Ceren Alican Ceren Alican

Sahra Çölü'ne açılan kapı Fas

Kuzey Afrika’nın en otantik, en güzel ülkesi Fas. Bazen kaotik, bazen içinden çıkılamayacak kadar karışık, hatta bazen “daha fazla devam edemeyeceğim” dedirtecek kadar zor. Aynı anda bir o kadar heyecanlı, sürprizlerle dolu, alışılmışın dışında. Ve çok güzel.



Atlantik Okyanusunun kıyısındaki bu sıcacık ülke, insanları ile, mimarisi ile, doğası ve tarihi ile gezginlerin olmazsa olmaz noktalarından biri. Özellikle kendine has mimarisi ile ziyaretçilerini kendine hayran bırakıyor. Sokaklarındaki her bir kapının ardında iç mimari sanatının en nadide tasarımlar saklayan, dünyanın en fotojenik noktalarından bir tanesi. Ayrıca Afrika kıtasına ilk seyahat için biçilmiş kaftan. Dünyanın en büyük sıcak çölüne, Sahra Çölüne açılan kapı.

SAHRA ÇÖLÜNE DOĞRU ADIM ADIM

Bizim Fas yolculuğumuz Marakeş’te başladı. Marakeş’e vardıktan sonraki 3 gün, Sahra Çölüne gidiş-dönüş yolculuğumuz, yani tüm rotanın en yorucu kısmı ile geçti. Marakeş’ten sonra Sahra Çölüne açılan kapı olan Merzouga’ya gitmek için öncelikle Atlas Dağlarını geçerek, Ait Ben Haddou’ya ulaştık. Game of Thrones başta olmak üzere, severek izlediğimiz pek çok dizi ve filme set olmuş bu yüzlerce yıllık geçmişe sahip Berberi köyünü gezerken, tüm o izlediğimiz filmlerin içinde hissettik kendimizi. Suyu ve elektriği olmayan bu köyde, hala 10 civarı aile yaşıyor.

Ait Ben Haddou’dan ayrıldıktan sonraki durağımız ise Dades Vadisi oldu. Ayrıca Dades Vadisi, Sahra çölüne giden meşakkatli yolculuğumuzun ilk gecesinde mola yerimizdi.

Çöle doğru gidiş yolumuzun ikinci gününde ilk durağımız, Tinghir şehrinde yer alan bir Berberi köyü oldu. Yarı göçebe Berberi halk, yılın belli zamanlarında dağlara çıkıyor, belli zamanlarında ise kralın onlara verdiği bu küçük köyde deve ve koyun yününden halılar dokuyorlar. Geçimlerini ise bunlardan sağlıyorlar. Sonrasında ise Todgha Vadisinin serin sularında küçük bir mola verip, Merzouga’ya doğru yeniden yola koyuluyoruz.

Öğlen saatlerine doğru sıcaklık gittikçe artıyor. Çöl 50 derecenin üzerinde ve kolay kolay soğumuyor. Zor şartlara hazırlıklıyız ve Sahra Çölünün büyüleyici ambiyansında geçireceğimiz gece için tüm bu zorluklar ile mücadele etmeye de razıyız. Merzouga’ya yaklaştıkça, Sahra’nın dev kum tepeleri uzaktan siluetler halinde göz kırpmaya başlıyor. Kum tepelerine yaklaştıkça heyecanımız doruk noktasına ulaşıyor. Ne sıcaklık umurumuzda ne de kuraklık.

Klimalı güzel aracımız ile 12 saatten daha uzun süreliğine vedalaşıyoruz Merzouga’da. Araçtan sadece o gece için ihtiyacımız olan eşyaları almamıza izin veriliyor. Tüm eşyalarımız ve kişi başı 2 şişe su develere yükleniyor. Saat 19.00. Artık güneşin batmaya başladığı, hava sıcaklığının kavurucu etkisinin hafiflediği saatler. Fakat hava hala ziyadesiyle sıcak. Her birimiz için bir deve geliyor. Bedeviler hangi devenin ne kadar yük taşıyabildiğini çok iyi biliyor. Her birimizi cüsselerimize bakarak bir deveye bindiriyorlar. Ve Cezayir sınırına doğru yaklaşık 2,5 saatlik yolculuğumuz başlıyor.

ÇÖLÜ BİR BEDEVİ GİBİ YAŞAMAK

Deve sırtında güneşi batırırken, Sahranın derinliklerinde gördüklerimiz karşısında nutkumuz tutuluyor. Uçsuz bucaksız, sarı sıcak kum tepeleri. Bir insanın ortalama ömrü süresince görebileceği en güzel şeylerden biri. Çölün sıcacık sessizliğini, ara ara esen ufak rüzgarlar bölüyor sadece. Kampımıza yaklaşırken, kum tepelerinin ardından Cezayir topraklarına selam ediyoruz. Ve geceyi geçireceğimiz bedevi kampına güneş battıktan sonra ulaşıyoruz.

Biz çadırlarımıza yerleşirken, bedeviler bize bir ziyafet hazırlama telaşında. Menüde köz patlıcanlı Kuskus ve kuzu etli Tajin var.

Sahranın gecesi de gündüzü kadar sıcak. Fakat bu, çölde bir gece yürüyüşü yapmamıza engel değil. Bizi kampa getiren bedevilerden bir tanesi ile birlikte kum tepelerinin koyu siluetlerine doğru yürüyoruz. İsmini unuttuğum bu genç bedevi, benden sadece 1 yaş küçük. Babası onu bu çöle ilk defa 14 yaşında getirmiş. O günden beri çöllerdeymiş. “Hiç kaybolmadın mı? Yolunu bulmakta zorlanmadın mı?” diye sordum. Bir kez bile kaybolmadım, yıllardır buradayım ve yolumu bulmak benim için hiç zor değil diye cevap verdi. Geceleri bazen yastığını alıp kampın uzaklarında, kum tepelerinin arasında, yıldızları izleyerek uyuduğunu söyledi. Bunun üzerine kampa döner dönmez bize de çadırların dışında birer yatak hazırlamasını istedik. Tıpkı bir bedevi gibi biz de Sahranın kumları üzerinde, yıldızları izleyerek uyuduk.

Sabaha karşı şafak sökmeden yeniden develerimizin sırtında yola çıkıyoruz. Gün doğumunu deve sırtında, Merzouga’ya dönerken izliyoruz. Günün ilk ışıklarını Sahra çölünün eşsiz renkteki kumlarının üzerinde parlarken görmek tarifsiz bir deneyim.

Fas’ı bu kadar özel yapan bu inanılmaz deneyimi herkes hayatında en az bir kez yaşamalı. Eğer Fas gezisi hayaliniz varsa, Sahra çölünü kesinlikle rotanıza ekleyin. Hatta gezinizi Nisan-Mayıs gibi, hava sıcaklıklarının çok yüksek olmadığı zamanlarda planlayarak, çölde geçireceğiniz süreyi uzatın. Çünkü sadece 1 gecenin size de yetmeyeceğine eminim.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS