Esra Öz Esra Öz

Akademik dünyada intihal savaşları mı başladı?

17.04.2019 Çarşamba | 15:20

Son dönemlerde üniversitelerde intihal konusunda farkındalık oluşmaya başladı. Bu konuda akademik camiada, özgün ve nitelikli çalışmaların yapılması için de yeni adımlar atılıyor.

Dijital dünyanın bilgiye erişimi kolaylaştırması ile birlikte bilgi kirliliğinin yayılmasının yanı sıra bilgi hırsızlığı da yapılma oranları arttı. Türk Dil Kurumu tarafından “aşırma” olarak tanımlanan intihal, düşünce ve emek hırsızlığı olarak tanımlanabilir. Yapılan çalışmaları kendi fikri, çalışması ya da ürünü gibi göstermeye çalışanların başkasının çalışmasına referans vermemesiyle karşılaşılabiliyor.

Dijitalin gelişmesi intihal oranlarını arttırsa da bunun önüne geçilmesi için yeni uygulamaları da beraberinde getiriyor. Herhangi bir makale yazıldığında bu programlardan kontrol ediliyor. Kaynak gösterilmeden alınan cümleler olduğunda, bu programlar sayesinde tespit edilebiliyor.

Başkasının yaptığı çalışmayı kendisinin gibi gösterip, imzasını atanların ortaya çıkartılmasında bugünlerde akademik camiada çok fazla gündeme gelmeye başladı. İntihalin önüne geçmek için alıntı sayıları kısıtlandı, çalışmaların özgün ve yeni bir bakış açısını sunması üzerinde daha çok duruluyor.

Özgün ve kaliteli bir çalışma ortaya çıkarmak için emeklerin sömürülmesinin aslında farklı şekilleri de olabiliyor. Bu kapsamda kendi emek vermediği çalışmaya akademik unvanının gücünü kullanarak ilk isim olarak yazdırılması da aslında irdelenmesi gereken konulardan biri.

Bilim şüpheciliği, sorgulamayı ve eleştirel bakış açısına sahip olmayı gerektiriyor. Aslında yapılan akademik çalışmaların teorik kuramlar arasında sıkışıp kalmaması da gerekiyor. İletişim fakültelerini örnek verecek olursak, sadece kuramsal kalan bir eğitimle buradan mezun olanlar iş hayatına atıldığında çok farklı bir dil ve sistemle karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle bu alanda çalışan ve uzmanlaşan iletişimcilerle ortak çalışmalar yapılmalı. Her geçen gün değişen iletişim ve medyanın dönüşümünde geçmişin kuramlarında sıkışıp kalan bir eğitim sisteminde ilerlemek ve üretmek çok zor.

Yıllardır yapılan bilimsel çalışmalar üzerine her yeni çalışma özgün ve güvenilir bakış açıları eklemeyi hedefler. Bu bağlamda akademik camianın etik bir duruş sergilemesi çok büyük önem taşıyor. Aslında bu durum sadece akademik camiada değil, tüm alanlarda karşımıza çıkabiliyor.

TÜBİTAK’ın “Bilimsel Dergilere Gönderilen Makalelerde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar!” çalışmasında özellikle dikkat edilmesi gereken etik ihlaller şu şekilde listeleniyor:

• Uydurma (Fabrication): Araştırmada bulunmayan verileri üretmek, bunları rapor etmek veya yayımlamak.

• Çarpıtma (Falsification): Değişik sonuç verebilecek şekilde araştırma materyalleri, cihazlar, işlemler ve araştırma kayıtlarında değişiklik yapmak veya sonuçları değiştirmek.

• Aşırma (Plagiarism): Başkalarının fikirlerini, metodlarını, verilerini, yazılarını ve şekillerini sahiplerine atıf yapmadan kullanmak.

• Duplikasyon (Duplication): Aynı araştırma sonuçlarını birden fazla dergiye yayım için göndermek veya yayımlamak.

• Dilimleme (Least Publishable Units): Bir araştırmanın sonuçlarını, araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde ve uygun olmayan biçimde parçalara ayırarak çok sayıda yayın yapmak.

• Desteklenerek yürütülen araştırmaların sonuçlarını içeren sunum ve yayınlarda destek veren kurum veya kuruluş desteğini belirtmemek.

• Araştırma ve makalede ortak araştırıcı ve yazarların yazılı görüş birliği olmadan, araştırmada ve makalede aktif katkısı bulunanların isimlerini çıkartmak veya yazarlıkla bağdaşamayacak katkı nedeniyle yeni yazar ya da yazarlar eklemek veya yazar sıralamasını değiştirmek.

• Araştırma ve yayın etiği ilkeleriyle bağdaşmayan diğer davranışlarda bulunmak.

İntihal tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de büyük bir sorun olmaya devam ediyor. Bu konuda etik olunması adına farkındalık yaratan her bilgilendirme sevindirici bir durum. Bilimsel düşünceye sahip bireyler özellikle üniversitelerdeki akademisyenlerin, öncelikle eleştirel bakış açısına sahip olarak, şüpheci yaklaşımı önem taşıyor. Daha çok üretmek için önce ahlaklı olmayı hayatına ve çalışmalarına aktarmış bilim camiası, ülkemizi daha iyi noktalara taşır. Sözde bilimin önüne geçmek için de bu çalışmaların artması dileğiyle.

Kaynak:

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, “Bilimsel Dergilere Gönderilen Makalelerde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar!”, Erişilebilir: http://journals.tubitak.gov.tr/genel/brosur.pdf

Diğer Yazıları

Corona geçiren bir doktorun Corona Günlükleri kitap oldu

“Corona, geri dönüp baktığımızda 2020’yi anlatmak için kullanılacak tek kelime bu olacak. Sonrası için de bir milat. Kaybettiklerimiz için üzüldüğümüz, sağlığımıza kavuştuğumuz için sevindiğimiz, hiç hastalanmadığımız için şükrettiğimiz bir yıl” diyor Türkiye’de Covid-19’a yakalananlar ilk sağlık çalışanlarından biri olan Göğüs hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu, “Hemşire hanım arıyor. Order girilmiş. İlaç hastanede yok. Temin edilecek. Ağzımdan gelen kan arttı. Peçete yetmiyor. Çok kanıyor. Plastik bardağa kan kusuyorum. Akşamki kan tahlili sonuçları gelmedi. Hemşire hanıma sordum. Trombosit sayısı düşmüş. Rakamı hatırlamıyor. Söylemek istemiyor. Nefesim yetmiyor. Havayı içime çekiyorum ama oksijen alamıyorum sanki. Öksürüğüm iyice arttı. Dayanamıyorum artık. Dua ediyorum…” yaşadıklarının diye anlatıyor.

Devamını Oku 10.03.2021

"Türkiye’de 5 milyon civarında bireyin herhangi bir nadir hastalığı olduğu tahmin ediliyor"

Dünyada yaklaşık 350 milyon bireyin, Türkiye’de ise 5 milyon civarında bireyin herhangi bir nadir hastalığı olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’de 2 bin kişide 1 kişiyi etkileyen hastalıklar nadir hastalık olarak kabul edilirken, bu hastalıkların sadece yüzde 5’inin tedavisi bulunuyor.

Devamını Oku 25.02.2021

Covid-19 aşıları ile ilgili merak ettiğiniz sorular yanıt buluyor

“Faz 3 aşamasını tamamlamış ve kullanımına izin verilen aşıların hepsi güvenlidir ve yeterli koruyuculuğu sağlayacağı da ön görülüyor” diyen Türk İmmünoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Haluk Barbaros Oral, “En iyi aşı ulaşılabilen aşıdır. Hangi tip aşı olursa olsun etkinliğini kaybetmeden yaygın olarak kullanımının sağlanması salgının kontrolü için kaçınılmaz.” dedi.

Devamını Oku 15.12.2020
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS