Ceren Alican Ceren Alican

Kızıl çölde bedevi olmak: Wadi Rum

“The Martian”, filmini izlediniz mi? Türkiye’de “Marslı” adıyla izlediğimiz, Matt Damon’ın başrol oynadığı muhteşem film. O filme set olan yerin stüdyo ortamı olmamasının bir nedeni var. Çünkü dünyada Wadi Rum diye bir yer var. En iyi teknoloji ile donatılmış stüdyo ortamı, en kaliteli görsel efektler bile bu gerçek güzelliğin yanına yaklaşamaz.



Ürdün, gerek tarih gerek doğal yaşam gerekse sunduğu deneyimler ile olağanüstü bir ülke. Ama Ürdün’de beni en çok heyecanlandıran deneyimlerden biri Wadi Rum oldu. Hayatımda ilk defa çöl gezisi yapacaktım. Hatta sadece gidip görmekle kalmayacak, hayatımın 1 gecesini çölde, bedevilerin arasında, gerçek bir bedevi gibi geçirecektim. Suyun haftada 1 tankerle geldiği, kuma açılan çukurlarda yemeklerin pişirildiği, medeniyetin kilometrelerce uzağında kalan bir yerde bir gece geçirmek bugüne kadar yaptığım en verimli şeylerden biriydi.


Wadi Rum’a doğru yola çıkmak üzere, Petra’dan ayrıldım. Wadi Rum’daki kampıma varış saatim önemli. Çünkü amacım Wadi Rum’da gün batımı izlemek. Petra’dan 114 km’lik bir mesafe, yani yaklaşık 1 saat 40 dakikalık yolum var Wadi Rum’a ulaşmak için. Akabe’den gitmek isterseniz yaklaşık 70 km. Ürdün’ün kavurucu sıcağı altında, asfalttan buhar çıkan yollarda, çölün ortasından geçen otobanda araç kullanmak hem zor hem de keyifli bir deneyim. Wadi Rum’a yaklaştıkça, heyecanım artıyor. Yol kenarındaki kumların rengi değişmeye başlıyor. Kırmızı, sarı, turuncu renkler ve tonları gittikçe artıyor. İçinden geçtiğim yollara, yüksek tepeler ve rüzgâr aşındırması sonucu ilginç şekiller almış yüksek kayalar eşlik etmeye başlıyor. Daha milli parkın içine giriş yapmadan bile gördüklerim karşısında tarifsiz bir hayranlık duyuyorum.

Gerçekten de sanki mekân değiştirmiş gibi değil de, gezegen değiştirmiş hissi kaplıyor bir anda insanı. Kumların rengi, renklerin tonları bile sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi. “Marslı” filminin setine giriş yapmışım hissi, daha mili park girişine gelmeden başladı. Çöl dendiğinde aklınıza gelen o uçsuz bucaksız kum tepeleri görüntüsünden eser yok. Çölün derinliklerinde neler göreceğimi merak ederek yoluma devam ederken, bir anda karşıma çıkan bambaşka bir şey, bana çölün ortasında zaman yolculuğu yaptırdı.

Yolun sol tarafında, Hicaz Demiryoluna ait birkaç vagon var. Raylar da zaten olduğu gibi duruyor. Yol boyunca size eşlik ediyorlar. Kutsal topraklara doğru yola çıkan hacı adayları, bir zamanlar bu eşsiz çöl manzaraları arasından geçerek ulaşmışlar gidecekleri yere. Bu kadar özel bir yolculuğa, böyle unutulmaz yollardan geçerek çıktığınızı bir düşünün. Sadece hayal etmesi bile ne kadar mutlu ediyor insanı değil mi?

Vagonlarda küçük bir fotoğraf molasının ardından Wadi Rum’ın mili park girişine ulaşıyorum. Giriş ücreti pek yüksek değil, ama zaten benim elimde Jordan Pass var. Giriş bu sayede ücretsiz oluyor. Ayrıca Petra ve Wadi Rum gibi turistik yoğunluğun olduğu yerlerde, bazen metrelerce uzayan kuyruklarda beklemekten kurtuluyorsunuz.

Ürdün yolcularına ısrarla tavsiye ettiğim Jordan Pass, birçok yere ücretsiz giriş hakkı sağlayan süreli bir kart. Ürdün’e gitmeden önce internetten satın almak oldukça avantajlı. Ürdün gibi pahalı bir ülkede, müze ve örenyeri giriş fiyatlarını göz önünde bulundurursanız ciddi tasarruf sağlıyor. Jordan Pass’in fiyatı, Petra’ya kaç günlük giriş istediğinize ve Baptism Site denilen Vaftiz Bölgesine gitmek isteyip istemediğinize göre değişiyor. Ben 1 günlük Petra ziyareti ve Vaftiz Bölgesi girişi seçerek Jordan Pass almıştım. Güncel fiyatları https://www.jordanpass.jo/ sayfasından kontrol edebilirsiniz. 

WADİ RUM VE BEDEVİ KÜLTÜRÜ

Çöl deyince aklımıza hemen uçsuz bucaksız, kimsenin yaşamadığı, verimsiz topraklar geliyor. Ama Wadi Rum böyle bir yer değil. Burada bedeviler hala hayatlarını sürdürüyorlar. Evet, belki eski zamanlardan kalma bazı alışkanlıklar geride bırakılmış. Ama yaşamlarını bu çölün kıyısında hala sürdürüyorlar ve böyle yaşamaktan mutlular. Wadi Rum, hala bu bedevilerin evi.

Milli parka giriş yaptıktan sonra, bedevilerin kurduğu küçük bir köye geliyorsunuz. Bu köyde yaşayan bedeviler, hemen hemen bir aile gibiler. Wadi Rum içerisinde görebileceğiniz bedevi kamplarının sahibi olan insanlar aslında çölün içinde değil, bu köyde yaşıyorlar. Bütün geçim kaynakları, çöle gelen turistler. Bazılarının çölün iç kesimlerinde deve çiftlikleri var. Burada doğup büyüdükleri için, çölü avuçlarının içi gibi biliyorlar. Size ürkütücü ve “kaybolursam burada ölürüm” hissi veren bu sonsuzluk, onlar için çok tanıdık. Genç bedeviler, geceleri ciplere binip çölde gezintiye bile çıkıyorlar.

Köyün içerisinde bedevilerin evleri, market ve okul var. Bedevi çocuklar bu okulda eğitim görüyor. Ürdün’de bu tarz köylerin okullarında öğretmenlik yapması için, öğretmenler teşvik ediliyor. Bu okullarda çalışmayı kabul eden öğretmenlere daha fazla maaş ödendiğini söyledi bedeviler.

Doğup büyüdükleri yere ve kendi kültürlerine o kadar bağlılar ki, pek çoğu üniversite eğitimi için büyük şehirlere gitseler bile, eğitimlerini tamamladıktan sonra köye geri dönüyorlar. Aileleri ile birlikte, Wadi Rum’a gelen ziyaretçilere, çöl safarisi ya da bedevi kampı deneyimleri sunuyorlar.

Çöl ile buluşmadan önceki son durağınız olan bu köyde aracınızı park etmeniz gerekiyor. Zaten safariler veya kalacağınız kampa gitmeniz için binmeniz gereken cipler de bu köyden kalkıyor.   

Cip dediysem son model bir şey beklemeyin. Arkası açık kamyonetlerden bozma, üzerine bir gölgelik monte edilmiş araçlar ile seyahat ediyorsunuz.

Cip hareket ediyor. Heyecanım dorukta. Çölün içlerine doğru, daha önce giden araçların bıraktığı izlerle kendiliğinden doğal bir yola dönüşmüş ve sıkışmış kumun üzerinde son hızla ilerliyoruz. Devasa boyutlardaki kızıl kayalıklar artık daha da heybetli hale geliyor. Şekiller daha da ilginç hale gelmeye başlıyor. Güneşin yavaş yavaş batmaya başladığı, Wadi Rum’ın kumlarından daha kızıl renge dönüşen ufuk çizgisine doğru yol alıyoruz. Kampımız, yola çıktığımız bedevi köyüne 1 saat uzaklıkta. Yani Wadi Rum’ın en derin yerlerine doğru yol alıyoruz. Telefon ve internet ile 24 saatliğine vedalaşıyoruz. Şehir ışıkları da bu gece gözümüzü yoramayacak. Medeniyet, artık sadece anlamsız bir kelime bu noktadan sonra.

Kampa varıyoruz. Bedevi çadırımıza eşyalarımızı bırakıp, en az çöl kadar kızıl gün batımına doğru uzun bir yürüyüşe çıkıyoruz. Kamptan o kadar uzaklaşıyoruz ki, ürkmeye başlıyorum ya kaybolursak diye. Pek çok bedevi kampı, çölün daha şehre ya da köylere yakın yerlerinde kurulmuş. Bizim bulunduğumuz yer ise bunlardan epeyce uzakta. O yüzden artık bedeviler bile pek buralara uğramıyor. Kumların üzerinde geçip giden ciplerin bıraktığı izler yok. Sadece bizim yürürken bıraktığımız izler var. Bir de kampın yanındaki deve çiftliğinde yaşayan develerin izleri. Onları da rüzgâr kısa süre içinde geri kapatıyor zaten. Resmen hiçliğin ortasındayız.

Gördüğüm en kızıl, en sıcak gün batımıydı. Sarıdan kırmızıya kadar uzanan renk kartelasındaki her ton vardı. Hiçbir fotoğraf makinesi, burada bir insan gözünün gördüğü şeyi birebir fotoğraflamayı başaramaz. Makinem başaramasa da ben zihnime fotoğraf olarak kaydettim bu gün batımını.

Kampa döndüğümüzde bedevilerin hazırlamakta olduğu akşam yemeği ile iyice heyecanlandım. Kumun içine kazdıkları bir çukur ve çukurun dibine atılmış közlerin üzerine 3 katlı sepet gibi bir şey gömülmüş ve üzeri kum ile kapatılmış. 3 katlı metal sepetin her bir katında pişme süresinin uzunluğuna göre aşağıdan yukarıya doğru yerleştirilmiş sebze, et ve tavuk var. Alttan közün, üstten sıcak çöl kumunun pişirdiği sebzeler, bol baharatlı bir sosa bulanmış tavuk ve kırmızı et yaklaşık 4 saatte pişiyormuş. Kampa döndüğümüzde kumdan çıkarılma anına tanıklık ettiğim akşam yemeğimiz, yanında çok lezzetli bir salata ile servise hazırlandı. Bu kadar lezzetli bir şeyi bir daha ne zaman yerim gerçekten bilmiyorum. Bedevi mutfağının bu kadar başarılı olabileceğini gerçekten hiç düşünmemiştim.

KARANLIK VE SESSİZLİĞE DAİR BİLDİĞİNİZ HER ŞEYİ UNUTUN

Gün batıyor, yemekler yeniyor ve sofra kaldırılıyor. Kampı işleten bedeviler, bizimle beraber geceyi kampta geçiriyorlar. Kaldığımız kamp diğerleri gibi büyük ve çok fazla imkâna sahip değil. 4 adet çadır, 1 adet ortak kullanımlı banyo ve tuvalet, bir de çöl koşullarında olabilecek azami donanıma sahip bir mutfak.

Kampa su, haftada 1 kez tanker ile geliyor. Bu yüzden bedeviler suyun kıymetini iyi biliyor. Suyun 1 damlası bile zayi edilmiyor.

Böyle bir yerde gün erken başlıyor ve erken bitiyor. Bizimle birlikte kalan sadece 1 Fransız aile ve genç bir sırt çantalı gezgin var kampta. Bedeviler akşam yemeğini topladıkları gibi uykuya dalıyorlar. Onlar için gün, akşam en geç 9’da bitiyor. Kimisi kendi çadırında, kimisi kayaların üzerine attığı döşeklerde uykuya dalıyor.

Benim için ise durum böyle değil. Çöl gecesi diye bir şeyi daha önce deneyimlemedim. Yorgunluktan bayılana kadar uyanık kalmalıyım.

Herkes uyuduktan ve ışıklar söndükten sonra, fark ettim ki karanlığa gömülmemişiz. Artık kampta hala ayakta olanlar, sadece ben ve eşim. Hiçbir yapay ışık kaynağı yok. Ama her şeyi net bir şekilde hala görebiliyoruz. Gökyüzünde inanılmaz dolunay var. Yanımıza çadırdaki battaniyeleri ve fotoğraf makinemizi alıp, gece yürüyüşüne çıkıyoruz.

Gündüz insanın beynini buharlaştıran sıcak, yerini fevkalade bir soğuğa bırakıyor. Gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı inanılmaz boyutta. Çölde değil, kutuplardayız sanki. Gündüz tabanlarımızı eriten kumlara, şimdide soğuktan basamıyoruz.

Hiçbir yapay ışık olmadığında, ay ışığının ne kadar güçlü olduğunu, dünyamızı nasıl aydınlattığını fark ettiniz mi hiç? Wadi Rum, bunu ilk kez deneyimlediğim yer oldu dünyada. O yüzden yeri her zaman özel kalacak benim için. Çünkü Wadi Rum’da yaptığım gece yürüyüşü benzersiz bir deneyimdi.

Dolunayın etkisi azalıp, yıldızlar ortaya çıktığında ise gözlere bayram ettiren yeni bir şey daha görme imkânımız oldu. Daha önce hiç bu kadar çok yıldızı bir arada görmemiştim. Bir gecede meğer ne kadar çok yıldız kayıyormuş. Hiç değilse 10 tane dilek tuttum birkaç saat içinde. Dolunay artık etrafı aydınlatmasa da hala yolumuzu yapay bir ışığa ihtiyaç duymadan bulabilmek güzel bir deneyimdi.

Sadece karanlığı değil, sessizliği de bir başka Wadi Rum’ın. Sessizlik size ne ifade ediyor bilmiyorum, ama benim için artık başka bir boyut kazandı. Kendi kafamın içindekileri bile duymadığım bir sessizlikti. Burada kelimelerle ifade etmeye çalışmakta zorlanıyorum. Çünkü o kadar basit bir tarifi yoktu o sessizliğin. Kendi kendime “daha önce hiç sessiz bir yerde bulunmamışım” dedim. Yaşadığım hissi gitmeyenlere tam olarak aktaramasam da, Wadi Rum’da 1 gece geçirmiş olanlar bence ne demek istediğimi gayet iyi anladı. Anlatmakla değil, yaşamakla olacak bir şey.

Çıt çıkarmadan, çölün derinliklerinde kumlara uzandığınızda bu güne kadar sessizlik denen olguyu ilk defa yaşadığınızı fark edeceksiniz. Gerçek sessizliğin ne olduğunu da ben Wadi Rum'da öğrendim. 

Geceleri burada dikkat etmeniz gereken tek şey akrepler. Bedeviler bizi bu konuda uyardığı için, gece uykusu sırasında çadırımızın dışında olmaya cesaret edemedik. Bedeviler çadırların etrafını ve kendi yattıkları kayaları ilaçlamışlar. Ama korunaksız yerlerde akreplere karşı çok dikkatli olmanız gerekiyor.

WADİ RUM’DA KONAKLAMA VE AKTİVİTELER

Ürdün yolcularının Petra’dan sonraki olmazsa olmaz durağı Wadi Rum. Gelmişken en az 1 gece konaklamak gerekiyor. Kampta geçirdiğimiz gecenin sonunda eşime, “bilseydim burada 2 gecelik konaklama ayarlardım” dedim. Ve ertesi gün internet bulduğum ilk anda, Wadi Rum’da ikinci bir gece geçirebilmek için yeni bir kamp aramaya başladım. Akabe’de deniz kenarında geçireceğimiz 1 geceyi yeniden Wadi Rum’a dönmek için feda ettim.

Neredeyse her beklentiyi karşılayacak cinste konaklama seçenekleri var. Şeffaf balonlar şeklinde, içerisinde klima ve duş-tuvalet olan odalarda oluşan lüks kamplar da var. Bunlar tabi ki pahalı seçenekler. Bizim kaldığımız gibi medeniyetten çok uzakta, bedeviler ile dip dibe kalacağınız, bezden yapılmış çadırlarda uyuyacağınız kamplar, en uygun fiyatlı seçenek. Bu ikisinin arasında kalan, yine bez çadırlı ama içinde kendine ait duş-tuvalet bulunan orta direk kamplar da bulabilirsiniz.

İki farklı kampta konakladım. Bunların biri yukarıdaki deneyimleri yaşadığım, çölün gerçek anlamda derinliklerinde ve gerçek bir bedevi hayatı deneyimi yaşatan Oasis Bedouin Kamp. Diğeri ise bir önceki paragrafta bahsettiğim, çadır içinde duş-tuvalet bulunan, orta direk kategorisindeki Jamal Rum Camp. Fakat Jamal Rum, gece şehir ışıklarını görebileceğiniz kadar medeniyete yakın. Telefon ve internet kafasına göre olsa da çekiyor. Yani ilk geceki hayran olduğum o çöl deneyimini maalesef yaşatmadı. Bu yüzden Oasis’i daha çok beğendim.

Şehre yakın kamplar, daha fazla imkân sunduğu için, fiyatları daha yüksek. Fakat benim gibi hem uygun fiyat hem azami düzeyde yerel deneyim arıyorsanız, imkânları en az olan kampları tercih edin. Rahatlık ve konfor arayanlar için çölün çok içlerinde kalan kampları kesinlikle önermem.

Kamplar size ulaşım seçeneği sunuyor. Aracınızı bedevi köyüne park ettikten sonra kampınıza nasıl ulaşacağınızı düşünmenize gerek yok. Eğer kampınız çölün çok içlerinde değilse, bedeviler size ekstra ücret karşılığında deve ile ulaşım seçeneği de sunuyorlar. Bu daha yerel ve keyifli bir deneyim olduğundan, Jamal Rum Camp’a ulaşımımız için deve sırtında 1 saatlik yolculuğu seçtim. Oasis Camp uzakta olduğu için cip dışında bir ulaşım seçeneğimiz yoktu.

Bu kamplar aynı zamanda size Wadi Rum turları ve aktiviteler konusunda da yardımcı oluyorlar. Deve veya cip ile safari, kaya tırmanışı, sandboard, bu deneyimlerden bazıları. Wadi Rum’da çeşitli gezi rotaları ve nokta atışı yerler var. Yarım günlük veya tam günlük tur seçenekleri ile bunları görme imkânınız var.

Big Arch, Mushroom Rocks bu noktalardan bazıları. Safarilerin içeriği, turun yarım ya da tam gün olmasına göre değişiyor. Ben yaz mevsiminde Ürdün’de olduğum için, öğle sıcağı bastırmadan çölden çıkmak istedim. Dolayısıyla cip safarisini, yarım günlük olacak şekilde planladım. 

Wadi Rum, arkeolojik açıdan da çok önemli bir yer. Kayalıkların arasındaki mağaralarda Nebatiler tarafından çizilmiş bazı tasvirler ve yazılar var. Biz görme imkânı bulduk fakat normalde turlar, bu mağaralara uğramıyor.

Hangi kampta konaklarsanız konaklayın, aktivite satın almadan önce bedeviler ile mutlaka pazarlık yapın. Ve pazarlığı sıkı tutmaya bakın. Fiyatların inanılmaz derecede fark ettiğini göreceksiniz. Sadece Wadi Rum’da değil, Ürdün’de adım attığınız her yerde pazarlık yapın.  

Rotayı Ürdün’e çevirmek isterseniz, Wadi Rum mutlaka duraklarınızdan biri olsun. Bu deneyimi yaşamadan, Ürdün’e gitmiş sayılmazsınız.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS