CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu: '2 trilyon 94 milyar dolar nereye gitti?'

Video: CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu: '2 trilyon 94 milyar dolar nereye gitti?'
CHP Genel Başkanı <a class="in-news-link" href="/kemal-kilicdaroglu" target="_blank" title="Kemal Kılıçdaroğlu haberleri">Kemal Kılıçdaroğlu</a>, 1923 ile 2002 yılları arasındaki 79 yılda ülkeyi yöneten iktidarların toplam 713 milyar dolar para harcadıklarını ve bununla barajlar, fabrikalar ve sayısız yatırımlar yaptıklarını belirterek, "Peki 2003-2017 arasındaki 14 yılda harcanan para ne kadar? 2 trilyon 94 milyar dolar. Sanayici intihar ediyor, çiftçi, işsiz kendisini yakıyor. Bir de fabrikaları sattılar. Nereye gitti bu para?" dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 1923 ile 2002 yılları arasındaki 79 yılda ülkeyi yöneten iktidarların toplam 713 milyar dolar para harcadıklarını ve bununla barajlar, fabrikalar ve sayısız yatırımlar yaptıklarını belirterek, "Peki 2003-2017 arasındaki 14 yılda harcanan para ne kadar? 2 trilyon 94 milyar dolar. Sanayici intihar ediyor, çiftçi, işsiz kendisini yakıyor. Bir de fabrikaları sattılar. Nereye gitti bu para?" dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Bursa'da partisine toplu üye katılım törenine katıldı ardından da sivil toplum kuruluşu temsilcileri, sanayici ve iş insanları ile bir araya geldi. Bursa'daki program çerçevesinde Şehit Aileleri Derneğini de ziyaret edecek olan Kılıçdaroğlu'nun,iş insanları ve STK temsilcilerine yaptığı konuşması satır başlarıyla şöyle: 

'Sizler kanaat önderisiniz'

"24 Haziran'da sandığa gideceğiz ve oylarımızı kullanacağız. Sizlerle özel toplantı yapmamın özel bir nedeni var. Miting ve başka toplantılar yapabiliriz. Ama sizlerle bire bir oturup konuşmak, dertleşek ve Türkiye'nin içinde bulunduğu tabloyu aktarmak benim görevim. Nedeni şu: Sizler kanaat önderisiniz. Toplumun değişik kesimlerine, yani kılcal damarlarına duyguları, düşünceleri aktaran temel aktörlersiniz. Sizlerle toplantı yapmak benim için şeref, gurur. 

'Hepinizin tek tek sorumluluğu var'

Bu toplantının bir başka özelliği; benim sorumluluğum var. Bir siyasi partinin genel başkanıyım. Sizden daha fazla çalışmak zorundayım. Benim sorumluluğumun büyüklüğü Türkiye'yi yönetmeye talip olmamdan. Ama bu ülkede beraber ve huzur içinde  yaşayacaksak hepinizin de tek tek sorumluluğu var. İster bir STK başkanı olun, ister muhtar olun, sizlerin de sorumluluğu var. Bir şekliyle asgari müştereklerde buluşmak zorundayız. Millet İttifakı'nın kurulmasının temel nedeni de bu. Demokrasi, huzur ve çocuklarımıza güzel bir Türkiye bırakmak için bir araya geldik, gelmek  zorundayız. Sizlerin zorunluluğu içinde bulunduğunuz grubu şu veya bu biçimde aydınlatmak. Bir şey çok önemli; karamsarlığa asla ve asla hakkımız yoktur. Umutsuzluğa kapılma gibi bir hakkımız yoktur. Eğer bu ülkede Milli Kurtuluş Savaşını başlatanlar en zor koşullarda başarıya ulaşmışlarsa, bu ülkenin sivil toplumu, meslek kuruluşları başarıya ulaşmak zorundadırlar. Hep beraber başarıyı yakalamak zorundayız. Bu bizim temel görevimiz. 

'Birinci maddemiz sorumluluk'

Başarı için mücadele ederken kimlik farkını, inanç farkını, yaşam tarzını asla sorgulamayacağız. Kim olursa olsun, demokrasiyi, hukuku, adaleti mi savunuyor, daha iyi bir eğitim düzeni, herkesin karnı doysun, her yerde huzur, herkesin işi ve aşı olsun mu istiyor, o zaman bir araya gelip ortak ses çıkaracağız. Mesleklerimiz farklı olabilir. Kimimiz işçi, emekli, mühendis olabilir. Hayatın her alanında şu veya bu şekilde yer almış olabiliriz. Ortak paydamızı büyütüp, sahip çıkmak zorundayız. Nedir ortak payda? Az önce rozet taktığım köydeki kardeşlerimiz eğer dışlanıyorsa, onlara sahip çıkmak bizim namus borcumuzdur. Onlar köylerinde rahat yaşamak, doğa bozulmasın istiyorlar. 'Yüz yıllardır burada yaşıyoruz' diyorlar. Onların huzurunu bozmaya kimin ne hakkı var? Hem memlekette huzur isteyecek hem de insanları rahatsız edeceksiniz, bu doğru değil. Birinci maddemiz sorumluluk ve sorumluluğun gereğini yapmak. 

'İkincisi demokrasiye sahip çıkmak'

İkinci maddemiz demokrasiye sahip çıkmak. Bu ne demektir? Eğer bir vatandaş ister STK'nın başında, meslek kuruluşunun başında, ister Esnaf Kefaret Kooperatifine, ister TOBB'a, ister TMMOB'a üye olsun, nerede yer alırsak alalım demokrasiyi savunacağız. Eğer bir engelli, çiftçi, işçi, sanayici haksızlığa uğramışsa, o haksızlığı özgürce dile getirmenin rejimi demokrasidir. Bu yoksa kimse korkudan uğradığı haksızlığı dile getiremez. 

'Yargı talimat alıyorsa, hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur'

Bugün içinde yaşadığımız tabloya bakalım. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bugün Türkiye'de kimsenin can ve mal güvenliği yok. Bunu söyleyince kızıyorlar. Peki soru şu; kişilerin can ve mal güvenliği nasıl sağlanır? Bunun dünyada bilinen bir yolu var. Yargı bağımsızsa, yani hakim bir yerden talimat almadan hukukun üstünlüğüne göre vicdanına göre karar veriyorsa, orada yargı bağımsızdır. Kim haksızlığa uğrarsa yargıya gider hakkını arar. Yargı bağımsızlığının temel ölçütü şudur: Yargı, haksızlığı yapan kişinin gücüne teslim olmaz. Haksızlığı yapan devlette çok önemli görevdeyse, vali, bakan, başbakan, cumhurbaşkanıysa, sıradan devletin gücü karşısında hiçbir gücü olmayan vatandaşın başvuracağı tek makam vardır, o da hakimdir. Bilir ki, 'Bu ülkede hakimler varsa, o gücün karşısında benim hakkımı bana teslim eder'. Yargının özelliği budur. Yargı talimatı saraydan alıyorsa, o zaman hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. Gücü elinde tutan kime kızıyorsa, 'Atın içeri' ertesi gün atılıyorsa, 'tutuklayın' tutuklanıyorsa veya belli çevreler talimat verip, o talimatın gereği yapılıyorsa, hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur. 

'Milletin iradesini bir kişi teslim almış durumda'

Demokrasinin temel özelliği güçler ayrılığı ilkesine dayanmasıdır. Yasama, yürütme, yargı ve medya. Çağdaş demokrasilerde 4 temel güç vardır. Yasama yani parlametoya bakalım. Eğer parlamentoda çoğunluğu elinde bulunduran, bir iradeye teslim olmuşsa ve onun verdiği talimata göre el kaldırıp indiriyorsa, yasamanın iradesi bir tek iradeye teslim olmuş demektir. Milletvekili arkadaşlarım burada, yaşadığımız tablo odur. İktidar partisinin yani gücü elinde bulunduran partinin saygıdeğer milletvekilleri genel kurula gelen kanunu dahi bilmeden, sadece bakanın el kaldırıp indirmesine bakarak el kaldırıp indiriyor. Burada bir sorun var. Milletin iradesi tam temsil edilmiyor, bu iradeyi bir kişi teslim almış demektir. 

'Ben vergimi verdim ey hükümet parayı nereye harcadın?'

Yürütme organı yani bakanlar. Yürütmenin temel görevi şudur, 81 milyon vergi öder, bu vergiyi bütçeyle yeniden dağıtır. En temel özelliği vergilerin nerelere harcandığının hesabını verir ve o paraların hukuk zemininde dağıtılmasını sağlar. Ama yürütme organı topladığı vergilerin hesabını vermiyorsa, yapılan yatırımların maliyetini halka anlatamıyor, her kuruşun hesabını vermiyorsa o zaman bir sorunumuz var demektir. Vatandaşın doğal olarak şu soruyu sorma hakkı var: 'Ben vergimi verdim ey hükümet parayı nereye harcadın?'

'2 trilyon 94 milyar doları nereye harcadınız?'

Size bir rakam vereceğim. Lütfen bu rakamları not alın. 1923-2002 yılları arasındaki 79 yılda pek çok hükümet, başbakanlar geldi geçti, bir şekilde bu ülkeye hizmet etti. Hizmet eden herkesi şükranla anmak boynumuzun borcu. Bu hükümetlerin harcadığı para 713 milyar dolar. Keban'ı, köprüleri, Sümerbanklar'ı, Etibank'ları kurdular; büyük depremlerin yaralarını sardılar, Kıbrıs çıkarmasını yaptılar, uçak fabrikası kurdular. Peki 2003-2017 arasındaki 14 yılda harcanan para ne kadar? 2 trilyon 94 milyar dolar. Bilgiye, rakama dayalı söylem. Asla inkar edemeyecekleri rakamları vatandaşın önüne koymak zorundayız. 2 trilyon 94 milyar dolarla bu ülkede ne yapıldı? Karakaya, Atatürk barajları mı, Telekom mu, ne yapıldı? Yol yapıldı, köprü yapıldı. 2 trilyon 94 milyar dolar, eğer bu ülkenin kalkınması ve büyümesi için harcansaydı, bugün fabrika kuracak yer bulamazdık. Her taraf fabrika olurdu. Kişi başına gelir 9 bin dolarlarda kalmazdı. Yürütme organının önemini bu rakamlar gösteriyor. Bütçeyi harcayan yürütme organıdır.

'Vatandaşın cebinden para çıkmadan' diye köprü yaptılar. Ben sana 'Niye köprü yaptın?' demiyorum. Yaptın, teşekkür ederim. Kaça yaptın arkadaş bu köprüyü? 2 trilyon doları nerelere harcadın? Çiftçiye, işçiye, sanayiciye soruyorum, hayatından memnun değil. İşsizlik almış başını gidiyor. Sanayici intihar ediyor, çiftçi, işsiz kendisini yakıyor. Ne olacak peki? Nereye gitti 2 trilyon 94 milyar dolar. Bir de fabrikaları sattılar, nereye gitti bu para? Bu soruları sorduğumuz zaman acı gerçeği öğrenmiş oluruz.

Dünyada hiçbir başbakan kalkıp, 'Ben yol, köprü yaptım, şu kadar buzdolabı, çamaşır makinesi ürettik' diye övünmez. Bunu ayıp sayar. Buzdolabı, çamaşır makinesi 18. yüzyılın ürünleri, biz 21. yüzyıldayız. O ülkelerin devlet başkanları, uzayda falan madenler var, yeni bir yer keşfettik, onları nasıl getiririz' ile uğraşırlar. 

'Bir siyasi parti başkanı hakim atıyorsa, o ülkede adalet yoktur'

Toplumu bilinçlendirmek hepimizin temel görevidir. Aydınlanmayı sadece okulda değil, fabrikada, tarlada, yolda da gerçekleştirmek zorundayız. Yargı organı; hakim bağımsız ve tarafsız olmak zorundadır. Bir siyasi partinin başkanı hakim tayin ediyorsa, o ülkede adalet yoktur. İster ben olayım, CHP Genel Başkanı olarak ben hakim tayin edersem, yargıya darbe vurmuş olurum. Yargı önüne çıkan birisi, 'Bu hakimi CHP'nin Genel Başkanı tayin etti, adalet dağıtamaz' demeyecek mi? Geldiğimiz nokta odur. Bir siyasi partinin genel başkanı Anayasa Mahkemesi'ne, Hakimler Savcılar Kurulu'na, düz mahkemeye hakim, savcı tayin ediyor. Adalet nerede? Nerede bağımsız yargı, hakim? 1 milyonun üzerinde mağdur var bu ülkede. 

'Bu mudur adalet?'

Bank Asya'nın önünden geçenin görevine son verdiler, Bank Asya'nın kuruluşuna katılana hiç dokunmadılar. Bu mudur adalet? Askerleri, erleri yani 33 kez ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum ettiler, komutanlara hiçbir şey yok. Bu mudur adalet? Askeri öğrencilere yine müebbet, peki o askeri öğrencileri kışladan çıkarıp sokağa salan komutanlara ne yaptılar? Hiçbir şey. Bu mudur adalet? Dayısı olan, parası olan, siyasi desteği olan çıkıyor. Bu mudur adalet? Adaletin koktuğu yerde tuz da kokar. Adaletin olmadığı bir devlet. Çünkü adalet mülkün yani devletin temelidir. Hakkı, hukuku, adaleti sağlıyorsak o devlet ayakta durur. Aksi halde devlet çöker. Adaletli olmak bizim inancımızın da bir gereğidir. Ramazan ayındayız, manevi duygularımızın en yoğunlaştığı aydayız. Adaletin olmadığı yerde hakkımızı nereden ve kimden arayacağız?  Sivil toplum örgütlerine düşen görevin ağırlığının farkında mısınız? 

'Cumhurbaşkanının tarafsız olması lazım'

Bir ülkenin sigortası konumunda olan Cumhurbaşkanlığı makamı, bir partinin de aynı zamanda genel başkanıysa, olmaz. 81 milyonun Cumhurbaşkanının tarafsız olması lazım. Hem diyeceksin 'Cumhurbaşkanıyım', hem diyeceksin 'falan partinin genel başkanıyım'. Olmaz. O nedenle Sayın Muharrem İnce'yi Cumhurbaşkanı adayı gösterdiğimiz gün göğsündeki CHP rozetini çıkarıp bana vermesinin temel nedeni budur. 'Ben 81 milyonun Cumhurbaşkanı olacağım' dedi. Ben de onun yakasına Türk bayrağını verdim. Bu ülkede ayrılık gayrılık olmayacak. Doğusu batısı, kuzeyi güneyi, yaşlısı genci kim olursa olsun, 81 milyonun Cumhurbaşkanı olacak. Seviniyoruz.

'Demokrasi yaramız kan kaynıyor, kan kaybediyoruz'

Demokraside yeni bir sayfa açmak zorundayız. Demokrasi yaramız kan kaynıyor, kan kaybediyoruz. Bursa gibi çok önemli bir kentteyiz. Türkiye'nin en önemli kentlerinden birindeyiz. Tarihte ilk Bakanlar Kurulu toplantısının yapıldığı kent Bursa'dır, aynı zamanda Bursa başkentlik yapmıştır. Bursa'nın ve Bursalıların demokrasiye sonuna kadar sahip çıkmalarını istiyorum.

'Din iman edebiyatı yapanların toplumu getirdikleri noktayı size bırakıyorum'

Yargıya ulaşım hakkının bir kişinin elinden alınması ne demektir? Görevine son verilmiş, atılmış, 'ağaç kökü yesinler' denilmiş. Üniversitede bildiri imzaladı diye üniversitenin kapısını konulmuş. Mahkemeye başvurup hakkını arayacak, mahkeme 'Ben bakmam, bakmam yasak' diyor. Hangi ülkeden, hangi demokrasiden, hangi vicdan, inanç, din, imandan söz ediyoruz? Din iman edebiyatı yapanların toplumu hangi noktaya getirdiklerini sizlerin vicdanına bırakıyorum. Konuşuyorlar, neyi konuşuyorlar, hangi derdimizi çözdüler?

'Yaka tefeciye kaptırılmış vaziyette'

Bu düzenden kim mennun? Rantiye sınıfı dışında bu düzenden memnun olan yok. Bir masa bir sandalyesi var, borç alır borç verir. Başka hiçbir şey yapmazlar. Ne kadar borç verdikleri rakamını da vereyim size. Son 16 yılda dışarıya ödenen faiz, yani hükümet borç alıyor ve karşılığında faiz ödüyor. Bir grup tefeciye ödenen para 151 milyar 034 milyon dolar. Fakir fukara vatandaşın ödediği vergiyi oraya ödediler. Bunlar şikayet eder mi etmez. Vergiyi alıyorsun, parayı veriyorsun oraya. Şu anda Türkiye dünyanın en yüksek faizle borçlanan ülkesidir. Yaka tefeciye kaptırılmış vaziyette. Peki içeride ne kadar faiz ödediler? Devlet tahvili, hazine bonosunu alanlara ödenen faizler Mart 2018 itibariyle 687 milyar 124 milyon TL. Bunlar rantiye sınıfı, bunlar rahatsız olur mu? Hayır. Başı ağrımıyor, grev olacakmış işçinin aylığını ödeyecekmiş, asgari ücret artacakmış, bunlarla hiç işi yok. Para var, veriyor parayı alıyor faizi. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin son 16 yılda ülkeyi getirdiği nokta, ülkeyi tefecilere teslim etmektir. Çıkıp 'Bu rakamlar doğru değil' desinler. Açın Maliye'nin rakamlarını bakın. Toplu vermiyorlar, ay ay, yıl yıl alıp toplayacaksınız bu rakam ortaya çıkıyorum. 

'Medyanın yüzde 90'ı hükümet tarafından kontrol ediliyor'

Demokrasilerde 4. güç medyadır. Medya halkın gözü, kulağı ve sesidir. Medya gücü denetler. Eğer medya güç tarafından kontrol ediliyor, hükümetin kontrolüne giriyorsa, halk doğru bilgilendirilmez. Şu anda medyanın yüzde 90'ı hükümet tarafından kontrol edilmektedir. Cumhurbaşkanı adaylarımız var. Bir adaya günün 24 saati neredeyse ayrılıyor. Belki yakında uyuduğu zamanları da verebilirler. Sayın İnce'ye ayıp olmasın diye 2-3 saat. Diğer adayları hiç göstermiyorlar. Meral Hanım,  Temel Bey, Doğu Bey Cumhurbaşkanı adayı olarak yok mu? Onlar da çalışıyorlar. Eşit şartlarda yarış olması lazım. Birisini 10 kilometre hedefe daha yakın koyuyorsun, diğerlerini 10 kilometre uzağa koyuyorsun, 'Buyurun beyler koşun, yarışın'. Sonra da dönüp dünyaya diyeceksiniz ki, 'Efendim bizim ülkemizde demokrasi var'. Millet inanıyor mu? Hayır. Avrupa, dünya inanıyor mu? Hayır, kimse inanmıyor. Bütün şaibelerine, baskılara karşın Allah'ın izniyle 25 Haziran'da güzel bir Türkiye'ye uyanacağız. 

'En düşük emekli aylığı 1.500 TL, asgari ücret net 2.200 TL olacak'

En düşük emekli aylığı 1.500 TL olacak. Bugün 200,300, 500 TL emekli aylığı alan var. Yabancı rantiyelere 151 milyar dolar faiz ödeyen bu zatlara seslenmek istiyorum; sor bir bakayım ya, ayda 400 TL ile o emekli geçinebilir mi? 1.500 TL yapacağız, para büyük değil biliyorum ama rahat bir nefes alır. Emekliye yine bayramlarda birer maaş ikramiye vereceğiz. Biliyorum büyük rakam değil, asgari ücret net 2 bin 200 TL olacak. Vergiye tabi olmayacak, iş dünyasına da yük getirmeyecek. 1.500 TL'nin altında maaş alan emekli sayısı 1 milyon 644 bin kişi. Arada bir derim ya, 'Vallahi de billahi de bunların yatacak yeri yok'. Gerçekten bunların yatacak yeri yok. Bu kadar perişan edilir mi bir toplum. Ektiği ürünün karşılığını alamıyor. Dolayısıyla güçlü bir sosyal devlet oluşturmak zorundayız.

'Siz yandaşlara harcadınız, biz millete harcayacağız'

İşsizlik... Bu beylerin çocukları işsiz mi? Ankara'daki beylerin işleri tıkırında, bir elleri yağda, bir elleri balda. Peki atama bekleyen binlerce öğretmen ne olacak? İlk 1 yıl içinde 180 bin öğretmeni atayacağız. Eğitimde yeni bir devrimi başlatacağız. Çocuk sabah kahvaltı yapmadan evinden çıkacak, okulda arkadaşları ve öğretmenleriyle beraber kahvaltı edecek, öğle yemeği yiyecek, akşam evine gelecek. Böylece çocuğuna sabah okula giderken harçlık veremeyen babanın utancını ortadan kaldıracağız. Bu acı bir tablodur. Bunları söylediğimizde 'Parayı nereden bulacaksınız' diyorlar. Bu ülkede ve dünyada para var. Siz az önce söyledim 2 trilyon dolar harcadınız ve bunu sadece yandaşlar için harcadınız, biz millet  için harcayacağız.

'Bu siyaset değil, Türkiye meselesi'

Millet İttifakı'nı kurmamızın nedeni de bu. Yeni bir başlangıç. Türkiye'nin büyük değişim ve dönüşümü sağlamak zorundayız. Bu treni kaçıramayız. Sorumluluğumuzun bilincinde olacağız. Arkadaşlarımıza, tarlada, kahvede, köyde, şehirde, mahallede, üniversitede söyleyeceğiz. Anneler babalar, gençler yaşlılar söyleyecek. Bu memleket meselesi. Bu anlattıklarımın siyasetle ilgisi yok, bu Türkiye meselesi. Türkiye'nin bu çemberin dışına çıkması lazım artık. Bunu yaptığımız zaman aydınlığa kavuşacağız."

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS