"Sarışınlığın bir faydasını görmedim"

"Sarışınlığın bir faydasını görmedim"

CNN TÜRK'ün güzel yüzlü haber spikeri Seda Öğretir, "Bir gün ekranla işim biterse sarı saçtan o gün vazgeçerim. Günlük hayatta doğal bir renk değil. Bakımı da zor" dedi.

Ekrana 2001'de aile dostu Beyaz sayesinde adım atan CNN TÜRK spikerlerinden Seda Öğretir, güler yüzü ve başarılı sunumuyla dikkatleri üzerine çekiyor. Televizyonda önce Kanal D'de Beyaz Show’da yapım yardımcısı olarak çalışan Öğretir'in, onlarca programda farklı işler yaptıktan sonra son durağı haber merkezi olmuş. Kanal D’nin program müdürü Dilek Dağcıoğlu ona "Senin yerin orası, haber merkezi" dedikten sonra Öğretir'in hayatında yepyeni bir sayfa açılmış. atv'nin karizmatik anchorman'i Cem Öğretir'le mutlu bir evliliği olan Öğretir'le konuştuk:

* Haber merkezine geçtikten sonra önce nerede çalıştınız?

Önce Mehmet Ali Birand’ın desteğiyle Euro D’de çalışmaya başladım. Kısacık bir süre sonra bir el uzandı. Öyle bir el ki, dokunduğunu değiştiriyor, dönüştürüyor, büyütüyor. Ayşenur Aslan’ın eli... O dokunuşlara çok şey borçluyuz.

Önce haber bülteninin içine bir ‘internet köşesi’ hazırlamaya başladım. Sonra dünyanın en iyi istihbarat şefi Salih Selçuk ve İstanbul sokakları girdi hayatıma.. Gittiğim haberleri yazmayı kalem üstadı Deniz Arman’dan öğrendim. Uygar Eremektar sayesinde de o haberlere herkesin baktığı yerden bakmamayı.. Çok şanslıydım ben. Mehmet Ali Birand ve o dönemki ekip herkese nasip olmaz.. Sonra yaz dönemlerinde hafta sonu Kanal D ana haberi sunmaya da başladım. Derken CNN TÜRK..

* Kaç yıldır CNN TÜRK'tesiniz?

CNN TÜRK’te ağustos ayında bir yılım dolmuş olacak. Yavuz Oğhan ve Rıdvan Akar elbette önceden tanıdığım ama beraber çalışma fırsatı bulamadığım isimlerdi. Onlarla sıcak haber yayınları yapmak insana sıkı tecrübe kazandırıyor. CNN TÜRK’teki arkadaşlarım zaten önceden de tanıdığım kişilerdi. Ama artık daha yakınız.

* Bir haftalık çalışma planınız nasıl, kanala kaçta gelip kaçta gidiyorsunuz?

Hafta içi beş gün, hafta sonları da bazen cumartesi bazen pazar çalışıyorum. Ortalama saatler veririsem; Hafta içi 09.00 - 10.00 gibi geliyorum, 18.00 - 19.00 gibi çıkıyorum. Hafta sonları da 15.00 - 24.00 saatleri arasında çalışıyorum. Ama bu saatler her zaman değişebiliyor. Sabah 07.00’de şirkette olduğum da oluyor. Her şey yayın akışına bağlı.

* Yayına nasıl hazırlanıyorsunuz?

İnternetin olduğu her ortamda, yolda, evde okuyorum. Haftalık, aylık yayınları takip ediyorum. Okuduğum kitaplar da iç ve dış politika üzerine... Elimden geldiğince izlemeye de çalışıyorum. Ama Türkiye’de gündem malum. Ne kadar okusanız, ne kadar alıcılarınızı parlatsanız yine de koşmak zorundasınız, hem de hiç durup soluklanmadan..

* Yayına çıkmadan önce mutlaka yaptığınız uğur getirdiğine inandığınız şeyler var mı?

Yönetmenim son sayarken kısacık bir duam var, bir cümle, onu söylerim hep. Ama bu bir dua, uğur değil. Uğura inanmıyorum. Eşyaya anlam yüklemek bana mantıklı gelmiyor. Ama editör arkadaşlarımla aramızda bir espri konusu var bu konuyla ilgili...

Sarı bir bluzum var. Tam olarak bizim ekranın "Son Dakika"sının sarısından. Onu giydiğimde editör arkadaşlarım "Eyvah Seda son dakika sarısını giymiş, bugün nasıl geçecek?" diyorlar. Birkaç kez gerçekten denk geldi, onu giydiğimde son dakikalarımız hiç eksik olmadı.

* Kıyafet seçiminde nelere dikkat ediyorsunuz?

CNN TÜRK’te Karakter A Danışmanlık’tan Rana Solaker ile stil ve renk analiz çalışmamız oldu. Bu çalışmanın sonuçlarını da dikkate alarak klasik ve doğal kıyafetler seçmeye çalışıyorum. Fırfır, fiyonk gibi detaylı, gösterişli kostümleri sevmiyorum.

* Sarışın olmak spikerlikte ışığı daha göstermek v.s gibi durumlar nedeniyle sizce avantaj mı?

Sarışın olmanın spikerlikte bir avantajını görmedim. Ekran ışığı için önemli olan saçın ‘ara’ bir ton olmaması. Kahverengi ara bir renk. Ekran için ya koyu kahve - siyaha yakın olacak saçınız ya da sarı olacak.

Kanal D Haber’de haber sunarken kahverengiydi saçım. Olmadı, hep eleştiri aldım. En başta da patronumdan. Mehmet Ali Bey ‘Doğru kuaföre’ dedi. Ben de sponsorumuz olan Etiler’deki Diba Yüksel Aslan’a gittim... Mecburen açtık rengini. Ten rengiyle saç renginin uyumu konusunda Yüksel Arslan’ın tavsiyelerine uydum. Şimdi böyle mutluyum. Bir gün ekranla işim biterse sarıdan o gün vazgeçerim. Çünkü günlük hayatta doğal bir renk değil. Bakımı da zor.

* atv'nin başarılı anchorman'i Cem Öğretir'le evlisiniz, tanışma öykünüz nasıl?

O, CNN TÜRK’te ben de Kanal D’deydim tanıştığımızda. Aynı binadaydık ama tanışmıyorduk. Derken şirket içi karşılaşmalarımız arttı bir şekilde. Hep aynı saatlerde çay molası verir olduk, ne tesadüfse artık. Ama tanışmıyoruz. Bir Pazartesi günü ben Eskişehir’den direkt işe geçmiştim, uykusuz bir yolculuktu, kahve almaya kafeteryaya gittim.

A Cem! Yanıma geldi ve "Bben Cem Öğretir, nasılsınız?" dedi. Ben de yol boyu onu düşünmüştüm, hatta ona gülümsemeye karar vermiştim. "Ben de Seda, yoldan geldim uyanmak için kahve alıyorum" gibi bir şeyler söyledim. Bu arada çok heyecanlanmıştım ve elimdeki kahveyi döktüm. Hem de annesiyle Seda Sayan’ı izlemeye gelmiş bir çocuğun üstüne! Çocuk ağlamaya başladı, Cem bana bir cümle söyledi ve herkes işine döndü. Öğleden sonra tekrar karşılaştık ve ikimizin de Eskişehirli olduğunu hatta aynı liseden mezun olduğumuzu öğrendik ve tabiİ çok şaşırdık.

* Nasıl bir evlenme teklifi aldınız?

03 Eylül 2006’da evlendik. Evlenme teklifi ise şöyle oldu. Yemeğe çıktık. Cem bana romantik bir teklifte bulundu. Malum "Evet"ten sonra. "Eskişehir’i bir arasana, ne yapıyorlar bakalım, annene anlatmak istersin şimdi sen" gibi bir şeyler söyledi. Ben de aradım, annem telefonu açtı, arkadan kayınvalidemin sesi geliyor ‘biz kızı aldık’ diyor.

Meğer Cem Eskişehir’i organize etmiş. O bana evlenme teklif ederken, annesiyle babası bizde beni istiyormuş. Ailelerimizin zaten bizden haberi vardı. Hatta annelerimiz tanış bile çıkmıştı. O yüzden kolay olmuş. Dahası da var. Ertesi sabah hemen atladık yola çıktık. Bu mutlu durumu ailelerimizle de paylaşabilmek için. Meğer Eskişehir’de bana bir sürpriz daha varmış.. Nişan töreni organize edilmiş. İki becerikli anne, Cem’in de işbirliğiyle her şeyi hazırlamış. Yani evlenme teklifinden sonraki gün nişanlandık. Beş ay sonra da evlendik.

* Aynı işi yapmak evlilikte sizce avantaj mı, dezavantaj mı?

Kesinlikle avantaj, hem de çok büyük bir avantaj. Özellikle benim muhabirlik yaptığım dönemde bunu anladım. Çünkü sabah normal bir şekilde işe gidip akşam Cem’i ‘Ankara’dayım ben’ diye aradığım zamanlar da oldu, ‘Sel var Tekirdağ’dan dönemiyorum’ dediğim zaman da. Sonra bizim işte öyle önceden tatil planı yapılamıyor. Her şey son dakika netleşiyor. Hatta netleşti sandığın an, bozuluyor. İzinden çağırılıyorsun. Aynı durumlar onun için de geçerli.

* Eşiniz aynı zamanda şarkı söylüyor. Hatta bir ara müzik grupları bile vardı. Sizin müzikle ilginiz var mı? Eşinizin sesini nasıl buluyorsunuz?

İlgim var, Cem’le birlikte yelpazemi genişlettiğimi söyleyebilirim. Yeteneğimin olmasını çok isterdim. Ama müzikte gerçekten sıfırım. Hiç müzik kulağım yok. Cem evde de çalar, beste yapar. Bir müzik odası var, yeni bir şeyler yaptığı zaman mutlaka beni çağırır, dinletir, yorum ister. Benim cevabım hiç değişmez: ‘Süper olmuş’ Belki de farklı ilgi alanlarımızın olması daha iyi. Müzik onun kendiyle kaldığı özel bir alan.

Ve evet onun sesini çok beğeniyorum. Haberde de, şarkı söylerken de... Ama galiba haberde daha etkileyici buluyorum. Bazen beraber şarkı söylediğimizde ya da söylemeye çalıştığımızda bana ‘ikinci ses’ yaptırmaya uğraşıyor. Nafile çabalar!

* Ev işleriyle ve yemekle aranız nasıl, işten çıkıp mutfakla da ilgilendiğiniz olur mu?

Ev işleriyle pek aram yok. Çünkü ev işi yaparken kendimi çok kaptırıyorum ve çok zaman kaybediyorum. Detaylara girmeden temizlik yapmak bana göre değil. Yemek yapmayı, pratik yemekler uydurmayı seviyorum. Cem de ben de yemek konusunda nazlı değiliz, yemek seçmeyiz. Misafirlerimiz gelsin, onlara uydurduğumuz yemekler yapalım çok mutlu oluyoruz. Cem her yemeğe peynir koyar, ben de sebzeli karışımlar yaparım.

* Yoğun iş temposunda kendinizi dinlendirmek için neler yapıyorsunuz?

Balkonum ve çiçeklerimle ilgileniyorum. Eminönü’ne ve belediyenin fidanlıklarına gidiyorum. Yaseminler, limonlar, fesleğenler, sardunyalar, petunyalar, kekikler.. Orada saatlerce çiçeklere bakıyorum, çiçekçilerle bakımları konusunda sohbet ediyorum ve her seferinde yeni çiçeklerle dönüyorum. Hayalimde de büyük bir bahçe var haliyle..

* Çocuk planınız var mı?

Plan olarak evet, hep var. Fakat bu sürekli ertelenen bir plan. Bu yaz geçsin, şu kışı çıkaralım. Artık ailelerimiz sormaktan sıkıldı, vazgeçtiler. Beklemedikleri anda onlara sürpriz yapabiliriz, ama ne zaman gerçekten bilmiyoruz.

* Mesleğinizle ilgili kendinize nasıl bir kariyer planı yaptınız?

Bu meslekte kariyer planı yapmanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Belki de yanılıyorumdur. Ama her şey o kadar tuhaf dengelere bağlı ki, plan yapıp hayal kırıklığına uğramak istemiyorum belki de... En güzeli şu ana odaklanmak. Şu anda yaptığım işi eli yüzü düzgün yapmak telaşındayım.
 
Kaynak: Yeşim Aras / MİLLİYET

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS