Sziget; müzikten mürekkep bir ada

Sziget; müzikten mürekkep bir ada

Budapeşte'de 18 yıldır düzenlenen, uluslararası müzik festivali Sziget, bu sene de bir ada dolusu müzikseveri ağırladı. Gittik, gördük, dinledik ve son derece şahsi izlenimlerimizi sizin için yazdık.

Bizi İstanbul'dan Budapeşte'ye doğru yola çıkaran, kısa yaşamındaki müzikal başarılarıyla efsane olup, beklenmedik bir anda 27 kulubüne karışan Amy Winehouse'un ta kendisiydi. Plan program yapıldığında, "Ya gelmezse" endişesi taşısak da bu dünyadan göçeceğini aklımızın ucuna bile getirmezdik. Haberi aldıgımızda trajedinin tüm evrelerinden geçtik, önce inanmadık, inkar ettik, kızdık, üzüldük, pazarlık yaptık ve en sonunda kabullendik; onun için çıktığımız yola o olmadan devam edecektik.

Derken o gün geldi, 10-15 Ağustos tarihleri arasında Avrupa'nın orta yerinde, Macaristan'in başkenti Budapeşte'de Sziget Festivali'ndeydik. Macarca "ada" anlamına geliyor Sziget, Buda ve Peşte arasında akan Tuna nehrinin üstünde ufak bir ada çünkü. Ufak derken, sair zamanda pek kullanılmıyor ama 1993'ten bu yana her yaz festival kalabalığını ağırlıyor, ki bu sene için yaklaşık 400 bin kişiden söz ediyoruz. Berlin Duvarı'nın yıkılışından 4 yıl sonra ilk kez düzenlenen festival, önceleri daha çok Macar gruplara yer veriyormuş, zamanla cümbür cemaat olmuş.


Fotoğraflarla Sziget

Sahneden sahneye yol gider

Neye niyet neye kısmet tabi, Amy Winehouse derken kendimizi Chemical Brothers izlerken bulduk. İlk gün, ana sahneyi ararken, Kurt Cobain Caddesi'ni ya da John Lennon Bulvarı'nı arşınlamanın heyecanıyla neredeyse konsere geç kaldığımızı farkedince alanın büyüklüğüne dair bir fikrimiz oldu. Fakat beşinci günün sonunda, hiç uğramadığımız alanları tesadüf eseri keşfedinceye kadar, alanın gerçek büyüklüğü hakkında bir bilgimiz olmayacaktı. Bu büyüklük sayesindedir ki pek çok farklı sahne var alanda, pop-rock ana sahnesi dışında, rock-metal, world, indie, reggae vs. Bu kadar çok sahne olmasının kötü tarafı mutlaka birilerini kaçıracak olmanız, önemli olan kimi kaçırmak istemediğinizi bilmek. İyi tarafıysa hiç tanımadığınız sanatçılara hayran kalmak; piyango gibi.



Onca günün sonunda kalbimizi fethedenler yine eski dostlar oldu; sahnede kıvrım kıvrım bir Jarvis Cocker ve efsanevi Different Class albümlerindeki kadrosuyla Pulp, Manic Street Preachers ve Kaiser Chiefs'di. Gogol Bordello, Interpol, Goran Bregovic, Kasabian, Peter Bjorn and John tam umduğumuz gibiydi. Chemical Brothers, Prodigy ve Motörhead ise en kalabalik konserlerdi belki de. Ve ancak böylesi zengin bir sanatçı listesi Skunk Anansie, Judas Priest, National, Dizzee Rascal ve Hindi Zahra'yi kaçırınca "Önümüzdeki maçlara bakalım" deme rahatlığı verebilirdi. Son gün ise Türkiye'den katılan tek grubu, Kumpanya İstanbul'u dinleme şansını bulduk. Belki de oynama demeliyiz, çünkü Roman müziği yapan grup tüm Budapeşte'nin dokuzsekizlik ihtiyacını karşıladı.

Bütün bu müzik ziyafetinde kimler var derseniz, katılımcıların yarıya yakını Macaristan'dan, yarıdan fazlası Avrupa'dan. Backpackerlar ve hippiler eşliğinde ve 17-18 yaşlarındaki öğrenciler arasında kendinizi genç mi yaşlı mı hissedeceğiniz tamamen bardağın boş ya da dolu tarafı ikileminde gizli. Mütevazı, ama 400 bin kişilik kitle düşünüldüğünde, yeme, içme, kamping, tuvalet ihtiyacı, temizlik, ulaşım ve diğer meselelerin üstesinden gelmiş organizasyon. Şöyle diyelim, festival alanındaki en uzun kuyruk bile Kocamustafapaşa Taksim otobüs kuyruğu yanında hiç kalır. Sziget, tüm Avrupa ülkelerinde yerel organizasyonlarla çalışıyor, zaten Sziget Türkiye de, bu yıl beklentinin üstünde bir katılım sağladı. 



Budapeşte sokakları da festivalcilere açık

Konumu nedeniyle Sziget festivalinin sağladığı fırsatlardan biri de Budapeşte'yi gezebilmek. Hem raylı sistemleriyle hem yaya dostu olması nedeniyle hem de festival katılımcılarına sağladığı indirimle tüm şehir rahatça gezilebilir. Peki ne için? 2. Dünya Savaşı sırasında maruz kalınan faşizm, sonrasında komünizm otoritesinin ve soğuk savaş yıllarının anlatıldığı House of Terror için, Tuna kıyısında kurulu devasa parlamento binası için, Mısır Çarşısı'nı andıran Food Market için, Sovyet döneminden kalma dev heykelleri kaldırdıkları Memento Park için, yine 2. Dünya Savaşı ve sonrasında kullanılan yeraltı hastanesi Hospital on Rock için, Türkiye deyince Erkin Koray ve Üç Hurel'i anlatan bit pazarı plakçısı için, 19. yüzyıldan kalma kahvehaneleri için, Doğu Almanya'nın sembol arabası Trabant'i sokaklarda giderken görebilmek için.

Velhasıl Sziget, yakın, ucuz olması ve pek çok sanatçıyı bir araya getirmesiyle cazip bir festival. Sonra düşündürtüyor tabi, Tuna üstünde bir adada böylesi bir festival düzenleniyorsa İstanbul'da Prens Adaları’nda neden olmasın?

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS