Erdoğan: "Uludere'nin hesabını yargı soracak"

Erdoğan: "Uludere'nin hesabını yargı soracak"

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin düzenlediği iftara katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Uludere'de ölenler canımızdan kopan parçalardır, bağımsız yargı hesabını soracak" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Biz, cenazeler üzerinden siyaset yapan bir anlayışa sahip değiliz. Biz, Hakkın huzuruna göçmüş kişiler üzerinden istismar yapan, onları kullanarak duyguları istismar eden, tahrik eden bir anlayışın içinde hiç değiliz. Her ölüm bütün boyutlarıyla, bütün ayrıntılarıyla araştırılır, soruşturulur ve bağımsız yargı bunların hesabını mutlaka sorar" dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nce, Haliç Kongre Merkezi'nde iftar düzenlendi. Başbakan Erdoğan, Somali'de görevi başında şehit olan Sinan Yılmaz'a rahmet, ailesine, yakınlarına, emniyet teşkilatına, millete başsağlığı diledi.

Saldırıda yaralanan 4 kişiye ilk müdahalenin Mogadişu'daki doktorlar tarafından yapıldığını, ardından yaralıların Ankara'ya getirilerek tedavi altına alındığını anlatan Erdoğan, şu anda 3 yaralının durumunun iyi olduğunu, birinin ameliyata alındığını ve hayati tehlikesinin bulunmadığını söyledi.

Erdoğan, Somali'de Türk büyükelçiliğine yapılan saldırıdan dolayı taziye ve dayanışma mesajları gönderen çok sayıda dost ve kardeş ülke ile uluslararası örgütlere de şükranlarını sunarken, "Mısır ve Suriye'de hunharca katledilen tüm kardeşlerimizi de rahmetle yad ediyor, mekanları inşallah cennet olsun diyorum" ifadesini kullandı.

Dünyada ve Türkiye'de kimi olaylarda çok ciddi bir çifte standartlı bakış açısının hakim olduğunu üzüntüyle gördüklerini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"İnsanların bir kısmının canlılar arasında ayrım yaptıkları yetmiyormuş gibi artık ölüler, ölümler üzerinden de ayrım yaptıklarını da görüyor, insanlık adına, vicdan adına bundan büyük üzüntü duyuyoruz. Maalesef bugün bölgemizde cereyan eden bir çok hadiseye objektif olarak bakmak, insani bir gözle, vicdan gözüyle bakmak varken, 'bizim cenazemiz', 'sizin cenazeniz', 'bizim katilimiz', 'sizin katiliniz' gibi son derece yanlış, son derece ürkütücü bir bakış açısıyla yaklaşıldığını görüyoruz. Kaybedilen her şey, yerine konur, kaybedilen her şey telafi edilir ama canın telafisi olmaz. Canla birlikte insan onurunun, insan haysiyetinin, insan şerefinin telafisi olmaz. Canlılar kaybedildiğinde onur, haysiyet, şeref kaybedildiğinde, bunların yerine başka bir şey konulamaz, bunlar ikame edilemez. Hem ulusal ölçekte hem küresel ölçekte bugün yaşadığımız hadiseler, gelir ve geçer. Yarın biz birbirimizin yüzüne bakacağız. Yarın bizim çocuklarımız, bizim torunlarımız bu topraklarda, bu coğrafyada, bütün yeryüzünde birbirlerinin yüzlerine bakacaklar.

Tarihte öyle olaylar yaşandı ki acısı bugün bile devam ediyor. Bir liderin, bir komutanın, bir sultanın, kralın, bir başbakanın, devlet başkanının yaptığı hata, tarih boyunca silinmeyecek bir lekeye dönüşebiliyor. Hatta o ülkenin, o halkın üzerine kara bir gölge çekebiliyor. İşte bundan 14 asır önce yaşanmış bir Kerbela faciasının acısını, bugün bile biz yüreklerimizde hissediyor, bugün bile o facia için gözyaşı döküyoruz. Yakın tarihte Bosna Hersek'te 'inancı farklı' denilerek, bir inancın mensuplarına yönelik uygulanan soykırımı unutmadık. Orada bütün dünyanın gözü önünde, Avrupa'nın ortasında yaşanan dramı, Srebranitsa'da yaşanan katliamı unutmadık. Bunun gibi nice olumsuz örnek var. Bir kıvılcım bütün bir tarihi yakabiliyor, bütün bir halkın boynunu yere eğebiliyor."

- "Cenazeler üzerinden siyaset yapan bir anlayışa sahip değiliz"

Başbakan Erdoğan, Mehmet Akif Ersoy'un, "Geçmişten adam hisse kaparmış/ Ne masal şey/ Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? Tarihi tererrür diye tarif ediyorlar/ Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?" sözlerine atıfla, "İbret alınmadığı, ders alınmadığı, maalesef çok çabuk unutulduğu için tarihin sıkça tekerrür ettiğine, aynı hataların tekrar tekrar yapıldığına şahit oluyoruz" dedi.

Şırnak'ta Şerafettin Elçi Havalimanı'nın büyük bir coşkuyla açıldığını dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

"Açılış töreninin ardından 28 Aralık 2011'de Uludere'de hayatını kaybeden 34 kardeşimizin aileleriyle biraraya geldik, onlarla dertleştik, onlarla hasbihal ettik. O zaman da söyledim, bugün de söylüyorum: Orada hayatını kaybedenler candı, Allah'ın, yaratılmışların en şereflisi olarak yarattığı insanlardı, onlar bizim canımızdan kopan parçalardı ama unutmayın Hantepe'de askeri karakola baskın yapılarak, orada ölenler de bizim yavrumuzdu, şehidimizdi. Gediktepe'deki karakola yapılan baskında ölenler de bizim şehidimizdi. Birisinde 18, birisinde 20. Bingöl'de 33 kişinin aynı araçta ne yazık ki baskına uğrayarak şehit edilmeleri de bizim için bir faciaydı. Bunları değerlendirirken, bir tarafı yukarıya öbür tarafı aşağıya olmaz. Her tarafa adil yaklaşacağız, hepsi için de aynı ızdırabı duyacağız. Her şeyden önce onlar, bu ülkenin, Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşlarıydı. En başından itibaren biz, hepsine insan nazarıyla baktık, en az anneleri, babaları kadar bizler de onlar için üzüldük, bizler de gözyaşı döktük.

Biz, cenazeler üzerinden siyaset yapan bir anlayışa sahip değiliz. Biz, Hakkın huzuruna göçmüş kişiler üzerinden istismar yapan, onları kullanarak duyguları istismar eden, tahrik eden bir anlayışın içinde hiç değiliz. Her ölüm bütün boyutlarıyla, bütün ayrıntılarıyla araştırılır, soruşturulur ve bağımsız yargı bunların hesabını mutlaka sorar. Ölmüş insanların, genç yaşlarında aramızdan ayrılmış insanların üzerinden siyaset üretilmesini, istismar yapılmasını, bunun ayrımcılık vasıtası olarak kullanılmasını, insanlık dışı, vicdan dışı bulduğumuzu burada özellikle ifade ediyorum." 

"Çifte standart"


Başbakan Erdoğan, Türkiye'de kimi acı olaylarda olduğu gibi bölgedeki hadiselerde "çifte standart" sergileyenlerin olduğunu dile getirdi. Suriye'de 100 bine yakın kişinin öldüğünü, şu anda Türkiye'de 400 bin sığınmacanın bulunduğunu aktaran Erdoğan, şöyle devam etti: 

"Bunlar bizim kardeşlerimiz. Komşumuz. Akrabalık bağlarımız var ve ramazan ayında bile acımasız bir şekilde oradaki zalim diktatör rejim ölüm kusmaya devam ediyor. Aynı şekilde Irak'ta, her ay ortalama bin kişi ölüyor. Orada da yine süreç aynı. Geliyoruz Mısır'a. İşte Mısır'daki acı tablo. O da ortada. Bütün bunlar acaba içeriden kaynaklanan bir gelişme mi? Yoksa bütün buralar, 'parçala, böl, yönet' mantığı ile dışarıdan kurgulanan bir oyun mu? Evet. İçeriden de dışarıdan organize bir oyunla başbaşayız. Değerli kardeşlerim; aynı durumla Türkiye karşı karşıya. Bakın Türkiye'de oynanan oyun da budur. Türkiye'de oynanan oyun sadece içerden değil. İçeride bu işin figüranları var. İçerideki aktörler aynen dışarıdan kurgulanarak bu oyunun içinde bilerek bilmeyerek rol almışlardır. Bütün samimiyetimle söylüyorum; birçok olayn içini bildiğim için söylüyorum, güçlü bir Türkiye'yi dünyada hazmedemiyorlar, kabullenemiyorlar. Bunu bilmenizi istiyorum."


Türkiye'nin 10 yıl önceye göre 3 kat güçlendiğini kaydeden Erdoğan, "Milli geliriyle bakın, bu böyle. Faize bakın. Devletin borçlanma faizinin yüzde 63 olduğu bir Türkiye vardı, bugün yüzde 7-8'lerde dolaşan bir Türkiye var. Kimin cebinden çıkıyordu bu para? Sizlerin; benim vatandaşımın cebinden çıkıyordu. Köylünün, çiftçinin, memurun, işçinin vesaire... Peki bundan kimler istifade ediyordu? Sevgili kardeşlerim; kendimizi aldatmayalım. Bu ülkede bir gecede yüzde 7 bin, yüzde 8 bin faiz kazanmak suretiyle bu milleti sömürenler oldu. Sadece millet sömürülmedi, devlet de sömürüldü. Bir gecede yüzde bin 500, bu da yapıldı; enflasyonun yüzde 30 olduğu bir Türkiye'de yaşadık ama şimdi enflasyon nerelerde? İşte görüyorsunuz, yüzde 6-7. Buralarda dolaşıyoruz. Tek haneli rakamdayız" diye konuştu.

Mayıs ayında İstanbul'a üçüncü havalimanı ihalesini gerçekleştirdiklerini hatırlatan Erdoğan, sözlerini şöyle devam etti:

"Bütün bunlar olurken bir şey değişiyordu Türkiye'de. İşte bir Mayıs ayı. Mayıs ayında Türkiye, dünyanın ilk üçü içinde yer alacak bir havalimanı ihalesi yapıyor. Bu havalimanı ihalesinde, yılda yüz bin yolcu kapasiteli havalimanının ihalesini yapıyoruz; Yap, işlet, devret ve buradan da 25 yıllığına burayı verirken, 30 milyar avro biz buradan gelir elde edeceğiz. Bunlara, bunların aklı almıyor? Nasıl oluyor da bunlar oluyor diye. Ekonomisinin çöktüğü bir ülkede böyle bir ihale yapabilir misiniz? Yapamazsınız. İşte buyurun üçüncü köprü yapılıyor. Birileri çıkıyor, 'Yaptırmazuk', 'İstemezük' diyor. Bunlar birinci köprüye de karşı çıktılar, ikinci köprüye de karşı çıktılar, üçüncüye de karşı çıkıyorlar. Kaldı ki bu üçüncü köprü, dört gidiş dört geliş ve ortasında da raylı sistemi olan bir üçüncü köprü. Şu anda inşaatı başladı devam ediyor. İnşallah, 2015 sonu gibi bu proje yetişecek.

Aynı Boğaz'da, Boğaz'ın altından raylı sistem; Marmaray. Çok engellediler, 4 yılımızı oradan yediler ama şu anda bitme noktasına geldi. 29 Ekim Cumhuriyet kutlamalarını inşallah Marmaray'ın açılışıyla yapacağız bu yıl. Muhteşem bir eser. Pekin'i Londra'ya bağlıyoruz bununla. Türkiye böyle bir görev üstlendi. Bitmedi, onun biraz güneyine iniyoruz. Biraz daha güneyinde, iki tüp üst üste oradan da otomobil geçişlerini yapacağız. Yine deniz altından. Yani Ahırkapı'dan geleceğiz, Haydarpaşa'nın arkasından çıkacağız. Bütün bunlar niye oluyor? İstanbul'un ulaşımını çözelim, modern İstanbulumuz'u modern Türkiye'nin her zamanki gibi taçlı, taçlandırılmış bir şehri olarak inşa edelim. Bunlar hızla devam ediyor. 2015'te onu da açacağız. 2015 çok farklı bir süreç. 2023'e hazırlıklarımızın çok ciddi yürümesi lazım. Çünkü Cumhuriyetin 100. yıldönümü kutlamalarında, dünyanın ilk 10'u arasına girmiş bir Türkiye inşa etmek istiyoruz. Bunu sizlerle yapacağız. Hep beraber yapacağız."

İstanbul'a yapılan yatırımları aktarmayı sürdüren Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nin karşısında yer alan Piyer Loti'yi işaret ederek, şöyle devam etti:

"Arkamda Piyer Loti, şu Piyer Loti bir marka. Belediye başkanlığımda oraya çıkmaya hiç kimsenin ayakları elvermezdi. Niye? Berbat bir yerdi. Orada öyle loş bir kahvehane, yolu, şusu, busu hiç bir şeyi yok. Biz bir adımı attık. Dedik ki biz Piyer Loti'yi ihya edeceğiz. Adımı attık, önümüze bir çok engeller çıktı. 'Yapamazsın, yaptırmayız' dediler, gösteriler, şunlar bunlar falan filan... Biz kamulaştırmamızı da yaptık istimlaklarımızı da, her şeyimizi yaptık. Şu anda gayet güzel bir Piyer Loti çıktı. Arkadan Eyüp Belediyemiz de oraya teleferiği yaptı. Şimdi telefereği de var. Piyer Loti çok nezih bir yer oldu ve oradan Haliç'i gayet güzel bir şekilde temaşa etme imkanı doğdu.

Onu da geçelim; İstanbullu bütün kardeşlerim bilir, şu anda bulunduğumuz bu mekan, özellikle Haliç Kongre Merkezi'nin olduğu yer, mezbahaneydi. Ben bu civarda doğdum büyüdüm. Kasımpaşa'nın sırtlarında. Yolumuz hep buradan geçerdi. Şimdi burada siz daire alamazsınız. Daire fiyatları burada artık tavan yaptı ama burada 10 yıl önce gelip daire almaya kalksaydınız gayet ucuzdu. Çok çok küçük rakamlarla burada ev sahibi olabilirdiniz ama şimdi olay böyle değil.

Acaba diyorum biz yanlış mı yaptık. Buraya, İstanbulumuz'a, Haliç Kongre Merkezi'ni kazandırmakla yanlış mı yaptık. İşte bu Haliç Kongre Merkezi bakın bütün şu yaz mevsiminde boş akşamı yok. Aynı anda bütün salonlar dolu. Düğünler, yemekler, kongreler ne ararsan var. Niye? Belediyenin böyle bir kongrenin merkezi, şartlar çok daha farklı. Bütün bunlarla İstanbul canlanıyor, hareketleniyor. düşünce ufku artıyor.

Böyle bir noktaya vardık ve bütün bunların yanında az önce gerçi Kadir bey (Toptaş) söyledi de bir şeyi unuttu. O nedir? Bana profesörler -hocalarım kusura bakmasınlar bu akşam burada değerli hocalarımız var- 'Burayı ancak toprakla dolduracağız aksi takdirde buranın çamurunu boşaltırsanız adeta iki dağ bir biriyle kucaklaşır' dediler. 'Benim derdim burayı temizlemek. Bana bu noktada çare üretin, çözüm üretin. Bilimadamı sizsiniz. ben uygulayıcıyım, siyasetçiyim.

Siyasetçi sadece ufuk çizer, danışmanları bilimadamları içini doldurur; yapılması gereken bu' dedim. Maalesef aynı şeyde direndiler. Sağolsun dışarıdan da bilgiler aldık. Sonunda bir Türk firmamız dedi ki, ben şöyle buradan boşaltacağımız çamuru taşıyacağımız yeri gösterin. Biz de kendilerine Alibeyköy'de, taş ocağını verdik. Ben tabi şunu düşündüm, kamyonla filan taşıyacaklar bu çamuru.

Fakat öyle güzel bir teknoloji ortaya koydular ki adeta petrol hattı gibi buradan oraya bir boru hattı döşediler, yaklaşık 9 kilometre ve bu boru hattından buradaki bir pompa aracıyla bu çamuru oraya pompaladılar. Orada da rahat anlaşılması için söylüyorum adeta bir tülbent gibi, o tülbentin üzerinden o balçığı süzdüler ve katı tabaka orada kaldı, sıvıyı tekrar Haliç'e pompaladılar. Buradan yaklaşık 2.5 milyar metreküp çamur çıkardılar. Bakın kokudan geçilmeyen şu Haliç artık kokusu olmayan bir Haliç haline geldi. Bitmedi ama sağolsun Belediye Başkanımız Kadir bey de bu proje için çok önemli bir ayak olan Boğaz'ı Haliç'i bağlama kısmı önemliydi ve Boğaz tünelle Haliç'e bağlandı. Şimdi Boğazdan Haliç'e su geliyor."

Boğaz'dan Haliç'e can suyu projesiyle Haliç'te canlı varlığının yeniden oluştuğunu aktaran Erdoğan, şöyle dedi:

"Hailç'teki iki köprü de hergün tıklım tıklım oltacılarla dolu. Niye? İşte bundan dolayı. Çevrecilik bu. Biz bunun adımlarını atık. Aynı şekilde çok daha önemli adımlardan bir tanesi, bakın şimdi bir yeni proje. Dev bir proje. O da Kasımpaşa'dan Halıcıoğlu'na kadar bu bölgede tersaneler bölgesini, inşallah muhteşem bir projeyle ihaleye çıktık. Şimdi burada oteller olacak, burada yat noktasında inşallah güzel bir yaklaşım merkezleri olacak, bütün bunların içinde bir çok sosyal etkinliklerin yapılabileceği alanlar olacak ve bu proje Haliç'in bu yakasına ayrı bir canlılık getirecek. Bunun ihalesi yapıldı. Şimdi onay safhasında. Onayladığmız andan itibaren de buranın yapımı başlayacak. Öyle zannediyorum ki 3 yıl içinde de bu bitecek. Bu da bittiği anda Haliç her iki yanıyla, hakikaten çok muhteşem bir hale gelmiş oluyor. Böylece bizler İstanbulumuz'un güzelliklerine güzellik katmaya devam etmiş oluyoruz."


Bağcılar-Başakşehir metro hattı


Konuşmasında, yakın zamanda hizmete açılan Bağcılar - Başakşehir - Olimpiyatköy metro hattına değinen Erdoğan, vatandaşın sadece yerin üstüne yapılanı görmemesi gerektiğini belirtti. Erdoğan, yerin altına yapılan metro hatlarıyla İstanbul'un farklı bir çehreye kavuştuğunu anlatarak, "2023'e kadar 720 kilometreye İstanbul'da metro olarak ulaşmış olacağız. Projeler bunu gösteriyor. Bütün bu adımlar, ufku olanlar içindir. Ufku olmayanlar bu adımları çizemez. Bizim bir de derdimiz var, aşkımız var, İstanbul sevdamız var. Bu İstanbul sevdamızı hiç bir şey engelleyemez" diye konuştu.

İstanbul'a Central Park benzeri bir park yapılması konusunda kamuoyunda çıkan söylentileri anımsatan Erdoğan, İstanbul'a Central Park benzeri bir parkın değil, bir şehir parkının yakışacağını söyledi. Erdoğan, birilerinin taklit edilmesine gerek olmadığını, gerekirse birilerinin bizi taklit etmesi gerektiğini ifade etti.

- Zeytinburnu'da yapılacak şehir parkı

Erdoğan, Zeytinburnu'nda Veli Efendi Hipodromu'nun arkasında 500 dönümlük arazide yapılacak olan şehir parkı sayesinde bölgenin nefes alacağını kaydetti.

Parkın dışında söz konusu alanda ciddi bir kentsel dönüşümün de yapıldığını anımsatan Erdoğan şunları söyledi:

"Onlar da hızla devam ediyor. Bunun yanında bir yeşil alanın da olmuş olması İstanbulumuz için ayrı bir zenginlik. Hiç unutmuyorum, göreve geldiğimizde E-5'te, TEM'de ağaç görmek hak getire, yoktu. Yaptığımız kampanyalarla İstanbulumuzu E-5'inde TEM'de orta refüjlerindeki ağaçlar, hep o zamandan dikilmiş ağaçlardır. Bugün artık bakıyorum ağaçların dibinde piknikler yapılıyor. Bu hale geldik. Türkiye genelinde 2 milyar 800 milyon ağaç diktik. Bunun 2 milyarı fidandır, 800 milyonu 3 yaş ve üzeri ağaçtır. Bunları niye yapıyoruz? Yeşile olan sevdamızdan dolayı yapıyoruz. Çünkü bu ağaçlar bizim için soluktur, nefestir. Bunları yapmaya devam edeceğiz. Bunun aksi düşünülemez." 

İstanbul'un değer verilmesi gereken yönleri, denizi, yeşili ve havası olduğunu belirten Erdoğan, onu farklı kılacak şeyin ise yapılaşması olduğunu aktardı. Erdoğan, bu amaçla dikey mimariden uzaklaşıp yatay mimariye geçilmesi gerektiğini dile getirerek, "Son zamanlarda bu konuda da güzel gelişmeler olduğunu görüyorum" dedi.

- "Hepimizin gideceği yer 2 metreküplük bir çukurdur"

Halkın her şeyden öte birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz birbirimizi niçin seveceğiz? Veya niye seviyoruz? Makamdan, mevkiden para puldan ötürü mü seviyoruz? Hep söylüyorum. Türküyle Kürtüyle Lazıyla Çerkeziyle Gürcüsüyle Abazasıyla Boşnağıyla Romanıyla vesaire. Biz, birbirimizi Yunus'un diliyle 'Yaratılanı, Yaradandan ötürü severiz' anlayışıyla seviyoruz. Bunu başarmaya mecburuz. Hepimiz için ölüm haktır. Cumhurbaşkanı, başbakan, milletvekili, belediye başkanı, trilyoner olsak da hepimiz için ölüm hak. Bu makamlar bizi kurtarmayacak, bu paralar pullar bizi kurtarmayacak. Hepimizin gideceği yer 2 metreküplük bir çukurdur. Yakınlarınız da sizinle beraber sürekli kalmaz, oraya defnederler sonra çekip giderler. Bayramdan bayrama uğrarlarsa öp de başına koy. Olay bu, öyleyse bu kavga niye? 'Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş meğer' diyor Baki, öyleyse bu kubbede hoş bir sada bırakmak, aslolan budur. Bunu başarmamız lazım."

Başbakan Erdoğan, hizmetin ve hayrın peşinde koşulması gerektiğini ifade ederek, buna rağmen yakıp yıkmayla uğraşıldığını söyledi. İnşa etme, dikme ve yatırımların çoğaltılmasının önemine değinen Erdoğan, herkese iş imkanı sağlayacak şekilde adımlar atılmasının gerektiğini dile getirdi. 

Terörün kan kokan ellerinden Türkiye'nin bıktığını kaydeden Erdoğan, çözüm süreciyle bu sıkıntının üstesinden gelineceğini söyledi.

Erdoğan, bu süreç içinde destek verenlerin de iftar programında yer aldığını anımsatarak, onlara teşekkür etti. Ramazanın 20. gününün de geride kaldığını anımsatan Erdoğan, bayramın Türkiye, İslam dünyası ve herkese hayırlar getirmesini temenni ederek sözlerini noktaladı.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS