Nilgün Mıhçıoğlu Nilgün Mıhçıoğlu

Tarih, kültür ve sanatla dolu bir Orta-Çağ şehri TALLİN

Estonya Rusya’dan ilk ayrılan ve bağımsızlığını ilan eden ülke. Bağımsızlıklarını Şarkı Devrimi ile, savaşsız, silahsız, kansız kazanmışlar ve dünya tarihine geçmişler. 2 milyon kişi bağımsızlık için birlik olmuşlar ve el ele tutuşarak 600 km.lik Baltık Zinciri’ni oluşturmuş ve bağımsızlık için birlik olmuşlar. Ayrıca Letonya ve Litvanya’nın bağımsızlığına da destek vermişler. Baltık Ülkeleri kavramı da böyle çıkmış. Ülkede herkes okur-yazar, ulaşım ücretsiz. Estonya’ya Baltıkların Silikon Vadisi olması sebebiyle E-stonya deniyor. Internet bedava, ücretsiz telefon servisi Skype da buradan çıkmış.



Estonya’nın başkenti Tallin, UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesinde yer alan şehirlerden biri. Tallin “Danimarkalıların kasabası” anlamına geliyor. Zira tarihlerinde Danimarka ile ortaklıkları var. Oldukça küçük bu şehri ister yürüyerek ister bisiklet kiralayarak rahatça gezebilirsiniz.

Baltık Ülkelerinin hemen hemen hepsinde tarihi yapıyı korumak amacıyla, tarihi binaların bulunduğu “Old Town” adını verdikleri bir merkezleri bulunuyor. Tallin’de de bu gelenek değişmiyor. Arnavut kaldırımlı daracık sokakların bulunduğu ve birbirinden güzel restoranların olduğu küçük bir meydandan oluşan bölge tamamen turistik amaçlı düzenlenmiş. İnsana kendini Orta Çağ’da yaşıyormuş gibi hissettiren sadece eski tarihi yapıların bulunduğu bölge tek bir çivi bile çakılmadan muhafaza ediliyor. Modern yapılara, alışveriş merkezlerine izin verilmiyor. Şövalyeleri, ilginç Pagan hikayeleri, sıcakkanlı ve güzel insanlarıyla bu küçük ve sakin şehir görülmeye değer.

Rus mimarisine sahip, Alexander Nevsky Katedrali Tallinn’in önemli simgelerinden biri. Soğan şeklinde kubbeleriyle dikkat çekiyor ve çok iyi korunmuş durumda.

Şehrin en güzel manzarası St.Olaf kilisesinin kulesinden görülebiliyor. Ancak kuleye çıkmak benim gibi klostrofobisi olanlar için zor. İnsana çığlık attıracak kadar daracık 238 basamaklı bir merdivenle kuleye çıkılabiliyor. Buraya çıkamayanlar ise Toompea Hill’de bulunan gezi terasından şehri tepeden görebilirler.

Bahçesinde yüzü olmayan heykellerin bulunduğu küçük Neitsitorn müzesi kendinizi Harry Potter filmlerinden birinde gibi hissettiriyor.

İkinci katında güzel bir cafe’si de bulunan müzede sık sık etkinlikler yapılıyor.

Tüm Avrupa’daki en eski ve hala işleyen eczanesi Tallinn Town Hall Pharmacy bu meydanda ve aynı zamanda bir müze.

Baltık ülkelerinde “Amber” yani kehribar taşı çok ünlü. Kehribardan yapılmış takıların, hediyeliklerin satıldığı çok şirin dükkanlar heryerde karşınıza çıkıyor. Gerçek amberin kullanıldığı gümüş takıların fiyatları biraz yüksek ama birbirinden güzel tasarımları görmek, denemek bile insanı mutlu ediyor.

Geç saatlere kadar hareketli ve eğlenceli olan eski şehrin meydanında, Orta-Çağ kıyafetleri giymiş garsonların servis yaptığı birbirinden sevimli ve her zevke hitap edebilecek restoranlar bulunuyor..

Bu bölgeye geldiğinizde en çok yemeniz tavsiye edilen değişik av hayvanları eti ve meşhur ev yapımı biraları. Özellikle geyik eti’nin çok lezzetli olduğunu söylemeliyim. Bal ile tatlandırılmış ev yapımı biraları da çok güzel. Ayı eti de çok rağbet görüyor ama ben denemeye cesaret edemedim doğrusu (yiyenler biraz ekşimsi bir tadı olduğunu söylüyor)

Yazımın başında Tallin tam bir Orta Çağ şehri demiştim. Bu tanıma uygun olarak pek çok cadı hikayesi duymanız mümkün. Estonya’da dini inanç özgürlüğü anayasa ile güvence altına alınmış. Ancak nüfusun büyük bölümü Ateist. Hatta dünya üzerinde en çok Ateist nüfusa sahip ülke burası. Geleneklerinde çok fazla Pagan etkileri görülüyor. Avrupa’da Pagan inancı en son terkeden ülke Estonya. Ama tüm Baltık ülkelerinde Paganizme ait işaretler gördük. Belki de yeşile, doğaya bu kadar bağlı ve saygılı olmalarının altında da bu inanç yatıyor.

Örneğin fotoğrafta gördüğünüz kuyu yakın zamana kadar cadıların ayin yaptığı ve hatta kedi kurban ettiği bir kuyuymuş. Gitgide öyle dayanılmaz kokular gelmeye başlamış ki kuyuyu kapatmışlar. Bir başka ürperten hikaye ise resimde arkada gördüğünüz otele ait. Hikayeye göre otelin sahibi kumarda bütün parasını kaybediyor. Oteli kaybetmemek için para bulmaya çalışıyor.Bir gece otele gelen zengin bir müşteri otel sahibine bir anlaşma öneriyor. Anlaşmanın şartı, ne ses duyarsa duysun, otel sahibi müşterinin odasına girmeyecek, bunun karşılığında bir çuval altın alacak. Ancak gece odadan inanılmaz çığlıklar gelince otel sahibi dayanamayıp odada ne olup bittiğine bakıyor. Müşterinin şeytan olduğu, odada insanları kurban ettiğini görüyor. Anlaşma bozuluyor ve müşterinin verdiği altın da pisliğe dönüşüyor. Üst solda gördüğünüz penceresi kapalı oda şeytanın kaldığı odaymış. Bazı geceler duvarların arkasından müzik sesleri ve gıcırtılar duyuluyormuş. Bu hikayeler turistlerin ilgisini yeterince çekiyor olmalı ki bu Otel ve restoranı her zaman tamamen dolu.

Ayrıca ulusal likörleri Vana Tallinn’i de denemenizi de tavsiye ederim. Vanilyalı, portakallı kremalı bir tadı olan bu likörü isterseniz sade, isterseniz kahve yanında veya meyve sularıyla ikram ediyorlar. Pastalara, kremalara da ilave ettikleri bu likörü soğuk kış günlerinde boğaz ağrıları için ilaç gibi de tüketiyorlarmış.

Tallin sokaklarında gezerken birbirinden güzel tasarımlara sahip tabelalar da dikkatinizi çekecektir.
Tallin’e kadar gelmişken, şehre yakın bir bölgede bulanan Rocca Al Mare Açıkhava Müzesi’ni de mutlaka görmelisiniz.

Son 3-4 yüzyılın tarihi Estonya evlerinin kronolojik bir sırayla sergilendiği bu açık hava müzesinde, ülkenin farklı köylerinden sökülerek getiren yaklaşık 70 adet yapı bulunuyor.



Kilise, balıkçı kulübesi, yel değirmeni gibi farklı yapılar sanki hala içinde yaşayanlar varmış gibi gerçekçi dekore edilmiş, hatta seslendirilmiş. Güzel bir ormanın içine yapılmış bu alan insanı zaman yolculuğuna çıkarıyor.

Küçük bir şehir olmasına karşılık oldukça hareketli bir gece hayatına sahip olan Tallin’e Finlandiya ve Danimarka’dan sırf eğlenmek için gelenlerin sayısı oldukça fazla. Uzun lafın kısası, hem tarihi ve kültürel yapısıyla, hem de eğlence hayatıyla, gezerken kendinizi bir film setinde hissedeceğiniz , yılın her mevsimi ayrı güzel olan minik Baltık şehri Tallin’i seveceğinizden hiç kuşkum yok.

Yeni rotalarda görüşmek üzere….

Diğer Yazıları

Rengarenk bir masal diyarına yolculuk: ALSACE!

Çocukken içimizi ısıtan, her şeyin canlı ve rengarenk olduğu masal diyarlarının gerçek olduğunu söylesem ne dersiniz?

Devamını Oku 28.04.2021
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS