerini, kendilerinden yoksun bırakacak bir boşluktan, bir mesafeden, bir yabancılıktan başka bir şey değildir."

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS