Arif Doğan'dan JİTEM itirafları

Arif Doğan'dan JİTEM itirafları

İkinci "Ergenekon" davasının 96. duruşması başladı. Davanın tutuksuz sanığı emekli Albay Arif Doğan, halkına olan borcu nedeniyle JİTEM'i açıklayacağını söyledi; "JİTEM benim. JİTEM benimle vardır. Abdülkadir Aygan'ı ben öldürttüm. Verilecek cezaya razıyım" dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada savunmasını yapan Doğan, JİTEM'le ilgili açıklamalarda bulundu.

Arif Doğan, kendisine zaman verilirse halkına olan borcu nedeniyle JİTEM'i açıklayacağını ifade ederek, "JİTEM benim. Veli paşama (Veli Küçük) devrettiğim Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığıdır. JİTEM benimle vardır. Diyeceksiniz 'sen devlet içinde devlet misin', hayır değilim" dedi.

Vatan haini olmadığını belirten Doğan, "JİTEM legal değil diyorlar. Genelkurmay, jandarma inkar ediyor. Arif Doğan manyağı çıkmış... Kimseye yalan söylüyor demiyorum ama ben söyleyeceğimi de söylerim. JİTEM kadrolu bir kuruluş değildir, geçici süre için kurulmuş operatif istihbarat birliğidir. İstihbarat artı icraattır" diye konuştu.

Doğan, "JİTEM'in hepsi sivildir. Bir tek asker benim. 10 bin kişi vardır ama 20'den fazlası bir araya gelmez. PKK'nın ölüm bölgesine giren birimdir. JİTEM'i bilen bir kişi varsa çıksın, size yazı vereyim beni iğneyle öldürsünler" dedi.

"Hayvanlaşmadım"

Hakkındaki iddialara değinen Doğan, "Veli Küçük paşamla irtibatta bulunmuşum. Sedat Peker'e reis demişim. Ben istihbaratçıyım. Her konuştuğum suçlu mu demek. Benim görevim suçlularla irtibata geçmek. Peker ile herkes görüşüyor. İnternete düşen ses benim sesim değildir. Ben aptal değilim. 21 yıl dağlarda yaşadım. Hayvanlaşmadım. İnsanları yaşatmaya çalıştım" diye konuştu.

Başından geçen PKK terör örgütü ile mücadele ettiği dönemlere ait anılarından bir kısmını anlatarak, yanmış bir asker ile karnı deşilmiş bir Kürt kızının cesedini görünce yemin ettiğini ifade eden Doğan, "Beni bunlarla suçlayın. Hainlikle suçlamayın. Beni bir daha öldürmeyin. 1000 mermi ile suçlamayın. Her askerde bulunur bunlar. Arif Doğan Türkiye'nin harp planlarını biliyor" dedi.

"JİTEM'i kurduğuma pişman ettiler"

Doğan, JİTEM olmasaydı bugün 80 bin askerin ölmüş olacağını belirterek, "JİTEM'i kurduğuma kuracağıma pişman ettiler. JİTEM'i lağvettik" dedi.

İstihbaratçı olduğu için üst düzey örgüt mensubuyla irtibatlı olmasının doğal olduğunu dile getiren Doğan, "Bana 100 yıl ceza verseler fark etmez. Adalete inanıyorum. Türk adaletine sığınıyorum, PKK adaletine değil. Onlar ben olsaydım Habur'dan geçemezlerdi" dedi.

Duruşma Doğan'ın beyanlarının alınmasıyla devam ediyor.

"Abdülkadir Aygan'ı ben öldürttüm"

Doğan, JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan'la ilgili olarak da "Biri çıkmış 'adamları öldürdük' falan diyor. Böyle bir şey olamaz. Abdülkadir Aygan'ı ben öldürttüm. Askeri, sivili, herkesi suçluyor. Bu adam ölü. Ölmüş insanı kullanıyor PKK, gayet güzel kullanıyor. İsveç'te yaşıyormuş, DNA testi yapılsın, verilecek cezaya razıyım" dedi.

Savunmasını yaparken yavaş konuşan Doğan, nefes almakta güçlük çektiğini belirterek, oksijen tüpünü kullanması için duruşmaya ara verilmesini istedi.

Arif Doğan, CIA, KGB, MOSSAD gibi örgütleri çok iyi bildiğini ifade ederek, "Ergenekon'u bilemeyecek kadar da cahilmişim. Bana Ergenekon'un yapılanmasını, faaliyetlerini sordular. Soruları anlamak zor. Soruları okudukça Ergenekoncu oluyor insan" dedi.

Duruşmada, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, Doğan'ın daha önce alınan ifadelerini, ardından, 30 Eylül ve 1 Ekim 2010 tarihlerinde Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz tarafından görüntü kaydı yapılarak alınan ifadelerini okudu.

Doğan'ın bu ifadelerinde, JİTEM'den söz ederek her ilden temsilci, her ilçe ve köyden eleman alarak örgütlenme yaptıklarını, görev yaptıkları dönemde JİTEM elemanlarına maaş verilmediğini, kimlik kartları olmadığını, başarılı olanlara kod isimlerinin yazılı olduğu takdirnameler verildiğini, bunların hiçbirinin kaydının jandarmada olmadığını, jandarma istihbaratın JİTEM'den farklı olduğunu, JİTEM'in kuruluş talimatını dönemin Jandarma Genel Komutanı Burhanettin Bigalı'nın verdiğini, bunun üzerine Hulusi Sayın'ın kendisine 'kur' emrini vermesi üzerine kendisinin de JİTEM'i kurduğunu söylediği belirtildi.

"Yeşil" ile ilişkisi

Doğan'ın yine bu ifadelerinde "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ı 1984 yılında Eruh baskınından sonra tanıdığını, İstihbarat Grup Komutanlığını Tunceli bölgesinde kurarken aracılar vasıtasıyla Yıldırım'a ulaştığını, Yıldırım'ın bu süreçte 2 yıl kendileriyle çalıştığını, JİTEM yapılanmasında yer almayan Yıldırım'a daha sonra ne olduğunu bilmediğini söylediği kaydedildi.

Bu ifadelerinde değindiği itirafçılar hakkında da bilgi veren Doğan, bazıları öldürülen bu itirafçılardan zamanında çok iyi bilgiler aldıklarını ancak bu itirafçıların sonradan çok bozulduğunu, Hanefi Avcı'nın onları İstanbul'a getirerek varlıklı birinin yanında maaşlı olarak bakıldıklarını söyledi.

İfadelerinin okunmasının ardından Doğan'ın çapraz sorgusuna geçildi.

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in "Ergenekon" örgütüne ilişkin sorusuna Doğan, daha önce ismini saydığı örgütleri bildiğini, aralarında tanıdıkları da olduğunu belirterek, "Bilsem söylerim. JİTEM nelerle suçlanıyor. Yine de ben kurdum diyorum" dedi.

Susurluk olayı

Savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in, Veli Küçük ile hiç yan yana gelip gelmediğine ilişkin sorusuna Doğan, Küçük ile yan yana çalışmadığını ileri sürerek, sadece telefonla askeri konuları görüştüklerini, siyasi konularda hiçbir konuyu konuşmadıklarını söyledi.

Susurluk kazasına ilişkin hazırlanan rapor hakkında bilgisi olup olmadığı da sorulan Doğan, şöyle devam etti: "Kaza olmadan bir gün önce rahmetli Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı, Gonca Us ve Sedat Bucak beraber Yalova Termal'de idiler. Ben de o zaman Jandarma Komutanıydım. Onların İzmir'e gitme nedenlerini biliyordum. Mehmet Özbay ve Kocadağ ile iyi tanışırız. Biz aynı mücadeleyi verdik. Aynı yolun yolcusuyuz. Aynı görevlerde bulunduk, Ermeni terörüyle ilgili. Sadece JİTEM ile değil Ermeni masasıyla ilgili mücadelenin içindeydim. Çatlı ile Kocadağ'ın yan yana gelmesi ateşle barutun yan yana gelmesi gibiydi. Mehmet Ağar o dönemde bakandı. Kızı ağır hastaydı. İzmir Efes Oteli'nde kalıyorlardı. Kumarhanelerin toplu olarak İzmir'de açılacağı ve bu hususta benden destek istediklerini söylediler. İzmir'e esas bunun için gitmişlerdi."

Bu sırada Doğan'ın avukatı Rıfat Sunal'ın araya girerek, bu konu üzerine neden gidiliyor? Daha önce bu konu tartışılmadı" demesi üzerine, savcı Pekgüzel, "Kendisi anlatmak istedi" yanıtını verdi.

Doğan da "Anlatayım bir şey olmaz. Asacak değiller ya" diyerek bu yöndeki anlatımlarına devam etti.

Pekgüzel'in, "Çatlı o dönemde aranan bir kişiydi. Siz de asayişten sorumlu bir kişiydiniz. Neden izin verdiniz?" sorusuna Doğan, "Ben Abdullah Çatlı olarak bilmiyordum, Mehmet Özbay olarak biliyordum. Ermeni terörüne karşı savaşırken de o isimle biliyordum" dedi.

Doğan, Savcı Pekgüzel'e hitaben, "Ben size bilmediğiniz bir şey daha söyleyeyim. Kazada, arkada bir araba daha vardı. Bunun JİTEM'e ait olduğu söylendi. Kime ait olduğunu biliyorum. Onu daha sonra söylerim size" dedi.

Pekgüzel'in "Bu bir fırsattır sizin için. Şimdi söyleyebilirsiniz" sözlerine Doğan, "Niye söyleyeyim? Kişiye indirgeyeceğim olayı. Herkesin bir haysiyeti ve gururu vardır. Ben salak mıyım, adamı niye suçlayayım?" yanıtını verdi.

Doğan'ın "Kazada ölen kızı biliyor musun?" sorusuna "Gonca Us" diye yanıt veren Pekgüzel'e Doğan, "Onun kim olduğunu kimse daha bilmiyor. Kazada ölen kız bir bakanın, eski bir milletvekilinin kızıydı. Abdullah Çatlı'nın dostu olduğu yalan" dedi.

"Velioğlu'nu çok iyi tanırım"

Terör örgütü Hizbullah'a yönelik operasyonda ölü olarak ele geçirilen Hüseyin Velioğlu'nu iyi tanıdığını da belirten Doğan, "Hüseyin'e '4-5 kişiyle birlikte köy köy dolaşın vaazlar verin, Güneydoğu halkının dini duyguları güçlüdür' dedim" ifadesini kullandı.

Pekgüzel'in "Orada dini olarak daha bilgili olan şeyhler vardı. Neden Hüseyin Velioğlu?" şeklindeki sorusuna, Doğan, "O daha bilinçli, akıllı, vatanına, toprağına daha bağlı birisiydi. Bunlar silahlı güç değillerdi. Van Gercüş'te eğitim aldılar. Askeri eğitim almadılar. Velioğlu, dini eğitim veriyordu. Vaaz vererek halkı eğitiyorlardı. Gittikleri köylerde vaaz verirken onları geçici köy korucuları korurdu. Çok güzel faaliyetleri vardı. Şimdiki Hizbullah ile Velioğlu'nun o dönemdeki Hizbullah'ı aynı değil. Sonradan dejenere oldular. Ben ayrılınca, silahlı bir güç olarak ortaya çıktılar. Başsız kaldılar, tarikatlara yanaştılar" diye cevap verdi.

"Hizbullah daha sonra silahlı bir örgüte dönüştü. Neden mücadele etmediniz?" sorusuna ise Doğan, "Ben niye mücadele edeyim? Devlet var, devlet uğraşsın" yanıtını verdi.

Doğan'ın çapraz sorgusuna ara veren Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün, duruşmanın yarına ertelendiğini söyledi.

Duruşmada izdiham

Duruşmaya, tutuklu sanıklar gazeteci Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay'a destek vermek amacıyla İzmir'den gelen, aralarında Türkiye Gazeteciler Federasyonu ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel'in de bulunduğu gazeteciler ile çok sayıda izleyici otobüsle gitti.

Yeni Parti üyelerinin de aralarında bulunduğu, çeşitli illerden yaklaşık 600 kişinin duruşma salonunun bulunduğu binaya girişi sırasında izdiham yaşandı.

Duruşma salonunda izleyici ve basın mensuplarına ayrılan bölümün tamamen izleyiciler tarafından doldurulduğu görülürken, basın mensupları avukatların olduğu bölüme alındı.

Duruşma salonuna giren izleyiciler, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay'ın salona alınması üzerine alkışladılar.

Gruba seslenen Özkan, "Mustafa Kemal'in bayrağını dalgalandırmaya devam. Bu yürek sizde" şeklinde seslendi.

Bazı kişilerin alkışlaması üzerine, arkadaşları tarafından uyarılan bu kişiler uyarıların ardından Balbay ve Özkan'a sadece el salladılar. Tutuklu sanıkların bulunduğu bölüme yaklaşarak Balbay ve Özkan'la sohbet eden bazı basın mensupları ve izleyiciler görevli askerlerin uyarıları üzerine yerlerine geçtiler.

Tutuklu sanık Özkan'ın 7 aylık Can isimli yeğenini de ilk kez görerek kucakladığı gözlendi.

{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS