"Arabesk Türkiye'deki en temel üsluptur"

"Arabesk Türkiye'deki en temel üsluptur"

"Arabesk Türkiye'deki en temel üsluptur"

x
"Arabesk Türkiye'deki en temel üsluptur"
"Arabesk Türkiye'deki en temel üsluptur"

"Arabesk Türkiye'deki en temel üsluptur"

Hem bir icracı hem de bir bilim insanı olarak müzikle ilgilenen Uğur Küçükkaplan, şimdiye kadar sadece sosyologların ilgisine mazhar olan arabeski, müziğin içinden inceledi. Arabesk, Ayrıntı Yayınları Şubat kitapları arasında raflardaki yerini aldı.

"Arabesk Türkiye'deki en temel üsluptur"
19.02.2013 Salı 13:12
Ayrıntı Yayınları, Şubat ayında da kuram ve edebiyat alanında yayınladığı özgün çalışmaları okurla buluşturdu.

Arabesk - Toplumsal ve Müzikal Analiz - Uğur Küçükkaplan

Bu kitap, her şeyden önce, yarım yüzyılı aşkın bir zamandır varlığını sürdüren ve Türkiye’de en çok dinlenen müzik olarak kitleleri peşinden sürükleyen arabeski, önyargılardan uzak ve doğrudan müziğin içerisinden inceleyen bilimsel bir çalışma niteliği taşıyor.

Uzun yıllar siyasi ve kültürel kutuplaşmaların odağında yer almasına rağmen, sanatsal bir üslup olan arabesk sürekli ihmal edilmiş, akademik müzik çevrelerince de en ufak bir ilgi görmemiştir. Bugüne dek arabesk üzerine yapılan araştırmaların sosyologlarca yazılmış birkaç kitaptan ibaret olması hem konuya duyulan ilgisizliğin hem de müzikolojinin Türkiye’deki hazin durumunun bir göstergesidir. Halbuki siyasi ve toplumsal dönüşüm sürecinin bir parçası olarak evrilen ve barındırdığı öğelerle farklı müzik türleriyle eklemlenen arabesk, tartışmasız Türkiye’deki popüler müziklerin yapısını besleyen en temel üsluptur.

Bu kitap, hem bir icracı hem de bir bilim insanı olarak müzikle ilgilenen Uğur Küçükkaplan’ın, saman alevi gibi parlayıp sönen yüzeysel tartışmaların dilsiz öznesi olan arabeske müziğin içinden yaklaşma çabasının ürünüdür. Aynı zamanda bu kitap, konuya ilişkin söz alanların mimari bir üslup olduğundan dem vurup, hiçbir ilgisi olmamasına rağmen ısrarla Schumann’ın arabesk olarak nitelendirilen eserleri üzerinden açıklamaya çalıştığı arabeskle Türkiye’deki arabesk müziğin birbirlerinden farklı şeyler olduğunun ayırdında olan bir anlayışla kaleme alınmıştır. Yazar bu kitapta arabeskin zannedildiğinden çok daha önce, eleştirel bir biçimde ele alınan Cumhuriyet’in müzik politikalarının yarattığı iklimde geliştiğini ileri sürerken, aynı zamanda çeşitli dönemlere ayırarak irdelediği arabeskin teknik özelliklerini doğrudan müzikal analizlerle gösteriyor. Elbette yerini bilerek ve objektif bir duruş sergileyerek...

Nesne Benliği - Psikofelsefi Bütünleştirme - Tahir Musa Ceylan

Tahir M. Ceylan, elinizdeki kitabında, insan yavrusunun insanlaşması veya ruhsal doğum sürecinde, “nesne benliği” olarak tanımladığı benlik parçasının ve dolayısıyla “kendini bilen” olarak benlik’in nasıl ortaya çıktığını inceliyor. Bebeğin, “varsanısal nesneler”den gerçek nesnelere doğru yönelen doyum arayışının, nesne benliği’ni dolayısıyla “gerçeklik hissi”ni geliştirirken nasıl bir iç ve dış dünyayı ürettiğini anlatıyor. Dürtüsel yatırımların egemenliğindeki erken ayrışmamış veya ikili (dyadik) imgesel dönemin “ortak benliği”nin, nesne benliği halkalarının kurulumuyla bir başka deyişle “dışlaşma” yoluyla kendi ilksel dilini terk edip, nesnenin dilini öğrenmesini, insan yavrusunun çevresine, kültüre uyum sürecinin en önemli adımı olarak vurguluyor. Psikanalitik kuramın, öznenin kuruluşunda kilit rol oynadığını ileri sürdüğü içe alma ve yansıtma mekanizmalarının işleyişini, sinirbilim kaynaklı “filtre” işleviyle de ilişkilendirerek iç ve dış “pencere” kavramları çerçevesinde tartışan Ceylan, örtük olarak başta bastırma olmak üzere savunma mekanizmalarını, iç ve dış pencerelerin darlık, genişlik veya daralma, genişleme ivmeleri sürecine yerleştiriyor.

Kohut’un “çekirdek benlik”, Tahir M. Ceylan’ın “kişisel ortak benlik” dediği oluşumun, dış dünyayı olduğu kadar kendisini de nesneleştirdiği ve kendisine değin bilgi ürettiği, başka bir deyişle kendi düşüncesi üzerine düşünebildiği ve kendisine “ben” diyerek dışarıdan bakabildiği zaman öznelliğin ortaya çıktığı ileri sürülebilir. Bir başka deyişle, ancak kendi üzerine dönebilen bir benlik (self) eklenmiş zihnin bilinçli zihin olabileceğini söyleyebiliriz. Ceylan, benlik üzerine yazdığı bu kitabıyla, bir bakıma bizi özneleştiren bu dışarıdan bakışı derinleştirip, geliştiriyor. Bizleri, kendiliğimiz üzerine olan düşüncelerimizi bir daha düşünmeye çağırıyor.

Travesti - Mircea Cartarescu

Nobel adayı ve çağdaş Rumen edebiyatının kült yazarı Mircea Cartarescu ülkesinde ve çevrildiği ülkelerde büyük ilgi gören Travesti romanında Victor adlı kahramanının cinsel kimliğiyle yüzleşme sancılarını anlatıyor.

Victor on yedi yıl öncesini, on yedi yaşındayken katıldığı bir okul gezisini hatırlarken zihninde kadın giysileri giymeyi seven bir arkadaşının, Lulu'nun hayali canlanır. Bir yaz kampında ona dokunmuş ve büyülenmiştir. Frapan giysileriyle erotik danslar yapan Lulu, Victor'un cinselliğini ilk uyandıran canlı varlıktır.

"Kafamda yoğun bir şerbet gibi katılaşan huzursuzluk, burnumun kemiklerine, boynumun omurlarına iniyor ve Lulu'nun görüntüsü karışık renkler içinde, kedi idrarından yapılmış farlar, samur sperminden parfüm, egzotik, çürümüş ve şüpheli çiçeklerde, yağlı bir rimel sürmüş gözler içinde akıyormuş gibi göğsümü pembe ve yapışkan bir şeyle istila ediyor ve - Dali'deki gibi süzülürken - akmak istiyor: Beni komple kirletip kanala sahte bir bacak atan asfalttaki bir su birikintisine sızmak istiyor. Victor, yalnızlığımın beyaz teninde bir çıban bulunduğunu ve bu çıbanın adının Lulu olduğunu biliyor musun?"

Victor yıllar boyu Lulu'nun imgesini silemez zihninden. Bu imgenin peşine düştüğünde çok daha derinlerde kalmış, bulanık bir başka görüntü, kız kardeşinin görüntüsü canlanır gözünde. Ancak emin değildir; böyle bir kız kardeş gerçekten var mıdır, yoksa o kızın yüzü Victor'un kendi yüzü müdür? Cartarescu, Travesti'yle Victor'un sanrılarla alt üst olmuş bölük pörçük zihninde, çarpıcı benzetmeler ve erotik imgelerle dolu ancak bir o kadar da heyecanlı ve eğlenceli bir yolculuğa çıkarıyor okuru.

Kayıp Kentin Radyosu - Daniel Alarcon

Daniel Alarcon “Kayıp Şehrin Radyosu”nda “iç savaşla bölünmüş bir toplumda kaybolanların ve talihsiz bir aşkın akıldan çıkmayacak masalını” anlatıyor… Roman kahramanı Norma on yıldır radyoda, dağlardaki Kızılderililer ve varoşlardaki yoksullar, kısacası savaşın şiddetiyle perişan olmuş bir halk için tesellinin ve umudun sesidir. Kayıp Kentin Radyosu adlı programın sunucusu olarak, kaybolanların, delice yayılan kentin yuttuğu kişilerin adlarını duyurmaktır Norma’nın işi. Ama işini öylesine tutkuyla yapmıştır ki, pek çok insan kaybettiği sevgilisine, çocuğuna, annesine, babasına onu sayesinde kavuşmuştur. Norma’nın aradığı asıl kayıp ise bir isyancı olan kendi kocasıdır.  On yıllık kanlı bir iç savaşın ardından hayat yavaş yavaş normalleşirken savaşın şiddetine maruz kalmış orman köylerinden bir çocuk çıkıp gelir radyo evine. Norma’nın kaybolmuş kocasının kaderiyle ilgili, şifreli bir ipucu getiren çocuk Norma’nın hayatını sonsuza dek değiştirecektir…

Uluslararası çatışmaların ve sürüp giden kavgaların kolektif tarihinin derinliklerini deşen “Kayıp Kentin Radyosu” tutkular ve çağrışımlarla dolu bir roman. Savaşın ağır ve sessiz dehşetini, şiddetin yıkıcılığını deneyimlemiş bir yazar olarak, savaşın tükettiği yaşamlara bir anlam kazandırmaya çalışıyor Alarcon. Hainleri kurbanlardan, katilleri katledilenlerden ayırmanın ne kadar zor olduğunu gözler önüne sererken, okuyucuda derin bir yitirmişlik ve öfke duygusu yaratıyor. Adı verilmeyen bir ülkenin hileler, yalanlar ve riyakarlıkla yeniden yaratılmış tarihi, ezilenlerin trajedisini yansıtan gerilimli bir siyasi masal. Sadece bir ülkelinin değil tüm Güney Amerika kıtasının ve aynı ölümcül dansın oynandığı başka ülkelerin masalı bu. Vahşi ormanların ve kentin, devletin ve gerillaların, yoksulların ve zenginlerin birbirinden farklı dünyalarını çok ustalıkla canlandıran Daniel Alarcon savaşın yol açtığı ahlaksal, psikolojik ve duygusal kayıpların ürpertici, sıcak, güçlü atmosferin de katmış masalına.  Ne yazık ki hiç yabancılık çekmeyeceksiniz.

Daniel Alarcon’a uluslarası ün kazandıran “Kayıp Kentin Radyosu”, sadece okunmak için değil, yaşanmak için de yazılmış bir roman…

Dakika dakika neler oluyor? Öğrenmek için hemen tıklayın.