{$ day.Temps.HighTemp $} °
Afife Selen Selçuk Afife Selen Selçuk

Orman meyvelerinin peşinde bir gelin

Sürekli değişen trendler aslında sürekli yeni bir şeylerin keşfedildiği anlamına gelmiyor. Aslında eğilimlerin pek azı yeni denebilecek kadar özel. Taze olan, dönüp dolaşıp hayatımıza giren geçmişteki beğenilerimizin, geçmişle bugün arasında gelişen hangi ara stillerle karışıp, kendisine neleri eklediği, neleri geride bıraktığı bilgisi. 2018, geçmişten gelen bir çok eğilimin bir arada neleri ifade ettiğini keşfedeceğimiz bir yıl olacak.



Sevgili okuyucu, bu bir itiraf metnidir. Trend, yani eğilim ya da "en vogue" yani moda denen şey, aslında öyle her yıl hatta yılda bir - iki kere değişen bir şey değil. Buradaki moda kelimesi "rağbet gören" anlamında. Yeni bir trend, yepyeni bir fikir ortaya çıktığında onu anlamak, sindirmek ve farklı alanlara uygulamak yıllar isteyen bir süreç. Eskiler bilir, pret-a-porter kültürü ülkemizde henüz butik bir terimken, 1980'lerde, adı üstünde "butik" olan butiklerde koleksiyonlar senede sadece iki kez değişirdi. Koleksiyon dediğin şey de aynı modellerin farklı kumaşlarla üretimiydi. Trendler bir kere geldi mi, bir türlü gitmek bilmezdi. 10 sene boyunca aynı yüksek belli pantolonlarla, bol kazaklarla ve vatkalı ceketlerle gezdik. Şimdi Serpil Çakmaklı kelebek tokalarını, önü dolmalı saçlarımızı hatırlamak dahi istemiyoruz. Yalnız okula gitmeden önce her sabah itina ile aynanın karşısına geçip o dolmayı yaparken bir yandan da 70'lerin İspanyol paçalı pantolonlarıyla, apartman topuklu ayakkabılarıyla dalga geçerdik. Ortadan ayrılmış upuzun pırasa gibi saçlar boho style değil, "kezban stili" idi. Herkes kıvırcık saçlı olmak zorundaydı. Doğal kıvırcıklar şanslıydı, ha çok da kıvırcık olmayacaktın, her şeyin bir sınırı vardı. Belirgin bukleler idealdi. Saçı dümdüz olanlar perma yaptırırdı.

Bir de bir tarzı başka bir tarz ile karıştırmak resmen tabu, adeta eşkıyalıktı. Kahverengi ayakkabı giyiliyorsa siyah çanta alınmazdı. Kot pantolonun altına topuklu ayakkabı (o zaman stiletto demiyorduk), dantel eteğin altına spor ayakkabı giyen kimse yoktu. Olsa herhalde dövmekten beter edilirdi. En az 20 sene dayanmayan mobilya, beyaz eşya, elektronik alet asla satın alınmazdı. Bu yüzden dekorasyon trendleri neredeyse her nesilde en fazla bir kere değişir durumdaydı. Çekyatsız eve ev denmiyordu. Büyük şehirde yaşayıp da sedir ve somyayı hatırlayan ve yün yatağın senede bir içinin açılıp çimdiklenmesi gerektiğini bilenlere artık "yaşlı" deniyor.

Gelinler, pofudukluk derecesinde Leydi Diana'nın gelinliğiyle yarışan bir kumaş yığınıyla baş etmeye çalışarak kan ter içinde yeni hayatlarına adım atar, bundan asla şikayet etmezlerdi. Kimseye yakışmayan gelin başı denen topuzlara, boya küpü makyajlara olmadık paralar verip beş yıldızlı bir otelin balo salonunda bin kişiye yemek yedirince başımız göğe ererdi. Okan Bayülgen henüz Televizyon Çocuğunu yapmaya başlamamıştı, başımızın göğe ermesiyle dalga geçmeyi o zamanlar bilmiyorduk. En önemlisi; nedense her fırsatta kafamızdan aşağıya bir tüp sim dökerdik. Simsiz hiçbir düğüne, baloya gidilmezdi. O simler günlerce saç diplerimizden, yüzümüzden, elimizden çıkmazdı.

Aradan yıllar geçti, 90'larda, eskiden dalga geçtiğimiz İspanyol paçaları, apartman topukları -o zamanlar dolgu/ platform topuk denmiyordu-, pırasa saçları -hem de ortadan ayırarak- kullanıp trendlerden geri kalmadık. Bir yandan da oduncu gömlekler, uzun etekler altına asker postalları giymeyi ihmal etmedik. Boynumuza incecik bantlar taktık. Piercing'i, dövmesi olanı belli yerlere sokmazlardı. İtildik. Spice Girls çıktı, Geri'den önü beyaza boyalı kızıl saçları, Mel B'den apartman topuklu spor ayakkabıları aldık. Ehliyet sınavına bile altı 20 santimetre platformlu Şebnem Ferah çizmeleriyle girdik. İngilizler "ana cadde mağazaları" diye adlandırıyor, anladınız siz onları, isim verince reklam oluyor ya ima ediyoruz biz de. Hah, işte onlar henüz ülkemizde yoktu. İlginç kıyafetleri ya annemiz dikerdi, ya da birileri yurtdışından getirirdi.

Değerli okuyucu, burada "dalga geçerek" anlattığımız her detayın dönemin "trendi" olduğunu ve bir önce dalga geçtiğimiz trendlerin ise dönüp dolaşıp yeni bir şey kılığında hep geri geldiğini hatırlatmak isteriz. 80'ler pek çok anlamda zaten geri geldi. Ama yaklaşmakta olan bir trend var ki, çok mühim. Henüz 2018 gelinlik trendleri arasında adı geçmiyor ama sizin burnu süper koku alan yazarınız der ki, hani anne-babanızın bakıp bakıp güldüğünüz o nikah fotoğrafı var ya, hah işte onunla 2019 itibariyle dalga geçmek artık pek mümkün olmayacak. Çünkü İngiliz Kraliyeti'nin iki büyük düğününe ev sahipliği yapacak olan 2018 yılında stil anlamında tam bir geriye dönüş yaşanacak.

Zamanında asi ruhlarıyla sarayın ve monarşinin ifade ettiği her şeyin tozunu attıran gelinler Diana ve Sarah Ferguson'ın çocukları Harry ve Eugenie nişanlılarıyla evlenirken; bu iki kadının da stilleri tekrar tekrar konuşulacak, yorumlanacak ve uygulanacak. Akım, Sarah Ferguson'ın kızı Prenses Eugenie'nin resmi nişan fotoğrafının basına dağıtılmasıyla iyice belirginlik kazandı. Buna yüzük bölümünde döneceğiz. Esas heyecanla beklediğimiz ise; Diana'nın bir yandan sevip bir yandan komik bulduğumuz gelinliğinin yepyeni bir trend kılığında hayatımıza girip, sanki hiç dalga geçmemişiz, hayat boyu hep böyle bir gelinlikle evlenmeyi hayal etmişiz gibi deliler gibi arzuladığımız bir stil ikonu haline tam olarak ne zaman geleceği...

Renk skalasına bakış

Daha önce de pek çok kez belirttiğimiz üzere eğilim denince Pantone'nin adını anmadan hareket edemiyoruz. Amerikalılar böyle durumları "bir şeyin Mekke'si" olarak tanımlar. Ne kadar uygun düşer tam bilemiyoruz ama bu durumda trendlerin Mekke'si Pantone oluyor. Bir çeşit tekel. Bir yıl boyunca konuşulan tüm stiller bir yerinden yılın Pantone renginin ucunu tutuyor. Bilindiği üzere bu yılın rengi ultraviyole, yani parlak bir mor. Ancak hep söylüyoruz. Bir renk, moda ve dekorasyon trendlerine uyarlandığında rengin bizzat kendisini kullanma zorunluluğu yok. Rengin ifade ettiği felsefe ya da onunla iyi giden renkler, başka bir deyişle karşıt, komşu ya da eşlik eden renkler üzerinden ilerlemek mümkündür.

Ultraviyole gibi çok baskın bir rengi dekoratif bir sistem içine yayarken düşünülmesi gereken onunla hangi renklerin birlikte kullanılabileceği olmalı. Bu durumda karşımıza ilk çıkan renk kombinasyonu tartışmasız yabanmersini, böğürtlen, kızılcık, çilek, kuş üvezi ve ahududu, kısaca orman meyvelerinin renklerinden oluşuyor. Yani ultraviyoleye bakıp orman meyveleri renklerini görüyoruz. Kendisi çok enerjik bir renk olmasına rağmen onu en iyi ortaya çıkaran renklerin böğürtlen karası, yabanmersini siyahı, biraz da bordo tonları olması, yüzeydeki neşenin altındaki derinliği hatta biraz da aksi, ters, dengesiz yapıyı vurguluyor. Çünkü mor, enerjiyi, canlılığı simgelediği kadar derinliğe odaklı Doğu kültürlerini, kişinin kendine yolculuğunu ve biraz da melankoliyi simgeliyor. Tam da bu yüzden bu düğün konseptinde morun kendisini kullanmayı tercih etmeyip onun en yakın arkadaşlarına odaklanmayı tercih ediyoruz.

Orman meyvesi tonları dendiğinde bizzat orman meyvelerine bakmak da gerekmiyor tabii ki. Skalayı sıçratmak adlı bu oyunda doğada benzer renklere sahip ne varsa onları bir araya getirmeye çalışıyoruz. En yakınımızda en sevdiğimiz düğün dekorasyon elemanı çiçekler var. Renk, ton ve ebat konusunda hiç bir çeşidin yanına yaklaşamadığı gül, tek başına bu sistemin çok büyük bir bölümü için çözüm olabilir. Araya atılacak yemişler ve meyvelerle düğündeki çiçek aranjmanlarının renk ve doku skalasına karar vermiş oluyoruz. Ayrıca bahsi geçen orman meyveleri de bilimsel olarak gül familyasından sayılıyor, bunu da ara bilgi olarak aklımızda tutalım.

Nasıl bir gelin?

Anne Barge marka Ryland midi etekli straples gelinlik tam bu konsepte göre bir seçim. 2018 gelinliklerinde her çeşit etek boyu mevcut. Diz altı ya da bileklerin üzerinde biten retro kloş "çay saati" etekleri ya da resimde gördüğünüz gibi asimetrik kesimli cepli modeller revaçta. Bu tür elbiseler balık etli gelinlerde gerçekten çok güzel duruyor.

Kıvrımlarını sev

Haute couture dünyasının tersine gelinlik koleksiyonları artık her beden tipinde ve renkte modellerle tanıtılıyor. Kıvrımlı gelinler için ayrı koleksiyon çıkaran başarılı markalardan biri Anne Barge. Haute couture'ü kıvrımı bol kadınların da keyfine, hizmetine sunan markanın, Curve Couture adını verdiği koleksiyon sade ve asil bir stil arayanlar için ideal. Krem ya da inci beyazı bir gelinlik tercih etmenizi öneririz.

Bilekleri ya da bacağın alt kısmını açıkta bırakan dümdüz bir gelinliğin size fısıldayacağı ilk cümle "Ayakkabı işi ne durumda?" gibi bir soru olacaktır. Çünkü bir çok kadının da bildiği üzere her güzel gece, muhteşem bir çift ayakkabıyla başlar. Ayaklarınızı gece boyunca saklayamayacaksınız, o yüzden o ayakkabı gerçekten özel olmalı. Tango ayakkabılarının popülaritesinden bahsetmiştik. Özellikle düğün odaklı ayakkabı üreten bir çok firmanın koleksiyonunda bu sene T-bar yani atkılı ayakkabılar patlama yaptı. Bununla birlikte geçen haftalarda ayakkabıda ikinci bir trendden bahsetmiştik. İki renkli ayakkabılar... Ayakkabı tasarımcısı Rachel Simpson imzalı Monique bu trendin en şirin örneklerinden. Bir kere giyip bir daha yüzüne bakmayacağınız çiğ beyaz klasik bir gelin ayakkabısı yerine, keyifle eskiteceğiniz bir model seçmeye çalışın.

Vinokların muhteşem dönüşü

Burada anlatıp duruyoruz, 2018 gelinliklerin değil, aksesuarların yılı. Dev küpeleri daha önceki yazılarımızda anlatmıştık. Gösterişli başlıklar aslında yeni bir trend değil, 50'lerden günümüze gelen bir akım. Herhalde en iyi bilineni Grace Kelly'nin başlığı olmalı. Başlık derken şapka değil kast edilen... Küçük bir tokadan, gelini bir heykel standına dönüştüren sanatsal başlıklara kadar uzanıyor. 2014'te patlak veren Ukrayna Rusya gerginliği sonrasında savaş karşıtı bir hareket olarak ortaya çıkan Ukrayna'nın folklorik çiçek başlığı Vinok, daha sonra kır gelinlerinin vazgeçilmez aksesuarı haline gelmişti. Meraklılar şu yazımızdan detayları öğrenebilir. şu yazımızda Geçen yıl neredeyse yok olan vinoklar bu yıl çok daha büyük bir şaşaa ile geri dönüyor. Başınızın üzerinde rengarenk çiçekler, meyveler taşımaya hazır olun.

Trend fırınından yeni çıktı: Padparadja Safiri

Yazının taksiminde anlatmaya başladığımız Prenses Eugenie'nin nişanı konusuna geri dönelim şimdi. Bilmeyen için tekrar edelim, Eugenie Prens William ile Harry'nin birinci dereceden kuzeni oluyor. Şimdiki Kraliçe II. Elizabeth'in oğlu Andrew ile daha çok çılgın Fergie olarak tanınan Amerikalı Sarah Ferguson'ın kızlarından biri. Geçen ay Nikaragua'da tatil yaparken sevgilisi ona bir yüzük vererek evlilik teklif etti. İşte o yüzük 3 haftadır manşetlerden inmiyor. Konu şekli ya da taşın büyüklüğü değil, ortasında pek de kimsenin bilmediği bir safir türünün olması ve annesinin yüzüğüne benzer yapıda olması. Bu durum Sarah Ferguson'ın gelinliğini de yeniden gündeme taşıdı. Eugenie'nin nişan yüzüğündeki merak edilen taşa Padparadja safiri deniyor. İlk olarak Sri Lanka'da bulunmuş ve dünyanın en nadide taşlarından biri. İçinden pembe ışıklar çıkan şeftali rengi bir taş. Elmastan sonra en sert ikinci doğal taş olma özelliğini de taşıyor. Sri Lanka halkı, yanı Seylanlar, ona Lotus Çiçeği anlamında padma radshen demişler, Batılıların diline dolana dolana adı Padparadja kalmış.

Nadide demek, aşırı pahalı demek. Yani trend rüzgarından payına düşeni kapmak isteyen uyanık pazarlamacıların tuzağına düşmeyin. Taş, Uzakdoğu inanışlarına göre neşeli ve canlı hayat enerjisini temsil ediyor. Onu takan kişiye hayallerini gerçekleştirmesi için gerekli enerjiyi ve şansı veriyor. Kişinin etrafındaki negatif enerjiyi, yani nazarı dağıtıyor, ona güven veriyor. Eugenie'nin yüzüğü pırlanta taşlarla çevrili oval bir taş. Yine trendleri göz önünde bulundurursak damla formlu, pembe altın montürlü tek taş yüzükler revaçta.

Bordo, Oxford ve Tartan buluşması

Her alanda bir İskoç istilasıyla karşı karşıyayız. Turizm alanında son yıllarda büyük atılım yapan İskoçya'nın, 2018'de dünya turizminin merkezi olmak için geçmiş yıllarda attığı adımlar meyvesini vermeye başladı. İskoçların halk motifi ekose ya da tartan kumaşı çoktan dekoratif öğelere sıçradı. Şimdi de özellikle resmiyetten uzak, özgür ruhlu damatlıklarda tartanı konuşuyoruz. Pantolon askısı ve kol düğmeleri vazgeçilmez detaylar. Ekose ceketli bir takımla Oxford stili ayakkabıları tercih edebilirsiniz.

Orman meyveleri dedik, bir de bordo dedik. Bordo bilindiği üzere Fransa'nın aynı adlı bölgesinden çıkan şarabın rengidir. 2015 yılının Pantone rengi Marsala da, Sicilya'daki aynı adlı kasabanın şarabının rengi. Şarap kırmızısından kahverengiye uzanan tonlar, orman meyvelerine muhteşem bir fon yaratıyor. Bunun etkilerini düğün pastasında da göreceğiz.
Gelin buketinde kurdele detayı

Buketinizi yukarıda belirtilen renk skalasına sadık kalarak istediğiniz her tür çiçekle yaptırabilirsiniz. Hatta aralara meyveler de girebilir. Önümüz ilkbahar olduğu için çiçek patlaması yaşanacağından buket konusu biraz size ve tasarımcınızın hayal gücüne kalmış. Bu konseptte tüm dekoratif öğelere çiçekler ve meyveler birlikte eşlik ediyor. Ayırıcı bir detay da buketin ucundaki rengarenk kurdeleler. İstediğiniz uzunlukta olabilir. Önemli olan buketin içindeki renkleri yansıtan farklı tonlarda kurdelenin olması. Çiçek tasarımcınızdan gelin teli istemekten çekinmeyin. Kafanıza Ukrayna halk başlığı olan çiçekten taçlar takabiliyorsanız, bir Anadolu geleneği olan çatma tellerini de bu konsepte pekala uydurabilirsiniz.

Damada ve arkadaşlarına boutonniere

Resmi erkek ceketlerinin sol yakasındaki o deliğin neden orada olduğunu hiç merak ettiniz mi? Adı Bouttoniere deliği. Boutonniere ise erkek ceketlerinin yakasına takmak için yapılan minik bir çiçek aranjmanı. 18. yüzyılda ortaya çıktığı sanılıyor. Genellikle erkeğe eşlik eden kadının saçında ya da elindeki çiçek düzenlemesinin küçüğü olan Boutonniere anlaşıldığı üzere bu delik sayesinde yakaya sabitleniyor. 2018'de ve büyük ihtimalle sonrasındaki yıllarda damatlar yaka mendili yerine boutonniere kullanacak. Geleneksel olarak gelin buketini tasarlayan kişi damat için üç alternatif boutonniere üretiyor. Bu sayıyı çoğaltıp damadın arkadaşlarına dağıtabilirsiniz.

Nedimeler için elbise kiralama sistemi

Gelinin arkadaşları ya da nedimeler de konsepte uygun şekilde bordodan kırmızıya, pembelere uzanan bir skalada istedikleri kıyafeti giyebiliyorlar. Bu anlamda yeni bir trend, nedime elbisesini diktirmek ya da satın almak yerine kiralamak. Wow to be Chic isimli girişim, ünlü tasarımcıların imzasını taşıyan nedime elbiselerini internet üzerinden kiralıyor. Elbiseyi seçtikten sonra firmaya detaylı ölçülerinizi yolluyorsunuz, karşılığında ölçülerinize göre düzeltilmiş bir tane asıl, bir tane de yedek elbise kargoyla kapınıza geliyor. Düğünden sonra elbiseyi iade ediyorsunuz, kuru temizleme kira bedeline dahil.

Dramatik nikah ve yemek düzeni

Bu yıl hava ne kadar soğuk olursa olsun nikah dış mekanda kıyıldıktan sonra içeri geçiliyor. Kar, kış, yağmur neşemizi bozamıyor. Nikahın kıyılacağı alandaki kemerin aslında sembolik olarak hayatın sonraki aşamasına geçişi temsil eden bir kapı olduğunu daha önce yazmıştık. Bu açıdan nikahın bir duvarın değil, bir kemer ya da eşiğin önünde kıyılması önem taşıyor.

Kemer büyük bir strüktür olduğu için süslemelerde küçücük orman meyveleri kullanmak istediğiniz sonucu vermeyebilir. Renk skalasında fon renkleri olan böğürtlen ve yabanmersini tonları bu aranjmanda üzüm salkımlarıyla verilmiş. Aradaki kırmızı elmaların tasarıma getirdiği tokluk duygusuna dikkat edin. Padparadja safiri tonlarındaki küçük güller ve tül perdelerin yarattığı drapeler de tasarımın genel dramatik stiline katkıda bulunan öğelerden. Folyajda da okaliptüs gibi doygunluğu öldürülmüş yeşil yapraklı bitkiler kullanılmış.

Aynı marsala rengi gibi çiftlik düğünü konsepti de geçen yıllardan günümüze uzanan en belirgin detaylardan biri. Genel olarak çiftlik düğünü dendiğinde hemen herkes "rustik" kelimesini yapıştırıverir. İç ve dış mekanın atmosferi, etraftaki hayvanlar, samanlar, eskimiş ahşap dokuları insanın aklına ilk olarak salaş bir düğün getiriyor. Geçtiğimiz yıllarda rustik çiftlik düğünü konsepti oldukça fazla uygulanıp çiğnendiğinden artık buralarda daha farklı ne yapılır'a bakılıyor.

Öncelikle tabiri caizse bir çiçek cümbüşüyle karşı karşıyayız. Üstü kapalı büyük bir terasın kısa kenarlarından birine gelin ve damadın oturacağı masa yerleştirilmiş. Arkasına da mekanın bir aşk bahçesinin eşiğinde durduğunu ima eden bir fresko, yani duvar resmi yapılmış. Böyle bir resim olmayabilir. Uygun ölçülerdeki bir fotoğrafı duvar ölçüsünde bastırıp gergi sistemiyle duvarın önüne yerleştirebilirsiniz. Endişelenmeyin, o sistemi baskıyı yapan firma yapıyor.

Buradaki düzenlemenin güzel tarafı iki upuzun masayı yan yana koymak yerine modüler bir masa sistemiyle organik bir tasarım oluşturulmuş olması. Organik tasarım derken masaların yan yana yerleşmesine rağmen düz bir çizgide kıvrılarak ilerlemesini kast ediyoruz. Tavandan sarkan dev çiçek aranjmanları bu yıl da hakimiyetini koruyor, hatta bu yıl bu aranjmanlarda yaratıcılığın sınırlarının zorlanacağı öngörülüyor. Çiçek tasarımcılarına düğünlerde artık her anlamda çok daha fazla iş düşüyor.

Masanın üzerindeki alçak aranjmanlar da konsepte uygun olacak şekilde çizgisel düzeni ve renk skalasını izliyor. Mekanın geneline beklendiği üzere kesekağıdı ya da kirli sarı değil, krem tonları hakim. Bu da romantizm etkisini güçlendiriyor. Genel olarak bakıldığında bir sarayın balo salonunu gösterişli bir düğüne hazırlar gibi düşünülmüş dekorasyon şeması, bir çiftlik evinin terasına oturtulduğunda bu alışılmadık, yaratıcı, tamamıyla kişisel tarzı oluşturmuş.

Sofra düzenlemesine bakıldığında gelincik çiçeğini andıran bir forma sahip parlak kırmızı cam suplalar örtüsüz, lake masaların üzerine direkt oturuyor. Sade beyaz bir tabak üzerine yerleştirilen bordo kumaş peçetenin bir tarafı gül formunda buruşturulmuş, isim etiketleri de unutulmamış. Pirinç şamdanlarda beyaz mumlar kırmızı yemiş ve kırmızı/pembe tonlarında yapılmış alçak aranjmana eşlik ediyor.

Son dokunuşlar: Catering

Pasta ise tahmin edileceği üzerine orman meyveli. Üzerindeki akıtma çikolata detayına dikkat lütfen, düğünün en önemli detaylarından biri. 2018'de naked ya da çıplak denen pastalar azalıyor. Transparent yani şeffaf pastaları görmeye devam edeceğiz. Şeffaf pastalarda kremanın ardından görünen kek genellikle çikolatalı. Üst kreması çikolatalı olan pastaları da sıkça göreceğiz.

Tatlı barında pek fazla yenilik yok. Çünkü tatlı barının kendisi aslında düğün sektörü için yeni sayılabilecek, sınırları henüz zorlanmamış bir alan. Her zamanki gibi cupcake'ler baş köşede yer alıyor. Donut'lardan bu yıl da vazgeçmiyoruz.

Bu konsepte özel bir detay, waffle kornetlerin içinde çikolata sosuyla servis edilen orman meyveleri. İçi orman meyveli ya da likörlü çikolataları da bu şekilde servis edebilirsiniz.

Renk temasını tatlı barında devam ettirmek istiyorsanız top şeklindeki bitter çikolata ve şaraplı kekleri kırmızı kek süslerine batırıp katlı servis tabaklarında sergileyebilirsiniz. Bu keklerin bir çok versiyonu yapılıyor. Kırmızı kadife kek de bunlardan biri. Kadife kek, özellikle Amerika'da gelenekselleşmiş bir düğün tatlısı. Günümüzde rengi gıda boyasıyla veriliyor ancak orijinal tarifte kek, rengini içeriğindeki pancardan alıyor.

Hazır bu kadar güzel renklerle oynayabiliyorken biraz da içeceklere el atalım mı? Konsepte özel kokteylimiz, nar şurubuyla renklendirip tatlandırılan şampanyanın, biberiye ile süslenmesiyle tamamlanıyor. Kokteyli bardaklara koymadan önce boş bardağa bir-iki tane ahududu tanesi atabilirsiniz. Aynı kokteyli başka meyvelerle yapınca adı mimoza kokteyli oluyor. Bu durumda buna narlı mimoza kokteyli ismi verilebilir. Tarifi bir de nar yerine yabanmersini suyuyla deneyin. Bulabiliyorsanız ev yapımı yabanmersini likörü böyle bir düğünde en akılda kalıcı ikram olacaktır.

Diğer Yazıları

Manhattan'da minimalist yaşam

Amerika kırsalındaki geniş imkanları bırakıp Manhattan'daki bu küçücük dairede iki çocukla işlevsel ve stil sahibi bir yaşam kuran iç mekan tasarımcısı Crystal Ann; burası kiralık bir ev olsa dahi, çocuklarıyla önemli anılar biriktirdiğinin bilinciyle evini kişiselleştirmeye uğraşıyor. Bunu başarabilmek için ise hem kendisi, hem de çocukları için minimalizm felsefesini benimsemiş.

Devamını Oku 06.04.2019

Kiracıyım ama ev benim!

'Kendin yap'a meraklı dekorasyon bloggerları bilindiği üzere genellikle Kuzey Amerika kırsalından çıkıyor. Ancak bu kez yolumuz İngiltere'nin orta büyüklükteki şehirlerinden birine, Birmingham'a düşüyor. 18. yüzyıl sonu itibarıyla İngiltere'de sanayi devriminin etkileri sebebiyle hızlıca geliştirilmiş bir yapı sistemi olan ve "sırt sırta evler" olarak bilinen, iki katlı, küçücük metrekareli, birbirine yapışık sıra evlerden birinde kiracı olarak yaşayan Medina Grillo, grillo-designs.com adresindeki blogunda "Bir evin sahibi olmasak da, onu kendimize ait hale getirebilir miyiz?" sorusuna cevaplar arıyor. Bu amaçla hem kendi tasarım ve uygulamalarını, hem de İngiltere genelinde kiracı olup da evini yaratıcı ve ucuz düzenlemelerle yaşanır hale getirenlerin tecrübelerini paylaşıyor.

Devamını Oku 30.03.2019

Üç çocukla 110 metrekarede sınırları zorlamak

Amerika'nın New England bölgesinde Connecticut eyaletinde New York'a sadece 1 saat uzaklıkta eşi ve üç çocuğuyla birlikte yaşayan Brooke Christen, tabiri yerindeyse tam bir dekoholik. Evinin dekorasyonunu sürekli değiştiriyor. Hayır zengin değil. Tersine çok kısıtlı bir bütçesi var ama çok zengin bir hayal gücü veeee, Türk hanımlarının belki de hiçbir zaman sahip olamayacağı "evde tadilat yapmayı seven" bir kocası...

Devamını Oku 22.03.2019
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS