Doğaya tutkuyla bağlı keşiflere imza atan Türk kaşif

Doğaya tutkuyla bağlı keşiflere imza atan Türk kaşif

ABD Salt Lake City'deki Utah Üniversitesi'nde Biyoçeşitlilik ve Koruma Ekolojisi laboratuvarını kuran öğretim üyesi Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, ekolog, ornitolog, doğa koruma bilimcisi olmasının yanında Türkiye'nin ilk tropik biyoloğudur. TÜBİTAK Bilim Özel Ödülü'nü alan, 2011'de ABD National Geographic Kaşifi ve 2013'te dünyadaki 22 National Geographic 'Risk Alan' kaşiften biri seçilen Şekercioğlu, National Geographic'in ilk Türk fotoğrafçısıdır.

Çocukluğundan bu yana doğaya karşı ilgisi olan Şekercioğlu, Robert Koleji’nde okuduğu dönemde Türkiye’nin ilk biyoloji olimpiyatları takımında yer aldı. Bu takım ile birlikte Hollanda’da yapılan yarışmada gümüş madalya kazandı. Lisans eğitimini tam burslu olarak Harvard Üniversitesi Biyoloji ve Antropoloji Bölümlerinden “magna cum laude” (üstün başarı) derecesiyle tamamlayan Şekercioğlu, Stanford Üniversitesi Biyoloji Bölümü doktora programına tam bursla kabul edildikten sonra öğrenimine bir sene ara verdi. Bu süreçte ABD Ulusal Biyoloji Araştırma Programı için Alaska'da kuşları araştırdı, altı ay boyunca Güney Amerika ve Antartika'da dağcılık, fotoğrafçılık ve kuş araştırma çalışmaları gerçekleştirdi ve üç ay boyunca Afrika kıtasını gezerek "Yokolan Afrika" kitabını yazdı.

Dünya kuşlarının soylarının tükenmesinin nedenleri ve sonuçları üzerine doktora tezini hazırlayan Şekercioğlu, 2001’de Aktuel dergisinin “Türkiye’nin En iyi 100 Akademisyeni listesine seçildi, 2003'te de Junior Chamber International TOYP programı tarafından Çevre ve Ahlakı Liderlik dalında Türkiye'nin en başarılı genci seçildi. Türkiye’de başlattığı Kars-Iğdır Biyolojik Çeşitlilik Projesi kapsamında Kuyucuk Gölü'nde Türkiye'nin ilk kuş üreme adasının inşa edilmesini sağlayan Şekercioğlu, Kuyucuk Gölü’nün 2009’da “Avrupa Seçkin Turizm Cenneti” seçilmesini öncülük etti.

Kars Kuyucuk Gölü'nde doğa koruma, araştırma, ekolojik restorasyon ve ekoturizm projesiyle, 2008 yılında Prenses Anne'den en prestijli doğa koruma ödülü olan Whitley Gold ödülünü aldı. 2012’de Şekercioğlu, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nı Türkiye’nin ilk yaban hayat koridorunu yaratmaya ikna etti. Doç. Dr. Şekercioğlu'nun kurduğu Kuzey Doğa Derneği'nin Orman ve Su İşleri Bakanlığı işbirliğiyle gerçekleştirdiği Kars Sarıkamış Milli Parkı'ndaki bozayı araştırma ve koruma projesi üzerine, 2013 yılında Türkiye'nin ilk National Geographic yaban hayatı belgeseli 'Bozayının İzinde Sarıkamış' çekildi.Türkiye, Etiyopya, Kosta Rika ve Utah başta olmak üzere, bilimsel araştırmaları için her kıtada 84 ülkeye seyahat eden Şekercioğlu, dünya kuş türlerinin yüzde 75'ini doğada gördü.

“Önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde yeşil ekonomiye, güneş ve rüzgâr gibi enerji kaynaklarına tamamen odaklanmazsak geleceğimiz çok karanlık.” diyen Utah Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nde Öğretim Üyesi olan Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu ile ilham veren öyküsünü konuştuk.

Hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
Ataköy’de doğup büyüdüm, çocukluğum oradaki yok edilmeden önceki sulak alanlarda geçti. O yüzden de hala doğada sulak alanları korumak için mücadele ediyorum. Doğayı sevmem de buraların yok edilmesinin de etkisi var. Çünkü bu alanların yok edildiğini kendi gözlerimle gördüm. O zamanlar arkadaşlarım top oynarken benim hiç ilgim olmadı, sürekli doğa içinde yaban hayatı ilgimi çekti. Hayvanları bulup sürekli eve getirdim, bakıp besleyip sonra tekrar doğaya geri bıraktım. Kaplumbağa, kertenkele, yılan, böcekler doğaya karşı çocukluktan gelen bir ilgim var. Biraz ailem endişelendi, özellikle annem çünkü, çocuklardan farklıydım ve onlarla futbol oynamazdım. Annem, beni altı yaşında psikiyatriste götürdü, fakat psikiyatrist doğa sevgimin teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Kolej sınavlarında 106. olarak Robert Kolejine girdim. O da çok önemli bir dönüm noktası oldu.Benim ilgi alanlarım Türkiye’de neredeyse 30 yıl önce kimsenin ilgilenmediği branşlar. O zamanlar Robert Lisesi ücret olarak makuldü. Benim ailem orta direkt bir aile, annem ve babam ikisi de muhasebeciydi. Zaten babam 1981 yılında çok garanti olan işini bırakıp, tutkusunun peşinden koştu. Büyük bir risk alarak Türkiye’nin ilk ve tek model uçak şirketini kurdu. Ben tamamen sonradan anladım, babam zaten girişimciymiş. Yani bana da geçti o duygu, sevdiğim tutku duyduğum işi yapmayacaksam, aç kalırım daha iyi. 

Zengin bir aile olsak neyse, ama ailede her zaman gelir sıkıntımız vardı. Babam kendi işini kurduktan sonra çok zorlandık. Ama ona rağmen para bizim için her zaman ikinci planda oldu. Karnımızı doyuracak kadar paramız vardı. Onun dışında mutlu eden şeyleri yaptık. Kardeşim de okulu sevmezdi, ama onun da derdi sevdiği işi yapmakmış. Üniversitede anladı bunu, girdiği bölümde kalmadı. İki yıl kaybetmesine rağmen sevdiği sanat ve tekniği birleştiren endüstri tasarım bölümüne başvurdu. O bölümün de çizim kursu var ki, kardeşim de babam da çok yeteneklidir. Ben onlar gibi yetenekli değilim.

Kardeşimin bu bölüme girmesi için çizim sınavından geçmesi gerekiyordu. Annem bizi çok sever ama hiç risk alan bir kişilik değil, klasik Türk annesi, “Aman oğlum aç kalırsın” dedi. Ben biyolojiye meraklıyım, o yüzden bana “Doktor ol garanti bir işin olsun” diyordu. Neyse ki biz annemi dinlemedik. Annem, kardeşime de “Oğlum senin pek çizimle aran yok. Kazanamasın sen. Daha böyle boşu boşuna iki yılını yakma.” dedi. Kardeşim de onu dinlemedi, Mimar Sinan Üniversitesi Endüstri Tasarımı bölümünün çizim sınavını birincilikle kazandı. Ondan sonra Erasmus ile İskandinavya’ya gitti. Zaten tasarımın en büyük merkezi, orada güzel ilişkiler kurdu. Yüksek lisans için İskandinavya’da okudu, ardından işe başladı. Hayali olan Amerika’nın en büyük şirketinde üç ay staj yaptı ve sonra orada işe başladı. Silikon Vadisi’nde kıdemli endüstri tasarımcı olarak çalışıyor. Babam, kardeşim ve ben ilgimizi çeken konu neyse popüler olmayan konular olmasına rağmen başka kimseyi dinlemedik, riskleri göze alıp istediğimizi yaptık. Yani öyle bir babamdan gelen risk alma ve girişimcilik ruhu var.

Zaten 2011’de National Geographic Kaşifi, 2013’te de dünyadaki tek National Geographic Risk Alan Türk seçildim. 15 Aralık 1993 tarihinde Harvard’a erken başvurdum. Ailemin hiç haberi yoktu. Ailemin ortalama gelirini ilk kez burs başvurusunda öğrendim. Biz çocuklar ailenin gelirine karışmazdık, bilmezdik. Annem de THY’de muhasebe işlerinde çalışıyor. Babamla oturduk hesapladık. Masraflarımız yıllık gelirimizden bin 200 dolar fazla çıktı. Ben, “Baba bu işte bir hata var. Bin 200 dolar eksideyiz, olamaz.” dedim. Babam, “Oğlum, şimdi anladım mı? Neden ben bu kadar dertliyim, sürekli harcamayın diyorum. Tabii ki eksideyiz sürekli borçla dönüyor bu ev.” dedi. Yani öyle bir aileden geldim. Yıllık gelirimiz 8 bin Dolar, Harvard’ın yıllığı 30 bin Dolar. Neyse ki Harvard, kabul gören öğrenciye tam burs veriyor. Orada da şöyle bir şey yaptım. Ailemden gelen alışkanlıkla, burs almayı yardım almak olarak görüyorduk. “Baba Harvard’a ayıp olacak, adamlara bari sembolik olarak yılda bin dolar verelim” dedim. Babam da “Yok, neyle vereceğiz” dedi. Ben ilk iki yıl, Harvard’da öğrenci odalarını temizledim, orada tabii öğrencilere farklı işler var. En çok para getiren işi yaptım.

Aynı zamanda da Harvard Üniversitesi Zooloji Müzesinde küratöryal asistan olarak işe girdim. Normalde doktora öğrencilerinin yaptığı bir iş ve Harvard Üniversitesi Müzesi’nin böcek koleksiyonunda yapıyordum. Onların koleksiyonunda olmayan bir böceği lisedeyken Türkiye’de buldum, tanımlamaları için fotoğrafı onlara yollamıştım. Onlar da dediler ki, “Bu çok ender bir tür bizim koleksiyonumuzda yok. Bize bir örnek yollar mısınız?” Onların koleksiyonlarında bir milyondan fazla kınkanatlı var. Bende üç tane vardı, birini yolladım. Onlardan da teşekkür mektubu geldi. Daha sonra müzede çalışmaya başlayınca onlara yolladığım böceğimi de envantere ben girdim. Orta direk bir aileden geldim ve Harvard’ın tam bursu sayesinde orada okudum. Sembolik de olsa bin dolar verdik, sonra öğrendim ki ben hata yapmışım. Robert Lisesi’nde birçok zengin aile çocuğu var. Örneğin, Türklerden bir tanıdık, ailesi çok zengin olmasına rağmen başka bir üniversiteye burs başvurusunda gelirlerini yok gibi gösterip, tam burs almışlar. Yani düşünün bu kadar zengin biri paramız yok diye tam burs alıyor, bizim yıllık gelirimiz 8 bin dolar, harcamamız 9 bin dolar biz ayıp olur diye gelirimizi fazla gösterip, üstüne bir de Harvard’a bin dolar veriyoruz. Tabii bunun çok gereksiz bir şey olduğunu gidince anladım. Harvard’ın umurunda bile değil, bin dolar. Üniversitenin zaten 37 milyar dolar gibi bir fonu var.

Erken başvuru yaptım, erken başvuruda da sadece en iyi öğrenciler kabul ediliyor. Beni 15 Aralık’ta kabul ederseniz ben başka bir üniversiteye başvurmayacağım demek. Kabul edildiğimi öğrendiğimde ilk o zaman aileme söyledim, öncesinde haberleri yoktu. Sanıyorlar ki para olmadığı için gitmesi mümkün değil. Başvurdum, burs da aldım. Annem tabii yıkıldı o an, ağlamaya başladı. Mutluluk gözyaşı filan değil, zaten beni zorla üniversite sınavına girmem de ısrar etti. Annemin ümidi şu, arkadaşlarından birinin oğlu üniversiteye başlamış. Birinci senesinde çocuk ev hasretinden sinir krizi geçirmiş, bunalıma girip eve geri dönmüş. Annem de bunu umut ediyor. Geri döneyim, dondurduğum üniversiteye devam edeyim istiyor. Bende aile zoruyla kursa gittim, anneme inat ilk seçenek olarak Sütçü İmam Üniversitesi Tarla Bitkileri bölümünü yazdım.
Annem, Amerika’ya gitmeme çok üzüldü, yıllar geçtikçe alıştı artık. Ben 25 yıl oldu yurt dışına gideli.

Amerikan üniversitelerinde bölüm seçmek diye bir şey yok. Tek üniversiteye başvurup, oraya gidiyorsunuz. İstediğinizi okuyabiliyorsunuz. Ben oraya gittikten sonra felsefede okurum, mühendislik de okurum, sosyoloji de okurum. Onlar ona karışmıyor. Ben biyoloji okumak istediğim için alınması gereken dersler belli, birinci ve ikinci sınıf temel dersler alınıyor. Ama tabii ben Harvard’ın birinci sınıf derslerini zaten Robert Lisesi’ndeyken okumuştum. O yüzden Harvard’a gittiğimde bir sene önde başladım. Ben ilk senemde almam gereken iki dönemlik, fizik, kimya, matematik ve biyoloji derslerinin hepsini önceden Robert’te almışım, Amerika’da üniversiteye girerken sınavlar var. Konu konu yapılıyor. Bu sınavlarda ben hepsinde 5 üzerinden 5 almışım. Bu şu demek, bu öğrenci Amerika üniversite birinci sınıf sonu seviyesinde bilgiye sahip. O sayede benim bir yıl kazancım oldu, istesem Harvard’ı üç yılda bitirebilirdim. Ama tabii almışım bursumu, muhteşem bir üniversite, her türlü imkan var. 3 yılda bitireceğime, 4 yıl okuyup ikinci bir derece daha yapmaya karar verdim. O sekiz dersi de Antropoloji bölümünden aldım. İki dereceyle mezun oldum biyoloji ve antropoloji. Yine 4 yılda bitirdim ama iki dereceyle mezun oldum.

Sonra Stanford’da biyoloji doktorasına başladım. Ekoloji ve doğa koruma bilim uzmanlığıyla ve kuş bilim tabii ki. Doktoramı alınca hocanın da isteğiyle orada çalışmaya başladım. Türkiye’de pek olmayan kıdemli bilim insanı pozisyonu (senior research scientist), bu pozisyon üniversitede daimi bilim insanı ama ders verme zorunluluğu yok. Sadece araştırma ve bilimsel makale çıkartmaya odaklı ki bu sayede bilimsel üretimim çok arttı. Aradan birkaç yıl geçti. Ders vermiyorum, doktora öğrencisi de almıyorum. Projemi kendim yapıyorum memnunum ama bir süre sonra tabii insan kendi öğrencilerini yetiştirmek istiyor. Doktora öğrencilerimi almak için, Utah Üniversitesi’ne başvurdum. Onlar da zaten beni Stanford’dan getirmek için çok güzel teklif yaptı. Bana yeni bir laboratuvar inşa ettiler. Doktora öğrencilerimi almam için burs verdiler, araştırma fonu ayırdılar. Oraya taşındım. 220 metrekarelik bir laboratuvarım var. Ama tabii çalışmamın çoğu arazide geçiyor.

Nasıl fark yaratırsınız?
Türkiye’de zaten ekibimizle doğa koruma açısından bayağı bir fark yarattık, kimsenin pek çalışmadığı ilgilenmediği kuzeydoğu Anadolu’daki serhat illerimize odaklandık. Ardahan, Ağrı, Kars ve Iğdır illeri odaklı KuzeyDoğa Derneğini kurdum. 18 yıldır bu bölgede çalışıyorum. Orada doğa koruma, yaban hayatı araştırma ve ekoturizmle bölge halkına gelir sağlamak için uğraşıyoruz. Birçok ilki gerçekleştirdik. Orman ve Su İşleri Bakanlığını ikna ederek Türkiye’nin ilk yaban hayat koridorunu hayata geçirdik. Türkiye için bir ilk olan 28 bin 500 hektarlık yeni bir muhafaza ormanı oluşturmalarını sağladık. Ağaçlandırmayla parçalanmış ormanları Sarıkamış’tan Gürcistan sınırına kadar birbirine bağlayacağız. Hem yamaçlardaki erozyon engelleniyor hem de yaban hayatı için yaşama ortamı sağlanıyor. Dünya çapında sulak alanı Ramsar kategorisine ilk kez Doğu Anadolu’dan bir gölü, Kars Kuyucuk Gölü’nü soktuk. Yine Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na başvurduk. Bütün verileri biz topladık, rapor halinde bakanlığa sunduk. Onlar da kabul ettikten sonra Birleşmiş Milletler’in Ramsar komisyonuna sundu. O da kabul edildi. Yine Kuyucuk Gölü’nü Doğu Anadolu’nun ilk Avrupa Seçkin Turizm Cenneti (EDEN) olarak seçtirdik. Avrupa konseyinin bir programı ve bölgede ekoturizm bu şekilde arttı. Bölge köylerine yatırım fonu geldi. Bizim hazırladığımız başvuruların sonucu olarak, konuk evleri ve toplantı merkezi yapıldı. Bu bölgede ilk kuş üreme adası yapılması için Kars Valiliğini ve İl Özel İdareyi ikna ettik, bize verdikleri kamyon, kepçe ve dozerlerle gölü bölen eski bir yolun iki tarafını ayırdık, ortada ada olacak kısmı bıraktık ve gölün etrafında üremeye yer bulamayan kuşlar bu adada üremeye başladı. Bunun yanında 2005 yılında Kars-Iğdır sınırındaki Aras Nehri Kuş Cennetini keşfettim. Daha sonra öğrencilerim ve yüzlerce gönüllüyle birlikte Doğu Anadolu’da ilk kuş araştırma merkezini burada kurduk. Halen şu an arazi çalışmalarımız devam ediyor. 100 binden fazla kuş halkaladık. Bu kuşlar sürekli başka ülkelerde yakalanıyor, bacağında Türkiye halkası görülüyor. Bu şekilde göç yollarını tespit ediyoruz. Şimdiye kadar 290 kuş türü tespit ettik. Burası Doğu Anadolu’nun en çok kuş türü kaydedilen kuş cennetidir. Burası Orman Su İşleri Bakanlığı tarafından Doğu Anadolu’nun ilk tabiatı koruma alanı olmaya layık görüldü ancak hala resmileşmedi.

Yenilgilerinizden nasıl dersler çıkarttınız?
Benim en büyük yenilgim Türkiye’nin genelinde doğanın durumudur. 2018 Dünya Çevre Endeksi’nde Türkiye dünya çapında önemli canlı türlerini korumada 165 ülke arasında 165. durumda. Biyoçeşitlilik ve doğa alanlarını koruma da 180 ülke arasında 173. sırada yer alıyor. Bu benim de yenilgimdir, hepimizin de yenilgisidir. Bu kadar yıllık mücadele veriyorum. Türkiye’de doğanın yaban hayatın durumu gün geçtikçe kötüye gidiyor. Biz tabii ki kendi bölgemizde bir şeyler yaptık ama genel gidişat korkunç. Bundan büyük yenilgi yok. Bunun bilinciyle çalışıyorum. Bir taraftan da insan karamsar olmamak için mücadele veriyor. Normal bir insanın yapacağı bir iş değil. Akıntıya karşı kürek çekiyoruz ama benim için en önemli olan mücadelenin kendisi. Yani ben kaybetsem de en azından mücadeleyi verdiğim için vicdanım rahat. Dönüp baktığımda, kimse bir şey yapmazken, ben elimden geleni yaptım diyebileceğim. Belki de ufak zaferler kazanacağız. Yaban hayat koridoru gibi, Kuyucuk Gölü gibi bazı zaferler kazanacağız. Hayatım boyunca bir tek Kuyucuk Gölü'nü kurtarabilsem doğa koruma açısından normal bir başarı sahibi olmuş olacağım. Herkes bir Kuyucuk Gölü’nü kurtarsa dünyanın hepsi cennet olurdu.

Sizin için para nedir?
Temel ihtiyaçlarımı karşılayacak, bir araçtır. Onlar da karşılanıyor. Sonuçta Amerika’da bir üniversitede öğretim üyesim. Amerika ortalamasının üzerinde kazanıyorum. Çok büyük para kazanmıyorum ama ihtiyacımıza yetiyor. Dünyayı gezmek ve senede birkaç ülkeye gitmek için de yetiyor. Gerisine de ihtiyacım yok. Arabaya bile ihtiyacım yok, bir evimiz var. Onun da 15 yıl taksitini ödeyeceğiz. Eşim Havaili bir doktor, evsizler kliniğinde çalışıyor. Normalde Amerika’da üniversite hastanesinde üç dört kat gelir kazanabilecekken, benimle birlikte buraya taşındı. Üniversite hastanesinden gelen teklifi reddedip, üçte bir maaşla evsizler kliniğinde çalışıyor. Zaten evsizler kliniğinde tanışmıştık. Ben kendimi doğaya, hayvanlara adadım, o da kendini evsiz olan insanlara adadı. Zaten o yüzden iyi anlaşıyoruz.

Kendinize hedef koydunuz mu?
Hedef koymadım. Hedefim hayatımın mümkün olduğunca çoğunu doğa içinde geçirmek. Yani onun dışında büyük bir hedefim, hırsım yok. Ne kadar çok günümü, doğa içerisinde farklı ekosistemlerde geçirirsem o kadar iyi. En büyük hedefim de görebildiğim kadar farklı canlı türü görmek. Özellikle de kuşlar. Zaten dünyadaki kuş türlerinin yaklaşık dörtte üçünü doğada kendi ortamlarında gördüm, bu 7 bin 700 türden fazla kuş türü oluyor. Yani en büyük hedefim, yeni kuş türleri görmek, görüntülemek, gitmediğim farklı yerlere gitmek. Bir yandan da bilimsel olarak makalelere çevirip, bunları da halkla paylaşmak. Doğanın mümkün olduğu kadar farklı yerlerini ve canlıların korunmasını sağlamak. Ucu açık hedeflerim var. Her zaman yeni bir tür, korumayı isteyeceğim bir yer olacaktır.

Hayatınızı nasıl dengede tutuyorsunuz?
Zamanımı dengede tutamıyorum. Kendi şahsi hayatımdan fedakarlık etmek zorundayım. En güzel örnek senede 6 ay ben eşimi görmüyorum. Arazide olduğum için, o doktor. Onun izinleri sayesinde bir buçuk ayı birlikte seyahat ederek geçirsek de yetmiyor. Hem eşimi 6 ay görmüyorum hem de ikimiz benim yoğun tempomdan dolayı çocuk sahibi olmamaya karar verdik. Bundan da memnunum. Dünyaya zaten insanlık olarak zararımız çok. Biz bu dünyada bir parazitiz. Ve kendimizle beraber dünyayı da yok ediyoruz. En azından dünyaya bir insan daha az getirmek doğa için bir kazanç. Benim doğa için yapabileceğim en iyi şey çocuk sahibi olmamak.  Dünyada tüketerek yaşıyoruz. Çocuk sahibi olsak, çocuk 2100 yılını görecek demektir. 2100 yılına kadar medeniyetin kalacağını düşünmüyorum. Bayağı korkunç bir sonumuz olacak. Belki şanslı bir azınlık onlar da Amerika, Avrupa gibi silahlarıyla kendilerini koruyup, dünyanın geri kalanını birbirini yemeye bırakacak. O şanslı azınlığın içinde olanlar belki hayatta kalabilir. Artık ben bu aşamada çocuk sahibi olmayı, çocuğa yapılmış bir haksızlık olarak görüyorum. Yaptıklarımızın sonuçları olacak, biz sorumsuzca istediğimiz gibi yeriz, içeriz, tüketiriz. “Doğadan bana ne?” diyoruz ama bu gezegenden başka bir gezegen yok ve gezegenin kaynaklarını zaten yarısından fazlasını şu anda tüketiyoruz. Gezegenin fotosentetik üretimin yarısından fazlası insanlara gidiyor.

Dünya ekonomisi yüzde 3 büyümeyi hedefliyor değil mi?

ekonomi bilimi tamamen matematik ve doğa kanunlarına aykırı. Yüzde 3 büyüme demek, 24 yılda kaynakların tüketiminin 2 katına çıkması demek. Dünya ekonomisi yüzde 3 büyüyorsa, biz her yıl 24 yılda tükettiğimiz kaynaklar ikiye katlanacak. Bizler şu anda doğal fotosentetik üretimin yarısını tüketiyoruz. 25-30 yılda doğanın bütün üretiminin hepsini insanlık tüketecek. Bu ne demek diğer canlılara hiçbir şey kalmayınca bütün ekosistem çökecek. Ekosistem çökünce biz ne soluyacağız, ne yiyeceğiz, içeceğiz? Su, oksijen gidince elden, nereye gideceğiz? Mars’a mı gideceğiz? Kaç kişi gidecek Mars’a? Elon Musk boşuna “Mars’a gidelim” diye konuşmuyor. En zenginler olayın farkında. Yani kendilerini kurtarmaya da çalışıyorlar. Tabii bunu yapabilen çok küçük bir azınlık olacak. Kalanlar olarak birbirimizi yiyeceğiz.
Biraz ümit ışığı var o da enerji konusunda özellikle güneş, rüzgâr gibi alanlara yönelmeliyiz. Şili’nin yaptığı gibi büyük yaptırımlar yapıp, tamamen küresel ısınmanın önüne geçebilirsek iklim değişikliğinin kömür, petrol, doğal gaz artık onların yerine güneş ve rüzgâra tamamen geçebilirsek o zaman şansımız olabilir. Pencere büyük bir hızla kapanıyor. Önümüzdeki 10 yıl çok kritik. Yaptık yaptık, yoksa küresel ısınma kontrolden çıkıyor. Bu tip sistemler de dünyanın iklim sisteminden bahsediyoruz, geri getirmek mümkün değil. Yüzlerce, binlerce yıl alıyor. Zaten bakıyoruz dünyada 4,5 milyar yıl içerisinde 5 büyük soy tüketimi olmuş. Yani canlıların yüzde 95’i iklim değişikliğinden yok olmuş. O zaman biz yokmuşuz, büyük meteor çarpıyor bütün atmosferi etkiliyor, o küller yüzünden iklim soğuyor yüzlerce yıl düzelmiyor, dinozorların soyu yok oluyor ya da volkanizmayla iklim değişikliği oluyor. Yani bakıyoruz küresel değişimin ve iklim değişikliğinin rolü çok önemli. Önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde yeşil ekonomiye, güneş ve rüzgar gibi enerji kaynaklarına tamamen odaklanmazsak geleceğimiz çok karanlık.

Sizin için rekabet nedir? Rakiplerinizle nasıl mücadele edersiniz?
Bilimsel olarak tabii, bilim dünyası rekabet üzerine kurulu olduğu için rekabet oluyor. Ancak doğa korumada rekabet olması saçma bir şey. Çünkü başkası benden daha fazla doğa korursa bu rekabet olmaz. Zaten benim istediğim bu. Keşke benden daha fazla doğa koruma yapılsa, başarılı olsa. Ben geldiğim konumdan mutluyum. Türkiye’deki benim alanımdaki bilim insanları arasındaki ekolog, çevre bilimci ve kuş bilimciler arasında en çok makalesi, en çok atıfı, referansı olan kişiyim. Ama tabii isterim ki benim öğrencilerim ya da diğer Türk gençleri beni de geçsin. Kuş gözlemcileri arasında da en çok kuş türünü kim görecek diye tatlı bir rekabet var. Türkiye’de o konuda bir rekabet söz konusu değil. Çünkü, bana en yakın kişi benim üçte birim seviyesinde. Binlerce tür gerimde. Dünyada birinci değilim. Dünya kuş gözlem web sitesi eBird’de görülen tür sayısı olarak dünya üçüncüsüyüm. Ama önemli değil, benim tek derdim kendimle rekabet. Görmediğim yeni kuş türleri göreyim, yapmadığım yeni bilimsel çalışmalar yapayım. Esas rekabetim kendimle. 

Sağlığınıza nasıl dikkat ediyorsunuz?
Sağlığıma dikkat edemiyorum. Arazide ve okuldayken bisikletle gidiyorum. Arabam yok benim, eşimin arabası var. O açıdan bisikletle egzersiz yapıyorum.
Özellikle arazideyken, çok yürüyorum. Malzemeyle birlikte her gün 30-40 bin adım yürüdüğüm oluyor. Ama çok dengesiz besleniyorum. Çünkü sürekli arazide olunca, günde 14 saat, sıcak ve nemli ortamda çalışınca ne bulursam yiyorum. Ücra yerlerdesiniz, yağmur ormanında yanınızda getirdiğiniz yiyecek konserve oluyor. Kamp malzemeleri oluyor. Açıkçası sağlığıma pek dikkat edemiyorum.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS